PDA

Tüm Versiyonu Göster : Necip Fazıl Kısakürek


Sayfalar : 1 [2]

artı_1.5_oy
11-08-2007, 22:40
Hiç Mi Hiç

Sayılarda çoğalmak, niçin, ne olmak için?
Bir tek hiçtir çarpışı, kırk milyona bir hiçin...

sinanoğlu
11-08-2007, 22:42
O Bahçeler

Adımın o bahçeler, her gün anıldığı yer;
O bahçeler, yalanın bile yanıldığı yer...

Hasret

Hasretim, her tümseğin, her çatının ardında;
Kelimenin üstünde, cümlelerin altında...

Hey

Neye baksam aynı şey,neyi görsem aynı şey...
Olan sensin,hey gidi Hakikat Sultanı hey!

Vatan

Bu dünya bir benzeyiş, bir vatanı andırış;
Ve göz, görmediğine kendini inandırış!...

sinanoğlu
11-08-2007, 22:44
Çocuk

Annesi gül koklasa,ağzı gül kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk...

Çocukta,uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
Karıncaya göz atsa "niçin, nasıl?" ve hayret...

Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür;
Biz akıl tutsağıyız,çocuktur ki asıl hür.

Allah diyor ki:"Geçti gazabımı rahmetim!"
Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...

Bugün ağla çocuğum,yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!

İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
Çocukların kalbinde işler zaman rakkası..

İmamlarnEfendsi
11-08-2007, 22:45
http://www.zekirdek.com/forum/showthread.php?t=26775&highlight=Necip+Faz%FDl+K%FDskak%FCrek

Aynı konu burda varken neden açılır ki bir daha?

sinanoğlu
11-08-2007, 22:46
Ölünün Odası

Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm…

sinanoğlu
11-08-2007, 22:49
Kaldırımlar

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa karışan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.

Kara gözler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum.
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

Lufimacafi
11-08-2007, 22:50
Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun, Ölümüde öldüren Rabb'e secdeler olsun. ...

sinanoğlu
11-08-2007, 22:51
Kaldırımlar 2

Başını bir gayeye satmış kahramanlar gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

f a h iş e yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükut gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları.

sinanoğlu
11-08-2007, 22:54
Kaldırımlar 3

Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayâlini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir an, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime, der.

Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına ram oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde, soyunan bir karaltı.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan.

Türk_kızı
11-08-2007, 23:31
"Hayatım, başından beri muazzam birşeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. BİRİNİ...
O, kim mi?
Allahın Sevgilisi...
Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedîlik sarayının paslanmaz tâcı...
Tek dâva O'nu bulmakta, bulduracak olanı bulmaktaydı.
Binbir istikamette seke seke, sağa sola büküle büküle, renkten renge bulana bulana, hiçbir şeyden habersiz ve insandaki bedava emniyet ve bedahat saadeti karşısında şaşkın, hep o BİR etrafında helezonlar çizen bir hayat...
Benim hayatım budur!!
Necip Fazıl Kısakürek

.....
Ne görsem ötesinde hasret çektiğim diyar.
Kavuşmak nasıl olmaz mademki ayrılık var.
N.F.K

Üstadı saygıyla ve rahmetle anıyoruz.....




.

baby07
11-08-2007, 23:34
AYNALAR

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.

NECİP FAZIL KISAKÜREK

selcukbas
11-08-2007, 23:34
HATRINA DÜŞECEĞİM

Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında uzun uzun
Ağlayacaksın Ağlayacak.!

Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline Ay'da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik
Kahrolacaksın...!

Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir Şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!

Gönlünden atamadığın gibi kafandan da
Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!

Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kaleminde işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın.!

NECİP FAZIL KISAKÜREK

AdaletBakanı
11-08-2007, 23:35
Surda bir gedik açtık mukaddesmi mukaddes,
Ey kahpe rüzgar, artık ne yönden esersen es!

sıla_uA
11-08-2007, 23:36
Olunun Odasi


Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmis;
Yerde ciplak bir gomlek, korkusundan dirilmis.
Sutbeyaz duvarlarda, civilerin golgesi;
Artik ne bir citirti, ne de bir ayak sesi...
Yatiyor yataginda, dimdik, upuzun, olu;
Ustu, boynuna kadar bir carsafla ortulu.
Bezin ustunde, ayak parmaklarinin izi;
Mum alevinden sari, baygin ve donuk benzi.
Son nefesle gogsu bos, eli uzanmis yana;
Gozleri renkli bir cam, mihli ahsap tavana.
Sarkik dudaklarinin ucunda bir cizgi var;
Kucuk bir cizgi, kucuk, tutreyen bir an kadar.
Sarkik dudaklarinda asili titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmis cirpinamadan.
Bu benim kendi olum, bu benim kendi olum;
Bana geldigi zaman, boyle gelecek olum...

sinanoğlu
11-08-2007, 23:37
DAYAN KALBİM


Seni dağladılar, değil mi kalbim,
Her yanın, içi su dolu kabarcık.
Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.

Sensin gökten gelen oklara hedef;
Oyası ateşle işlenen gergef.
Çekme üç beş günlük dünyaya esef!
Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!

baby07
11-08-2007, 23:37
HEP BU AYAK SESLERİ

Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri,
Dolaşıyor dışarda, gün batışından beri,
Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime,
Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan,
Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan,
Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırdılar!
Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar,
Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden,
Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden,
Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu,
Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu
Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım
Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım,
Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya,
Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya

NECİP FAZIL KISAKÜREK

sinanoğlu
11-08-2007, 23:39
GECEYE ŞİİR


Kalbim bir çiçektir,gündüzler ölgün;
Gelin,gelin,onu açın geceler!
Beni yadedermiş gibi,bütün gün
Ötün kulağımda,çın,çın,geceler!

Geceler çekmeyin benim için hüzün,
Gelin siz,ruhumu tenimden süzün;
Bırakın naşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alın da kaçın geceler!

sinanoğlu
11-08-2007, 23:40
HER NEFESTEN


göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
affet senden habersiz aldığım her nefesten...


TAM OTUZ YIL


Tam otuz yıldır saatim işlemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...

MiT_NiCk
11-08-2007, 23:42
Malum, Osmanlı’dan nefret eden torunlar vardır Türkiye’de. Büyük fikir babası Necip Fazıl Kısakürek bu konu hakkında bir çift söz söyler:

“Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür!”

sinanoğlu
11-08-2007, 23:42
KURTULUŞ BESTESİ


Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.

Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.

sinanoğlu
11-08-2007, 23:45
DAĞLARDA ŞARKI SÖYLE


Al eline bir değnek,
Tırman dağlara, söyle!
Şehir farksız olsun tek,
Mukavvadan bir köyle.

Uzasan, göğe ersen,
Cücesin şehirde sen;
Bir dev olmak istersen,
Dağlarda şarkı söyle!

sinanoğlu
11-08-2007, 23:52
YOLCULUK


Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, nerdeyse güneşin sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

Altımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumulu, aramaktayım.

Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, şimdi bir başka ev var:
Avlusu karanlık, suları tadsız.

Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
Yangın varmış gibi yukarı katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!

Başım, artık onu taşımak ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgarların çektiği yana...

selcukbas
12-08-2007, 00:13
Bknz. Necip Fazıl sürekli Nazım Hikmet'le kıyaslanır.. Necip Fazıl, Nazım Hikmet için ''şair kumaşından yapılmış'' demiştir.. Nazım Hikmet cezaevinde yatarken Necip Fazıl ziyaret etmiştir ve aralarında geçen diyalog şöyledir:

Necip Fazıl: "Nazım, benim rejimim olsa seni asardım. Fakat bu hiçlik rejiminde (inönü devri) fikirsiz ve imansız insanların seni süründürmesinden müteessirim. Onun için ziyaretine geldim."

Nazım Hikmet: "Benim de rejimim olsa, ben de seni asardım. Sonra da darağacının başında ağlardım. Seni anlıyorum, bil ki bu soylu tarafının daima takdircisi kalacağım."

fatura
12-08-2007, 11:52
Maraş'lı bir soydan gelen Necip Fazıl'ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti.İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde
(Askeri Deniz Lisesi) tamamladı.

Lisedeki hocaları arasında dönemin
ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki) , İbrahim Aşki gibi isimler vardı.

İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu.

Paris'te geçen bohem günlerinden sonra, Türkiye'ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı.

Bir Fransız okulu, Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde
hocalık yaptı(1939-43) .Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.

Şairliğe ilk adımını 12 yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı.Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü
yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı.

Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı
yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekilerkadar takdir toplamayı sürdürdü.

Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur.Bohem hayatını en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz.Necip Fazıl'ın hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar.

Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür.Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.

Necip Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü, çıkardığı dergilerle düşünce hayatımıza kattığı zenginlik ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir.Haftalık Ağaç dergisi(1936,17 sayı)
dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur.

Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada
yüzlerce yıl hapsi istendi,163. maddeye aykırı bulunan yazıları ve kimi zaman da bulunan bahanelerle birkaç yılda bir hapse mahkum oldu.

Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır.Sık sık kapatılan ve çeşitli bahanelerle toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımlandı.

Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi
müstear isimler kullandı.1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferaslarla büyük ilgi topladı.Başta İdeolocya Örgüsü
(1959) olmak üzere düşünce eserleriyle kültür hayatımıza verdiği büyük hizmet, diğer tüm yönlerini bile geride bırakacak üstünlüktedir.

1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı (1981) , Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almıştır.Ayrıca Türk Edebiyatı Vakfı'nca 1980'de verilen beratla 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır.

bosnak emre
12-08-2007, 12:13
her ne kadar reddetıgını soylesede hatta konusunun acılmasından nefrette etse ben necıp fazıl ın eskı sıırlerını de okumak ıstıyorum bunları nerden bulabılrım yardımcı olabılırmısın ?

sinanoğlu
16-08-2007, 22:07
Bknz. Necip Fazıl sürekli Nazım Hikmet'le kıyaslanır.. Necip Fazıl, Nazım Hikmet için ''şair kumaşından yapılmış'' demiştir.. Nazım Hikmet cezaevinde yatarken Necip Fazıl ziyaret etmiştir ve aralarında geçen diyalog şöyledir:

Necip Fazıl: "Nazım, benim rejimim olsa seni asardım. Fakat bu hiçlik rejiminde (inönü devri) fikirsiz ve imansız insanların seni süründürmesinden müteessirim. Onun için ziyaretine geldim."

Nazım Hikmet: "Benim de rejimim olsa, ben de seni asardım. Sonra da darağacının başında ağlardım. Seni anlıyorum, bil ki bu soylu tarafının daima takdircisi kalacağım."
üstüne söylencek söz yok...

tesekkürler hocam bu hatırlatma için;)

burnak
16-08-2007, 22:18
BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

matraxçı_pınar
17-08-2007, 15:43
nazım hikmet sunay akın can yücel atilla ilhan severim ama necip fazılın şiirlerinden pek hoşlandığım söylenemez zevkler ve renkler tartışılmazmış

_ZoR_
17-08-2007, 15:45
BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
bayılıyorum ya bu şiire...müthiş...

adawada
17-08-2007, 16:17
Ne hasta bekler sabahi
Ne taze oluyu mezar
Ne de seytan bir gunahi
Seni bekledigim kadar...

Geçti istemem gelmeni
Yoklugunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar...

bu şiiri ezbere bilirim çok güzel wala diil mi?

vendetta
17-08-2007, 21:35
Ne hasta bekler sabahi
Ne taze oluyu mezar
Ne de seytan bir gunahi
Seni bekledigim kadar...

Geçti istemem gelmeni
Yoklugunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar...

ben bu şiiri bi aşk hikayesinde duymuştum ve kime ait oldugunu araştırdım.sonunda O büyük söz üstadıyla tanışmış oldum..

matraxçı_pınar
27-08-2007, 13:31
ben necip fazıl kısaküreğin şiirlerinden hoşlanmıyorum hoşlananlara da saygı duyuyorum

neatcatcher
27-08-2007, 13:33
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın

mtl
27-08-2007, 13:39
GÜNAH
Sana şah damarından da yakın Allah,
Günah mı dedin, ondan uzağa düşmek günah...

BÜYÜK RANDEVU
Büyük randevu...Bilmem nerede saat kaçta?
Tabutumun tahtası, bilmem hangi ağaçta?

zırtapoz_
27-08-2007, 13:40
akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu
gönül gönlü bulsaydı bozkırda gül olurdu..
NFK

öyle bir devim ki ben hakikatte pireyim
bir delik gösterinde utancımdan gireyim
NFK

çok sevdiğim şiir ve beyitlerinden sadece ikisi.....

kardelen1
27-08-2007, 13:48
KALDIRIMLAR

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa karışan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasini kolluyor yildirimlar.
Bu gece yarisinda iki kisi uyanik:
Biri benim, biri de uzayan kaldirimlar

Icimde damla damla bir korku birikiyor;
Saniyorum her sokak basini kesmis devler,
Simsiyah camlarini uzerime dikiyor
Gozleri cikarilmis bir ama gibi evler

Kaldirimlar, istirap cekenlerin annesi
Kaldirimlar, icimde yasamis bir insandir.
Kaldirimlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldirimlar, icimde uzayan bir lisandir.

Bana dusmez can vermek yumusak bir kucakta,
Ben bu kaldirimlarin emzirdigi cocuğum.
Aman sabah olmasin bu karanlik sokakta,
Bu karanlik sokakta bitmesin yolculugum
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;

Iki yanimdan aksin bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi ac köpekler isitsin;
Yolumda bir tak olsun zulmetten tas kemerler.

Ne isikta gezeyim, ne goze görüneyim;
Gündüzler size kalsin, verin karanlikları.
Islak bir yorgan gibi iyice buruneyim,
Örtün, üstüme ortun serin karanliklarI

Ahmet Ak
27-08-2007, 13:55
SAKARYA TÜRKÜSÜ

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat?

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Necip Fazıl KISAKÜREK

emin_e
27-08-2007, 14:00
ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
seni beklediğim kadar

geçti istemem gelmeni
yokluğunda buldum seni
bırak vehmimde gölgeni
gelme artık, neye yarar?

*****
Bir merhamettir yanan, daracık odaların
İsli lambalarında, isli lambalarında.

Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış,
Küflü aynalarında, küflü aynalarında.

Atılan elbiseler, boğazlanmış bir adam,
Kırık masalarında, kırık masalarında.

Bir sırrı sürüklüyor terlikler tıpır tıpır,
İzbe sofalarında, izbe sofalarında.

Atıyor sızıların çıplak duvarda nabzı,
Çivi yaralarında, çivi yaralarında.

Duyuluyor zamanın tahtayı kemirdiği
Tavan aralarında, tavan aralarında.

Ağlayın, aşinasız, sessiz can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında.

kardelen1
27-08-2007, 14:01
ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP
Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...

Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.

Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!

Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.

Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!

Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...

Duvar,katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?

Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...

Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı,Allah'a açık

Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış

Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
İplik ki incecik,örer boşluğu

Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!

Sen bir devsin,yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir

alielkktu
27-08-2007, 14:06
onun için kelimeler yetersiz cümleler anlamsız kalıyor keşke aynı dönemde yaşasaydık

different-08
27-08-2007, 14:13
necip fazıl HİKAYEEE....mutlaka okuyun...............

necip fazıl ve nazım hikmet bugünkü bazı köşe yazarları gibi birbirlerine kendi köşelerinden göndermeler yapıyordu. necip fazıl dönemin ortadoğu(zaman) gazetesinde yazıyordu nazım hikmet ise cumhuriyet gazetesindeydi yine atışmaların birinde necip fazıl dayanamıyor ve şöyle yazıyordu:NAZIIIMM SEN O KALEMİ AL MÜSAİT Bİ YERİNE SOK!!!...bunun karşısında şok olan nazım hikmet dava açmaya karar verir..dava günü geldiğinde taraflar karşı karşıya gelir ve hakim sorar sen böyle bi yazı yazdın mı necip bey der? necip fazıl koltuğunun altındaki ortadoğu gazetesini kaldırarak evet hakim bey yazdım işte burda da kanıtı der...hakim e o zmn bu bi suç ve bunun cezası şudur diyecekken necip fazıl araya girer ve şu tarihi cümleyi kurar:HAKİM BEY BEN MÜSAİT Bİ YER DERKEN CEBİNİ VEYA ÇANTASINI KASTETMİŞTİM SİZİN EDEBİYAT ANLAYIŞININZ BELDEN AŞAĞIYSA BEN NAPIYIM!!!!der ve ilk mahkemede beraat eder. mahkeme çıkışı nazım hikmet e bir kez daha:NAAZIIIIMM SEN YİNE DE O KALEMİ AL MÜSAİT Bİ YERİNE SOK!!!


not:lise 3 deki edb. hocamız anlatmıştı peh bee bi solukta yazdım:)))

dido_karamel
27-08-2007, 17:00
necip fazıl HİKAYEEE....mutlaka okuyun...............

necip fazıl ve nazım hikmet bugünkü bazı köşe yazarları gibi birbirlerine kendi köşelerinden göndermeler yapıyordu. necip fazıl dönemin ortadoğu(zaman) gazetesinde yazıyordu nazım hikmet ise cumhuriyet gazetesindeydi yine atışmaların birinde necip fazıl dayanamıyor ve şöyle yazıyordu:NAZIIIMM SEN O KALEMİ AL MÜSAİT Bİ YERİNE SOK!!!...bunun karşısında şok olan nazım hikmet dava açmaya karar verir..dava günü geldiğinde taraflar karşı karşıya gelir ve hakim sorar sen böyle bi yazı yazdın mı necip bey der? necip fazıl koltuğunun altındaki ortadoğu gazetesini kaldırarak evet hakim bey yazdım işte burda da kanıtı der...hakim e o zmn bu bi suç ve bunun cezası şudur diyecekken necip fazıl araya girer ve şu tarihi cümleyi kurar:HAKİM BEY BEN MÜSAİT Bİ YER DERKEN CEBİNİ VEYA ÇANTASINI KASTETMİŞTİM SİZİN EDEBİYAT ANLAYIŞININZ BELDEN AŞAĞIYSA BEN NAPIYIM!!!!der ve ilk mahkemede beraat eder. mahkeme çıkışı nazım hikmet e bir kez daha:NAAZIIIIMM SEN YİNE DE O KALEMİ AL MÜSAİT Bİ YERİNE SOK!!!


not:lise 3 deki edb. hocamız anlatmıştı peh bee bi solukta yazdım:)))
süper bu yaaa:)) işte üstad bu :))

sincapx
27-08-2007, 17:16
Yavuz Bülent BAKİLER ;

Türkçe'yi güzel konuşmayı iyi bilin bir şahış;

Güzel kouşmayı nereden mi öğrenmiş Necip FAZIL'ın Serisini okumuş işte

ordan..

Necip fazıl akılları dünya dışına taşıyan dizeri ile ünlü şairimiz.

http://www.necipfazil.com/ adlı site Necip Fazıl ı anlatan bir

site...Niye...Gençlik girsin diye...


bende Üstadın yazmış olduğu bütün kitapları okuma gayretindeyim,itiraf etmeliyimki her hitabı ayrı bir baş yapıt,okudukça insanın okuyası geliyor.
iyiki vardın üstadım...

kübra aktaş
27-08-2007, 23:00
necip fazıl HİKAYEEE....mutlaka okuyun...............

necip fazıl ve nazım hikmet bugünkü bazı köşe yazarları gibi birbirlerine kendi köşelerinden göndermeler yapıyordu. necip fazıl dönemin ortadoğu(zaman) gazetesinde yazıyordu nazım hikmet ise cumhuriyet gazetesindeydi yine atışmaların birinde necip fazıl dayanamıyor ve şöyle yazıyordu:NAZIIIMM SEN O KALEMİ AL MÜSAİT Bİ YERİNE SOK!!!...bunun karşısında şok olan nazım hikmet dava açmaya karar verir..dava günü geldiğinde taraflar karşı karşıya gelir ve hakim sorar sen böyle bi yazı yazdın mı necip bey der? necip fazıl koltuğunun altındaki ortadoğu gazetesini kaldırarak evet hakim bey yazdım işte burda da kanıtı der...hakim e o zmn bu bi suç ve bunun cezası şudur diyecekken necip fazıl araya girer ve şu tarihi cümleyi kurar:HAKİM BEY BEN MÜSAİT Bİ YER DERKEN CEBİNİ VEYA ÇANTASINI KASTETMİŞTİM SİZİN EDEBİYAT ANLAYIŞININZ BELDEN AŞAĞIYSA BEN NAPIYIM!!!!der ve ilk mahkemede beraat eder. mahkeme çıkışı nazım hikmet e bir kez daha:NAAZIIIIMM SEN YİNE DE O KALEMİ AL MÜSAİT Bİ YERİNE SOK!!!


not:lise 3 deki edb. hocamız anlatmıştı peh bee bi solukta yazdım:)))


işte budur yaaa.bayılıyorum şöyle hazır cevap olmalarına...süperdi.sagolasın..

BÜYÜK İSKENDER
28-08-2007, 01:59
Büyük bir şair...

BÜYÜK İSKENDER
28-08-2007, 02:03
CANIM İSTANBUL


Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Necip Fazıl Kısakürek


Necip Fazıl'ı kimse İstanbul kadar sevemez...

prettygırl
28-08-2007, 02:07
CANIM İSTANBUL


Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Necip Fazıl Kısakürek


Necip Fazıl'ı kimse İstanbul kadar sevemez...

ya tek bu alemde desem yalan olmaz ustad lakabının hakkını vermiş daha söylenecek söz mü var:)

Dişimçürüdüü
28-08-2007, 02:10
GÜNAH
Sana şah damarından da yakın Allah,
Günah mı dedin, ondan uzağa düşmek günah...

BÜYÜK RANDEVU
Büyük randevu...Bilmem nerede saat kaçta?
Tabutumun tahtası, bilmem hangi ağaçta?
üstada bak ya...

Dişimçürüdüü
28-08-2007, 02:11
"Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek
İstiklal Savaşı başlarında ve Maraş'ta düşmanlar tarafından
başörtüsü çekilip düşürüldüğü için başlayan milli şahlanışın ruhuna tükürmektir"

NFK



Byüküsün üstad...

gerçekten büyüksün

BÜYÜK İSKENDER
28-08-2007, 02:19
ya tek bu alemde desem yalan olmaz ustad lakabının hakkını vermiş daha söylenecek söz mü var:)
Gerçekten öyle...

pokahantes
28-08-2007, 02:31
Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, "padişahlık propagandası yapmak " gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatılmış ve kendisi de suçlanarak mahkemeye sevkedilmişti

Necip Fazıl’ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir şekilde:

İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?" diye cevap vermişti

B.Y.
28-08-2007, 02:33
Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, "padişahlık propagandası yapmak " gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatılmış ve kendisi de suçlanarak mahkemeye sevkedilmişti

Necip Fazıl’ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir şekilde:

İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?" diye cevap vermişti
Boşuna mı Üstad diyoruz ona...
Cevap mükemmel.

ÇilekeşÇarık
28-08-2007, 02:37
Bu dert senden Allah'ım çekeceğim, nâçarım..
Senden sana sığınır, senden sana kaçarım..!

pokahantes
28-08-2007, 02:40
Büyük Doğu Gazetesi çıktığı zamanlarda bir gün ekonomik durumun kötülüğünden dolayı baskı tesisinde hiç kağıt ve mürekkep kalmamış ÜSTAD gazeteye geldiğinde orada çalışanlar üzgün bir vaziyette hiç birinden ses çıkmaz bir vaziyetteymiş ÜSTAD sorduğunda söylemek istememişler ama ısrar ettiğinde üzülerek söylemişler.
ÜSTAD sormuş hiç kağıt yokmu diye hayır demişler. Tekrar sormuş bir tane daha yokmu demiş. oradakiler şaşırarak evet bir kaç kağıt var demişler. Hiç mürekkep yok mu? diye sormuş onlarda yine şaşırarak bir şişe var demişler.
daha sonra ÜSTAD bir kağıda gazeteyi bastırmış ve daha sonra diğer malum gazetelerin yazı işlerine telefonla kendi gazetesini ihbarda bulunmuş tabi onlarda gazeteyi nöbetçi savcılığına bildirmişler. ve nöbetçi savcıda gazetenin o sayısını toplattırmış. Ertesi gün çıkan gazeterlede Büyük Doğu toplatıldı yazmış yani ekonomik sebeplerden dolayı çıkamadı denilmemiş

prettygırl
28-08-2007, 02:41
Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah'tan nasıl korkmaz, insan O'nu sever de...

prettygırl
28-08-2007, 02:42
Aynalar

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti

BÜYÜK İSKENDER
28-08-2007, 02:43
Malum üstadımızın gençliğinde daha doğrusu kısa bir döneminde yanlışları olmuş. Daha sonra hidayet yolunu görünce elini ayağını çekmiş.Bir gün bir gazeteci üstadın acı geçmişini ona hatırlatarak yere vurmaya çalışmış.

"Efendim sizin gençlik yıllarınızda böyle yanlışlarınız oldu şimdi ne oldu da hidayete erdiniz,geçmişinizi ne çabuk unuttunuz ? demiş.

Üstad burda mührünü basıyor;

"Ben geçmişimi dürdüm,büktüm ve kaldırıp çöpe attım,bu çöpleri ise ancak Kediler ve Köpekler karıştırır....!"

pokahantes
28-08-2007, 02:44
Kayseri'deydik, Büyük Doğu teşkilatında... Bir adam getirdiler, "şununla iki kelime konuş!" dediler bana... Adam geldi. Elinde sigara, Ramazan günü... Anladım ne tip olduğunu...

Hitap ettim:

"- Sigaranı at da öyle gel karşıma!"

Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin... Günün hemen bütün formülleri gibi...

O da aynı şekilde cevap verdi:

"- Allah'ın bildiğini kuldan niye saklıyayım?"

Bu umumî formül...

Devam ettim:

"- Allah senin tenasül aletin olduğunu da biliyor. Niye saklıyorsun?"

Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi. "- Senin bu susman mağlûp olman değildir. Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah'ın bilmediği bir şey olabilir mi?.. O her şeyi biliyor. Yalnız senin, Allah'ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım... Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!.."

Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu isimli konferansından iktibastır...

pokahantes
28-08-2007, 02:47
Bir edebiyat toplantısı sırasında Nazım sahnede şiir okur ve akabinde oturan topluluk içinde bulunan Üstad'ı sahneye davet eder. Üstad sahneye çıkar.Üstad'a şöyle bir teklifte bulunur;

-Birtane ben kendi şiirimden okuyayım, bir tane de sen kendi şiirinden oku.

Üstad kendi şiirini okumayı pek doğru bulmadığını söyler ve şöyle der;

-Ben senin şiirinden bir tane okuyayım sen de benimkilerden bi tane oku

Nazım bu teklifi kabul eder ve başlar Üstad'ın 'Ölünün Odası' şiirini okumaya. Şiir biter salonda bir alkış patlar. Sıra Üstad'a gelmiştir. Üstad da nazımın sonu 'in-çık, çık-in" şeklinde biten bi şiirini düz bir şekilde okur. Üstad şiiri bitirir. Salonda derin sessizlik.

Üstad nükteyi patlatır, noktayı koyar;

-Bak nazım! Benim gibi adam senin şiirini okuyor yine de bişey olmuyor.

pokahantes
28-08-2007, 02:50
üstadımız bir salonda konferans yaparken sahneye birisi hıyar (tabiri caizse) atmış. üstad eline alıp şu cevabı vermiş ' birisi buraya kimliğini attı'

harika ya....

B.Y.
28-08-2007, 02:52
Malum üstadımızın gençliğinde daha doğrusu kısa bir döneminde yanlışları olmuş. Daha sonra hidayet yolunu görünce elini ayağını çekmiş.Bir gün bir gazeteci üstadın acı geçmişini ona hatırlatarak yere vurmaya çalışmış.

"Efendim sizin gençlik yıllarınızda böyle yanlışlarınız oldu şimdi ne oldu da hidayete erdiniz,geçmişinizi ne çabuk unuttunuz ? demiş.

Üstad burda mührünü basıyor;

"Ben geçmişimi dürdüm,büktüm ve kaldırıp çöpe attım,bu çöpleri ise ancak Kediler ve Köpekler karıştırır....!"
Bununla ilgili Üstad'ın Esselam eserinde şöyle bi vasiyeti var. Aynen aktarıyorum:
"İslama pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında, hatta küfre kadar gidenler ise, çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı, her birinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için, nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir: 'Koca Hazreti Ömer, bile Allah'ın Rasülünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabilerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir. Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuş mudur?' Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır."

BÜYÜK İSKENDER
28-08-2007, 03:03
Bununla ilgili Üstad'ın Esselam eserinde şöyle bi vasiyeti var. Aynen aktarıyorum:
"İslama pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında, hatta küfre kadar gidenler ise, çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı, her birinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için, nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir: 'Koca Hazreti Ömer, bile Allah'ın Rasülünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabilerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir. Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuş mudur?' Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır."
Çok güzel örneklemiş gerçekten...
Her zaman söylüyorum insanlar geçmişleri yüzünden hakarete uğrayamazlar diye ama görüyosun bugün herkesi geçmişi yüzünden nerdeyse öldürecekler...

Dediğin gibi boşuna üstad denmedi ona...Allah rahmet eylesin...

pokahantes
28-08-2007, 03:19
Üstad’a sorarlar:”Üstad özel arabanız yok mu?” keskin zekâ küpünün verdiği cevap hikmet doludur:”Ona en son bineceğiz.”

Dişimçürüdüü
28-08-2007, 03:26
Üstad’a sorarlar:”Üstad özel arabanız yok mu?” keskin zekâ küpünün verdiği cevap hikmet doludur:”Ona en son bineceğiz.”
vay süpermiş:)

rockpeace
28-08-2007, 03:31
Üstad’a sorarlar:”Üstad özel arabanız yok mu?” keskin zekâ küpünün verdiği cevap hikmet doludur:”Ona en son bineceğiz.”
üstad işte budur :)

Çirkefbahçe
29-08-2007, 12:08
Aklımı ve kalbimi hep sağ elime verdim
Görevi olmasaydı sol kolumu keserdim
(N.F.KISAKUREK)

crazyofhandsome
29-08-2007, 12:16
Malum üstadımızın gençliğinde daha doğrusu kısa bir döneminde yanlışları olmuş. Daha sonra hidayet yolunu görünce elini ayağını çekmiş.Bir gün bir gazeteci üstadın acı geçmişini ona hatırlatarak yere vurmaya çalışmış.

"Efendim sizin gençlik yıllarınızda böyle yanlışlarınız oldu şimdi ne oldu da hidayete erdiniz,geçmişinizi ne çabuk unuttunuz ? demiş.

Üstad burda mührünü basıyor;

"Ben geçmişimi dürdüm,büktüm ve kaldırıp çöpe attım,bu çöpleri ise ancak Kediler ve Köpekler karıştırır....!"

DAĞITMIŞ RESMEN YA SÜPERÖTESİ MÜKEMMEL Bİ CVP!

TEKkişiLikHAREM
29-08-2007, 12:22
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
en sevdiğim buuuuu

Çirkefbahçe
29-08-2007, 12:25
O ERLER Kİ ...

O erler ki, gönül fezasındalar,
Toprakta sürünme ezasındalar.
Yıldızları tesbih tesbih çeker de,
Namazda arka saf hizasındalar.

İçine nefs sızan ibadetlerin,
Bir biri ardınca kazasındalar.

Günü her dem dolup her dem başlayan,
Ezel senedinin imzasındalar.

Bir ân yabancıya kaysa gözleri,
Bir ömür gözyaşı cezasındalar.

Her rengi silici aşk ötesi renk;
O rengin kavuran beyzasındalar.

Ne cennet tasası ve ne cehennem;
Sadece Allah'ın rızasındalar.

Necip Fazıl Kısakürek

BÜYÜK İSKENDER
29-08-2007, 14:30
O ERLER Kİ ...

O erler ki, gönül fezasındalar,
Toprakta sürünme ezasındalar.
Yıldızları tesbih tesbih çeker de,
Namazda arka saf hizasındalar.

İçine nefs sızan ibadetlerin,
Bir biri ardınca kazasındalar.

Günü her dem dolup her dem başlayan,
Ezel senedinin imzasındalar.

Bir ân yabancıya kaysa gözleri,
Bir ömür gözyaşı cezasındalar.

Her rengi silici aşk ötesi renk;
O rengin kavuran beyzasındalar.

Ne cennet tasası ve ne cehennem;
Sadece Allah'ın rızasındalar.

Necip Fazıl Kısakürek
Mehmet süpersin kardeşim...

anise
29-08-2007, 16:06
Kainatta ne varsa .. Suda yaşadı önce..

Üstümüzden su geçer.. Doğunca ve ölünce..

B.Y.
11-09-2007, 02:06
Aklımı ve kalbimi hep sağ elime verdim
Görevi olmasaydı sol kolumu keserdim
(N.F.KISAKUREK)
Hepsi güzel hepsi özel...

lovely_hiphop
11-09-2007, 02:08
. . . namaz vaktinden başka yolunu gözlediğim . . .

lovely_hiphop
11-09-2007, 02:11
ikinizinde ne eş ne arkadasınız var
sukut gibi münzevi çığlık gibi hürsünüz
yanınızda tasıdıgınız bir kuru basınız var
onu da hangi diyar olsa götürürsünüz...

myd_61
11-09-2007, 02:12
Genclige güvenip vakit cok erken derken,
Belki elveda bile diyemezsin giderken...

lovely_hiphop
11-09-2007, 02:14
ölüm güzel şey bu dur perde ardından haber
hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber

nightmare19
11-09-2007, 02:48
Bir edebiyat toplantısı sırasında Nazım sahnede şiir okur ve akabinde oturan topluluk içinde bulunan Üstad'ı sahneye davet eder. Üstad sahneye çıkar.Üstad'a şöyle bir teklifte bulunur;

-Birtane ben kendi şiirimden okuyayım, bir tane de sen kendi şiirinden oku.

Üstad kendi şiirini okumayı pek doğru bulmadığını söyler ve şöyle der;

-Ben senin şiirinden bir tane okuyayım sen de benimkilerden bi tane oku

Nazım bu teklifi kabul eder ve başlar Üstad'ın 'Ölünün Odası' şiirini okumaya. Şiir biter salonda bir alkış patlar. Sıra Üstad'a gelmiştir. Üstad da nazımın sonu 'in-çık, çık-in" şeklinde biten bi şiirini düz bir şekilde okur. Üstad şiiri bitirir. Salonda derin sessizlik.

Üstad nükteyi patlatır, noktayı koyar;

-Bak nazım! Benim gibi adam senin şiirini okuyor yine de bişey olmuyor.


:)
Seviyorum seni üstadım... :)

betüş_19
12-09-2007, 17:13
Sana şah Damarindan Daha Da Yakin Allah
Günahm Mi Dedin?ondan Uzağa Düşmek Günah.
N.f.k.

selfberry
12-09-2007, 17:17
Dokuz köyden kovmak istedikleri dokuz köyün sahibi olan ruhumuzun intikamını sana havale ediyoruz ya Müntakim ALLAH!..

lenin
25-04-2008, 23:10
..Su iner yokuşlardan basamak basamak..
Benimse alın yazım yokuşlarda susamak..
(;

Kaldırımlar'dan sonra en beğendiğim şiiri..

donjuan_88
25-04-2008, 23:19
..Su iner yokuşlardan basamak basamak..
Benimse alın yazım yokuşlarda susamak..
(;

Kaldırımlar'dan sonra en beğendiğim şiiri..

Kaldırımlar'ın bestelenmiş hali de benim çok hoşuma gidiyor...
Her dinlediğimde aynı güzellik...
Funda Arar'dan :

http://youtube.com/watch?v=5RIvngcQTWc

halkekmek
25-04-2008, 23:25
bir gün mahkemede kendisine yapılan asılsız suçlamalara dayanamarak ayağa kalkan üstat eliyle tüm salonu göstererek :
_"bu mahkemedekilerin yarısı salaktır" der

hakim çok sinirlenir ve sözünü geri alıp özür diilemesini söyler

üstad :
_"peki bu özür dilerim bu mahkemedekilerin yarısı salak değiildir"

GÜLGEÇ
26-04-2008, 00:42
Bahtiyar Beyin odaya girdiğini fark etmemişim. İlk sözlerini de bu yüzden tam seçemedim. “Ay evlâdım, hoş gelmişsin!” cümlesini yakalamıştım ve “hoş bulduk” diyerek elini öpmüştüm. Daha önceden onunla konuşacağım şeyleri baştan sona defalarca tekrar ettiğim halde, hiçbirisini hatırlayamamış ve mahcubiyetle masada kulaklarıma kadar kızarmış bir şekilde oturmuştum. O dakikada Dostoyevski’nin karakterlerinden biriydim en fazla. Sıkıldığımı anlamış olacak, belki biraz da havayı yumuşatmak için:

–Bu yaşta, bu kadar derinlere dalmak pek iyi değildir. Yoksa memleketini mi özledin? dedi gülerek. Gene konuşamadım ve
–Herhalde, diyebildim yalnızca
–Herhalde öyle olacak.

Tebessümünü bozmadan masadaki bir dosyayı açıp kağıtları kurcalamaya başladı. Uzunca boyluydu; biraz da zayıf vücudu onu öyle gösteriyordu. İyi tıraşlı yüzündeki derin çizgilerinde, gergin kaşlarında ve gözleri altındaki halkalarında ızdırabı görmemek imkânsızdı. Saçları gür ve parlak denecek kadar beyazdı. Alnının üzerindeki bölüm daha uzundu ve kabarık biçimde geriye doğru yatırılmıştı. Konuşmasıyla yer yer bu beyaz uzun perçemler alnına dökülüyordu. Gergin kaşları altındaki kısılmış siyah gözler, mahcup ve daha ziyade ağlamaklıydı. Size bakarken bile çok uzakları izlediği hissi uyandırıyorlardı. Bakışları donuklaştığı vakitlerde, bu çizgiler de iyice derinleşiyorlardı.

–Ne kadar da çok Necip Fazıl’a benziyorsunuz, deyiverdim kendimi tutamayarak. Gene güldü:
–Bunu söyleyen ilk sen değilsin, dedi sonra.
–Daha evvel de Türkiye’den her gelen bana bunu söyledi. Ben de bir kitabını istettim. Anladım ki bizim sadece yüzlerimiz değil, fikirlerimiz de birbirine benziyor. Evet gerçekten büyük şair. Ne hazindir ki bizler Yahya Kemal gibi Akif’i de Necip Fazıl’ı da yeni öğrenebildik. Bize müsaade edilen Nazım Hikmet, Aziz Nesin ve de Yaşar Kemal gibi birkaçıydı. Sevdiğimiz Türkiye’yi ve güzelim Anadolu Türkçesini de onların eserlerin arasında bulmaya, ve buldukça da eski bir sevgiliye kavuşmuş gibi sevinmeye çalışmıştık. İşte Türkiye bunlar demekti.

Sonra bana kitaplığı göstererek:

–Bak, Bak, Çile orada; baş köşede! dedi.
Kiril harfleri ile daktilodan geçirilmiş birkaç sayfalık nüshayı çıkararak, bu makalenin Mehmet Akif hakkında yazıldığını ve eksiksiz bir şekilde Türkiye Türkçesine aktarılması gerektiğini söyledi. Hocanın yanında yanlış yapmaktan çekinerek, yazılarının zaten anlaşılabilir nitelikte olduğunu, üslubun da bu aktarma işiyle bozulabileceği endişelerimi ilettim. O da bana, zaten çalışmayı beraber yapacağımızı, yazıların en son kendi kontrolünden geçeceğini söyleyince rahatladım. Daha sonra da yazıyı alıp müsaade istedim.

Ömr-ü hayatımda beklemelerin en dert olduğu dakikalardan birini de, yazıları aktarıp bilgisayar çıktılarını şoförüyle göndermemin peşinden yaşadım. Birkaç saat sonra da bana gelen telefonu endişeyle açtığımda, telefondaki ses onundu. Makalenin yeni halini çok beğendiğini hiçbir değişikliğe gerek olmadığını yeni çalışmalar için de hemen yanında olmamı istiyordu.

http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=225&yagmur=bolum2&sid=16&kat=14

pirim bahtiyar vahabzade ... ne çirkeftir bir şairin şiirlerinin okunamaması ...ne çirkef edebiyata yapılan sansür ...

noumanga17
26-04-2008, 01:33
Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında uzun uzun
Ağlayacaksın Ağlayacak.!

Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline Ay'da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik
Kahrolacaksın...!

Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir Şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!

Gönlünden atamadığın gibi kafandan da
Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!

Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kaleminde işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın.!

witchss
26-04-2008, 02:19
NERDESİN

Ne hasta beklerdi sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bi günahı
Seni beklediğim kadar

Geçti, istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık, neye yarar.
{Necip Fazıl Kısakürek}

EnUzunGece
26-04-2008, 03:10
NERDESİN

Ne hasta beklerdi sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bi günahı
Seni beklediğim kadar

Geçti, istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık, neye yarar.
{Necip Fazıl Kısakürek}
cıks..
ı-ıh...

Nerdesin değil o!

Beklenen
(;
**
bi de fark ettim ki;

Ne hasta bekler sabahı... (;

Bana Anne Deme
14-05-2008, 16:31
Necip Fazıl şiirlerini yazarken odasına kapanır ihtiyaşları dışında hiç odasından çıkmazmış...yine şiir yazdığı bi günde Nazım Hikmet ziyaretine gelmiş kapıyı çalmış...üstad kapıyı açmış Nazım onu saçları sakallarına karışmış görünce şöyle demiş :
- üstad ne bu saç sakal keçiye dönmüşsün ?
üstad duvara dönmüş ve Nazım Hikmet'e cevap vermiş :
- şimdi de duvara döndüm

EnUzunGece
14-05-2008, 18:31
Necip Fazıl şiirlerini yazarken odasına kapanır ihtiyaşları dışında hiç odasından çıkmazmış...yine şiir yazdığı bi günde Nazım Hikmet ziyaretine gelmiş kapıyı çalmış...üstad kapıyı açmış Nazım onu saçları sakallarına karışmış görünce şöyle demiş :
- üstad ne bu saç sakal keçiye dönmüşsün ?
üstad duvara dönmüş ve Nazım Hikmet'e cevap vermiş :
- şimdi de duvara döndüm
peh (:

bunun Mehmet Akif'lisi var bi de..
-maymuna dönmüşsün
-şimdi de duvara döndüm

gibi (:

yani her şair, yazar da bunu demez ki bence (:

Nazım Hikmet ve Necip Fazıl 2 üstaddır..
Nazım olduğu için bu anekdotta atlamadım yani (:

len-in
14-05-2008, 19:05
Necip Fazıl şiirlerini yazarken odasına kapanır ihtiyaşları dışında hiç odasından çıkmazmış...yine şiir yazdığı bi günde Nazım Hikmet ziyaretine gelmiş kapıyı çalmış...üstad kapıyı açmış Nazım onu saçları sakallarına karışmış görünce şöyle demiş :
- üstad ne bu saç sakal keçiye dönmüşsün ?
üstad duvara dönmüş ve Nazım Hikmet'e cevap vermiş :
- şimdi de duvara döndüm
Şiirlerinin muhteşemliği hafife alınmaması gereken iki ustadır Nazım Hikmet ve Necip Fazıl. Teşekkürler(;

Seni dağladılar, değil mi kalbim,
Her yanın, içi su dolu kabarcık.
Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.




Sensin gökten gelen oklara hedef;
Oyası ateşle işlenen gergef.
Çekme üç beş günlük dünyaya esef!
Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!

chelebi
19-05-2008, 02:50
Mehmed'im sevinin başlar yüksekte;
Ölsek de sevinin, eve dönsek de.
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte...

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir.
Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir.

fart-ı hassas
19-05-2008, 03:01
insandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
hamallık ki, sonunda ne rütbe var, ne de mal,
yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

sakarya turkusu ne anlamlı bır sıırdır..

sinan_0618
19-05-2008, 03:05
Üstad bambaşka alemlerin insanı ya. Her şiiri insanı derinliklere götürüyor. Neleri düşünüyordu da yazıyordu bu şiirlerini acaba hep merak etmişimdir. üstadı rahmetle anıyorum

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

kelebekçi
23-05-2008, 01:44
doğumunun 104. yılında Şairlerin sultanı, büyük mütefekkir, aksiyon adamı, keskin kalem, Üstad necip fazılı sevgi, hürmet ve rahmetle anıyorum.

bir adam 3 hece, N_F_K
unutma unutturma!

simarik_35
23-05-2008, 02:06
sairlerin sultani necip fazil kisakurek...
onu tanimak onu anlamak sultanus suara necip fazil kisakurek kitabindan gecer...
okuyun-taniyin-anlayin :)

ceylan52
23-05-2008, 16:34
Kader;beyaz kağıda sütle yazılmış yazı...
Elindeyse sıyır gelde beyazdan beyazı....

ressul
23-05-2008, 16:47
Sırda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes...
Ey kahpe rüzgar artık ne yönden esersen es...

halkekmek
23-05-2008, 18:06
şiirlerine hiç bir yorum yapılamayacak kadar usta bu şairin aslında irtica meraklısı ve gerici düşünceleri olmasaymış daha çok sevecektim ama kader utansın.ülkeyi geriye götürmeye ant içmiş zavallı düşüncelerin esiri olmuş bir ahmak.
Necip Nazıla sormuşlar neden size gerici diyorlar diye üstatda demişki :

"burayı bir parkur olarak düşünün bizler atletleriz bir yarışma düzenlenmiş ve koşuyoruz biz rakiplerimize bir tur fark attık arkalarındayız onlarda arkalarına bakıp geride olduğumuzu düşünüyolar "

bilmem üstat lafı oturtabıldimi ? :))

melekliYumurta
24-05-2008, 01:04
bir gün mahkemede kendisine yapılan asılsız suçlamalara dayanamarak ayağa kalkan üstat eliyle tüm salonu göstererek :
_"bu mahkemedekilerin yarısı salaktır" der

hakim çok sinirlenir ve sözünü geri alıp özür diilemesini söyler

üstad :
_"peki bu özür dilerim bu mahkemedekilerin yarısı salak değiildir"

bu hadise, osman yükselin meclisteki hıyar olayı değil mi ?

kaya1
24-05-2008, 02:08
Edebiyatı çok güçlü Çöle inen nuru okudunuzmu? Peygamberimizin (sav)hayatını destansı bir şekilde anlatıyor.Her gün bir şiirini okumak insanın ruhunu geliştirir herhalde. selamlar

makinacı41
24-05-2008, 21:06
sabr?n sonu selamet
sab?r hayra alamet
bela sana kahretsin
sen belaya selam et

Felâh m?, onda felâh,
Silâh m?, onda silâh.
Sen de kim oluyorsun?
As?l sabreden Allah.

Sab?r, incecik s?rat;
Murat içinde murat.
Sab?r Hakka tevekkül.
Sab?r hakka itimat.

Sab?rla pi?er koruk,
Yerle bir olur doruk.
Sab?r, sab?r ve sab?r,
??te Kur'anda buyruk!

Bir s?r ki â?ikâre,
Avc? yenik ?ikâre.
Yaln?z, yaln?z sab?rda
Çaresizli?e çare...

scream88
24-05-2008, 21:36
Sokaktay?m, kimsesiz bir sokak ortas?nda;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanl??a saplanan noktas?nda,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapan?k;
Evlerin bacas?n? kolluyor y?ld?r?mlar.
?n cin uykuda, yaln?z iki yolda? uyan?k;
Biri benim, biri de serseri kald?r?mlar.
.
.
.
.
.
.
çok güzel yaaa.........

Minimalize
24-05-2008, 21:57
Necip Faz?l 17 Temmuz 1959'da Büyük Do?u dergisinde yay?mlanan bir yaz?s?nda

"Amerikan politikas?n? korumakla mükellefiz... Amerikan siyasetini tutmak
biricik yol... Amerika'dan nazl? bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz
olmal?. Yoksa bir Amerikan bahriyelisinin iki yana aç?k bacaklar? aras?nda
mütalaa etti?i kad?ndan ileri geçemeyiz. D?? siyasetimizde Amerikan siyaseti ve iç bünyemizde Amerikanizm politikas?n? kendimize tecezzi etmez (birbirinden ayr?lmaz) bir siyaset vahidine (tekli?ine) göre ayarlamakta büyük ve her i?e hâkim bir mânâ gizlidir."

Bunun d???nda nurculuktan tutun zaza milliyetçili?ine kadar Devlet muhalefetli?i yan?nda yer alm?? bu ba?lamda Amerika'n?n siyasetini gütmü?tür.Say?n Vural Sava?'?n 'Türkiye Cumhuriyet'i Çökerken' adl? eserinde,Necip Faz?l'?n siyasi yelpazede ani dönü?ünün Amerika ba?lant?l? oldu?u ima edilmektedir.

Atatürkçü çizgiden sap?p Amerika''dan "nazl? bir sevgili muamelesi" görmemize raz? olmasayd?; Nurcular, Nak?ibendiler ve tüm siyasal ?slâmc?lar, Necip Faz?l K?sakürek''i bu kadar benimser ve öve öve göklere ç?kar?rlar m?yd? acaba?

1930'da irtican?n Menemen'de kahraman ?ehidimiz Kubilay'? katletmesinin akabinde necip faz?l k?sakürek ?unlar? söylemektedir:


Al?nt?:
"Vatan?m?z?n kalbimize en yak?n bir kö?esinde daha dün dü?man bayra??ndan temizledi?imiz bir meydan? (Menemen/ Kubilay ' ?n ?ehit oldu?u olay) bugün ''inna fetehnaleke'' yazal? zift ruhlu bir irtica aleminden temizliyoruz.(...) ?rtica, yata??m?z?n ba?ucundaki bir bardak suya kar??t?r?lan zehirdir."





Not: Al?nt? Yap?lm??t?r.


Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tart?lan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babam?n iskeleti;
Ne yapt?k, ne yapt?lar mukaddes emaneti?
Ah! küçük hokkabazl?k, sefil aynal? dolap;
Bir ?apka, bir eldiven, bir maymun ve ink?lap!

N.F.K. (1947 )

Kendisini hiç sevmem.. ?iiri güzeldir , güzel olmas?na ama.. Kendisi bir Atatürk dü?man? ve anti Cumhuriyetçidir.. Ben bir Türk olarak bu ülkede ya?am?? ama ya?ad??? rejimi , ülkesinin kurtaran?n? kötülemi? bir insan? ho? kar??lam?yorum..

kar kraliçem
29-05-2008, 12:37
Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...

”Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik...



Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah’ın, Kur'ân'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...



Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak “Mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...



Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün dâvacısı bir gençlik...

Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında "Hâkimiyet Hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakk’a kölelikte bulan bir gençlik...



Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!" ; Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebette bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...



Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan ve bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslâm’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...



“Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert "Ben varım!" cevabını verici, her ferdi "Benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...



Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...



Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik...



Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, müzahrefat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmişesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek destanlık bir meydan savaşı içinde ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...



Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek Müslümanlığın “ne idüğünü ve nasılını” gösterecek bir gençlik...



Tek cümleyle, Allah’ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, sarınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...



Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır!



Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahpe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..”



Necip Fazıl Kısakürek

sincapx
06-06-2008, 14:54
Vefatının 25. yıl dönümünde üstad Necip Fazıl'ı özlem,hasret ve minnetle anıyorum...Allah c.c ondan razı olsun,rahmetini merhametini ondan ve bizden esirgemesin...


Allah diyene

Her şey, her şey şu tek müjdede;
Yoktur ölüm, Allah diyene
Canım kurban, başı secdede,
İki büklüm, Allah diyene

Akıl, kırık kanadı hiçin;
Derdi gücü ‘nasıl’ ve ‘niçin’…
Bağlı, perçin üstüne perçin,
Benim gönlüm Allah diyene…

Necip Fazıl Kısakürek

SErock
06-06-2008, 16:49
cocukken haftalar bana asırdı
derken saat oldu
derken saniye
ilk düsünce beni yokluk ısırdı
sonum yokluk olsa bu varlık niye...
N.F.K.

Dream_demons
14-06-2008, 17:39
Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;

Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!

İsterseniz hayat aşını verin;

Sayılı nimetler bal olsa yemem!

Ey akıl, nasıl da delinmez küfen?

Ebedi oluşun urbası kefen!

Kursa da boşluğa asma köprü, fen,

Allah derim, başka hiçbir şey demem

hilal_gs
14-06-2008, 17:40
Ölüm güzel şey;budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?..

eraser-08
22-06-2008, 04:01
GECEYE ŞİİR

Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;
Gelin, gelin, onu açın geceler!
Beni yâdedermiş gibi, bütün gün
Ötün kulağımda, çın, çın, geceler!

Geceler çekmeyin benimçin hüzün,
Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;
Bırakın nâşımı yerde gündüzün,
Gölgemi alın da kaçın geceler!


sevdiiğim şiirlerindendir üstadımızın...

B.Y.
22-06-2008, 11:55
Öyle bir gün gelecek sabır göstermek dinde;
Kor tutmaya dönecek avucunun içinde.

romans1
22-06-2008, 12:14
ANNECİĞİM

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

ayakafaatankedi
23-06-2008, 17:03
medeniyet dediğin bedeni açmaksa eğer;desene hayvanlar bizden daha medeni....
necip fazıl ın sözü


medeniyet dedigin acmaksa bedeni desene hayvanlar bizden daha medeni...

necip fazıl' ın sözü diorsun öyle mi?? hımmm degişik....

kelebekçi
01-07-2008, 00:23
Bilmem kaçı kaç geçe, bilmem kaça kaç kala

Ya erkence, ya geççe, Sıram gelir hoppala.

Üstad necip fazıl.

şeytan evlat
01-07-2008, 01:53
necip fazıl hayranıyım

kader beyaz kağıda sutle yazılmış yazı
elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı


iyi bir oneri

rosefer
01-07-2008, 01:58
medeniyet dedigin acmaksa bedeni desene hayvanlar bizden daha medeni...

necip fazıl' ın sözü diorsun öyle mi?? hımmm degişik....
hakkaten garip...yoksa mehmet akif ersoy'un muydu????????

Tarıh-ı Dunya
01-07-2008, 02:46
en sevdiğim şiiri Sakarya
diğer şiirlerinden aynı tadı alamıyorum
Sakarya ayrı bir şey
yaşanması gerek

Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..



bu dava büyük Üstadım
ama ölmek var dönmek yok.

feyyaz_7
01-07-2008, 02:52
''Bir kız öğrenciyi başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek İstiklal Savaşı başlarında ve Maraş'ta, düşmanlar tarafından başörtüsü çekilip düşürüldüğü için başlatyan Milli Şahlanışın RUHUNA TÜKÜRMEKTİR''

Necip Fazıl KISAKÜREK

makinacı41
02-07-2008, 20:09
Sevdalın şu dağı del dese,koşar,delersin!
İş Allah’a geldi mi,gücün yok,sendelersin!

NFK

zeynep kayseri
02-07-2008, 21:56
Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki heryerde,,Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde.

vuslat_57
02-07-2008, 23:09
hakkaten garip...yoksa mehmet akif ersoy'un muydu????????



mehmet akifin sözü bu....


Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere...
N.F.K

fadimed
02-07-2008, 23:12
en sevdiğim şiiri Sakarya
diğer şiirlerinden aynı tadı alamıyorum
Sakarya ayrı bir şey
yaşanması gerek

Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..



bu dava büyük Üstadım
ama ölmek var dönmek yok.


aynen katılıyorum sakarya ayrı dinlerken bile tüylerim diken diken oluyor

lale nehar...
29-07-2008, 15:13
ARALIK KAPI

Bu dünya bir çömlek,havasız kuyu;
Daralıyorum,
Kelime manayı boğan bir gömlek;
Paralıyorum,
''Allah'' ismi varken lugat ne demek;
Karalıyorum
Kapımı,buyursun diye o melek
Aralıyorum...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

filiz_1905
29-07-2008, 15:14
vayyy bee supermiş sagol cnım

fethiyebalim
29-07-2008, 15:16
dışa bakanlar hayal kurar, içe bakanlar uyanış yaşar...

N.F.K

answer
29-07-2008, 15:16
NFK farkı =)

lale nehar...
29-07-2008, 15:17
dışa bakanlar hayal kurar, içe bakanlar uyanış yaşar...

N.F.K

Ooooo süpersin:):):):)

lale nehar...
29-07-2008, 15:20
Ne görsem ötesinde hasret çektiğim diyar,
Kavuşmak nasıl olmaz madem ki ayrılık var...

NFK.

fethiyebalim
29-07-2008, 15:23
Ooooo süpersin:):):):)

Ya sorma bizim zamanımızda yaşamasını çok isterdim, kapısında pas pas olurdum.
O nasıl bir yürek...

lale nehar...
29-07-2008, 15:26
Ya sorma bizim zamanımızda yaşamasını çok isterdim, kapısında pas pas olurdum.
O nasıl bir yürek...

Evet ya şiirlerini ne kadar okusamda sıkılmıyorummm,harika bir şair,harika kişilik...Keşke görebilseydik...Konuşabilseydik...

fethiyebalim
29-07-2008, 15:30
FEZA PİLOTU

Yirminci yüzyılın ablak yüzlü pilotu
Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu ?

Bir odun parçasına at diye binen çocuk
Başında çelik kulaf, sırtında plastik gocuk.

Uzakları yenmiş Fatih edasındasın|
Dipsizliğin dibini bulmak sevdasındasın...

Allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış...
Farkında değilsin ki, Ay Dünya'ya bir karış.

Fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe;
Seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe.

Kavanozda, kendini deryada sanan balık;
Ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık;

Fezada 'Allah diye bir şey yok' iddiası
Gel gör, kaç füzeye denk, bir mü'minin duası;

Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler;
Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler.

Bilmediler; kalptedir, kalptedir asıl feza;
Kalptedir, olumsuzluk kefili kutsi imza.

Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not;
Bizdedir ve bizdedir Arş'a giden astronot,

Ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde,
Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.

Bizimkiler ışığa gem vururda binerler;
Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler..

NECİP FAZIL KISAKÜREK

lale nehar...
29-07-2008, 15:34
KALDIRIMLAR

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..

NECİP FAZIL KISAKÜREK

lale nehar...
29-07-2008, 15:35
BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

NECİP FAZIL KISAKÜREK

fethiyebalim
29-07-2008, 15:44
Kalıp değil bir fikir...
Elmas sorguçlu fakir;
Açıkta sırrı bakir;
Kadın...

Çölde kaçan bir serap;
Yönü kementli mihrap...
Madeni som ıstırap;
Kadın...

Dipsiz hasrete tuzak;
En yakınken en uzak....
Tadı zehrinde erzak;
Kadın...

Bir işaret, bir misal;
Ayrılık remzi visal...
Allah'a yol bir timsal;
Kadın...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

fethiyebalim
29-07-2008, 15:46
ANNECİĞİM

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

fethiyebalim
29-07-2008, 15:48
AŞK VE KORKU

Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah'tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

caviya
29-07-2008, 15:48
"Bu yagmur bir gün dinince
Aynalar yüzümü tanimaz olur.............................................. ......................"

caviya
29-07-2008, 15:50
"Kafesli evlerde aglar cocuklar
Odalarda aksam olurken henüz
O zaman gözümün önünde parlar
Burusuk burusuk aglayan bir yüz..."

silgi tozu
29-07-2008, 15:50
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir;
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!..

22Temmuzsivildarbe
29-07-2008, 15:52
AYNALAR

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.

22Temmuzsivildarbe
29-07-2008, 15:54
"Bu yagmur bir gün dinince
Aynalar yüzümü tanimaz olur.............................................. ......................"


Bu Yağmur / Necip Fazıl Kısakürek

Bu yağmur... bu yağmur... bu kıldan ince
Öpüşten yumuşak yağan bu yağmur...
Bu yağmur... bu yağmur... bir gün dinince.
Aynalar yüzümü tanımaz olur.

Bu yağmur kanımı boğan bir iplik
Tenimde acısız yatan bir bıçak
Bu yağmur yerde taş ve bende kemik
Dayandıkça çisil çisil yağacak.

Bu yağmur delilik vehminden üstün;
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün
Sulardan, seslerden ve gecelerden.

hayatın tadı
29-07-2008, 15:54
Rabbim, Rabbim, bu isin bildim neymis Turkcesi;
Senin askin atestir, atesin gul bahcesi..

Necip F. KISAKUREK


herkese hayırlı kandiller:)

lale nehar...
29-07-2008, 16:00
Rabbim, Rabbim, bu isin bildim neymis Turkcesi;
Senin askin atestir, atesin gul bahcesi..

Necip F. KISAKUREK


herkese hayırlı kandiller:)

Hayırlı kandiller canım(:

lale nehar...
29-07-2008, 16:02
HOKKABAZ
Marifetli hokkabaz kaldır başınıda bir bak
Gökte bir oynayan var yıldızlarla kaydırak...
NFK.

lale nehar...
29-07-2008, 16:04
ZEHİR*



Çocukken haftalar bana asırdı;
Derken saat oldu, derken saniye...
İlk düşünce, beni yokluk ısırdı:
Sonum yokluk olsa bu varlık niye?

Yokluk, sen de yoksun, bir var bir yoksun!
İnsanoğlu kendi varından yoksun...
Gelsin beni yokluk akrebi soksun!
Bir zehir ki, hayat özü fâniye...

Mayıs 1983

Son Şiiri

lale nehar...
29-07-2008, 16:10
YALNIZLIK
Yalnızlık bir fenerse,
Bende içinde ki mum,
Onu billur bir kase,
Gibi doldurur nurum...

Dışarıdan bana neler,
Getirir pervaneler
Pırıltılar,nağmeler
Renklerle eriyorum...
NFK.

lale nehar...
29-07-2008, 20:39
Bu ne hazin mesafe iki ten arasında
Bir hali dinleyenle,dinleten arasında...
NFK

B.Y.
30-08-2008, 22:16
Çocukken haftalar bana asırdı, derken saat oldu, derken saniye..
İlk düşünce beni yokluk ısırdı:sonum yokluk olsa bu varlık niye?

drophope
30-08-2008, 22:19
Nur yolunu tıkıyor yüzbir katlı gökdelen, Bir küçük iğne yok mu, şehrin kalbini delen?

Sharm El Sheikh
26-11-2008, 20:35
Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK’in Nazım Hikmet’e İlk Ve Son Hitabı


Nâzım Hikmet!
Nafile çabalıyorsun.
Sana kızmıyorum. Kızmıyacağım.
Hiç bir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklıyan kanserliye, hiç bir gardiyan, parmaklığı içinden kendisine deli diye bağıran çılgına, hiç bir hâkim darağacı önünde küfürler savuran mahkûma kızamaz.

Ben kendimi, ne kanser operatörü, ne deli gardiyanı, ne de ağır ceza hâkimi şeklinde görmüyorum. Fakat görüyorum ki her hareketim, seninle hiç de alâkadar olmadığı halde, ciğerine neşter gibi saplanıyor, seni delilerin parmaklığı gibi bir azap çerçevesine hapsediyor ve başının üstünde ip varmış gibi kudurtuyor. Beni, doktor, gardiyan ve hâkim şeklinde gören sensin! Senin bu halini sezer sezmez artık sana kızmıyorum. Merhamet ediyorum.

Sanma ki ben öfke kabiliyetini kaybetmiş bir adamım. İnsan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir. Bir hiç için ölçüsüz öfkeler duyacak kadar alıngan ve hassas bir mizaç taşıdığımı sen de bilirsin. Fakat bu öfke, iyi kötü bir kudreti, bir şahsiyeti, bir mesuliyeti kalmış insanlara ve hadiselere karşıdır. Sen mazursun.

Çünkü iflâs nedir, onu bütün hacmiyle idrak ettin.
O kadar yalnızsın ki, etrafında bir sürü (namı müstear) dan başka kimse yok. O kadar konuşulmuyorsun ki, isminden ancak kendi (namı müstear) ların bahsediyor. Eskiden herkesin dilinde bir problem gibi gezinmeyi tercih eder ve bir dedikoduya, bir ankete doğrudan doğruya iştirak etmeyi Greta Garbo esrarına aykırı bulurdun. Şimdi bir yerde anket oldu mu, kıymeti ve seviyesi nedir, hiç düşünmeden, kapısı önünde aç biilâç bekleşen yedi sekiz kişinin başına en evvel sen geçiyorsun ve sıranı kaybetmemek için kimbilir nelere baş vuruyorsun? Fıkraların baş sahifelerden moda sahifelerine atılıyor, gene yazıyorsun. Hatırlanmak şartı ile ne hakaretlere razı değilsin? Tükürüğü bile uzun zaman gıda edindin. Şimdi o da yok. Bir zamanlar, şiirlerinde (kıllı ve kalın) olduğunu ilân ettiğin sarışın ve pembe ensenden, şunun bunun tokat izleri bile uçmuş. Zaman seni değil, yüz karalarını bile götürmüş. Ne hazin bir manzaran var. Akşamları, beyoğlu sokaklarında, yüzlerinde kalın bir duvak, ayaklarında bir çift siyah bot, ellerinde köpek başlı bir şemsiye, ağır ağır geçen sabık Rum aşüfteleri bile senin kadar merhamete şayan değildir. Artık nefret vermiyorsun. Zamanın hainliği önünde insanları tefekkür ve merhamete çağırıyorsun.

Bundan bir kaç ay evvel Bâbıâlide, Ştaynburg lokantasında seninle şöyle konuşmadık mı:
Ben - Gazetelere yazdığın bu fıkraları nasıl yazıyorsun, bu kadar adileşmeye nasıl tahammül ediyorsun?
Sen - Ne yapayım, ekmek paramı kazanıyorum. Başka ne yapabilirim?
Ben - Kendinden ve haysiyetinden bu kadar fedakârlık edeceğine niçin potin boyacılığı etmeyi tercih etmiyorsun?
Sen - Potin boyacılığı etsem, bir şey zannederler de beni bu işten menederler.
Kendisini bu kadar saçma bir mazeretle teselli ediveren, hakikatte tesellisi olmıyan seninle görüyorsun ki ben hiç bir gün kavga etmedim. Sana selâm verdim. Sana acıdım. Bu kadar düşmene -acısını ben duyuyormuşum gibi- razı olmadım.
Şimdi bana -tam da senden bekliyebileceğim bir tarzda- çatıyorsun. Devlet günlerinde seni rakip diye almaya tenezzül etmeyen adam, bu perişan halinde sana nasıl tenezzül eder? Artık sen benim gözümde hiç bir şeyi temsil etmiyorsun. Ne hokkabaz şiirini, ne işporta komünizmanı, ne hile ustalığını, ne 24 saatlık reklâm açık gözlülüğünü... Senin nene mukabele edeyim?

Aynı ideoloji içinde vaktiyle sarma dolaş olduğun ve içlerinde fikirlerine taban tabana zıt olmama rağmen konuşulabilecek insanlar bulduğum gruplar, yani sana benden daha yakın zümreler bile seni, fikir ve sanat âdiliğinin, dolandırıcılığının prototipi diye gösteriyorlar. Bana ne düşer?

İşte açıkça söylüyorum: Ben senin kâbusun, geceleri uykuna giren umacın, her an yokluğunu hissettiren şeytanınım. Sana acıyorum. Fakat elimden ne gelir?
Çektiğin yokluk ıstırabına hürmeten, sana vaktile vermediğim şerefi veriyorum. Seninle ilk ve son defa olarak konuşuyorum. Fakat hepsi bu kadar. Dediğim gibi sen, bence artık mazursun. Seni affediyorum, ve ne yapsan affedeceğim. Bu vaade güvenerek istediğini yap! Sakın bu fırsatı kullanmamazlık etme!

Yalnız bil ki, sönmüş ve pörsümüş hüviyetine, o kadar muhtaç olduğun ve elde etmek için ne yapacağını bilemediğin hayatı nefhedemiyeceğim.
Ölü diriltmek ve müflis kurtarmaktan âcizim.

Benim hakkımda, içinde hapsettiğin şeylerin hacmini bilmiyorum. Rivayete göre üç perdelik bir piyes, rivayete göre bir roman...

Fakat sana karşı hiçbir taktiği kalmamış adamın, bütün bir samimiyet ve açıklıkla içini tasfiye etmesine rağmen söyleyebileceği her şey ve sırf sana hitap etmekle düşebileceği bayağılık burada toptan ve ebediyen nihayete eriyor.
İşte görüp göreceğin rahmet!

(11 Nisan 1936)

Sharm El Sheikh
26-11-2008, 20:49
Üstad’a para sorulduğunda Yahudiye, komünizme ve kapitalizma lanet etmekten başka bir cevap vermez.
İşte ‘Konuşmalar’ adıyla neşredilen kitabındaki sorulara cevap olarak verdiği fikirlerinden bazı satırlar:

Hep maneviyat dediniz.. Bir de para denilen bir şey var. Onunla aranız nasıl?

— Para hiç bir zaman benim için gaye olmadı. Halen ayda ikiyüz bin lira ile dönen bir evin reisiyim. Yetişmiş çocuklarım babalarının sırtındadır. Bir eserin hayatta para getirdiği ilk defa görülüyor. Ben seksenine gelmiş yaşta, bu yükün altındayım. Ama kendim bakımından sorarsanız bundan on sene evvel yapılmış kostümlerimin bir kaçından başka bir şey 'giymemişim, iskarpin de almamışımdır. Paraya hırsım yok. Ama olsaydı eğer, milyarla hesabı gerekirdi. Öyle tekliflerle karşılaştım.. Mahkeme zabıtlarına geçmiş teklifler vardır bunlar arasında..

Bir alış-veriş vasıtası olarak paranın mahiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?

— Bilmiyorum mizacınıza bunu neşretmek uygun düşer mi.. Para bir Yahudi icadıdır. Paranın teşkil ettiği zulme karşı anti kapitalizm keza Yahudi icadıdır. Velhasıl bu Yahudi garip şeydir. Tahribe memurdur. Nerede mükemmeliyet görürse mu tahrip eder. Marks, Yahudi-dir. Ama Yahudiye dehşetli çatar, çıfıt diye.. Acayip bir şey; tezi Yahudi, anti tezi Yahudi, sentezi Yahudi, analizi Yahudi.. Bu ince iştir.. Benim Abdülhamit'le ilgili kitabım okunursa pek çok sorunun cevabı bulunur.

1982- N.F.K- KONUŞMALAR

Sharm El Sheikh
26-11-2008, 23:37
İÇ VE DIŞ DÜŞMAN - YAHUDİ


Önce öz peygamberine ihânet eden tevhid bayraktarı Resûl ”Tûr-u Sînâ”ya çıkınca altundan buzağı yapıp ona tapmaya başlayan ve peygamber lânetine uğrayan , o..


Böylece , nebiler beşiği , üstün ırk İsrailoğulları içinden kopup fesad ve hiyânet madeni yeni bir kavim hâlinde dölleşen , asıl yahudiyi mayalandıran , artık hep öyle devam eden ve insanlığın başına belâ kesilen , o...

İçinden yetişmiş ve yeni ölçülerle gelmiş İsa Peygamberi dinsizlikle suçlayan , Romalılara gammazlayan ve Romalı askerlere kimin tutulacağıhı göstermek için havariler meclisinde onu yanağından öpmeye kadar alçalan (Yud’a Sem’um’un), o...

Derken babasız hak Peygamber Hazret-i İsa’nın hak dini içinden tahrif eden , yeni Peygamberi Allah’ın oğlu diye gösteren , ”baba – oğul – ruhulkudüs” küfrünü icad eden (Sen Pol) , o...

İslâm’da münâfıklığı mayalandıran , bütün bâtıl mezhepleri kuran , besleyen ve Kur’an’da Allah’ın lânetine hedef olan , o...

Dünyanın her tarafına yayılıp kene sessizliği içinde kanını emdiği her yerden atılan , sonunda İspanya’dan kovulan , sırtında ucu kurşunlu kamçıların iziyle Türkiye’nin kapısnı çalan , karalar ve denizlerin haşmetli imparatoru Kânûnî Sultan Süleyman’ın lütuf ve merhameti sayesinde yurdumuza sızan , en kısa zamanda Türk iktisadî hayatına hâkim olan (Yasef Nassi) , hatta bir kızını Kânûnî’nin oğluna nikâh ettirmeye kadar başaran (Nurbanu Sultan), derken Osmanlı tarihi boyunca yeniçeri fesadının baş âmili ”züyuf akçe = hileli para” mârifetini yürüten o...

Öbür taraftan da Türk vatanının en habis fesad ve hiyânet merkezi Selânik’ten kalkarak güyâ İslâm’ı kabul etmiş bir kafile hâlinde (dönmeler) Edirne ve İstanbul’a gelen ve bizi yahudi hüviyetiyle törpüleyişini bir de müslüman sıfatına bürülü olarak tecrübeye kalkan (Sabatay Sevi) , o...

Fransız ihtilâlinde , perde arkası en büyük rolü oynayan , ilk enflasyon parası Asinyayi çıkartıp ihtilâlin iktisâdî muvazenesini allak bullak eden , neticede bir yandan krallık öbür yandan İnkilap Fransası’nı , yâni sadece Fransa’yı batırmak emelini besleyen , o...

İkinci Abdulhamit devrinde İslâm dünyasının merkez noktalarından birine çivi çakmak için flistinde küçük bir toprak isteyen , buna karşılık Türkiye’nin bütün dış borçlarını (Düyunu Umumiye) ödemek teklifinde bulunan , fakat ulu Hakan tarafından teklifleri nefretle reddedilen , nihayet yüce hükümdarı Ittihat ve Terakki komitelerine düşürten , o....

Dünyada ilk defa parayı ve şişkin sermayeyi icad eden Kapitalizma , sonra (Karl Marks) marifetiyle onu tahrip eden,1917 komünist ihtilâlinde güdücüler arası yer alan (Troçki , Zinvoyef vesaire) , peşinden dünya çapında bir Yahudi filozofu Henri Bergson’a tahrip âletini tertip ettiren , netice olarak nerede ve hangi mezhep varsa bir taraftan kurduran ve bir taraftan yıkan , yâni kendi dışında insanlığı her türlü birlik ve yekparelikten uzaklaştıran , o...

Türk Millî Kurtuluş Hareketi Yunanlı’ya karşı zafere ulaşır ulaşmaz , Türk’ü ve onun şahsında İslâm’ı yok etme azmindeki Batı ülkelerinin üzerimize saldırmasını önlemek ve göstermelik istiklâlimizi sağlamak şartını İslâmdan arınmamıza ve mukaddesâtımızı feda etmemize bağlayan ve bunda muvaffak olan , yine o...

Nihâyet her yerde planını gerçekleştiren , bu arada Türkiye’de dilediği fuhuş , ahlâksızlık ve iktisâdî çöküş iklimini tutturan gizli imparatorluğun maketi minik İsrail devletini kuran , onunla İslâm âlemi ve petrol dünyasının en nâzik noktasına kazığını kakan , arı kovanı hummasıyla çalışan , çabuk seferber olmakta dünyada birinci orduyu meydana getiren , çevresinde kendisinden en asağı 10 misli büyük Arab âlemini iflâsa uğratan , o

Şu anda kolları karnının altında saklı bir ahtapot gibi , bir koluyla Suriye , öbür koluyla Irak, daha öbür kollarıyla da Kuveyt , Hicaz , Mısır ve Libya istikametlerini kollayan bu rolünün tahakkukuna zemin hazırlamak için bir dünya felâketine muhtaç bulunan , bunun için de Rus Amerikan rekabetini kızıştıran ve türeme – üreme yatağı emperyalizmayı besleyen, kısaca topyekûn medeniyetleri eritme yolunda büyücü kazanını durmadan karıştıran, yalnız, o

Yine o, hep o, yalnız o , dâima o...

Ve bu incelikleri kavrayamamak ve içyüzleri görememek bakımından memleketimiz , yine o , hep o , yalnız o , dâima o...


İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ SHF : 424

NECİP FÂZIL KISAKÜREK

Sharm El Sheikh
27-11-2008, 19:13
Ey Yahudi!

Nihayet Mescid-i Aksa’yı da yaktın ey yahudi
Asırlardır insanlığın ruhunu yaktığın gibi ey yahudi
Aya çıkarak göğe çıktığını sandın ey yahudi
Göğe çıktığına inanır inanmaz
Büyük Peygamberin göğe çıktığı yeri yaktın ey yahudi
Mescid-i Aksa’yı yaktın ey yahudi
Daha doğrusu yaktığını sandın ey yahudi
Senin yaktığın gökteki Mescid-i Aksanın ancak
gölgesidir ey yahudi
Senin yaktığın Mescid-i Aksanın ruhu değil,
Taş, toprak ve ağaçtan işaretidir ey yahudi
Ölüler gibi donmuş bizlere de
Belki Mescid-in ateşinden bir köz düşer de
Buzlarımız çözülür ey yahudi
Sen vaktiyle peygamberlere ihanet ettiğin gibi
Şimdi de
Onların en büyüğünün miraca çıkış noktasına
Göğe yükseliş noktasına ihanet ettin
Sen asıl kendi kurtuluşuna ihanet ettin
Mescid-i Aksanın ruhu yakılmaz
Yakılan ancak taş ve topraktır
Sen asıl kendini yaktın ey yahudi

Sen ancak kendi ruhunu ateşe attın
Cehennemleştirdin kendini ey yahudi

Kudüs’ü aldıktan sonra
Gazzede yapmadığın işkence kalmadıktan sonra
Demek Mescid-i Aksayı da yaktın ey yahudi
Utanmazlığını en son uca çıkardın
Tanrıdan çekinmediğini
İnançsızlığını
Kara yürekliliğini
Zulüm aşkını
Bir kere daha ilan ettin

Hakettiğin cezayı en şiddetli bir şekilde çekeceksin
ey yahudi
Sen kutsal Kudüs’ün ruhuna ihanet ettin
Peygamberlerin dediği bir kere daha olacaktır.
Sana haber verilen cezalar bir kere daha gelecektir
başına
Sen Süleyman Peygamberin ruhunu incittin ey yahudi
Davut Peygamberin ruhunu sarstın ey yahudi
Zebura ihanet ettin ey yahudi
Tevratın ve Zeburun
Musanın Davutun Süleymanın
Ve bütün kitapların ve bütün peygamberlerin
Gelmesini bekledikleri
Geleceğini haber verdikleri
Ve bütün kitapların ve bütün peygamberlerin
Evrene, insana, yere, göre ışık saçan
Büyük Peygamberin ayak bastığı yere
İmam olup bütün peygamberlere
Namaz kıldırdığı yere
İhanet ettin, aklınca hakaret ettin ey yahudi
Hakettiğin cezayı en şiddetli bir şekilde
çekeceksin ey yahudi
Büyük Peygamberin haber verdiği gibi
Sen cezanı çekerken
En vahşi taşların arkasına saklansan bile
Taşlar olduğun yeri haber verecek
Çünkü sen taşı bile yakacak kadar kinlisin ey yahudi
Sana hiç bir zarar vermemiş bir ümmet için
Sıkıştığın her sefer seni kurtaran
Seni koruyan
Acımasından ötürü senin kendisine sığınmanı
kabul eden
Kerim, cömert, mert bir ümmet için
İnsanlığın son ümidi bir ümmet için
En büyük kini duymaktasın
O fakir de olsa uludur
O mazlumdur
Sen onun ululuğunu ve mazlumluğunu, hakikat
taşıyıcılığını kıskanıyorsun ey yahudi
Bir gün gelecek azgınlığın sona erecektir
Kutsal Kudüs kurtulacak
Mescid-i Aksayı bu ümmet altından ve zebercetten
ve yakuttan
Yeniden yapabilecek bir kudrete erecektir
O gün Tanrının azabı senin için şiddetli olacaktır
Biz istesek bile seni ondan kurtaramıyacağız ey yahudi
Bize bu yapılanı yapan sen değilsin
Biz kendi cezamızı çekiyoruz
Sen de bir gün kendi cezanı çekeceksin ey yahudi
Sana yeryüzü lanet edecektir
Sana gökyüzü lanet edecektir ey yahudi
En kısa zamanda tövbe yolunu tutmazsan ey yahudi

(DİRİLİŞ DERGİSİ SAYI:1 1969)

Sharm El Sheikh
27-11-2008, 21:55
Üstad Necip Fazıl Kısakürek yahudi ırkı-musevi dini mensuplarına Kuran'ın Kerim'in okuduğu laneti okumuş ve onları hep çıfıt olarak nitelendirmiştir. Buna sebep çok. En önemlisi de Efendimiz Muhammed Aleyhisselamı defalarca öldürmeye kalkışmalarıdır. Üstad yahduilerin kötülüğünü 'Esselam' adlı Peygamberimiz(s.a.s) 'i anlattığı kitabında bir çok şiirle ifade etmiştir.



Yahudi

Nerde yahudi, nerde gerçek İsrail oğlu?
Yahudi, tıkayandır Allah'a giden yolu!
Aynı ırk mayasından, ayrı hamur, ayrı döl;
Sonra hep aynı parça, istersen milyona böl!
Yahudi, dölleşmesi, Resule hiyanetin;
Ve hedefi, Kur'ânda, Haktan gelen lânetin.
İlk defa hiyaneti, kendi öz nebisine;
İnsanlık yahudide şahit en habisine.
Evet, zehirlilerin zehirde en korkuncu!
İman kervanlarına pusu kurmuş soyguncu.
Medinede kuruldu, onunla münafıklık;
Peşinden, dümdüz giden yolda binbir sapıklık...
İlk iş, alçak bir tuzak bir Müslüman kadına.
Sürüldü Medine’den, bakamadan ardına.
Derken Nadr Resule karşı hile;
Tepelendi, andini tepeleyen kabile.
Nihayet yüzündeki kaatil peçeyi yırttı.
Küfrü İslâma karşı hizip hizip kışkırttı.
Mekkeye haber saldı: «Çabucak birleşelim!
Kaynaşıp tunçlaşalım, pişip demirleşelim!
Bizde kılıç, bizde ok, bizde at, bizde pusat;
Bu, gelişen İslâmı toslamaya son fırsat!
Yapışmanın zamanı, artık yakalarından;
Siz önlerinden vurun, biz de arkalarından!»
Yahudi kışkırtması bütün küfrü bürüdü.
Ve hizipler toplanıp Medineye yürüdü

fethiyebalim
27-11-2008, 22:01
En büyük keşkem aynı zamanları paylaşamamış olmamızdır, onu tanımayı isteyeceğim ender insanlardan birisi, off her sözüü çivi gibi batıp uyandırıyor uyuyan taraflarımı...

Çocukken gün batarken hep bi köşede ağlardım, sonunda döne döne aynı noktaya vardım...
Necip
Fazıl
Kısakürek...

Sharm El Sheikh
27-11-2008, 22:13
UTANSIN

Tohum saç bitmezse toprak utansın,
Hedefe varmayan mızrak utansın
Heyy gidi küheylan koşmana bak sen
Çatlarsa doğuran, kısrak utansın

Eski çınar şimdi noel ağacı
Dallarda eğreti yaprak utansın
Ustada kalırsa bu öksüz yapı
Onu sürdürmeyen çırak utansın

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa, bırak utansın!
Ey bin bir tanede solmayan tek renk,
Bayraklaşamiyorsan bayrak utansın !


Necip Fazıl Kısakürek
Sultan-ı Şuara

daral_geldi
01-12-2008, 18:05
Affet
göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
affet senden habersiz aldığım her nefesten...




N.F.K

Çok güzeldi.

makinacı41
10-12-2008, 01:57
OLMAZ MI?

Yön yön sarılmışım ne yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;
Geçip de aynaya, soran olmaz mı?

Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman döne dursun, o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir ân... Olmaz mı?

N.F.K

makinacı41
10-12-2008, 02:00
SON SIĞINAK

Hayat perdenin arkasında;
Hayatın öte yakasında.

Şu gaflet yükü insana bak;
Kendinden varlık cakasında.

Ve aşksız yobaz... İşi gücü,
Namazla Cennet takasında.

Tam dört asırdır Müslümanlık,
Cansız etiket markasında.

Ku'ran kalbi kör ezbercide,
Din, üfürükçü muskasında.

Batı, Batı der çırpınırlar,
Batı tükürük hokkasında.

Makine dimdik demirden put,
İnsanoğlu ruh lâçkasında.

Hürriyet nerde söyleyeyim:
Hakka esaret halkasında.

Zamanda herşey kopuk, kesik;
Biçkisi kader makasında.

Ey insan, sana son sığınak,
Son Peygamberin hırkasında!

N.F.K

napolleon
14-12-2008, 13:37
n. fazıl hakkında yazılan son yazılardan biri de hilmi yazvuz un yazmış olduğu n. fazıl namık kemal hakında ne düşünüyordu? başlığını taşıyan yazılardı. fikir vermesi amacıyla ilk yazının linkini veriyorum .
Necip Fazıl, Namık Kemal hakkında ne düşünüyordu? (1)*-* ZAMAN GAZETESİ [İnternetin İlk Türk Gazetesi] (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=430461)

üstadın namık kemal kitabıyla ilgili nelr yazdığı ve nasıl yayımlandığı macerası çok hoş doğrusu. bir bakın derim

kırıkambar

Üstad, hem Namık Kemal ve Tanzimat hakkında ağzına geleni söylediği kitabının telif ücretini alıp kemal-i afiyetle yemiş, hem de tek partinin kültür politikası ve o politikaya yön verenlerle (başta Hasan Ali Yücel, İbrahim Necmi Dilmen ve TDK), deyiş yerindeyse, dalgasını geçmiştir...

makinacı41
29-12-2008, 21:57
talebeninin biri "hocam, ALLAH deveyi iğne deliğinden geçirebilir mi" diye sorar. "Geçirir evladım" diye cevap verir üstad. "ne iğneyi büyütür, ne deveyi küçültür. koca dünyayı senin gözbebeklerine sığdırdığı gibi geçirir"

sovmen_deniz
01-11-2009, 13:10
UTANSIN

Tohum saç bitmezse toprak utansın,
Hedefe varmayan mızrak utansın
Heyy gidi küheylan koşmana bak sen
Çatlarsa doğuran, kısrak utansın

Eski çınar şimdi noel ağacı
Dallarda eğreti yaprak utansın
Ustada kalırsa bu öksüz yapı
Onu sürdürmeyen çırak utansın

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa, bırak utansın!
Ey bin bir tanede solmayan tek renk,
Bayraklaşamiyorsan bayrak utansın !


Necip Fazıl Kısakürek
Sultan-ı Şuara

bu şiirin üstene şiir yok. (bence)

TuRkLoRd90
31-07-2011, 16:18
Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:

"Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz, kendi yolumuzu bulabilirdik."

Necip Fazıl, okuduğu kitaptan hiç başını bile kaldırmadan:

"Ne diye vapura bindin ki be adam, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş..

TuRkLoRd90
31-07-2011, 16:21
‪Asım Yıldırım - ÜSTAD NFK - Bir Yudum Hikaye‬‏ - YouTube

nfk
31-07-2011, 16:55
Elinden,dal gibi düşerken ümit,ne bir hasret dinle,ne bir âh işit;bir yaprak ol,esen rüzgarlarla git,kırık bir tekne ol,dalgalarla gel..