PDA

Tüm Versiyonu Göster : şiir cümbüşü yapalım...


Sayfalar : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 [13] 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34

donjuan_88
16-08-2009, 09:09
SEN DERVİŞ OLAMAZSIN

Dervişlik der ki bana
Sen derviş olamazsın..
Gel ne diyeyim sana
Sen derviş olamazsın..

Derviş bağrı taş gerek,
Gözü dolu yaş gerek,
Koyundan yavaş gerek,
Sen derviş olamazsın

Doğruya varmayınca,
Mürşide ermeyince,
Hakk nasib etmeyince,
Sen derviş olamazsın

Dövene elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek
Sen derviş olamazsın

Ele geleni yersin,
Dile geleni dersin,
Böyle dervişlik dursun
Sen derviş olamazsın

Şeyhim sözleri Hakk’tır
Asla hilafı yoktur
Senin inadın çoktur
Sen derviş olamazsın

Derviş Yunus gel imdi
Ummanlara dal imdi
Ummana dalmayınca
Sen derviş olamazsın

(Yunus Emre)

Gün Sazak
16-08-2009, 12:14
BENİ CANDAN USANDIRDI

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyadır halkı efgânım gara bahtım uyanmaz mı

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

Fuzuli

basak.k.k
16-08-2009, 17:11
BEYAZ BİR GEMİDİR ÖLÜM



sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde olurum

kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan

rüzgarla savrulan
kâğıt parçalarına
yazılmış

dağıtılmamış
bildiriler gibi

uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.

çünkü beyaz bir gemidir ölüm.

siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir

yitik adreslere benzer
ölüm
yanık otlar gibi.

sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde ölürüm.

BEHÇET AYSAN

basak.k.k
16-08-2009, 17:13
AKŞAMIN YARISINDA/HİLMİ YAVUZ


herkes öteki gibi duruyor... akşam
da durduğu yerde durmuyor artık;
yolcu yolu kuşatıyor durmadan;
kapanıyor 'Zaman' denen karanlık...

hiçbir şeyde yok gibi ve herşeyde var;
sıkışmış birileri ara yerde;
kalbim! durma yetiş eski yazlara!
nedense bir durgunluk var saatlerde...

herşey nasıl da bütündü bir zaman:
şimdi bahçe eksik, güllerse yarım;
''kar yağar, hüzün bile yok... ve nerdesiniz,
âh, evet nerdesiniz, yoksaydıklarım?''


--------------------------------------------------------------------------------

nelken
16-08-2009, 17:21
BENCE MALUMDUR
dikenin
kalbime battığı bir sonbahar günüdür
sen elini bulutların içinde gezdirirsin
bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler
içini kurtlar kemirir
bence malumdur
buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün
senin ateşler içinde olduğun
bence malumdur
ellerin muhakkak çocuk elleridir
hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün
onlar neden daima okul türküleridir
süleymancıktan bahseder
kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden
süleymancıktan
ve karınca yuvalarından bahseder
ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından
gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün
sen ansızın gökyüzünde görünürsün
gözlerinin rengi
bence malumdur
elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün
eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur
sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler
sokakların üstüne bulutlar gelirler
bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir
bir yıldız bir yıldızın ardınca gider
yıldızların kaybolduklari yer
bence malumdur
karanlıkta bir şeyler kopar dağılır
uzaktan yabancı sesler duyulur
sen elini bulutların içinde gezdirirsin
elin hayallerimi dağıtır
bilirsin
sen elini bulutların içinde gezdirirsin
ATTİLLA İLHAN

basak.k.k
16-08-2009, 17:27
Bİ DAMLACIK



Duru bir yeşildi ortalık
Akşam güneşi kırılmış bir mızrak boyu
Ve çocuk sesleriyle iniyordu ışık,
Ağlarda sanki dargın bir kılınç balığı
Pullarını döküyor üstüme
''Bir sessizliği anlatmak için yazıldı bu şiir
Belki de anmak için
bi damlacık bir sessizliği''

CAN YÜCEL

basak.k.k
16-08-2009, 17:28
AY DOĞAR/HİLMİ YAVUZ


ay doğar
bir ay doğar umarsız gözlerinden
bir ay batar bedir allah
karanlıklar bir silâh kahrı gibi oturur yüreğime
iflah olmaz bir silâh

ya kara bir kırbaç gibi vur beni küheylânlara
ya beni öldür allah

dünyada
nerede olursa olsun dünyada
senin umarsız gözlerin
kanlı bir avuç zehir
bir de yangınlı yaz akşamlarıyla bir gelir
ya da

senin umarsız gözlerin
mahzun eşkiya ateşleridir
tutuşur rüzgârlı bayırlarda


--------------------------------------------------------------------------------

Z a M a n S ı Z
16-08-2009, 19:12
Ahhh Hayattt Ahhh

Ahhh hayattt ahhh …kuru bir gün gibi..
Solmuş bir yaprak gibi..
Yok oluşum bazen..kaçışım…saklanışım..
Dizlerimde bir çözülme gibisin ansızın…

Her dokunduğun..dalgalarında yok oldu.
Gece gördüğümüz düşlerimizi.. Başaramadık…
Oyunlarınla başa çıkamadık…
Mutluluk kanatlı bir kuş oldu..dokunamadık…

Bulutların içinde sakladın güneşi..
Gülümsemedi …
Hep ıslandık..yağmurlar altında…
Bazen ise üşüdük..sevemedik.
Isıtamadık içimizi..hep soğuk kaldık..
.

Bir peri kızı vardı..
Dudaklarının kenarında bir tutam gonca gül…
Güldükçe inci dökülen dudaklarından…
Saçlarının içinde dolanan..işveye tutulduğum….
Onuda aldın..

Nihal Büşra Bozdağ

soğuknevale
16-08-2009, 23:42
GECE GİBİ OLACAĞIM

1.

Dalganın ötesine geçmekle oldu hayat
Kanın aktığını görmekle.
Kimsenin soluğu kesmiyor soluğumu
Otların dilinden anlayan bir kadın tanıyorum
Kuyuların gözlerinden öpen.

Toprağın dilsiz neminden bana ulaşan buğu
Biliyor,
O gece ölebilirdim seninle.
Ormanın karanlık şarkısı büyürken.
Ama ben,
Orada o taş merdivende
Ölmek istedim
İbret ey
İbret.
Gece gibi olacağım
Karanlığımı örterek
Seslere tutunacağım.
Dokundum kalbime
Kimsenin ruhuna fısıldayacak büyüsü yok.
Olmasın
Olmasın.

2.

O gece ölebilirdim seninle
Karanlık ormanda ilerleyen suda
Suya düşen ay ve seslerle.

Ormanın fısıltısı
Birleşirken sonsuzlukla
Dedim bak, kimse yok
Bu yolun ölüme dönen kıvrımında.
Karanlık çağırıyor bizi
İstek yürüyor gövdelerimize
Ölelim bu demirden kayıkta. Ölelim.

Biz sanıyorduk ki,
Bir yaradılış varsa aşkadır
Ne hata.
Sonsuzluğaymış meğer
Sonsuzluğun koyu yapışkanlığına

Herkes sussun
Boşluktaki dilsiz yıldızların körlüğü gibi
Dursun her şey yatağında.
Ben neye ağlayacağımı bilirim
Hangi tenin beni öldürmeye yeteceğini.
Bu son
Artık uykusundayım herkesin
Yaradılışı değilse de
Yokoluşu gördüm.

Bejan MATUR

basak.k.k
17-08-2009, 00:13
KADER ATLASI


nilüferler niçin suya eğilir
ve niçin
kavruk otlar gibi
tutuşur
o ilk sevdalar
söyleyin bana
ey kitaplar.
bana söyleyin
kim var
aramızda
biraz ölmeden
bir türkü tutturmuş giden.

ya kırmızı şapkalı
gelincik, senin için
göz açıp kapayıncaya
yiter şu bahar
hemen
ölüm gelir
yükselince sular.

söyleyin bana
ey kitaplar
var mı
kederin atlasında
tarçın kokulu bir şehir
inmemiş olsun damlarına
gözyaşından
yıldızböcekleri
ve tarçın
kokulu
bir aşk
hiç ölmeyen


BEHÇET AYSAN

basak.k.k
17-08-2009, 00:19
UZAK HAZİRAN


İki dudak arası bir zaman
Gözgöze geldikse geçerken
Mayıs'la Haziran arasında
Yağmurlu bir saçak altından
Aşktı uçup giden üstümüzden
Aşktı değip geçen yanımızdan

Uyanıp kış uykularından
Şubat'la Mart arasında
Eylül'le Ekim arasında
Yaz sularından kıyıya çıkan
İki adım arası bir zaman
Gözgöze geldikse geçerken
Günlük güneşlik bir kaldırımdan
Aşktı uçup giden üstümüzden
Aşktı değip geçen yanımızdan

Aşktı görmedik bilmedikse
Kimbilir hangi Eylül bir daha
Hangi uzak Haziran


NECATİ CUMALI

queenkafein
17-08-2009, 05:19
Adın Bahardı

Kente yalnızlık gelirdi sen uyuyunca
Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
Aşkın içimde solardı adın Bahar'dı

Eteğini koştururdun sokağımızda
Sokak sus pus olur sana bakardı
Bilmezdin gizliden izlediğimi
Gözlerim gözlerinden korkardı
Hatırlıyorum adın Bahar'dı

Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
Hatırlıyorum adın Bahar'dı.

Yılmaz Erdoğan

queenkafein
17-08-2009, 05:34
ECE HANIM'A

O beni buldu.
Bense sadece bulundum
Adı Ece'ymiş öyle söyledi,
Çok güzelmiş, çok alımlı,

O beni buldu.
Geldi... sadece...
Geri koyacak sandım ama..
Beni aldı.. götürdü..

O beni buldu.
Evinin en gizli köşesine koydu beni
Kimsenin bilmediği en kuytu köşeye.
Canım sıkılıyor.. yüreğim de..

Sanırım beni geri götürmeyecek.
Ama kendi bilir
Adı Ece'ymiş Ece dedim ya
Soyadı mı?
Bilmiyorum...

YILMAZ ERDOĞAN

basak.k.k
17-08-2009, 13:37
ELİMDEN GELEN BU

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
Öbürü en içten çağrını işitmiyor
Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
''Bakışları kıyısız deniz uzaklığı''

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
Birisi yeni baştan serüvene başlamış
Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
Çoğalmak neyse ne azalmak zor

ATTİLA İLHAN

Sahte veLet
17-08-2009, 13:38
Çoğalt gecenin kapılarını,
Zulmün kasaturalarını,
Acıyı ve hüznü
ve ihaneti çoğalt..
Artık kendimizi yargılayabiliriz..

basak.k.k
17-08-2009, 13:41
BENDİM

Dalgalanmış deniz bendim kendi içimde
Sonra yorgun düşmüş denizlere dönüşen
Ormandım,
Ağaçlarım düş ağaçlarından sıktı.
Tan yeriydim
Göğsüm bağrım payını aldı güneşten
Yanım yörem aydınlığa çıktı.
Gece de bendim
Uzak uzak yıldızları getiren
Su da bendim tarlanızda
Elinizin altında kitaptım
Penceredeydim odanızda
Kurşun geçmez dizeler çiçeği
Özgürlüğüm benim
Canımın saksılarında büyüdü
Ayıplara gömülen çağınızda

ŞÜKRAN KURDAKUL

basak.k.k
17-08-2009, 13:43
AŞK BAŞLAMADAN GÜZEL

Aşk başlamadan güzel,
Kalplerde heyecan
Bakışlarda korku olduğu zaman güzel...
Birbirimize sezdirmemek için çırpınış,
Başkaları görmesin diye çabalayış,
Gözlerim gözlerinin mavisine değdiği zaman...
Aşk başlamadan güzel....

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

açısı_bozuk
17-08-2009, 13:44
Alpha

Nehirlere karışan zehirli atıklar gibi
ağır ağır akarak kanıma karışmakta
yokluğun!

Hiç sormadım, neydi başka elbiseler içinde bulduğun
aynı askıyla dolaba kaldırılan iki güzel yelektik biz
güveye benzer bir şey oldu suskunluğun!.. anladım ki:

aşk naftalinlenmiyormuş meğer, eğer kanıtlanmıyorsa suçun!

Küçük İskender

basak.k.k
17-08-2009, 13:44
BÜYÜK YALNIZLIK

Önce çaresizlik çaldı kapıları
Sonra yoksulluk
Bütün aşina çehreler silindi aynalardan
Bir anda boşaldı dünya
Yapayalnız kaldık

Tez tükendi umut ekmeği
Bitiverdi suların hayali
Çevirdik derin bir karanlığa gözlerimizi
Sen ey büyük yalnızlık
Bir sen terketmedin bizi

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Sahte veLet
17-08-2009, 13:51
Galiba eski liman üzerindesin.
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak, dudaklarınla cama çizdiğin..
En fazla sonbahar otellerinde, üniversiteli bir kız uykusu bulmak..
Yalnızlığı öldüresiye çirkin, sabaha karşı öldüresiye korkak, kulağı çabucak telefon zillerinde..
Sen benim hiç bir şeyimsin, hiç bir sevişmek yaşamışlığım..
Henüz boş bir roman sahifesinde, hiç kimse misin, bilmem ki nesin..
Ne çok çığlıkların silemediği, zaten yok bir tren penceresinde..

Yabancı bir şarkı gibi yarım, yağmurlu bir ağaç gibi ıslak..
Hiç kimse misin, bilmem ki nesin..
Uykum arasında cağırdığım, çocukluk sesimle ağlayarak..
Sen benim hiç bir şeyimsin...

açısı_bozuk
17-08-2009, 13:53
Çin Lokantası

'beni sevmene asla izin vermeyeceğim'
diye yazmıştın kapımdaki not defterime
kendi kapımı çalmak zorunda kalmıştım
içerde olmadığımı bile bile

gövdeni hatırlıyorum ansızın bu kış ormanında işte
uzun, büyük, parlak
siyah ve vahşi!
parçalayacak kadar siyah
ve onarabilecek kadar vahşi!
sanki
aşka hayattan daha fazla özen gösteren, çocuksu
ama hep parçalanmış, hırpalandıkça palazlanmış bir ziyaretçi!

gövde'nin tarihi'nde yan yana dururdu yalnızlıklarımız
plastik ve acımasız, zehirli ve karmaşık
kısaca, birbirlerine sevgiyi öğretmeye çalışırken
birbirlerine kan içirdiklerini anlayan iki serseri aşık!

ellerin saklamaya çabaladığı o şehir gecesi
başın omzumda, gözlerin kapalı, saçların açık
giderken citroen: dudaklarını döven neon gazı
dudaklarındaki kazı tozu, 'ölelim mi? ' demiştin
bak şimdi tam sırası!

dağlarda bir çin lokantasıydık senle ben
müşterisiz
mütemadiyen ağlamaklı
için için eğlenceli
temiz...
çevresinde çizgifilm hayvanlarının oynaştığı
bir çin lokantasıydık dağlarda senle ben
bir tahta masa, iki iskemleyle sınırlıydı ülkemiz!

mesela
yeni pişmiş pirinç pilavı dilinin üstünde yürürdü kokarca
ve sağ kulağındaki yabanıl bitki örtüsü
biz birbirimizin çatalı, bıçağı
biz birbirimizin incecik hırsızı, gönül süsü
ayrılık, bir yutulmaz lokma gibi kaldı boğazımızda!

sevgilim, sevdanın sevdaya ettiğini etmez et, kemiğe
sarayın çıkışlarını tutarken uyuşturucu ve kaftan
merdivenlere yığılıp ölen son şehzade
son fırsat, kaçınılmaz son düet, son soytarının son yemini
son sonsuzluğa dokunan küstah kızıl kanaviçe!

dağlar, dersini verir acının kuşkusuz
aslolan, savruk ruhlara yakışan sahici ölümler bulmakta
yoksa kimin kimin tabutunu çakacağı mühim değil!
gecenin koynuna ihanet, bir o***pu gibi sokulmakta!

Işıktan ışığa geçen o tenha yolda
o karanlık nefes alışta ve o darmadağın boğulmada
seni sevmeme asla izin vermediğin o kör noktada
o hırçın, o fazla erkek, fazla kadın noktada
tanımadığım
tanımaya kalkışmadığım
izahı zor, kavranması imkansız bir hastalık gibi
ilerledim gövdenin gövdemi bulandırdığı
şaha kaldırdığı boşluklarda!
iz sürmedim
ad sormadım
dönüp bakmadım ardıma!

hatırla sevgilim, mutlaka sen de hatırla
o kadar çok kovaladık ki hayat içersinde
kendi kendimizi
mecali kalmadı hayatların başka hayatları yakalamaya!

'beni sevmene asla izin vermeyeceğim'
diye yazmıştın kapımdaki not defterine
ben de eklemiştim altına:

'aşkı dövmek lazım
kalbe terbiyesizlik ettiğinde! ..'

Küçük İskender

melike_38
17-08-2009, 14:24
EĞER
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

CAN YÜCEL

DüNyaKaÇtıGözüMe
17-08-2009, 16:06
Bir gün herşeyinle dimdik
Her türlü kavgaya hazır
Çıplak gergin
Her sözü verecek kadar aceleci
Tutamayacak kadar unutkan
Sade çaresizken kadın
Genelde erkek

Kendi sözlerinin gölgesine hayran
Hiçbir şey gerçek değil alkışlar yalan
Hala bir çift çarpık bacak
Kendi resmi resmiyle barışık
Küs eskisiyle ve eski sevgililerin hepsiyle
Ama hala çok güzel
Hakkında konuşmak senin
Ben senden bahsediyorum yine
Kime darlansa kalbim kimin kılığında
Ne zaman aklım çıksa yerinden
Tuzu ayarında gözyaşlarıyla
Dönmeyeceğime inandığım günlerde
Bu seyrüseferden
(Bu seyrüsefer sözünün burada geçme sebebi
Tamamen kelimeyi sevdiğimden)
Diyorum işte bu sefer oğlum
İşte bu sefer
Olacak olmakta olan
Yanacak yanmakta olan
Yok çare akacak akmakta olan düşecek
Ama hala çok güzel
Hakkında konuşmak senin
Düşünmek seni en ayıp kılıklarda
En düşmüş saatlerde
Hala güzel
Hakkında konuşmak senin
Otuzu geçmişiz hiç haketmeyecek kağıtlarla
Oysa boş kağıt vermişiz geçmeyelim
Kalalım diye o sularda
Yalnız çirkince geçmiş bir gençliğin ağıtı
Bu kadar acıksız olurdu zaten
Çocuktum kürtlerin kuyruğundan bahsedilirdi
Nicedir uyruğundan bahsediliyor
Ve kim ne söylese bu mühim mesele hakkında
Mühim kanamalar tespit ediliyor hastanın dosyasında
Ve diyorum ki ben bazen
Bu iki sevgilinin arasında
Ve ikisinin eşit derecede akrabası
İlk kez bir düğünde adam hem erkek hem kız tarafı
Bağırıyorum şaka yollu
Olacak olmakta olan
Yanacak yanmakta olan
Akacak akmakta olan
Düşecek
Ama hala çok güzel
Hakkında konuşmak senin
Bir beyhude çabasına daha girişmek
Seni methetmenin.
Sana küfretmenin
Hala güzel
Hakkında konuşmak senin
Kökünü kendi sökmüş bir inatçı adamdır yurdum
Hangi toprağa denk gelmişse
Oraya salmış kılcallarını
Ve hepsinden başka çiçek türemiş
Seçebıldiğince yaban otlarının arasındar
Çok şahane insanlardır
Kendini soyacak kadar ahmak hırsızları ayırırsan
Çok iyi şiirler yazdım
Kötülerinin tamamını çıkarırsan
Ama hala güzel
Hakkında konuşmak senin
Hatta aleyhinde
Bağır çağır hatta
Yeri gelirse çok sağlam bir kaç gözyaşı eşliğinde
Güzel
Hala güzel
Hakkında konuşmak senin
Dinimin dolanması her görüşmede
Her karşılaşmada
Yani her eski sevgililer bayramında hayatın
Güzel
Rakının ikinci dublesinde ilk karşımıza çıkanı
Öptüren şey ne ise
Bir şölenlik hatıra mı yoksa çift dingilli bir acı mı
Yanısıra neyse artık o şey
Hanı bir bıçak saplaması kadar hasmane
Ve bildiğin cennet davetiyesi kılığında bir şey
İşte ne ise o şey o güzel
Hala güzel hakkında konuşmak senin.

YıLmaz Erdoğan

DüNyaKaÇtıGözüMe
17-08-2009, 16:07
Kente yalnızlık gelirdi sen uyuyunca
Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
Aşkın içimde solardı adın bahardı

Eteğini koştururdun sokağımızda
Sokak sus pus olur sana bakardı
Bilmezdin gizliden izlediğimi
Gözlerim gözlerinden korkardı
Hatırlıyorum adın Bahar’dı

Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
Hatırlıyorum adın Bahar’dı.


Yılmaz Erdoğan.

DüNyaKaÇtıGözüMe
17-08-2009, 16:08
Aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı;
gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi.

Hiç düşündün mü belkiyi
Belki eline en yakışan takı benim elim.
Belki de en belli olacak yalan benim söylediğim...
Belki sen ve belki ben...

Yoksulluk kirden rengi tanınmayan
bir beyaz tutsaklık...
İnsan kendine iltica edebilir mi?

Ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri..
Ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.



Yılmaz Erdoğan.

DüNyaKaÇtıGözüMe
17-08-2009, 16:09
Berfinim
içimin güler yüzü
yaşanılası iklimim hoşgeldin.

(adımın çapraz yazılması kimin
umrunda...
denize düşen yılana öykünür
biraz da...)

bir aralık sızıverdin işte
ömrümüzün en gevrek zamanı...
çıt diyor kırılıyoruz
öfke kadar saydamız o zamanlar
ve kırılgan
bıçak kadar!

kızım demeyi öğrettiğin için
o tanrısal kokun
ve gülüşündeki baban için

ki hala zilleri çalıp kaçmak istiyorduk
yarım yamalak aşk kırıntıları
tabakta bırakılmış yazık atılacak bir sevda
haritası
hatta el değmemiş delilikler istiyorduk...
çocuktuk daha
büyümeye direniyorduk
iş toplantılarında lolipop zamanlar düşlüyorduk

ama sızıverdin işte...
bir avuç yeşil gevrek rokaydık
mayışmamıza bir limon yetecekti...
biz garsonu bekliyorduk
sen çıkageldin...

hoşgeldin berfinim...
kızım kızgınlığım...
bilmiyorduk daha

objektiflerin objektif olmadığını
ikimize yeter sanıyorduk ikimizin toplamı
meğer doyurmak çok zormuş
içimizdeki hayvanı...

habersiz geldin kusura bakma
ortalık biraz dağınıktı...
şimdi hemen toparlarız sanıyorduk
olmamıştık daha...

işin zor kızım
hem büyüyecek
hem bizi büyüteceksin...
baban mı var derdin var kızım...

hoşgeldin kızım
içimin gülen yüzü hoşgeldin...



Yılmaz Erdoğan

DüNyaKaÇtıGözüMe
17-08-2009, 16:10
İkimizde seni seviyoruz ne güzel
Olmuş yerlerine bakıyoruz
Bütün aynalarda
ikimizde seni beğeniyoruz ne güzel
mevsimler geçiyor üstümüzden
susuz bir yolculuk
tıka basa dolu mataralar arasında
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
söylenmiş sözleri tekrarlamaktan
ve incinmekten yine
eski yaralarımızdan korkuyoruz
ikimizde saklanıyoruz ne güzel
gözlerimizdeki ölü çocukları besliyoruz
bütün gördüklerimizle
ikimizde körüz kendimize ne güzel

sakındığımız yerlerimizden korkular açıyor
iyi niyetli çiçekler kılığında
birbirimize hiç armağan vermiyoruz ne güzel
iz bırakmak istemiyoruz tenlerimizde
evlerimizde
çünkü kolay tespit ediliyor acılar
hemen ele veriyor bizi
uğruna ihanetler verdiğimiz şarkılar
silemiyoruz ne güzel
yüreğimizdeki parmak izlerini
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
eski sevgililerimizi
okumaktan ve yazmaktan geçtik
ama dilimize çeviremedik aşk yazısını
okumaktan ve yazmaktan geçtik
cebimizde yaralı sözcükler
ne biriktirdiysek ona vurulduk
entelektüel ay ışıklı akşamlarda

hiç yanmadığı için bitmeyen mumlarımız
işe yaramaz şamdanlarda
okumaktan ve yazmaktan geçtik
ortam iyi koksun diye yaktığımız
aromalı mumların hijyenik ışığında

kendimize o kadar güveniyorduk ki
birbirimize ihtiyacımız yoktu
oysa aşk güvensizlerin işiydi
unuttuk

sakındığımız yerlerimizden ayrılıklar açıyor
zehir zemberek gece kılığında
ama korkmuyoruz
çünkü biz zeki
okumuş
yazmış
zeki
yazanı görmüş
yazmayı seçmiş
okumaktan usanmış
zeki
kendini beğenmiş
zeki
hiçbir şeyi beğenmemiş
deneyimli
bilgili
zeki

çok şey öğrenmiş
öğrendiğinden fazlasını öğretmiş
zeki
korkusuz

ve çocuktuk...

o kadar çok ağlamıştık ki
hiç ağlamayacakmış gibi yaşadık

ikimiz
birlikte
hiç ağlamadık ne güzel

şimdi tanıdık –ki bizim için tanıdık olmayan bir şey kalmadı hayatta-
bir yol çatalında
elele duruyoruz
ikimizde ağlamaklı değiliz ne güzel

ikimiz de hala seni seviyoruz ne güzel



Yılmaz ERDOĞAN

Sahte veLet
17-08-2009, 20:10
Bir tanem!
Son mektubunda:
"Başım sızlıyor, yüreğim sersem!" diyorsun.
"Seni asarlarsa, seni kaybedersem;" diyorsun; "yaşayamam!"

Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer, yirminci asırlarda ölüm acısı.

Ölüm, bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm.
Fakat, emin ol ki sevgili; zavallı bir çingenenin, kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli, geçirecekse eğer ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazım'a!

Ben, alaca karanlığında son sabahımın, dostlarımı ve seni göreceğim
ve yalnız yarım kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim...

Karım benim!
İyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana, istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar, kellesini adamın..
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer, bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı..
Ve unutma ki, daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı..



Nazım Hikmet Ran

OğuZ68
17-08-2009, 20:22
Evvela dişlerimiz döküldü
Sonra saçlarımız
Arkasından birer birer arkadaşlarımız
Şu canım dünyanın orta yerinde
Yalnız başına yapayalnız
Kırılmış kolumuz, kanadımız
Tatlı canımızdan usanmışız

Bir şüphedir sarmış yüreğimizi
Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
Bir şüphedir demir atmış ciğerimize
Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
Bir çalım bir kurum hepimizde
Nereden inceyse oradan kopsun

Bu canım dünyanın orta yerinde
Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize
Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar
İşte: Hamsiler sürü sürü
Arılar bölük bölük geçer
Leylekler tabur tabur

Ya bizler? Eşref-i mahlukat! ..
Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz

Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur
Bizler sürü sepet
Yalnız birbirimizi öldürmüşüz

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Sevdiye_15
17-08-2009, 21:14
BİR YILDIZ

Bir yıldızdık gökyüzünde
parlamaya çalışan kenar evren çocuklarıydık.
kardeşlerim kadar sevdim seni.
Barış kadar Fırat kadar sevdim.
terk edildik evrenin her galaksisinde.
parlamaya çalışan birer yıldızdık
kardeşlerim ve ben dağıldık evrenin kimsesizliğine
biliyordum yine de biliyordum
kimse gelmeyecekti
kimse olmayacaktı
uzay boşluğuydu gözlerimizde.
evren bir varoştur sevgilim
Barış bir boşluktur gözlerimde.
Fırat suyu kan akar
terkeden babam kadar
Fırat suyu kan akar.
Yüreğimde sevda gibi aşk gibi
bir sızı akar.
şimdi sevdikçe
evrenin sonsuzluğu dağılır gözlerime.
evrenin sonsuzluğu gözlerinde.
sevdikçe bir yıldızdım gökyüzünde.
kimse tanımayacak
kimse bilmeyecek
ve bu şiir de
yine başkalarının sanılacak
kimse bilmeyecek seni,beni
kimse bilmeyecek.

MURATHAN MUNGAN

Sevdiye_15
17-08-2009, 21:18
BANA BİR ŞARKI SÖYLE

Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin, aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle..

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

basak.k.k
17-08-2009, 23:32
SEN BURDA BİR YABANCISIN

bu rüzgarın tadı senin hiç tatmadığın
bu yolcular bilmediğin bir yerden geliyor
konuştukları dil ömrünce duymadığın
gözlerini sakla sen burda bir yabancısın
akşam tren raylarına yağmur yağıyor

devrilmiş bu sokak ayak basmadığın
çarmıha gerilmiş afişler ıslanıyor
karanlıkta bir kadın tanımadığın
bir şeyler söylüyor anlamadığın
şüpheli oteller üstüne geriniyor
sen burda bir yabancısın saklanmalısın
akşam tren raylarına yağmur yağıyor

ATTİLA İLHAN

_dumanist_
17-08-2009, 23:36
Diyelim yağmura tutuldun bir gün,
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek.
Öbür yanda güneş kendi keyfinde,
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar..
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın,
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni.
Diyelim için çekti bir sabah vakti,
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen,
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor.
Derken bi de dibe dalayım diyorsun,
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya,
Eylim eylim salınan yosunlar,
Onların arasında bulacaksın beni.
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya.
Çakmak çakmak gözleri,
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın.
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim..
Özgürlüğe mutluluğa doğru.
Her işin başında sevgi diyor..
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili.
Bi de başını çeviriyorsun ki,
Yanında ben varım.

Can YÜCEL

basak.k.k
17-08-2009, 23:46
Trafik

kentin baskısı kaldı bize
ve ışıkları trafiğin , ya da kazası..

oysa biz hep bir düş kazasında
yitirdik arkadaşlarımızı

karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık

o insan kalabalığındaki
son gülümsemesiydi annemizin

sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!

Zafer Ekin Karabay

rapistanlı
17-08-2009, 23:48
şiirde olur ...

bırakın beni gidiyim
gitmek istediğim yer deniz kumundan
oraya doğru fazla gidersem
buraya dönmem coğrafya gereği
tek kişiyim ben hala
kendimi zenginden sayarak
gençliğimden birşeyler sakladım
düşsel faizlerimle geçindim
eksiğim bu yüzden
herşey güzelmiş sonunda
hatta bozgunlar bile
aşk istiyorduk ağızdan damardan
gözler parlasın soluk açılsın
tek kişiyim ben hala
ayıldım düşlerimden daha dün
hiç uğruna üzüldüm
çarşılara süzüldüm daha dün
tek kişiyim ben hala
ayrıldım dünlerimden daha dün
para verdim bişey aldım
sana baktım sen bilmezsin
taksimden kadıköye dönmek için
günlükler okuduk hep onaylanmak için
geceleri bir yanım hep gitmek istedi
ama buradan başka gidecek yer yoktuki
zaman aralığını süpürmeyi unutma ben yokken
başka türlü bir hayatta bilmezdik zaten beraberken
tek kişiyim ben hala
bütün o sankiler beynindeki cankiler
bitmeyen eskizler bitmezler
aldattın beni kendi kendinle
mecburi hizmetteyken ben yaşam bölüğünde
tek kişiyim ben hala
ayıldım düşlerimden daha dün
hiç uğruna üzüldüm
çarşılara süzüldüm daha dün
tek kişiyim ben hala
ayrıldım dünlerimden daha dün
para verdim bişey aldım
sana baktım sen bilmezsin
aradım seni savaş meydanında
sonrası eve dönüş ki yalnızlık dahildir içine...

basak.k.k
18-08-2009, 00:01
Yalnızlık

cok yalnızım, mutsuzum
göründüğüm gibi değilim aslında
karanlıklarda kaybolmusum
bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır
aradıkça batıyorum karanlık kuyulara
kimse duymuyor çığlıklarımı
duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor
bense insanlarin bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım
ümidimi yitirmişim
biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim
arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her seye
veda edecegim.

Nilgün Marmara

basak.k.k
18-08-2009, 00:04
AYDINLIK NEYİN OLUYOR SENİN?


aydınlık neyin oluyor senin
gökyüzü akraban filan mı
beni bulur bulmaz gözlerin
şimşek çakıyorum yalan mı
yüzünde yalazını gezdirdiğin
saçlarından tutuşmuş orman mı
akla ziyan bir şey elektriğin

ayışığı mavisi dudaklarından mı
o ışık zenginliği mi giyindiğin
uzay tozları mı yıldızlardan mı
elime dokunduğu an elin
güneşler açıyorum sahi ondan mı
aydınlık neyin oluyor senin

ATTİLA İLHAN

basak.k.k
18-08-2009, 00:07
ÖDÜNÇ HANÇER ÖLDÜRMEZ BENİ


ödünç hançer öldürmez beni

bir küfür gibi kara
kayış dilini ver
binlerce kez açıklasam da
dilini çözemediğim ihanet
gel bir daha bende dene kendini
ne sen öldürebiliyorsun beni bu cenkte
ne ben yenebiliyorum seni
yazıldığın mevsime çok su ver kendi izinden
giden yolları suçlarından arındır
arkanda kaldı seni ilerde bekleyenler
unutkan şiirler, kopmuş alıntılar
hiçbir zaman kullanamadığın hatıralarla
kendine yazdığın yaşam öyküsü!
ah, bu kadar aşk herkesi yanıltır
gelme üstüme
boşalmış yeminlerin bileği
ben sandığın sözcüklere vuran aksimdir
ödünç hançer öldürmez beni
ya başka bir silah seç kendine
ya bırak başkasının ellerine
ölüm aşkın işidir
kork benden sevgilim
ahretin olurum senin
bu kadar çok seven öldürmesini de bilir
ben seni
çok yanılmış kalplerin sağlamlığıyla sevdim
gücümdü güçsüzlüğüm
ey, izini sürdüğüm ruhumdaki kara gölge,
büyüttüğüm oğullarımı bir bir elimden alan hayat
yanıltma beni, beni bana yakıştır
son darbeden önce ilk sözü söyleyemeyen!
kolay değil ödenmiş hayatın katili olmak
kör eder hançerini içimin gücü
ölümü göze alan yaşamasını da bilir



MURATHAN MUNGAN

basak.k.k
18-08-2009, 00:15
GÖLGE


Benim bir canla sevip
bin özlemle andığım,
Bari gölgeni bırak bana
Su çiçeklerinin en güzel yanları
budur,
Giderken gölgelerini verirler suya.
Güz akşamları dal kıpırdamazken,
Suda halkalanan gözleridir
Sen de gölgeni bırak bana.
Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp
sevdiğim,
Güzelliğini burada ince ince aratma.
Bir kıyıya, bir gün inen fırtına gibi
Birdenbire bir şeyler bırak.
Birşeyleri soğut,
birşeyleri yak,
Dağıt birşeyleri,
birşeyleri kur.
Kendini hiç yokmuşsun gibi aratma.

AHMET TELLİ

basak.k.k
18-08-2009, 00:22
BİR EFLATUN ÖLÜM


kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.



BEHÇET AYSAN

basak.k.k
18-08-2009, 00:23
AY DÜŞÜNCE


ay düşünce denize
seni hatırlarım
ince ince yağan yağmur,
iskeleye yanaşan vapur
haydarpaşa garı
seni hatırlarım
ay düşünce denize
kalbim çarpar, telaşlı
bir kuş olur, siyahlar içinde bir kadın
ve yakasında ipiri kırmızı bir gül
seni hatırlarım
ay düşünce denize
söylenmemiş sessiz
bir şarkıydım, tozup
giden bir ilk kar
solgun begonya
kalkmak üzere bir tren
seni hatırlarım

BEHÇET AYSAN

_denizkabugu_
18-08-2009, 02:02
Gözler önünde işte
Gittikçe arınıyorum kendimden
Her giden güzelleşir
Gidiyorum güzelleşmek için
Unutulsun diye çirkinliklerim
Gelecek birisi güzeldir
Gelince güzel değil
Hele gelmişse çirkin
Yaşam, ölüm gelecek diye güzel
Ey güzeller güzeli beklediğim
Kaç saatim, kaç dakikam ya da saniyem
Artık ne gelmek ne de gitmek
Yaşamın en zor yanı beklemek
Hiçbirimiz beklemedik doğmayı,
Doğduğumuzdan beri beklediğimiz
Ölmek




Aziz Nesin

_denizkabugu_
18-08-2009, 02:04
Çırılçıplak
Küstahlığımı nezaketim götürdü
Saadece kendime bakakaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Selâmımı tanıdıklar götürdü.
Saygı bekleyince alçaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Kendini beğenmişlerin ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Ağlamayı ölenler götürdü.
Kendimi ölmez sanınca ufaldım,
Kararsızlık bir an sürdü.
Ölülerle dirilerin arasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Sonsuzluğu ufuklar götürdü.
Yarattığım dünyaların içinde daraldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Başlangıç ile bitiş ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Aydınlığı bulutlar götürdü.
Yıldızlara doğru yol aldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Varanlar ile duranlar ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.


Özdemir Asaf

_denizkabugu_
18-08-2009, 02:25
-seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin-
-nazlanırsın ama bir gün gelirsin-

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
ekleyip duruyorum sabahları akşama
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.

kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle.
...
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah, unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.

sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.

kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe, benim için dua et:
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
...

acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
....

sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.

yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.

...

sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

İbrahim tenekeci...

BiR.GeL.SeN
18-08-2009, 20:16
BİRGÜN
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin,açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini,bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum

Gecelerden bir gece uyanırsın apansız
Uzaklarda elemli,garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum


Ümit Yaşar OĞUZCAN

resimdeki_gözyaşları
18-08-2009, 21:12
BANA BİR ŞİMŞEK ÇAK

bana bir şimşek çak
ortalık fena karanlık
yüreğim örtülüyor
ağır bir dalgınlığa genişliyorum
durmadan değişen o mevsimde
dağlarda kalın
omuz omuza bulutlar
çok fena kalabalık
ellerim çıplak
bana bir şimşek çak
kötü bir tuzaktayım
bilmem ne yapsak
aklımda fikrimde onlar
yaşlı ve genç
erkek ve kadın
korkularıma tutsak

bana bir şimşek çak
içim içime sığmıyor artık
vahim bir çağrışımdan
daha vahimine atlamaktayım
bana bir şimşek çak
belki fena halde
yanılmaktayım
o ince kız çocuğu
gün doğmadan her sabah
bir hapisaneden bir nezarethaneye
kelepçeli götürülüyor
dudakları titrek
gözlerinde buğu
bilmem ki nasıl anlatayım
bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek
bir de o
adını bile bilmediği
kıvırcık saçlı'devrimci'öğrenciyi
fakülte kapısında vurulmuş
yağmurun altında
çıplak
bana bir şimşek çak
çok yanlış anlaşılmaktayım
hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor
içimdeki zemberek
boşandı boşanacak
yaşamak mı gerek
yoksa unutmak mı
şaşırmaktayım
galiyef yoldaş ne olacak
galiyef yoldaş sibirya sürgünü
sanki yalın bir bıçak
kayarak
bir kırlangıç hızıyla
bulutların arasından
karanlığın böğrüne saplanacak

galiyef yoldaş ne olacak
galiyef yoldaş sibirya sürgünü
elinde bir mektup eski yazıyla
artık yüzünü bile unuttuğu
karısından
burnunda sadece kokusu var
ilkbahar kadar müşfik
sonbahar kadar yumuşak
galiyef yoldaş ne olacak
avrasyada hala mazlumların uğultusu
kısa bozkır atlarının nallarından
gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
azadlık mermileridir
çekirdekleri çelik
cehennem gibi sıcak

bana bir şimşek çak
sala veriliyor görünmez minarelerden
İzmir de istibdat'ı yaşamaktayım
bir yangın soluğu sokak içlerinden
kordonboyunda muzaffer atlılar
fahrettin paşanın süvarisi
bana bir şimşek çak
yolumu aydınlatacak
gazi'nin gözlerinden
mavi bir şimşek
kuva-yı milliye mavisi
aynı emaneti taşımaktayım
'hürriyet ve istiklal benim karakterimdir'
çünkü hain sinsi ve korkak
aynı düşmana karşı
savaşmaktayım

ATTİLA İLHAN

<gül>beşeker
19-08-2009, 01:44
.....Dostları Olmalı İnsanın.....

Dostları olmalı insanın..
Aynen,gemilerin limanları gibi.
Zaman zaman uğradığın,yükünü boşalttığın,dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.

Sonra,açık denizlere uğurlamalı seni.
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla.
Bazen rüzgâra o açmalı yelkenini.
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,halatlarını çözmeli.
Seni çok,ama çok özlemeli..

Dostları olmalı insanın.
Ermiş,bilge,hayatı ezbere okuyabilen.
Düşünmediklerini düşündüren,seni bir cambaz ipinde,güvende tutabilen.
Gerektiğinde,senin için ateşi yutabilen..
Yolunu ışıtan ustan olmalı.
Şekillendirmeyi öğretmeli,hayatın çömleğini.
Sana vermeli,soğuk bir kış gününde,üzerindeki tek gömleğini...

.....Can Dündar.....

resimdeki_gözyaşları
19-08-2009, 02:12
ÇEKMECE

Büyüklerle ben yapamıyorum
çocuklar da almıyor beni oyunlarına
devlet dairesinde
yangından kurtarılmayacak
sıkışmış bir çekmece gibiyim
açılamıyorum sana

Kardeşiyle sokaklarda hep
bir örnek giydirilen sen
nasıl sevmezsin eşitliği
yürürken düşen çoraplarını
aynı hizaya getirmek için
annen değil miydi önünde diz çöken

Öpüşme sahnesinin tam ortasında
içeri girdiğin yazlık sinemanın
yer göstericisiyim
yürüyorsun fenerimin ışığında
yer: Kız Kulesi
ve sonu ayrılıkla bitecek
hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
beyaz duvarında

Bir kez olsun çıkmazken ağzından
seni sevdiğimi
her gün söylememi yadırgama
bil ki bu şehirde
iskelenin verilmesini
beklemeden atlarım vapurlara

Son karesi gibi Red Kit'in
batan güneşe doğru
sürerken atımı
gitme kal demeni bekliyorum
ama yalnızca
rüzgar çekiştiriyor atkımı


Sunay Akın

queenkafein
19-08-2009, 04:38
KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler

Nazım Hikmet RAN

queenkafein
19-08-2009, 04:39
Sarhoşluğumsun

Sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır
dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim.

Nazım Hikmet RAN

queenkafein
19-08-2009, 04:40
Seni Düşünmek

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

Nazım Hikmet RAN

queenkafein
19-08-2009, 04:41
Seviyorum Seni

Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.

Nazım Hikmet RAN

queenkafein
19-08-2009, 04:41
Ben Senden Önce Ölmek İsterim

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

Nazım Hikmet RAN

queenkafein
19-08-2009, 04:43
Bir Fotoğrafa

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
Önemli olan zamana bırakmak değil,
zamanla bırakmamak'tır...
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

Nazım Hikmet RAN

queenkafein
19-08-2009, 05:01
Kadınlarımız

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon'a doğru.

Nazım Hikmet RAN

resimdeki_gözyaşları
19-08-2009, 10:47
GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİĞİME

Gün biter gülüşün kalır bende
Anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
Yarım kalan bir şiir belki de

Aykırı anlamlar arayıp durma
Güz biter sular köpürür de
Kapanmaz gülüşünün açtığı yara
Uçurum olur cellat olur her gece

Her gece yeniden bir talan başlar
Acı ses olur, ses deli bir yağmur
Eski bir eylüle gireriz böylece

Sığındığım her yer adınla anılır
Ben girerim, sokağı devriyeler basar
Bir de gülüşün eklenir kimliğime

AHMET Telli

queenkafein
19-08-2009, 19:30
öyle bir zamanda gel ki; vazgeçmek mümkün olmasın.
ellerimde koparmaya çaıştığım zincirlerden kalma yara izleri,
yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş olsun.
gözlerimde öyle bir karanlık olsun ki; gören kör oldum sansın.
yanaklarım kurumuş olsun göz yaşlarımdan, dudaklarımsa çatlak çatlak.
öyle bir zamanda gel ki; vazgeçmek mümkün olmasın.
belki bin tane aşktan geçmiş olayım ve hiçbiri olmasın gözümde.
hiçbiri tamamlayamamış olsun cümlelerimi,
hiçbiri bağlayamamış olsun geceyi sabaha.
hiçbirinin gülüşünün her anı senin kadar aklıma işlenmemiş olsun.
hiçbirinin hayali en güzel haliyle barınamamış olsun beynimde.
hiçbirinin izi kalmamış olsun bedenimde.
öyle bir zamanda gel ki; vazgeçmek mümkün olmasın.
sessizce ağladığım anları kimse çığlık çığlığa hıçkırıklara dönüştürememiş olsun.
ellerim kimsenin üzerinde eriyip gitmemiş olsun, gezinse bile.
dudaklarım senin adını söylerkenki gibi kıvrılmamış olsun hiç bi ad'a yeterince.
yerine koymaya çalıştığım her beden yok olup gitmiş olsun kumlar aktıkça tane tane.
unuttuğumu sandığım, vazgeçtiğimi sandığım,
sevmediğimi sandığım öyle bir zamanda gel ki;
yerçekimine karşı koysun damarlarımda beni yaşatan her zerre.
öyle bir zamanda gel ki; vazgeçmek mümkün olmasın.

queenkafein
19-08-2009, 19:31
Gün Doğuyor

Dili çözülüyor gecelerin..
Gölgeler kaçışıyor derine
Alıp sihrini bilmecelerin:
Gün doğuyor şehrin üzerine.

Korkarak saklanıyor bacalar,
Gün doğuyor şehrin üzerine;
Dalıyorlar günün gözlerine
Gözleri uykulu atmacalar.

Sallıyarak dallarını kavak
Yükseliyor her günkü yerine,
Gün doğuyor şehrin üzerine
Mavi bir ışıkla ağararak.

Gün doğuyor şehrin üzerine,
Renk renk hacimle doluyor her yer.
Bakıyor dağınık yüzlü evler
Hala yanan sokak fenerine.

Toprak kımıldıyor yavaş yavaş,
Gün doğuyor şehrin üzerine,
Bembeyaz gece çiçeklerine
Sabahla düşüyor bir damla yaş.

Ve bir deniz hücumu halinde
Gün doğuyor şehrin üzerine.

Orhan Veli Kanık

queenkafein
19-08-2009, 19:33
İstanbul'u Dinliyorum

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

Orhan Veli Kanık

basak.k.k
19-08-2009, 21:47
YALAN BU SEVDALAR



Yağmur yağardı biz ağlaşırdık

Kaldırımlar boyunca

Bir hüzün vardı sanki aramızda

Susardık ay batınca



Birden yüzün solardı

Birden gözün dolardı

Birden bırakarak ellerimi

Uzun uzun ağlardın



Yalan bu sevdalar

Yalan bu gözyaşları

Yalan bu ayrılıklar yalan

Solan bir çiçekten

Kırılan bir yürekten

Başka ne var elde kalan



Yıllar uzardı mahzunlaşırdık

Hasretin kollarında

Yollar tozardı kavuşamazdık

Dağların yangınında



Birden rüzgar eserdi

Birden efkar basardı

Birden sarsılarak bir dağ gibi

Fırtınalar koparırdı


YUSUF HAYALOĞLU

basak.k.k
19-08-2009, 21:48
MEVSİM DÖNERKEN



Ufukta pas tuttu birdenbire yaz;

Gün çabucak geçti, akşam tez oldu.

Toz kaldırdı karşı yollardan poyraz,

Kopan yol uçları eklenmez oldu.



Akşam; sanki boşluk içime dolar;

Dağların cilâsı gittikçe solar,

Rüzgarda bir kadın saçını yolar.

Artık bu yollarda beklenmez oldu...



NECİP FAZIL KISAKÜREK

basak.k.k
19-08-2009, 21:49
ESKİ FENERLER ESKİ GEMİLER



uzun yanlışlarla battı gemiler

geçtikleri her yerde

İçindekiler



toy rüzgarlarda

yelken açan düşlerimiz

uğradığımız adalarda dağıldı

geçtiğimiz gemilerde kaldı çarpılmış yüreklerimiz

boşlukta el sallayan biri var hala

bizim varamadığımız uzaklıklara



ne kulaklarımızda siren sesleri

ne kadırga serenlerinin

yol açtığı birkaç tuzlu resim

içimiz bir ada kuraklığı

sualtı batıklarıyız gündemin



en fazla neyi bilebiliriz şimdi

bulmacalarda geçen gemici deyimlerinden başka

hangi rakıya vursak kendimizi

dalgaların kat yeri

mazisinden yeni bir insan çekip çıkaramayanlar için

eksilerek kazanılan deneyim



örgütlü rastlantılarda her şey sessizliğe güvendi

oysa eski fenerler eski gemiler içindi

paslandı ay ışığında gümüş eyerli tekneler

uykuları çevik tutan deniz rüzgarları dağıldı

şimdi her şeyi çıplak görmenin acı veren aydınlığı

umudun yeni ve altın anlamı.


MURATHAN MUNGAN

basak.k.k
19-08-2009, 21:49
YATTIĞIM KAYA



Bu akşam o kadar durgun ki sular

Gömül benim gibi kedere diyor.

İçimde maziden kalma duygular

Ağla geri gelmez günlere diyor.



Ey gönül, gidenden ümidini kes!

Kaçan bir hayale benziyor herkes,

Sanki kulağıma gaipten bir ses

Buluşmalar kaldı mahşere diyor.



Enginden engine koşarken rüzgâr,

Bende bir yolculuk heyecanı var...

Yattığım kayaya çarpan dalgalar

Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.



NECİP FAZIL KISAKÜREK

basak.k.k
19-08-2009, 21:50
AZAT



Kanla geçen kalıt

o yabancı tehlike

bir kara büyü bırakır gibi geçmişime bıraktım şiiri

kullanılmayan silah

içimdeki ışıklı parça

bende kaldı yazıda yaşayan ikiz

uykudaki cinayet bıraktı peşimi

kan dondu cin öldü ruhlara karıştı şiir

hiçbir yangın işlemiyor artık içime





benim gördüğüm aynalar görmüyor artık beni

azat ettim suretimi, gölgemi, kendimi

yaşasın diye benim yerimi alan ikiz




MURATHAN MUNGAN

basak.k.k
19-08-2009, 21:50
SENDEN ÖNCESİ YOKTU



Bütün bu sürekli arayışlar neden bilir misin

Neden bu durup durup isyan etmeler Allaha

Bu aldanmalar, yıkılmalar, bu sonsuz çalkanış

Hep sana yaklaşmak için, biraz daha biraz daha

Seni bulmak yılgın, yıkık gecelerden sonra

Sana çıkmak merdivenlerden nefes nefes

Belki ben yalnız senin güzelliğinde çirkinim

Hiç solmasa güzelliğin, böyle hiç bitmese

Yanmak var sana yaklaştıkça biliyorum

Yok olmak var, kahrolmak var, kül olmak var

Öyle bakma gözlerime bakma artık ölüyorum

Yaşamanın ta kendisi oysa bu ölmek değil

Gözlerim gözlerinden başkasını unuttu

Sen yoksan o yokluktur, senden öncesi yoktu.

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

basak.k.k
20-08-2009, 00:20
BELKİ GELMEM GELEMEM

Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

ATTİLA İLHAN

basak.k.k
21-08-2009, 04:57
SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE



***



Gelin gülle başlayalım atalara uyarak

Baharı kolayarak girelim kelimeler ülkesine

Bir anda yükselen bir bülbül sesi

-Erken erken karlar ortasında

Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-

Bana geri getirir eski günleri

...Paslanmış demir bir kapı açılır

Küf tutmuş kilitler gıcırdarken

Ta karanlıklar içinde birden

Bir türkü gibi yükselirsin sen

Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken

Söyleyemediğim ateşten kelimeleri

Şuuraltım patlamış bir bomba gibi

Saçar ortalığa zamanın

Ağaran saçın toz toprağını

Bana ne Paris'ten

Newyork'tan Londra'dan

Moskova'dan Pekin'den

Senin yanında

Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı

Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu

Geceme gündüzüme

Gözlerin

Lale Devrinden bir pencere

Ellerin

Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den

Kucağıma dökülen

Altın leylak



***



Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla

Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma

Kimi ırmaklardan yansıma

Kimi kayalardan kırpılma

Kimi öteki dünyadan bir çarpılma

İçi ölümle dolu

Dönen bir huni

Doğarken güneş

Kesilmiş ölü yüzlerden

Bir mozayik minyatürlerden

Dokunur tenimize

Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay

Ve birden senin sesin gelir dört yandan

Menekşe kokulu sütunlardan

Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan

Gözlerine ait belgeler sunulur

Ey aşkın kutlu kitabı

Uçarı hayallere yataklık eden

Peri bacalarının yasağı

Gönlümün celladı acı mezmur

Bana bıraktığın yazıt bu mudur

Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi

Senden bir gök

Senden yıldızlar ördüler

Ateş böcekleri

O gece dört yanıma

Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı

Sen bir anne gibi tuttun ufukları

Ve çocuklar gülle anne arasında

Seninle güller arasında

Tuhaf bir ışık bulup eridiler

Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler

Aramızdaki sırra

Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar

Gençlik monologları

Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından

Bana getiren

Yasamız vardı

Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne

Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben



SEZAİ KARAKOÇ

lisssa
21-08-2009, 15:20
Sözde, senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla..
Bazen sessiz sedasız ipekten kanatlarla..

Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla..
Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla..

Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla..
Yüreğimin başına noktalarla.. Hatlarla..

Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla..
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla.

Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle..
Öldür bendeki beni..
..Sonra dirilt kendinle!

Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle..
Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle..
Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle..
Ama her defasında geri döndüm SENİNLE..

Hangi düğüm çözülür.. Nazla.. Sitemle.. Kinle..
Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle..

Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin..?
Bazen kızkardeşimsin.. Bazen öpöz annemsin..
Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin..
Eksilmeyen çilemsin..
Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin..
Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin..

Çâresizim.. Çâremsin..

Şaşırdım kaldım işte bilmem ki n'emsin?..



Yavuz Bülent Bakiler...

Fotomel
21-08-2009, 20:48
Bizler merhameti Rabbimizden öğreniriz...

Öyleyse...


Merhamet sevgiye !
Bütün kirlerin üzerine yağan bembeyaz karlar gibi örtsün,
yok etsin diye tüm kötülükleri... Çağlayarak aksın,
ırmaklar gibi yıkayıp arındırsın bütün yeryüzünü kirlerinden.
Kalmasın sevginin başını okşamadığı bir yaralı yürek..



Merhamet nefse !
Yoluna çıkan dikenli tellere el uzatmasın,
zehirli ballarla gıdalanmasın diye.
Haylaz bir çocuk gibi nice tehlikelere hiç düşünmeden atılmasın..



Merhamet ruha !
takılmasın diye küçük çakıltaşlarına.
Prangalarını bir vuruşta parçalayıp yükselsin doruklarına insanlığın.
Yıldızlara ulaşsın..başı meleklerle yarışsın .
Aşsın bütün engelleri, Yaradan aşkına ...



Merhamet gönle !
Değmeyenlere, bırakıp gidenlere adamasın sonsuz varlığını.
Ummanlar dururken oyalanmasın bir-iki kırıntıyla.
Ne için yaratıldıysa onun için yaşasın.
Köklerini iman toprağına salıp,
İlahi aşkla dolsun taşsın damarları.
Ve cümle yaratılmışa uzansın dalları
meyveler uzatsın elleri...

Ve merhamet can suyu bulup içmişlerden,
çöllerde seraplarla avunan çatlamış yüreklere.
Merhamet; sonsuzlara uzanan yollarda yitip gidenlere
ayağı nefs ve şeytanın binbir engeline takılıp da yollarda kalanlara.


Merhamet;
gönülleri ve gözleri sevdayla parlayanlardan yalancı ..
sahteliklerle çevrili dünyalarında, teneke kutuların renkli ışıklarında,
bir ömür tüketenlere.


Merhamet;
sonsuz saadetlere giden hakikat yolunun aşıklarından ,
kıyıda köşede takılıp kalan şaşkın yüreklere.



Merhamet;
"Necisin ? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? "
muhteşem sorularının cevaplarını araştırıp bulanlardan,
kafalarında bambaşka...
sorularla uğraşmaktan buna vakit bulamayanlara...



Ve merhamet taşlara !
Yağmur olup yağmak gerek. ki.. taş bağırlılar..
yumuşasın. Günün birinde gül bitiren toprak olsun diye...



Merhamet geçip giden zamana,
merhamet işte asıl bu asra,
ve merhamet hiç olmadığı kadar şimdi topyekün bütün insanlığa...


Ayşegül Aygün

ıdidallmybesttosmile
21-08-2009, 20:54
160 sayfayı tarayamayacağım şimdi,yazılmış olabilir,birşeylerin tekrar tekrar yazılması hoşuma gitmese de şuan bunu umursamıyrum=)
neyse bu başlığı her gördüğümde aklıma gelen tek şiir bu oluyor.

özdemir asaf-mum aleviyle oynayan kedinin öyküsü

bir mum yanıyordu bir evin bir odasında.
o evde bir de kedi vardı
geceler indiğinde kendi havasında
mum yanar, kedi de oynardı.

mumun yandığı gecelerden birinde
kedi oyunlarına daldı.
oyun arayan gözlerinde
mumun alevi yandı,
baktı,
mumun titrek alevinde
oyuna çağıran bir hava vardı.

oyunlarını büyüten kedi büyüdü
kendi türünde çocukçasına,
döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
geldi mumun yanına, oyuncakçasına.
bir baktı, bir daha, bir daha baktı
mumun alevinin dalgalanmasına
uzandı bir el attı.
bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
ilk kez gördüğü mumun yakmasına
inanmayacaktı.

kedi oyunlarında büyüyordu,
mum, üşüyordu yanmalarında.
zaman ikili yürüyordu
aralarında.
bir ayrışım görünüyordu
birinin yanmalarında
öbürünün oynamalarında.

kedi oyunlarında büyüyordu,
yitirerek gitgide oyunlarını.
mum küçülüyordu yanmalarında,
yitirerek gitgide yakmalarını.

oynarken büyüyen kedi yanacak,
aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
büyüyen yana yana anlayacaktı.

bir mum yanmasından
ve bir kedi oyunundan
kaldı sonunda
bir gecenin tam ortasında
bir evin bir odasında
göz-göze susan
iki insan.

mum yandı bitti.
kedi büyüdü gitti.
oyunlar karıştı gecelerde
suskun uykusuzluklara.

o iki insandan, sonunda
birinin anılarında kedi,
birinin dalmalarında mum
kaldı gitti.

nerede bir mum yansa şimdi
nerede oynasa bir kedi,
birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri...
bugün dün gibi oluyor,
dün bugün gibi.
mum ellerimi tırmalıyor,
belleğimi yakıyor kedinin elleri.

manası_yoktur
21-08-2009, 20:59
Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir
Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz


Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
'Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan

Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi
Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN



Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben

Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar
Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil
Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil
Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar


Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim
Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm
Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşmeler gibi
İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri
Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır
Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın
Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının
Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı

resimdeki_gözyaşları
21-08-2009, 22:33
RÜZGAR

Bayrakları birbirine
benzemese de ülkelerin
bir ağızdan söyledikleri
barış ezgisini
yankılatır rüzgar
direklerine çarpan
iplerinin

Savaş alanında
silahların sustuğu saatlerde
mektup yazacak
bir ailesi olmayan askerin
yaptığı kağıt gemiyi yüzdürür
arkadaşının kan
gölünde

Karıştırır martıların oyununa
çocukların getirilmemesi
rica olunan davetiyelerin
arkasına yazarak
Galata Kulesi'nden
attığımız son sözlerini
erdal eren'in

Usulca siler
patika yollardaki
nal izlerini
ve açıp pencereleri
korkutur aniden
tanrıça heykeliyle sevişen
müze bekçisini

Beklediğimiz sensin ey özgürlük
kaybolur izleri
bütün işkencelerin
bir gün çıkıp gelirsen
nasıl ki katlanmış hüznünü
unutuyorsa o anda
rüzgara açılan bir yelken

Sunay Akın

woperi
21-08-2009, 22:42
kac sabahtır geceye uyanıyorum
ne oldu gunese aynalarda yokum

resimdeki_gözyaşları
21-08-2009, 22:49
kac sabahtır geceye uyanıyorum
ne oldu gunese aynalarda yokum

Bu güzel şiirin hepsini yazsak daha güzel olur.. =)

Ölüm

Kaç sabahtır geceye uyanıyorum
Ne oldu güneşe, aynalarda yokum
Dostlarım bir sıcak selamımı almaz oldu
Dumanı tüten gözyaşlarıma dokunuyorum, elimi ısıtmıyor
Seni özlemek istedim oda olmadı
ve sonra ağlayınca farkettim
gözyaşlarım yanaklarımı ıslatmıyor
Yüreğimde bir ağrı, bir tek onu hissediyorum
Hissedince anlıyorum, keşke veda edebilseyim sana
Sımsıkı sarılıp güzel saçlarını koklayıp gitseydim
Ölmüşüm ben bebeğim ölmüş
Herkesin korktuğu gün bana bugünmüş

Ceyhun Yılmaz

Fotomel
21-08-2009, 23:15
Küstahlığıma nezaketim oturdu
Saadete kendime bakakaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak
Selamımı tanıdıklar oturdu.
Saygı bekleyince alçaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Kendini beğenmişler ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.
Ağlamayı ölenler oturdu.
kendimi ölmez sanınca ufaldım,
kararsızlık bir an sürdü.
Ölülerle dirilerin arasında bir ben kaldım,
Çırılçıplak.
Sonsuzluğu ufuklar oturdu.
Yarattığım dünyaların içinde daraldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Başlangıç ile bitiş ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.
Aydınlığı bulutlar oturdu,
Yıldızlara doğru yol aldım.
Kararsızlık bir an surdu:
Varanlar ile duranlar arasında ben kaldım,
Çırılçıplak..

Fotomel
21-08-2009, 23:17
Bir gün, bir evde, bir kedi
Vardı.
O gün, bir evde, o kedi
Benden sıcaklığını esirgemedi.

O gün, o evdeki o kedi
Beni bana götürdü getirdi.
Ona şarkılarımı söyledim;
Uyudu, bakıyordum, benimleydi.

Bir ikilem oldu beklenmedik;
Geçmiş günlerin yumaklarını didikledi.
Var mıydı, yok, var gibi
Kucağımdaydı kedi.

Gözlerindeydi gözlerim,
Gözleri gözlerimdeydi.
Ellerimi tırmalıyordu elleri...
Ürperdim, birden içim titredi.

Bir gün, bir evde, bir kedi
Vardı.
O gün, bir evde, o kedi
Beni taa çocukluğumdan aldı

O gün, o evdeki, o kedi,
Bak-işte, neler olmuş der gibi,
Getirdi beni gençliğime bıraktı.
Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.

Babamın öldüğünde aylardan Hazirandı,
O elli dördündeydi, ben yedi.
Bir ışık söndüğünde yol yandı.
O kedi bunları nasıl da bildi.

Bir gündü, bir evdi, o kedi
Taş attı bütün kuyularıma.
Durup-dururken dikenli uykularıma
Ninniler söyledi.

Bu bir öykü idi;
Ben mi anlattım, o mu dinledi.
Saklamalı mıydı, ya da söylemeli mi;
Ne o ev vardı, ne o gün, ne de o kedi..

gscemalettin
21-08-2009, 23:25
KELEBEK ÖMRÜ

Sevdâya alışkın bu gönüller seni bekler,
Son darbe de her cân o ölüm bûseni bekler !

Sevdâ denilen çölde çiçekler de tuzaktır,
Vuslâtı yakın sanma fizândan da uzaktır!

Ellerde, avuçlarda, senin ismin anılsın.
Gönlümdeki aşkın yine yoklukta sanılsın!

Yükselsin o rûhum, göğe çıksın, sana değsin.
Çektirdiğin âhlarla gönül gökleri eğsin !

Hakkın bizi halk ettiği toprak ne de paktır !
Herhalde bu yüzden ki mezâr taşları aktır !

Heyhât! Kara sevdâ denilen yol ne de dardır!
Aşk bitti mi, dünyâ kelebek ömrü kadardır!

Mehmet Nuri PARMAKSIZ

woperi
21-08-2009, 23:28
valla yazacaktım devamını ama pc bıseyler oldu :)

resimdeki_gözyaşları
21-08-2009, 23:35
valla yazacaktım devamını ama pc bıseyler oldu :)

Ben tamamladım senin yerine. :$



DAĞ RÜZGARI

Kaderde senden ayrı düşmek de varmış
Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim...
Seni tanımadan
Hele seni böyle deli divane sevmeden
Yalnızlık güzeldir diyordum
Al başını, kaç bu şehirden
Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
Git gidebildiğin yere git diyordum
Oysa ki, senden kaçılmazmış
Yokluğuna birgün bile dayanılmazmış.
Bilmiyordum...

Yine de dayanmaya çalışıyorum işte
Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
Rüzgar güzel bir koku getirmişse
Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
Yaşamak seninle bir başka zamanı
Bir başka zamanda seni yaşamak
Her şeyden önce sen
Elbette sen
Mutlaka sen
İster uzaklarda ol
İster yanıbaşımda dur
Sen ol yeter ki bu zaman içinde
Ben olmasam da olur
Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
Bitmiyorsun
Çaresizliğim gün gibi aşikar
Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran
Sen güneş kadar sıcak
Tabiat kadar gerçek
Sen bahçelerde çiçekler açtıran
Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
Sen, o tek sevgi içimde
Sen görebildiğim tek aydınlık

Bir nefes de benim için al
Havasızlıktan öldürme beni
Bulutlara, yıldızlara benim için de bak
Susadım diyorsam
Bir yudum su içmelisin
Ben yorulduysam sen uyumalısın
Ellerim sevilmek istiyor
Saçlarım okşanmak istiyor
Dudaklarım öpülmek istiyor
Anlamalısın.

Ağaçların yeşili kalmadı
Gökyüzünün mavisi yok
Bu dağlar o dağlar değil
Rüzgarında kekik kokusu yok
Kim bu çaresiz adam
Bu kan çanağı gözler kimin
Kaç gecedir uykusu yok
Gündüzü yok
Gecesi yok
Yok
Yok
Anladım
Sensiz yaşanmaz bu dünyada
İmkanı yok.

Ümit Yaşar Oğuzcan

basak.k.k
22-08-2009, 00:27
AĞUSTOS ÇIKMAZI

Beni koyup koyup gitme, n'olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme, n'olursun

Bir deniz kıyısında otur
Gemiler sensiz gitsin bırak
Herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana
Evlenirsin, çocuğun olur
Beni koyup koyup gitme, n'olursun

ATTİLA İLHAN

Z a M a n S ı Z
22-08-2009, 00:29
Nokta Noktam...

Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım
Beni anlatmış sana ve sen ona
"Unuttum artık onu" demişsin.
Hem bu sözü gülerek,
Medar-ı iftihar ile söylemişsin.
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Çünkü; unutmak için
Önce unutulmak gerek
Oyasa ki sen,
Hala bende esen,
Eski kavak yelisin.
Unutamazsın...
Kan değil, tüküremezsin,
Ruj değil, silemezsin
Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım
İki heceli erkek adımı
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Seninle biz, halâ bir kabukta
İki badem içi gibiyiz.
Baharsın; kokacaksın
Güneşsin; yakacaksın.
Sabah yatağım kadar rüyâ dolu
Sabah yatağım kadar sıcaksın
Unutamam Unutamazsın!
Şimdilik bu kadar.
Öbür mektubuma daha diyeceklerim var
Darılma bana, gücenme sakın
Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan
Binlerce selam sana.

Bahar başladı nokta noktam
Ankara da bahar, veriminde toprak ana
Aylar var ki sana tek satır yazamadım
Oysa ki şimdi mevsim bahar
Ötüşlerde adın, kokuşlarda tadın var
Artık yazmalıyım.
Takvime baktım bu sabah,
Ayrılalı beş ay olmuş.
Düşün ki Nokta Noktam
Beş ay denilen nesne tam yüz elli gün eder.
Bunca uzun ayrılıksa;
İnan bana Nokta Noktam
İnsanı, herşeye küskün eder.
İnan bana... Dargınlığım herkese
Ve tek hasretim sana
Düşünüyorum...
Aşıklar pazarına çıkan yolu düşünüyorum.
Bu yolun sağında yükselen
Her geçişinde penceresinden tebessümler gelen
Bahçesinde iri yedi veren,
Kayısı gülleri açan evi düşünüyorum.
Bir türlü gelmiyor düşüncelerimin ardı
Ablan yanımda çorapsız gezerdi,
Baş örtüsüz annen.
Düşünüyorum... Bu mevsimde baban,
Her akşam bir yerine iki içerdi.
Miyoplaşınca gözleri "Şair, iç be oğlum
Bahar dişidir doğurur" derdi.
Bahar başladı Nokta Noktam.
Ankara da bahar,
Gönül ufkunda yağmur bulutları
Cennet olsa artik sevmiyorum
Sevmiyorum sensiz baharı...

Bu gece Yılbaşı...
Başkent de kar yağıyor Nokta Noktam
Başkentte kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi hatıralar
Başkent de kar yağıyor, başkent de kar...
Bu gece yılbaşı.
Bilirsin ki Nokta Noktam
Yılbaşında hesaplanır
Çoğu zaman insanların yaşı.
Bu gece yılbaşı...
Tokmaklarında yirmi dört hece
Eğilip üstüme sessizce
Şehrin kule saati
Bilir misin Nokta Noktam?
Bilir misin, bilir misin ne dedi?
"Şair, kutlu olsun, yaş otuz yedi."
Ve bir el saçlarımdan tutarak
Kalbimi sana kadar sürükledi.
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları komşu plâkta.
Ne de kıvrak bu vals havası
Başladı yine gönlümün
On yıl evvel ki kanaması
Ne günlerdi o günler cancağızım
Ne günlerdi...
Sen, on yedisinde sevgilerin sisinde
Başı duman duman bir kız.
Ben, yirmi üstünde
Gönlü gördüğü her güzelliğe nişanlı
Öylesiye bir şair, öylesiye bir delikanlı.
Ne çabuk geçti zaman.
Hey gidi Dünya hey...
Bu gece yılbaşı
Dışarıda kar yağıyor ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar
Köşede bir kırlent, kırlentde bir resim.
Bartın da bahar.
Elimle yapmışım
"asma köprüsünden" Kocanaz deresi
Sağda, orta okul
Okulda, çocukların sesi.
"Çakır beylerin" elma bahcesi.
Derede kayık, dümende ben.
Küreklerde sen.
Hava berrak, hava ılık
Hava temiz
Ve sularda sarmaşan gölgemiz
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları değil artık
Komşu plâkta.
Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta.
Dışarıda kar yağıyor.
Dışarıda kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi
Eski hatıralar...


Rıza Polat Akkoyunlu

:((((



http://www.kalbimsin.net/sesli_siirler/nokta-noktam.php

ESRA..1990
22-08-2009, 14:46
Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu..
Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki,
Sayak kalpaklı adam,
Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden,
Güzel, rahat günlere inanıyordu..
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
Birden bire beş adım sağında O'nu gördü..
Paşalar O'nun arkasındaydılar..
O , saati sordu..
Paşalar 'üç' dediler..
Sarışın bir kurda benziyordu..
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı..
Yürüdü uçurumun kenarına kadar,
Eğildi durdu.. Bıraksalar,
İnce uzun bacakları üstünde yaylanarak,
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak,
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı..

< Nazım Hikmet Ran >

nur_88
22-08-2009, 21:31
Sancıyan gecelerin ağırlığınca girdim hastalıklı uykularıma.
Başucumda acabalarla beynime inen saat tik takları,
Kalk git ona der gibiydi.
Dokunsan kar gibiydim parmaklarında.
Kopsan, buzul…
Acının negatifi basıyor sözlerimi.
Öldüm ulan üşümekten! Kapat/sana gözlerimi.

Vapursuz bir iskele gibi kaldım.
Mutedil dalgalı yorgunluğum.
Soysuzlaşan bir yanılgı gibi kıvrandım deliliğin biz, aşkın; sen halinde.
Meğer uçuruma yaslanmışım.
Düşünce anladım.
Girdabının burgusunda söndürmüşüm közlerimi.
Öldüm ulan düşmekten! Kapat/sana gözlerimi.

Gittin; sanki Annem öldü.
Gittin ve beni kendime uğurladın.
Kimse kendine benim kadar yoksul değildir.
İnsan kendini kendisizlikte nasıl bulur?
Bir haciz gibi girdiysen içime,
Bu benim kendime olan borcumdandır.
Sanki bir kuş gagalıyor beynimi.
Öldüm ulan düşünmekten! Kapat/sana gözlerimi.

Yaşamla aramı açacak yaralara göz yumuyorum.
Sana ağır yaralanmayı seviyorum.
Kan kaybından gülüyorum.
Dramlardan çalınmış bir ölüm gelir şimdi suzinak makamında.
Aşk yapışmıştı o gece boğazıma.
Kurtulsam ölecektim.
O yüzden aram açık aramla…
Nicedir oyunbozanım; susuyorum sözlerimi.
Öldüm ulan küsmekten! Kapat/sana gözlerimi

Her gemide bir fırtına izi saklıdır.
Bundandır kendi gözyaşlarımızda boğulmalarımız.
Saçların ağlıyor mu hala bilmiyorum ama kayboluyorsan dallarında,
Bu senin kendine sarmaşıklığındandır.
Bir kişinin yalnızlığının kaçla çarpımıdır iki kişinin yalnızlığı?
Ve kaç yalnızlık çıkar bir kişinin yalnızlığından?
Sus! Biliyorum.
Yalnızlık yokluğun avuntusudur.
Binlerce gündür boğazıma usturayım.
Özgürlükte çürüyor uçurtmamın çıtaları.
Dua et de ölümün farkına varmadan ölelim.
Öldüm ulan ölmekten! Kapat/sana gözlerimi.



KAHRAMAN TAZEOĞLU

basak.k.k
23-08-2009, 00:55
Hiç Gitmediğim Bir Yerde

Hiç gitmediğim bir yerde, sevinçle
ötesinde gözlerinin
her türlü yaşantının kendi sessizliği var
en ince kımıltında birşey var içime
gömen beni;
birşey dokunacağım kadar bana yakın
kolayca açar beni en ürkek bakışın.
Parmaklar gibi kapamış olsam bile
kendimi
Sen hep yaprak yaprak açarsın beni
Bahar'ın
(dokunup usulca, gizlice) açışı gibi ilk
gülünü
Ya da beni kapamaksa istediğin; ben,
hayatım kapanırız güzelce birden
karın her yere özenle inişini
düşleyen yüreğince şu çiçeğin
duyduğumuz hiçbirşey bu ülkede;
erişilmez gücüne sonsuz inceliğinin,
renkleriyle yapısının beni bağlayan,
öldüren, hiç durmadan her nefeste
(Bilmiyorum nedir bu sende olan, bu
kapayan
ve açan; yalnızca anlıyor içimde birşey
gözlerinin sesini güllerden derin olan)
''Kimsenin yok, yağmurun bile böyle
küçük elleri...''

Edward Estlın Cummıngs

kübraSinem
23-08-2009, 01:22
Senin sana rağmen bir yüzün var
Herkesin ilk aşkına benzeyen
Beklemek kadar acı , anlamak kadar zor
Nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi
Yok karşılığı yüzünün

Senin sana rağmen bir yüzün var
Herkesin ilk aşkına benzeyen
Yaklaştıkça imkansız uçurumlar
Nedensiz hayatların o büyük acısı gibi
Yok karşılığı yüzünün
C.Ersöz..

asi liseli
23-08-2009, 01:40
YouTube - Müziksiz ilahiler 50 - Yürü dünya yürü


ilehi de bi şiirdir heralde :Pp

friend63
23-08-2009, 01:50
Ne konuşuyor bu insanlar
Ne kadar uzak kelimeler anlamdan
Aynama bir yabancı sızmış
Bakıyor bana uzaktan
Sensizlikten kalan en acı gerçeğim hiçliğim
Ucuz basit ve sıradan
Pazara çıkmış gibi sanki ipliğim
Hayat beni unutsa da sen beni unutma
Adımı unutacak kadar kaybettim kendimi
Olsun
Beni unutma... beni unutma
Bir uçurumun en ucundayım
O kadar yokum ki görmüyorlar
Kalbim susmuşlar yeri
Kuşlar korkup kaçmıyorlar

basak.k.k
23-08-2009, 01:59
ARAYIŞ

Bir tas zehir verin bana içeyim
Tek unutmak için acılarımı
Baksana; kırdılar kapılarımı
Yağmalandı kalbim, ömrüm, herşeyim
Kurşuna dizdiler anılarımı
Yenik düştüm bu savaşta neyleyim
Bir mezar nasılsa işte öyleyim
Unuttum en güzel şarkılarımı
Gündüzü yok upuzun bir geceyim
Yitirdim umut kırıntılarımı
Sevgimi, neşemi, bütün varımı
Çaresiz bir yokluğun içindeyim
Gömdüm içime yıkıntılarımı
Arıyor bir yarım öbür yarımı

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Z a M a n S ı Z
23-08-2009, 03:19
ŞAİRLER AĞLAMAZ

Farzet ki bu aşkı yaşamadık seninle
Farzet ki hiç bir geceyi paylaşmadık ikimiz
Farzet ki saçlarını bile hiç okşamadım

Hadi git, gözlerime baka baka git
Hadi git, hayatımdan çıka çıka git
Hadi git, yüreğimi yaka yaka git
Şairler ağlamaz gülüm, şairler ağlamaz

Farzet ki unutulmuş bir şairim köşe başında
Farzet ki hiç bir şiirimi sana yazmadım
Farzet ki hiç bir şarkımda adını bile anmadım

Hadi git, sevdiğimi bile bile git
Hadi git, bir kalemde sile sile git
Hadi git, hiç üzülme güle güle git
Şairler ağlamaz gülüm, şairler ağlamaz

Farzet ki bir kum tanesiyim sahilde
Farzet ki bir çakıl taşıyım yol kenarında
Farzet ki boş bir kibrit kutusuyum ellerinde

Hadi git, üzerime basa basa git
Hadi git, umutları asa asa git
Hadi git, hiç konuşma susa susa git
Şairler ağlamaz gülüm, şairler ağlamaz

Fazet ki yokum artık
Farzet ki öldüm
Farzet ki i.s.i.m.s.i.z bir mezarım dağ başında

Hadi git, saçlarında bir tel bırakmadan git
Hadi git, avucumda bir el bırakmadan git
Hadi git, baş ucumda bir gül bırakmadan git
Şairler ağlamaz gülüm, şairler ağlamaz

AHMET SELÇUK İLKAN

Z a M a n S ı Z
23-08-2009, 03:22
İzlesene.com : Video - sen bu siiri okurken - ahmet selçuk İlhan

basak.k.k
23-08-2009, 03:24
EYLÜL SABAHININ SERİNLİĞİ



eylül sabahının serinliğini

Yaprakların serinliğini

Ciğerlerime dolduruyorum



Sessizlik ve serinlik

Birleşiyor

Yıkanmış güvercinler

Ve çok uzakta bir tren sesi



Her zaman yeniden başlamak duygusu

Doğuyor içimde

Her uyanışımda



Düşmanlarımı bağışlıyorum

Daha çok seviyorum dostlarımı

Her uyanışımda



Eylül sabahının serinliğini

Yaprakların serinliğini

Yüreğime dolduruyorum


ATAOL BEHRAMOĞLU

RIMEL
23-08-2009, 03:28
Yağmurun Dudakları..!

Titreyen bir dudağın koynunda uyuyan yağmur damlası
Uyanma sakın!
Bu gece sıcak bir düş görecek bu göz...
Gecenin sehpalarına tırmanmış boyunlar...
Asılmayı bekleyen kadınların göbeklerine bağlı bebekler
Yaşamayı dileyecekler Tanrı'dan


Gölgelerine kurulmuş ağaç türküleri çıkacak yastığına
Tan vakti bir dua yükselecek belki
Belki bir yıldızın dilinde bir ışık...
Yanacak ellerimiz, gözlerimiz...
Uyanma sakın!


Sandıkların göğsünde asılı bırakılmış çeyizler...
Kiminin mendilinde yazılı gelecek görüntüleri
Hangi tarafa baksam kuş hangi tarafa baksam kanat...
Uçmayı unutmuş gözlerde şefkat birikintisi...
Bize görmeyi öğreten bir çiçeğin kokusundaki buğuyu...
Hani nerde kâinat?


Şecaat!



Korkusu saydam bırakılmış yüreğin damarında kan yoktu
Eylüldü fakat çok soğuktu, gökyüzüne yürütülmüş bahar
Bir bebeğin gözünde büyütüldü...
Ölüm sıcak mıydı, soğuk muydu?
Önce sıcak mıydı sonra soğuk muydu?
Önce hatırlattırır mıydı, Sonra unutturur muydu?
Yaşadığımı sandığım hayatı...


Düşünmesi ne rahat...
Bir dudağı nefeste...
Düşünmek ne kadar gerçek ve ne kadar bayat
Bir gecenin sesinde...
Ensemin şehrinde rüzgâr türküleri
Sırtıma çıkmış dağın eteğinde büyülerim.
Depremidir ayağımın kavisleri...
Hevesimde kalmış bir kadın pestili...
Ve geçtikten sonra gelenler...


Uyanma sakın!
Yağmur damlası...
Uyanma sakın!
Belki hatırlar dudaklarım...
Ölüm hangi kafeste...
Mehmet Nusret Poyraz ''

basak.k.k
23-08-2009, 03:32
Sarıl Bana

bu yaşa geldim içimde bir çocuk hala
sevgiler bekliyor sürekli senden
insanın bir yarısı nedense hep eksik
ve o eksiği tamamlayayım derken
var olan aşınıyor zamanla

anamın bıraktığı yerden sarıl bana

anılarım kar topluyor inceden
bir yaşam gibi geçmişin üstüne
ama yine de bir unutuş değil bu
sızlatıyor sensizliği tersine
senin kim olduğunu bile bilmezken
sevgiden caydığım yerde darıl bana

Metin Altıok

AngeL__d
23-08-2009, 03:52
ADIMLA NASIL BERABERSEM


hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
koşar gibi yürüyüşün
karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün

hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman

adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
aynı şartlar altında kısmet olmıyan
gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda

hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın

ATTİLA İLHAN

AngeL__d
23-08-2009, 03:55
HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

CAN YÜCEL

basak.k.k
23-08-2009, 04:29
Acılara Tutunmak


Kavuşmak özgürlükse
Özgürdük ikimiz de
Elleri çığlık çığlık
Yanyana iki dünya

İkimiz iki dağdan
İki hırçın su gibi
Akıp gelmiştik
Buluşmuştuk bir kavşakta
Unutmuştuk ayrılığı
Yok saymıştık özlemeyi
Şarkımıza dalmıştık
Mutluluk mavi çocuk
Oynardı bahçemizde

Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
O yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya

O dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere

Aramakmış oysa sevmek
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncağı

Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Sevmek diye birşey vardı
Sevmek diye birşey yokmuş

Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konutlukta
Deprem kargaşasında

Yaşadım birkaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de

Acılardan arta kalan
İşte bu bakışlarmış
Kuğu diye gözlerimde
Gün batımı bulutlarmış

Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Savrulup gitmek varmış
Ayrı yörüngelerde


Hasan Hüseyin Korkmazgil

Z a M a n S ı Z
23-08-2009, 17:42
BİZİM ŞARKIMIZ


Kırılır da bir gün tüm dişliler
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizim

Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşların yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim

Kurtulur dil tarih ahlak ve iman
Görürler nasılmış neymiş kahraman
Yer ve gök su vermem dediği zaman
Her tarlayı sular arkımız bizim

Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda ŞARKIMIZ bizim...

[ NECİP FAZIL KISAKÜREK ]

Z a M a n S ı Z
23-08-2009, 17:48
BENDEDİR

Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.

Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.

[ NECİP FAZIL KISAKÜREK ]

Z a M a n S ı Z
23-08-2009, 18:00
İzlesene.com : Video - necip f.kisakürek-sakarya türküsü



KENDİ SESİNDEN....

basak.k.k
23-08-2009, 18:07
SEN GİDERKEN

durdum baktım arkandan
sen giderken
bana bir hoşçakal bile demeden
giderken

insan neler duyar anladım
o zaman
can alıp başını bedenden
alıp başını giderken.

ATAOL BEHRAMOĞLU

basak.k.k
24-08-2009, 02:27
GİT

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar

Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.

Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.

Her darbene tehammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!

Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!


CEMAL SAFİ

basak.k.k
24-08-2009, 02:28
GÜLLER AĞLAR İÇİMDE

Ne zaman ayrılık saati gelse
En vazgeçilmez yerinde yaşamın
Duysak ayak seslerini akşamın
Ve sokaklardan el ayak çekilse
Bir ürpertiyle duyarım o zaman
Seni çağıran sesi uzaklardan

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir gariplik çöker içime birden
Kalan tek anı gibi bir devirden
Durmadan çalınır o gamlı beste
Sanki bilir dem hazin öykümüzü
Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir çaresizliğe anlatır gibi
Birden değişir gözlerinin rengi
Mavi solar, koyulaşır yeşilse
Sarınca ruhunu eski bir hüzün
Uçar gider pembeliği yüzünün

Ne zaman ayrılık saati gelse
Uzatsan özlemle dudaklarını
Tüm ağaçlar döker yapraklarını
Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe
Sadece uğultusu o rüzgarın
Ve bir umut kırıntısı: Belki yarın

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir fırtına çıkmışcasına, büyük
İçimdeki güllerin boynu bükük
Bir zaman kalakalırım öylece
Neden sonra gittiğini anlarım
İçimde güller ağlar, ben ağlarım...

Ümit Yaşar Oğuzcan

basak.k.k
24-08-2009, 02:28
ANLARSIN

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun
Kanatlarımız dokunarak uçalım
İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın

Cahit KÜLEBİ

basak.k.k
24-08-2009, 02:29
BİRİSİ

Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki

Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek

Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda

Nahit Ulvi AKGÜN

basak.k.k
24-08-2009, 02:30
GERÇEKTEN SEVMEK

O durmadan kaçıyor;
Sen ardından gitmiyorsan;

O günün her saatinde saklanıyor,
Sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan;

O sana acıların en büyüğünü tattırıyor,
Sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan;

Boşuna aldatma kendini,
Onu sevmiyorsun demektir.

Elindeki içki kadehinde,
Dudağındaki sigarada ,
Okuduğun kitapta,
Mırıldandığın şarkıda,
Söylediğin şiirde,
Gördüğün rüyada
Ve yaşaman için
Ciğerlerine doldurduğun havada
O yoksa;
Onun vazgeçilmezliğini anlamamışsan;
Onu sevmiyorsun demektir.

Renkler onunla değerlenmiyorsa,
Örneğin; onsuz kırmızı kırmızılığının,
Mavi maviliğinin farkında değilse,
Beyaz yalnız o giydiği zaman
Güzelliğini haykırmıyorsa,
Sabahları onu görünceye kadar
Güneş doğmuyorsa
Ve onsuz gökyüzü geceleri
Aya, yıldızlara hasret değilse
Onu sevmiyorsun demektir.

Sokakta gördüğün her yüzde
Ondan bir şeyler aramıyorsan,
Güzel bir manzara,
Hüzünlü bir musiki onu hatırlatmıyorsa,
Uykudan uyandığın zaman
Yaşamakta olduğundan önce
Onu hatırlamıyorsan,
Omuzlarına dökülmüş saçları,
Bir sis perdesinin ardında
Her zaman gülen,
Işık saçan gözleri
Aklına gelmiyorsa,
Durup durup avuçlarının
Sıcaklığını özlemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.

Dünyada yaşayan öteki insanların
Senin için hâlâ bir değeri varsa ,
Ona karşı tutumunu
Toplumun köhne ve manasız
Kurallarına göre ayarlıyorsan
Ve açık açık
Sanki var olduğunu haykırırcasına
Sevgini söylemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.

Yok o senin için
Her şeyden değerliyse,
Gözünü yumduğun anda
Onu görebiliyorsan,
O bütün şarkılarda,
Bütün şiirlerde,
Bütün resimlerde ise,
Ona muhtaç olduğunu
Söylemekten utanmıyorsan,
Senin içten ve büyük sevgine
Karşılık vermeyeceğinden
Korkmuyorsan,
Bütün bencil duygularından
Sıyrılabilmişsen
Onun için her şeyi,
Ama her şeyi yapacak gücü
Kendinde buluyorsan,
Her hali sana
Ayrı ayrı güzel geliyorsa,
Karşısında kendini
Bir çocuk gibi hissediyorsan,
İstediği anda onun için
Ölebileceksen,
Onun için yaşıyorsan
Ve yine onun için
Bildiğin bilmediğin
Bütün düşmanlıklara
Karşı koyabileceksen,
O her geçen dakika
Sende biraz daha büyüyorsa
Ve kendi kendine bile
Çok sevdiğini bütün
Samimiyetinle,
İnanmışlığınla
İtiraf edebiliyorsan,
Bir gün o seni hiç,
Ama hiç sevmediğini söylese bile ,
Senin sevginde azalma olmayacaksa
Ve ölünceye kadar onu aşkların
En olumsuzu ile sevebileceksen;
İşte o zaman
Onu seviyorsun demektir.

O sana sevmeyi,
Gerçek aşkı öğretti.
Sen onu hep sevecek
Ve sevilmenin mutluluğunu tattıracaksın.

O , hiç sen olmasan bile,
Seni bir parça sevmese bile....


Ümit Yaşar OĞUZCAN

basak.k.k
24-08-2009, 02:33
Eğer

O'nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna
düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye
konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda
diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa
yerine, bir akrep kadar hain... sınıfta, büroda, yolda, yatakta
içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden
habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup
somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, Ve O, her durduğunuz yerde
duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe
gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...hayat
O'nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü
pembeyse,kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...

her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O... her roman
O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç
diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor,
dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi
biliyorsanız. ..
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor,
vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini
dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız. ..
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni
aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi
taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız. ..
O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır,
onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor
yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece
ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanı z ve bütün bu hallerinize
siz bile akıl erdiremiyorsanı z...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura
baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün
acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...

Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz
kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir
tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.


CAN DÜNDAR

Anti Serseri
24-08-2009, 06:58
Bir kabus gibi çöktün üstüme
Gecelerim harab oldu senin hayalinle
Gözlerim kan ağlıyor bedenim dipsiz çukurun en derininde
Sanki bir el uzanıyor gönlüme
Beni senden kurtarmak ümidi ile...
Ama başaramıyor, ulaşamıyor emeline
O kadar bağlanmışım ki sana
Gözlerim bakmıyor hiçnir yere
Zaman kalbimi delercesine ilerliyor
Ayaklarım koş diyor zaman beni geçmesin diye
Yüreğim kal diyor belki yarim gelir diye
Gözlerim bak diyor özgürlük var ufukta
Gönlüm kapat gözlerini diyor sevdiceğin karanlıkta...

queenkafein
24-08-2009, 15:04
Karlı Kayın Ormanında

Karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım, efkârlıyım,
elini ver, nerde elin?

Ayışığı renginde kar,
keçe çizmelerim ağır.
İçimde çalınan ıslık
beni nereye çağırır?

Memleket mi, yıldızlar mı,
gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı sıcak.

Ben ordan geçerken biri:
'Amca, dese, gir içeri.'
Girip yerden selâmlasam
hane içindekileri.

Eski takvim hesabıyle
bu sabah başadı bahar.
Geri geldi Memed'ime
yolladığım oyuncaklar.

Kurulmamış zembereği
küskün duruyor kamyonet,
yüzdüremedi leğende
beyaz kotrasını Memet.

Kar tertemiz, kar kabarık,
yürüyorum yumuşacık.
Dün gece on bir buçukta
ölmüş Berut, tanışırdık.

Bende boz bir halısı var
bir de kitabı, imzalı.
Elden ele geçer kitap,
daha yüz yıl yaşar halı.

Yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.

En acayip gücümüzdür,
kahramanlıktır yaşamak:
Öleceğimizi bilip,
öleceğimizi mutlak.

Memleket mi, daha uzak,
gençliğim mi, yıldızlar mı?
Bayramoğlu, Bayramoğlu,
ölümden öte köy var mı?

Geceleyin, karlı kayın
ormanında yürüyorum.
Karanlıkta etrafımı
gündüz gibi görüyorum.

Şimdi şurdan saptım mıydı,
şose, tirenyolu, ova.
Yirmi beş kilometreden

Nazım Hikmet RAN

pelinnnnn
24-08-2009, 15:11
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
Değişir rüzgarın yönü
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Ataol Behramoğlu

_nepZey_
24-08-2009, 16:13
Bir yandan cellatlar girdi araya,
Bir yandan, oyun etti bana
bu mendebur yürek,

Nasip olmayacak Memed'im yavrum,
seni bir daha görmek.

Biliyorum,

buğday başağı gibi delikanlı olacaksın,
ben de öyleydim gençliğimde,
kumral, ince, uzun;

gözlerin ananınkiler gibi kocaman,
bazen de bir parça bir tuhaf mahzun;
alnın alabildiğine aydınlık;
herhalde sesin de olacak
- berbattı benimkisi -

türküler döktüreceksin yanık mi yanık...
Konuşmasını mı bileceksin
- ben de becerirdim o işi
sinirlenmediğim zamanlar -

bal damlayacak dilinden.
Vay, Memet, kızların çekeceği var
senin elinden.

Müşküldür
babasız büyütmek erkek evladı.

Ananı üzme oğlum,
ben güldürmedim yüzünü,
sen güldür.

Anan,
ipek gibi kuvvetli, ipek gibi yumuşak;
anan,
nineliğinde bile güzel olacak
onu ilk gördüğüm günkü gibi,
Boğaziçi’nde,
on yedisinde
ay ışığı, gün ışığı, can eriği,
dünya güzeli.

Anan,
ayrıldık bir sabah,
buluşmak üzre,
buluşamadık.

Anan,
anaların en iyisi en akıllısı,
yüz yıl yaşar inşallah...

Ölmekten, oğlum korkmuyorum,
ama ne de olsa
iş arasında bazen
irkilip ansızın,

yahut yalnızlığında uyku öncesinin
günleri saymak biraz zor.

Dünyada doymak olmuyor, Medet,
doymak olmuyor...

Dünyada kiracı gibi değil,
yazlığa gelmiş gibi de değil,
yaşa dünyada babanın eviymiş gibi...
Tohuma, toprağa, denize inan.
İnsana hepsinden önce.

Bulutu, makineyi, kitabi sev,
insani hepsinden önce.

Kuruyan dalın
sönen yıldızın
sakat hayvanın
duy kederini,
hepsinden önce de insanın.

Sevindirsin seni cümlesi nimetlerin
sevindirsin seni karanlık ve aydınlık,
sevindirsin seni dört mevsim.
ama hepsinden önce insan sevindirsin seni.
Memet,
memleketler içinde bir şirin memlekettir
Türkiye,
bizim memleket,
insanı da,
su katılmamışı,
çalışkandır, ağırbaşlı, yiğittir,
ama dehşetli fakir.

.............
...............

Memet,
ben dilimden, türkülerimden,
tuzumdan, ekmeğimden uzakta,
anana hasret, sana hasret,
yoldaşlarıma, halkıma hasret öleceğim,
ama sürgünde değil,
gurbet ellerde değil,

öleceğim rüyalarımın memleketinde,
beyaz şehrinde en güzel günlerimin.

Nazım Hikmet.

<dreamer>
24-08-2009, 17:38
Günahkar Mevsim

Yakınlaştıkça kaybolan
bir kente dönüşürdün.
Keşfedilmezim olurdun,
içinde yolculuk etsem de
günahkar mevsimimdin.

Hiç umut yoktu sende
o yüzden vazgeçilmezdin,
vazgeçilmezimdin..


Cezmi Ersöz

şimal17
24-08-2009, 23:09
Ben, seni; adını bilmeden sevdim. Ve, “var”lığınla gülüşünü...
Ben seni, yaşını bilmeden, gözünü-kaşını bilmeden sevdim.
Ve, “yar”lığa süzülüşünü.

Ben seni, sesini duymadan sevdim...
Ve duymadan nefesini.
Ben seni adını bilmeden sevdim...
Ama; sevdim!..

Üşüyüşünü sevdim...
Üşüyüşünü sevdim onüçüncü ayın ilk günü;
“Gel, ısıt” deyişini!..
Bekleyişini sevdim beşinci mevsimin gün bitimlerinde, bilerek gelmeyeceğimi...
Akşam alacalarının gönlüne yürüyüşünü sevdim...
Ve, kıpırtısız, karanlığa gömülüşünü sevdim.
Bir de;
“Gel, ısıt” deyişini!..

Ben seni, adını bilmeden sevdim.
İhtiyacım... Cevabım...
İsimler koydum sana; bahar yelim, çiçek tarlam... Gökkuşağım, ışığım... Kuşkanadım, pembe rüyam, çiy tanem...
Seni, adını bilmeden sevince öğrendim; seni sevmek için gerekmiyordu ismini bilmem...
...Sevdim işte!

Ben, seni; yaşını bilmeden sevdim... Yani bilmeden sevdim deden yaşında mıyım, torununla akran mı!
Ben seni, gözünü-kaşını bilmeden sevdim.
Ben seni, sesini duymadan sevdim.

Ve hatta öğrenmeye korkarken, bilmeye kıyamazken seni...
...seni sevdim.
Seni sevdim.

İçime salıncaklar kurdum gönlümün ipleriyle...
Oturdun, sallayamadım; dokunurum diye korkumdan!
Dolaştın boynuma bir sarmaşık gibi; okşayamadım.
...Koklayamadım!
Dalgalarını taramamış olan parmaklarım yabancı saçlarına...
Ve hâlâ bilmiyorum, gözlerin ne renk?.. Hangi yıldızlar mahpus içinde?

Ve ben sana hâlâ seni sevdiğimi söyleyemedim!..
Ama ben seni; adını bilmeden, yaşını bilmeden... Yüzünü bilmeden, sesini bilmeden...
...seni bilmeden sevdim.
Seni, “bilmeden” sevdim!
Senin olmadığın ve benim olmadığım bir sokaktaki köşebaşında çarpıştı duygularımız!
Döküldü içindekiler ve döküldü içimdekiler...
Sen yoktun orda ve ben de yoktum;
Ama sevda vardı!

Ve, ben; seni adını bilmeden sevdim

Muammer Erkul

queenkafein
24-08-2009, 23:13
Ben Sen

Ben seni seviyorum
Sen gezmeyi,senin hep gittiğin yere
Ben hiç gidemiyorum
Öylece durmayı seviyorum ben..
Durup ardından bakmayı..
Sen yürümeyi seviyorsun ama arkana bakmadan..
Yaprak seviyorum ben yaprak..
Kuru, yaş ayırmadan..
Sen ezmeyi seviyorsun, neye bastığına bakmadan..

Ceyhun Yılmaz

basak.k.k
25-08-2009, 03:39
İNTİHAR..

el falı avuç içinin yazgısı
kader çizgisi, ölüm deja vu
ayrılışlar, ayrılışlar, yaşanmamışlıklar
yanlızca bir kadehi içilmiş yetmişlik
intihar.

MURATHAN MUNGAN

3D'ne bandım
25-08-2009, 04:14
Yalnızlık
Şemsiye yapımcıları
ıslanmaktan
tek kişiyi koruyacak genişlikte
kesince kumaşları
yağmur değil
yalnızlıktır yağan

Daha da hüzünlendirir her gece
kentin sokaklarını
bekçinin nefesiyle
düdüğün içinde dönen
nohut taneciğinin
yalnızlığı

Ne çok sevinirim bilseniz
bir yılan
mezarıma girerde
göğüs kafesimin kemikleri içinde
kış uykusuna
yatarsa


Sunay Akın

Sahte veLet
25-08-2009, 05:15
Çünküsü yok, nedeni yok sevmenin.
Zamanı hiç yok, dakikalar zaman üstü..
Utangaç bir gecenin kucağında, yağmurlar vuruyor pencereme,
Aşkın vuruyor kalbimin kıyılarına..
Gecenin bu çıldırtan yalnızlığında, aşkın ayak seslerinin duyuyorum yüreğimde..
Ve hasretin içimde..
Seni seviyorum...
Sesinin duymak istiyorum uyumadan önce, sabahlara kadar konuşmak;
hiç kapatmamak telefonu..
Aynı düşlere uyumak sonra ve uyanmak aynı güneşe...

_denizkabugu_
25-08-2009, 12:15
Yine sana sesleneceğim
Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Senin kim olduğunu en çok bilerek
İsyankar zambakların çılgın nilüferlerin
Dört nala açan kiraz çiçeklerinin
Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
Sarı bir hüzün kızıl bir gurur
Ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana

Sana okdan değil yaylardan bahsedeceğim
Gülün dikeninden değil
Gülleri ve dikenleri doğurmaktan yorulmayan
Topraktan söz açacağım
Akan su gelmeyecek kelimelerime
Suyu şefkatle kucaklayan damlaları dinlendireceğim

Yine sana sesleneceğim
Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Bilmek istemeden

Alaattin'in sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi
Ve ne dilersem dilememi isteseydi
Hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim
Bir şeyden vazgeçmek isterdim sadece
Hayatta bir şeyden vazgeçmek lutfedilseydi
Bedeli her şeyim olsa bile
Sana seslenmekten vazgeçmek isterdim
Garip değil mi sana seslenmekten vazgeçtiğimi
Bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de
Oysa sana seslenmek bütün hesaplarımı gördüğüm şu dünyadaki
Tek geride kalmış hesap benim için
Bu dünyadaki tek yük
Bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek
Kürek mahkumu için kürek neyse
Benim için de sana seslenmek o
Bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu
Öbür yandan bileklerimden sızan kanların
Gönlümü işgale yönlendiği bir rotanın can suyu
Oysa ben sana kürekten değil gemiden bahsetmek isterdim
Atalarım bana kadınlara gökyüzünü
Gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler
Sen kürekleri yağlı urganları
Geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun
Sana ellerimle dokunarak gözlerimle okşayarak
Göstermek istedim
Rüzgarla şişen beyaz yelkenleri
Ama senin vaktin yoktu
Ben bunu hiç anlayamadım
Kavmimin kadınları bana öğretmediler ki
Bazı kadınların beyaz güvercinlerden daha çok
Siyah apoletleri sevebileceğini

Sana sesleniyorum
Ve gözlerin bileklerimden parmak uçlarına
Toplanmış kan pıhtılarını seyrediyor
Kürekleri bırakamıyorum
Önce yücelttiğin sonra terkettiğin aşkın onuru için
Kalemi bir an elimden düşürmüyorum
Ankara Kalesi’nin önünde
Sana sesleniyorum

Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin
Seni cennetin kapısına kadar götürürdüm
Bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı
Cehennemle konuşur Seni ona anlatabilirdim
Oysa sen ne cenneti isteyebilecek kadar aşık oldun
Ne de cehennemi isteyebilecek kadar ayrılık
Seviyorum seni ama dedin
“Hoşça kal” diye ekledin
Şimdi gitmeye mecburum
Belki yine gelirim, umarım gelirim
Son söz’ün oldu
Cennetin ve cehennemin dillerini
Savaş naralarını ve aşk şiirlerini
Gazelleri ve boleroları öğreten atalarım
Senin sözlerinin anlamını öğretmediler
Hiçbir şey söylemeden gittin
Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim
Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana
Ve kalemime ilk defa yavan gözlerle baktın
Yine yeniden sadece sana sesleneceğim
Müebbet bir aşk dışında
Bildiğim tüm duygularımı terkedeceğim
Sana sesleneceğim yine
Seni sadece kuru bir sevgiyle değil
Derin bir hüzünle binlerce yıllık bir gururla
Ve pervasız bir öfke ile sevdiğimi duyumsuyor musun
Mütevazi bir sevgiyle değil
Küstah bir aşkla sevdim seni
Ben Osmanlı gibi
Kollarımın yetişmediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken
Sen köprülerin ülkesindeki Venedikteki son sancağı
Kışın üşümemek için şal yaptın kendine
Neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde
Gün geçtikçe eksilir demiştim oysa
Atalarımın öğrettiklerine de ters düşse de
Sana inanırım bilirsin
Zamanla unutursun demiştim
Niye daha derinleşiyor öyleyse
Derinleşiyor özlemin
Ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları
Coşturuyor ayrılık sözlerin
Öfkelerimin kararlılığını
Aşka katık ederek konuşacağım
Bedenim bu dünyayı terk edene kadar

Öyle sanıyorum ki
Hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için
Benden uzun yaşayacaksın
Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne
Onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin
Küstah bir aşkla seveceğim seni
Ben savaş ve ölümle haşir neşir olan
Kelimeler dışındakileri unutmaya gayret edeceğim
Ömrün geri kalınında
Sana sesleneceğim yine
Ben seni beyrut gibi sevdim ama
Sana ne Mağribi ne de Manhatten'i anlatamadım
Bağdat ve Şam'ı işgale yeltenmişken
Venedik! ten gelen ihanet tarumar etti ordularımı
Sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana
Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
Senin kim olduğunu en çok bilerek
Kavmimin bana vaadettiği tüm aşkları terkedeceğim
Müebbet bir aşk, Sarı bir hüzün
Kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım
Bu dünyayı terketme müjdesi gelene kadar

Hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydin keşke
Hüznün beni aşan taşkınlığını
Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını
Öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını
Anlayabilseydin
Anlatabilirdim sana
Seninle yaşanan bir aşktan sonra
Ayrılığın ölüm bile olsa
“Mavi bir ölüm” olacağını..

Ömer Çelik...

queenkafein
25-08-2009, 16:04
MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI'NDAN


Haydarpaşa garında
1941 baharında
saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
yorgunluk ve telâş
Bir adam
merdivenlerde duruyor
bir şeyler düşünerek.
Zayıf.
Korkak.
Burnu sivri ve uzun
yanaklarının üstü çopur.
Merdivenlerdeki adam
-Galip Usta-
tuhaf şeyler düşünmekle
meşhurdur:
"Kâat helvası yesem her gün" diye düşündü
5 yaşında.
"Mektebe gitsem" diye düşündü
10 yaşında.
"Babamın bıçakçı dükkânından
Akşam ezanından önce çıksam" diye düşündü
11 yaşında.
"Sarı iskarpinlerim olsa
kızlar bana baksalar" diye düşündü
15 yaşında.
"Babam neden kapattı dükkânını?"
Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına"
diye düşündü
16 yaşında.
"Gündeliğim artar mı?" diye düşündü
20 yaşında.
"Babam ellisinde öldü,
ben de böyle tez mi öleceğim?"
diye düşündü
21 yaşındayken.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
22 yaşında.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
23 yaşında.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
24 yaşında.
Ve zaman zaman işsiz kalarak
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
50 yaşına kadar.
51 yaşında "İhtiyarladım" dedi,
"babamdan bir yıl fazla yaşadım."
Şimdi 52 yaşındadır.
İşsizdir.
Şimdi merdivenlerde durup
kaptırmış kafasını
düşüncelerin en tuhafına:
"Kaç yaşında öleceğim?
Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?"
diye düşünüyor.
Burnu sivri ve uzun.
Yanaklarının üstü çopur.

Denizde balık kokusuyla
Döşemelerde tahtakurularıyla gelir
Haydarpaşa garında bahar
Sepetler ve heybeler
merdivenlerden inip
merdivenlerden çıkıp
merdivenlerde duruyorlar.
...............................................
...............................................





Nâzım Hikmet RAN

queenkafein
25-08-2009, 16:17
1902'de doğdum..
Doğduğum şehre dönmedim bir daha,
Geriye dönmeyi sevmem..
Üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim,
On dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği,
Kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu,
Ve on dördümden beri şairlik ederim..
Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir,
Ben ayrılıkların..
Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını,
Ben hasretlerin..
Hapislerde de yattım büyük otellerde de..
Açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir..
Otuzumda asılmamı istediler,
Kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini..
Verdiler de..
Otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu,
Elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya..
Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de,
961'de ziyaret ettiğim Anıtkabri kitaplarıdır..
Partimden koparmağa yeltendiler beni,
Sökmedi..
Yıkılan putların altında da ezilmedim..
951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün,
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü..
Sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım..
Şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile ..
Aldattım kadınlarımı..
Konuşmadım arkasından dostlarımın..
İçtim ama akşamcı olmadım..
Hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı, ne mutlu bana..
Başkasının hesabına utandım, yalan söyledim..
Yalan söyledim başkasını üzmemek için,
Ama durup dururken de yalan söyledim..
Bindim trene, uçağa, otomobile..
Çoğunluk binemiyor..
Operaya gittim..
Çoğunluk gidemiyor, adını bile duymamış operanın..
Çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri..
Camiye, kiliseye, tapınağa, havraya, büyücüye...
Ama kahve falıma baktırdığım oldu..
Yazılarım otuz kırk dilde basılır,
Türkiye'mde Türkçem'le yasak..
Kansere yakalanmadım daha,
Yakalanmam da şart değil..
Başbakan filân olacağım yok,
Meraklısı da değilim bu işin..
Bir de harbe girmedim,
Sığınaklara da inmedim gece yarıları..
Yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında,
Ama sevdalandım altmışıma yakın..
Sözün kısası yoldaşlar;
Bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da,
İnsanca yaşadım diyebilirim,
Ve daha ne kadar yaşarım,
Başımdan neler geçer daha
Kim bilir..

Nazım Hikmet RAN

Z a M a n S ı Z
25-08-2009, 23:10
İzlesene.com : Video - sen bu siiri okurken - ahmet selçuk İlhan



:[

basak.k.k
27-08-2009, 01:13
GÖZLERİN İSTANBUL OLUYOR BİRDEN

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin
Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.

Yavuz Bülent Bakiler

lisssa
28-08-2009, 01:43
Kanadı kırılan...

Soğuyarak gittikçe küçülen bir geceden,
Daralan nefesimden,
Daha uzak
Bir iklimden
Söze girmişken...

Upuzun boyum gölgene sarılmış,
Yatağımda gitmeni beklerken...

Geçen zamanın
Retinasını yırttım
Hiç uzamayan tırnaklarımla...



Kayra Kuzey...

lisssa
28-08-2009, 01:51
-soğuk bir gecede, ağlardan seni çektim sabaha kadar-

kanını çek gözkapaklarına dek
ki kan sıcaktır
üşütme beni bu gece
kendisi kalkar gider ellerimin aynası
uğursuz ayası
sesi yağmur atardamarı
sense öyle küs’kün kal
nil yatağından taşmış mevsimi
kayan yıldızlar insan avında
sense kapımda mor ayakkabılarınla
gel kalbime
dokunmak (okumak) istiyorum
et dokusu verilmiş kilden tenine
perdeleri çek iyice griye geriye
karanlık bir ülkenin mültecisiyim asiyim
ellerim koyu mayasıl parmak uçlarım
kabul et beni etine
asırlık bir çınarın kalbinden yapılma kuklayım
çek elinde iplerimle bacaklarımı karnıma
sen taştan yontulmuş bir ceninsin
kör eril rahmimde
üşütme beni bu gece
ağ’lasın ağarsın düşlerim
ağrılarını adayarak geceye
yeşererek sende
ummuştum kimseyle tanışmasın
vahşi uğursuzluğum
ve bulsun kendine uygun bir son
beni boğan su’suzluğum
atlılar tarih öncesi devirlerden beri
buz tutmuş nehirlerde
kudurmuş itlerle
terimin izini eskitmekte
ellerimi göğsünün üstünde kenetle kelepçele
umursama çatlamış kurak kalbimi
bu gece örümceklerden söz etme
ateşe ver sankristçe mektupları
isterik mektupları
kurgu mektupları
yak mor kandan mumları
ve yak ellerimden geriye kalanı
coğrafyası kalsın tek parmak izimin
eksiltme
üşütme beni bu gece
okyanusları ağlara çek
artık sesim bir deniz kızının
pul pul avucumun ayası
dinleme beni



Kayra Kuzey...

Z a M a n S ı Z
28-08-2009, 01:51
Bitti Ömrüm

Hayaller kurarken yarınlara
Bakarken geleceğe nice umutlarla
Hayaller kurarken sevgiye dair mutluluğa
Senli günlere doymadan bitti ömrüm

Tebessümle bakarken uçuk kaçık resimlerimize
Buruk bir şarkı takılır dilime
Seni sevmeye yetmedi gönlüm
Senli günlere doymadan bitti ömrüm



Mustafa Aytaç Arman

basak.k.k
28-08-2009, 02:06
AYRILAN

Aşkı doğuran şey nedir;
O yakınlığı, iki can arasında?
Ve kopuş ne zaman başlar?
Ne zaman biter bir sevda?

Bir kurt gibi içten içe
Gelişip büyür çürüme
Bir an gelir ki aynı mekandasınızdır
Ayrı duygusal zamanlarda

ATAOL BEHRAMOĞLU

basak.k.k
28-08-2009, 02:07
SEN VARSIN

Gönül tezgahımda şiir dokudum,
İplik iplik nakışında sen varsın.
Aşk yolunun kanununu okudum,
Madde madde yokuşunda sen varsın.

Fikir vadisinden bir ırmak geçer,
Eğilir serviler suyundan içer,
Bağrında ay doğar, zambaklar açar,
Sessiz sessiz akışında sen varsın.

Öz-suyusun hayat denen şişenin,
Nedenisin keder ile neşenin,
Sevda cephesinde şehit düşenin,
Donuk donuk bakışında sen varsın.

Hep senin renginde görünür bahar,
Yaprakta yeşilin, gülde kokun var,
Yama yama kalbimdeki yaralar,
Sıra sıra dikişinde sen varsın.

Gidip de yorulma çok uzaklara,
Sen seni gel benim içimde ara,
Umut güneşimin mor bulutlara,
Girip girip çıkışında sen varsın…

Abdurrahim Karakoç

basak.k.k
28-08-2009, 02:08
.................................................. ........

kaydı avuçlarımdan umutların elleri
ben yıldızların sevdiği çocuk değilim artık
ne dudaklarımda herkesin söylediği şarkılar
ne de yaşamanın çılgınlığına uyuyorum
büyüdükçe büyüyor içimin karanlığı
yanımda biri oldu mu yalnızlık duyuyorum

göğün damarlarından çamur gibi akarken gece
yeter ki bir ses gelsin içimden
yeterki sokakların sabırsız gözleriyle beni beklediğini bileyim
işte o zaman
evlerin içine sığmaz yüreğim.

çünkü, nasil büyütürse yavrusunu bir kurt
öyle büyüttü sokaklar beni
alev alev yanan acılarımın üstüne
benzin fışkırıyor bakışlarımın boşluğundan
mısraları öyle vuruyorum ki kağıtların omzuna
kağıtlar yandım diyor
ve korkuyor kalemler ellerimin sarhoşluğundan

var git,
bırak dev yalnızlığımın kollarında beni
bir sevgili gibi kucakla
sana yeşil sevinçler getirecek yarını
kanar küçük ellerin sevgilim
zorlama yüreğimin kapılarını...


Muhammer HACIOĞLU

basak.k.k
28-08-2009, 02:09
BÖYLE BİR SEVMEK


ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hala arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkğ belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir.

ATTİLA İLHAN

basak.k.k
28-08-2009, 02:10
En Fazla İçimde Ölürsün


En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz


En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?

İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım


En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere

Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım

En fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde





En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla.

Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim

Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın

Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?


En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için

Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim


Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
Onurlu bir karanlığı seçtik
Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar

Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
Gerisi hiçlik
Gerisi yokluk

Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
Bir hayatın tüm yanılgılarını
Saçlarında çözdüm
Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
Sessizlikte bir dildir
Çoğul susulur
Pusulur
Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın

Yıkık şehrimin izbesi
En fazla içimde ölürsün
En çok
Gözlerime gömülürsün.
Gözlerimi kaparım
Vasiyetimi yazarım

Kahraman Tazeoğlu

basak.k.k
28-08-2009, 02:10
AY KARANLIK

Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...

Ahmet ARİF

basak.k.k
28-08-2009, 02:11
SIRADAN AKŞAMLAR

Her gündüze uyandığımda
Yeni bir hayat derdim içimden
Gece ölümün soğukluğu
Ve bende acının korkusu
Sözler verdim... Tutamadım.
Bir zaman sonra ben oldum
Gündüze bakıp ağlayan
Gecenin karanlığında
Dünyayı sarmalayan.

ATAOL BEHRAMOĞLU

basak.k.k
28-08-2009, 02:12
BİR ŞEYİN ADI

Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.


Özdemir ASAF

basak.k.k
28-08-2009, 02:12
Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.

Can Yücel

__________________

basak.k.k
28-08-2009, 02:13
BEKLİYORUM


Bekliyorum
Öyle bir havada gel ki,
vazgeçmek mümkün olmasın!


ORHAN VELİ KANIK

basak.k.k
28-08-2009, 02:14
İNSANLAR...

İnsanlar da ülkelere benziyor
Sınırları var, yüzölçümleri
Yasaları var
Bayrakları, ilkeleri
Kimi dağlık bir arazidir.
Kimi kıraç
Kimi bereketli
Kimi dardır
Kimi engin gözalabildiğince
Kiminin sınırlarından sıkı pasaport denetimiyle girilebilir.
Elini kolunu sallayarak girersin kiminden içeri
Sonuçta ne küçümse insanları kızım
Ne de önemse gereğinden çok
Ama anlamaya çalış
Nedir ve ne kadar genişleyebilir yüzölçümleri

ATAOL BEHRAMOĞLU

basak.k.k
28-08-2009, 02:14
DEĞİŞİK

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..

CAN YÜCEL

__________________

Z a M a n S ı Z
28-08-2009, 02:15
Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.

Can Yücel

__________________

Bedirhan gökçe'den dinleyip, çok sevdiğim bir şiirdir
=)

basak.k.k
28-08-2009, 02:16
YAŞAMAK

Yorgun bir akşam iniyor kente
pencereler sokaklara açılmış
sokaklarda bahar
gelinlik bir kız gibi nazlı ve korkak
ağacıyla
yaprağıyla
yeliyle
sürüp gidiyor yaşamak

oysa ben,
her adımda biraz daha kaçıyorum kendimden
sensiz bir dünyada yaşamaya mahkum ettiler
beni
bütün şarkılarımı yıldızlara tutup yaktılar
herkes aydınlıkları alıp gitti sabahlardan
beni karanlıklarda yalnız bıraktılar

boşluğa sıkılmış kurşun gibiyim
yıkıldı duvarları krallığımın
yıkıldı yarınlarım
insanlar gülüşlerimi çaldı dudaklarımdan
insanlar yalnızlığa itti beni

kan yağıyor gözlerimden
ben bir nisan yağmuruyum şimdi
bir sonbahar rüzgarıyım delice esiyorum
gözlerim cam kırıkları gibi dökülmüş kaldırımlara
bir sokak ortasında bileklerimi kesiyorum

upuzun bir bekleyişin son satırlarındayım
damarlarım tutuşuyor
artık eser yok içimde umuttan, hazdan
bütün güzelliğiyle sana bırakıp dünyayı
yaşamaya elveda diyeceğim birazdan...


MUHAMMER HACIOĞLU

Z a M a n S ı Z
28-08-2009, 02:16
ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Can YüceL

basak.k.k
28-08-2009, 02:17
HÜZÜNLÜ PAZAR

Hüzünlü pazar, beyaz meleklerin ilahiler söylediği
Aşkın güzelce yıkandığı, sımsıkı kefenlendiği

Yaz geçmiş, gelip çatmış bağbozumu vakti
Genç kızların mutluluğu bir mevsim daha ertelediği

Hüzünlü pazar, geçmiş pazarların anısıyla kavuniçi
Çocukların hep kursaklarında kalan sevinci

ATAOL BEHRAMOĞLU

basak.k.k
28-08-2009, 02:19
ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Can YüceL


Tebrikler bu şiiri paylaşan 769547559 kişisin...!

Z a M a n S ı Z
28-08-2009, 02:23
Tebrikler bu şiiri paylaşan 769547559 kişisin...!


Demek ki 769547558 Kişi ile ortak yanımız var

=)

SiyahGemi
28-08-2009, 03:26
..ey acılara tat veren güzellik
Yüreğimize hoşgeldin
Geldin de
Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi
Artık ister dolu yağsın ömrümüze
İsterse kar
Biz ki bildikten sonra sevmeyi
Bütün sabahlar
Acı renginde olsa ne çıkar.

ADNAN YÜCEL

basak.k.k
28-08-2009, 03:44
KIŞ BİTTİ


"Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,"
Sürgünlerin uzmanlığını.
Bir vapur nasıl kalkar bir limandan.
Tren nasıl acı acı öter, öğrendim.

Yıllarca mektuplarla yaşadım.
Kaçak tütün,yasak yayın
Larla beslendim.
Unutmadım. Unutmadım.

En çok yelkenleri özledim
Bozkırın buzlu yalnızlığında.
Dağlar yoktu, dağlar yoktu,
Rüzgârlara yaslandım.

Çılgın mıydım, tutsak mıydım
Yüreğinde karanlığın?
Kan kurudu -
Ben gül oldum açıldım.



Cevat ÇAPAN

basak.k.k
28-08-2009, 03:47
VEDA ...


içimdeki kırık dökük camdan kule
yıkıldı, sokak aralarında kar tozuttu,
geçtim bir daha bu yollardan
yüreğim kederle dolu

ah! elimde olsa toplardım yine
içimdeki cam kulenin parçalarını
yeniden kurardım özleyerek
incelik taşıyan sözcükleri

geçti, ah geçti aşk duraklardan
suya kar taneleri düşüyordu
ben bir otobüsteydim
camlar buğulanıp üşüyordu

Ahmet ADA

queenkafein
28-08-2009, 14:58
Sonbahar Rüzgarları

Şimdi yoksun,
İçimdeki İstanbul'a kar yağıyor,
Islanıyorsun...
Üsküdar'da katibimi söylüyor bir kadın
Bir tramvay son sefere çıkıyor Kadıköy'de
Bir Rüzgar sonbaharı denize döküyor sokaklardan
Eskimiş hatıralarla hazin hazin...
Şimdi ıslanmış bir martı gibisin gecelerde
Altın mavisinde denizin...

Şimdi yoksun
İçimdeki İstanbul'da sabah oluyor
Sensiz bir sabah..üstelik paramparça
Aklımdan kötü şeyler geçiriyorum
Oysa 'öl' deseler kanım akmaz
Her şeyi unut diyorsun "unutamıyorum"
Kan tükürür gibi tüküremem geceyi sokaklara
İçimdeki gitarın telleri kopar
Kuşlar da yok deli gibi mavilerde
ve saçlarından ağlarını örsün balıkçılar...

şimdi yoksun.
içimdeki istanbul'da akşam oluyor.
saçların kadar siyah bir akşam
bu istanbul, o istanbul değil yavru ceylan
nereye gitsen avunamazsın
hangi aynaya baksan bir yabancı gülümser
hangi sokaktan geçsen kapılar kapalı
bir göç başlar gençliğimizin hayal şehrine o zaman
anlatır sisler içinde macerasını bir yalı...

şimdi yoksun.
içimdeki istanbul'da sonbahar var
göğsüne bir çınar yaprağı düşüyor,
alıp öpüyorum önce.
sonra emirgan'da denize atıyorum; sarı, yeşil.
emirgan'da saçların aklıma geliyor,
ağlıyorum...
seni bırakıp bırakıp gitmenin hüznü katar katar

şimdi yoksun.
içimdeki istanbul'da sonbahar var.


Bi arkadaşın blogundan (ç)alıntı yaptım...

Fatihzade
28-08-2009, 15:23
İLMEK

gece-kondu bu ağlama duvarı
ne de olsa bir ıslak lazım aşklara
bir sen lazım her şeye muhalif
bir hudut konsa dikenli telli
telli duvaklı uçamazmış kumrular
oysa aşılmaz değildi ki denemediğin
sudan sebepler mi istediğin,dinle
bak bir ilmek kaçtı
sökülmek için ne güzel bahane.
tanışık değilim ben
naftalin kokuyor bendeki sevi
sen ağlayabilir misin ansızlığa
ya da bir rüzgar kapını gıcırdattığında
ufacık bir umut fer olur mu,
yuvasına gömdüğün gözlerine?
bu defa rüzgar olmasın diye koşar mısın kapıya?
kaç hayır yetişir bu sorulara,
sayabilir misin?
naftalin kokuyor bendeki sevi,
SEVEBİLİR MİSİN?

Türk Dil Bilimci Fatih Yüksel

zeyrek
28-08-2009, 18:23
Yüzünü aradın sen hep
en çok sevmek isterken bile...
Bir bulsan yüzünü
bir bulsan insanlara dağıtılmış hasretini
İstediğin gibi sevecektin . .

Oysa utandın, utandın kendin oldukça
en çok severken bile
Sevdiğinin kişiliğine girdin bu yüzden
Ne söylesen hep eksik kaldı !
Sahipsiz utancın gibi eksik kaldı...

Delice sevmeyi istedin aslında sen hep
ama ne zaman böyle sevsen
deli sevgini senden çaldılar...
Ne zaman söylesen sevgini, seni seninle böyle
yüzünü ararken bıraktılar...

Kıstın ateşini, küçülttün kanatlarını
çekildin en arka odana..
Gölgelerini bıraktın pencerelere
Ah bu hayattan sana kalan
sadece deli sevgini özlemekti...
Sana kalan,
bu hayatta kendini delice özlemekti..


/Cezmi Ersöz/

basak.k.k
28-08-2009, 19:45
ÇÖZEMEDİĞİM BİR ŞEYLER VAR HAYATIMDA


Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
Nereye kadar gidebilirim, gitsem?

Aradığım nedir, o kentten bu kente?
Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir.

Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.

Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük.

Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan birazda odur.

Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?

Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?



AHMET ADA

basak.k.k
28-08-2009, 19:46
SESSİZ DÜŞÜNCELER


Kimseyi aramıyorum kapandım kendime
Kimse de artık beni aramasın
Koşa koşa gelen yazı denizi
Her duyguyu her düşünceyi
Tek başıma yaşarım

Birilerini aradım kapılarını çaldım
Yıllarca belki de yüzyıllarca
Anlatmak istedim kendimi birilerine
Neye yaradı bunca yakınlığım

Sandılar ki onlar olmadan
Taşıyamam kendimi bir yerden bir yere
Oysa benim tek amacım şuydu
Birlikte gidelim güzelliklere

Yüreğim uyuyan dalgalar gibi durgun
Kafam tam anlamında bir kaçak
Ben kimselerin anmadığı adam
Yüzyıl yaşamış gibi yorgun
Daha dün doğmuş gibi çocuk


AFŞAR TİMUÇİN

basak.k.k
28-08-2009, 20:07
TUTSAM ELLERİNDEN AĞLARSIN

Tutsam ellerinden ağlarsın.
Benek benek büyür karanlığım.
Nokta nokta korkutur seni.
Tutsam ellerinden ; ağlarsın

Toprak kokar avuçlarım , kan kokar.
Ben hoyrat gecelerde boy atmış fidan,
Boz bulanık sularda yıkanmış , arınmışım.
Geceleri çok yakınım yıldızlara,
Işığa çıkınca bir karışım.

Tutsam ellerinden ağlarsın.
Doğduğum köyü bir bilsen.
Gece gecemden büyük,
Acısı acımdan derin.
Tutsam ellerinden , üşür ellerin!


CAHİT SITKI TARANCI

basak.k.k
29-08-2009, 02:05
UZAKLARIN ÖZLEMİ


Bulutlarla süzül denizlerde yıkan
Kopar ufuklarda yağmurlardan sonra açan
O görülmemiş çiçeği ellerinle
Rüzgar ol dağlara doğru yaslan

Özlemin seni yanıltmayacak
Sen uzak sevdaların yolcususun
Bırak boşluklara yavaşça kendini
Ne aynalara sığın ne kapı arkalarına

Gez dolaş uzayları
Işıklarla kamaşsın gözlerin
Bulutlar sıcak sıcak sarsın seni
Su kuşlarının uçtuğu yerden bak kocaman dünyaya

Onlar ki delisidir maviliğin
Her sezgilerinde ölümsüzlük vardır
Seni çılgına çevirir
O acayip kuşların güzelliği


AFŞAR TİMUÇİN

BlueL
30-08-2009, 01:15
___Zaten Hiç Gelmemiştin___

Hayatımsın dedim ;
Gittin ....
Bomboşum ,sensiz ve sessiz...
Nedeni yok ,öylesine gittin sıkıldın belkide ...
Zaten sen hiç başlamamıştın ,
Bişeyde bitmedi sana göre,
Gelmediğin için gitmemişdinde...
Sesindeki yumuşaklığı ruhunda bulmak istedim ,
Granitden daha serttin ...
Ya siyah ya beyaz keskin bıçak gibi,
Tenimde bin bıçak darbesiydin....
Yinede sevdiğimdin .
Gözlerindeki ateşin pervanesi oldum;
Yanacağımı bile bile sana doğru uçuyordum,
Kanatlarım sıcaktan eriyordu,
Ama olsun ,canım acımaz dı....Sana ulaşacaktım sonunda ,
Ulaştım mı?
Bilmiyorum;
Dokundum ama, ulaştım mı???Neyse...
Gittin...Zaten hiç gelmemiştin...


____BlueL____

basak.k.k
30-08-2009, 02:57
DERİNLEŞEN AKŞAMDA


Bir sigara yaktım durup düşündüm
Neyim var neyim yok döküverdim önüme
Yeniden gözden geçirdim kendimi
Kendime yabancı düştüm gene

Nasıl da sert davranmıştım kendime
Şimdi daha iyi anlıyorum
Ben sokakların kural bilmez çocuğu
Bir başkası olabilir miydim hiç
Kendi yerime

Biraz da anılarla oyalansam
Yaşanmış ve bitirilmiş olanı
Nedense bir türlü sevemiyorum
Yeniden yaşamayı düşünmüyorum
En güzel sevinçlerimi bile

''Her zaman kendime dar geliyorum
Ne zaman derinlerime dönsem
Yeni bir sayfa açılıyor önüme
Ne zaman yeni bir şeyleri özlesem
Neden bilmem
Kaskatı bir karanlık yerleşiyor içime''



AFŞAR TİMUÇİN

gönült26
30-08-2009, 03:05
Evet,sigara tiryakileri için efkar kaynağı galiba sigara.
Yanlız bir sorun var,şiir şeklinde yazmıştım,düz bir yazıya dönüşmüş,üzgünüm.Şiirin sahibini de bekliyoruz buraya.

basak.k.k
30-08-2009, 03:15
SUSKUNUM SANA


Hangi şiire başlasam suskunum sana
Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
Güneşte kavrulan bir kum tanesi
Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
Yağmura suskun yaşamaya suskun
Haykırabilsem
Belki bir nehir köpürebilir sesimde
Silinebilir kuraklığın bütün izleri
Upuzun çöller vadileşebilir içimde

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
Özlüyorum seni masmavi
Koşuyorum sana bembeyaz
Ve kahroluyorum bir anda kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum

Hangi türküye uzansam suskunum sana
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
Tut ki vurulmuşum
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
Bir saçlarının rüzgarına
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
Coşkuların her şahlanışında
Sana deprem deprem susmuşum
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
Sözlerinde baskı yasası yeter
Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
Zafer sabahlarında gece kadar
Bayram sabahlarında yas kadar suskun
Böyle güzelliklere de
Böyle suskunluklara da lanet olsun
Al bu suskunluğumu al artık
Al ki
Bütün gürültüler kahrolsun

Adnan YÜCEL

queenkafein
30-08-2009, 03:17
Kalbini yanımda taşıyorum
Seni kalbimde taşıyorum
Ve hiç şüphem yokki nereye gidersem gideyim
Sen de benimle geliyorsun
Ve bir başıma yaptığım her şeyi aslında
Sen de benimle yapıyorsun
Kaderden korkmuyorum
Çünkü sen benim kaderimsin
Dünyayı istemem
Çünkü güzelim
Benim dünyam sensin
Gerçeğimsin...
İşte kimsenin bilmediği derin sırrım
İşte köklerin kökü, göklerin göğü
Ve hayat denen gökler ve kökler
Ruhun alabileceğinden daha çok büyüyebilen
Aklın saklayabileceğinden
Bu yıldızları birbirinden ayrı tutabilen mucize
Kalbini yanımda taşıyorum
ve seni kalbimde taşıyorum...

Yerinde Olsam filminden alıntıdır.

basak.k.k
30-08-2009, 03:19
''Kumlar çekiliyor ayaklarımın altından...
Deniz yalın bir coğrafya gibi çekiyor beni.
Kumlar kayboluyor yavaş yavaş ayağımın altından
Ve ben.
Bilinmeze doğru ha daldım, ha dalıyorum.
İhtimali olmayan bir muhtemele sürükleniyorum.
Sebepler çekiliyor bir bir yakınımdan.
Neticesiz kalıyorum üstüne bir de.
Yine ben.
Ha fail, ha meçhul yavaş yavaş yitiyorum...
Kelimlerde çekiliyor bir bir parmaklarımın arasından
Harfler de çıkmıyor artık.
İzah da bitiyor.
Ben.
Kelâmın ince kıvrımlarında, ha sustum ha susuyorum.
Üzerime hiç doğmayan sabah güneşlerinden kaçıp gecelere sığınıyorum.
Doğmasın diye gün, gözlerimi hiç yummuyorum.
Kapansın diye tüm yanlış yanlarım bir yakaza aleminde,
Ben yine.
Ha uyandım, ha uyanıyorum...
Bitmesin diye güzel saydığım anlarım.
Böylesi anlamsız notlar düşüyorum.
Bir gün dönüp okuduğumda.
Ben.
Ha anlıyorum, ha anlamıyorum...
Bu gece de böyle yapıyorum işte.
Kendimden notlar düşüyorum klavyemle birlikte.
Bir geceye hapsediyorum kendimi.
Gece.
Ha hûşu duyuyorum. Ha çıt.
yine ben.
noktalarla bir türlü baş edemiyorum...!''

basak.k.k
30-08-2009, 03:49
BEKLEMEK


Gözler önünde işte
Gittikçe arınıyorum kendimden
Her giden güzelleşir
Gidiyorum güzelleşmek için
Unutulsun diye çirkinliklerim
Gelecek birisi güzeldir
Gelince güzel değil
Hele gelmişse çirkin
Yaşam, ölüm gelecek diye güzel
Ey güzeller güzeli beklediğim
Kaç saatim, kaç dakikam ya da saniyem
Artık ne gelmek ne de gitmek
Yaşamın en zor yanı beklemek
''Hiçbirimiz beklemedik doğmayı,
Doğduğumuzdan beri beklediğimiz
Ölmek...!''


AZİZ NESİN

GeVeZe_jOjUq
30-08-2009, 03:53
Sucum neydi benim


Sevenler her zaman acimi çekmeli
Değer verdikçe yüz üstü bırakıp gidilmelimi
Neden sevdigim gibi sevmiyorlar beni
Söyleyin söyleyinçok seviyorsam suç bendemi
Herkez yatağında uyurken ben hala onu düşünüyorsam
Kalbim her atışında ismini haykırıyorsa
Kanser gibi aşk vucuduma yayılıyorsa
Söyleyin söyleyin suçum ne benim
Neden bu ilgisizlik neden bu vurdum duymazsızlık
Hani diyordun çok seviyorum seni
Birdaha demez oldun çok seviyorum seni
Siz söyleyin be dostlar siz söyleyin suç bendemi
Ayrılmak çözüm değilki ben ayrılsamda unutamamki
Çok sevmek hataydı kim bilir belki
Böyle olacagını hiç bilemezdimki
Söyleyin be dostlar söyleyin ölüm yarama çaremi
Ölsem bu bendeki aşk bitermi
Yoksa onlarda benimle mezara girermi
Sevdigim öldügümdemi anlyacak değerimi
Söyleyin be dostlar söyleyin buralardan gideyimmi

Görmezsem güzel gözlerini duymazsam bana artık seslenişini
Unuturmuyum unutulurmu unutulmaz unutamamki
Neden çok sevenler herzaman aci çeker bilmemki
Söyleyin be dostlar söyleyin sizde benim gibi sevdinizmi

Sevip karşılık beklerken ayrılık haberi aldıgınız
Uykularınız haram hüzün ise dostunuz oldumu
Geceleri karanlığa bakan pencereden yıldızlara dert yandınızmı
Söyleyin be dostlar söyleyin ben sadece tekmiyim

Ben onun gibi sevemiyorum olursa olur diyemiyorum
Benim kalbim kiralik degilki ona buna kiralim
Hoşumada gitmedimi kapi dişari edeyim
Söyleyin be dostlar söyleyin ben ne edeyim nereye gideyim

Bir daha hiç bir kimseyi ama hiç bir kimseyi sevmiyecegim
Ya azraili bekliyecegim yada o gelmeden ona gidecegim
Son nefesimde bile seni çok seviyorum diyecegim
Söyleyin be dostlar söyleyin suçum neydi benim…

(SEVDİCEGİME YAZMIŞTIM ) :(((

basak.k.k
30-08-2009, 04:00
arkadaşım badem ağacı

Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış..
Acarsın çiçeklerini ..
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
Bir güler yüz bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koş desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya


aziz nesin

Şilan1616
30-08-2009, 23:38
Ah Ulan Rıza


Neden hala gelmedi... Yoksa
Saati mi şaşırdı bu hıyar?
Gerçi hiç saati olmadı ama en azından
Birisine sorar...
Cebimde bir lira desen yok!
Madara olduk meyhaneye
Ah eşşek kafam benim..
Nasıl da güvendim bu hergeleye!..
Gelse balığa çıkacaktık,
Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık...
Kafamız tam olunca şarkılar döktürüp
Enteresan hayallere dalacaktık...
Bu sandalı geçen hafta denk getirdik
Çalıntıdan düşürdük...
Arkadaşlar ısrar etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük...
Saat sekizde gelecekti,
Bana birkaç milyon borç verecekti..
Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
Onun peşinden mi gitti?...
Eğer öyleyse yandık,
Gudubet gene yaptı yapacağını!..
Geçen sene de merdivenden itip
Kırmıştı Rıza’nın bacağını...
Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
Ya horlarken Rızayı boğacak..
Bak şimdi acıdım, aşk olsun adama...
Ben olsam vallahi başedemem!...
Hele beş tane velet ki boy boy,
Allah'tan düşmanıma dilemem!...
Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,
Herkesin suyuna gider...
Yoksa, kalıba vursan hani,
Tek başına on tane adam eder!...
Bir keresinde, hiç unutmam
Üç-beş zibidi haraca dadandı;
Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
Herifleri hastaneyi kadar kovaladı!.
Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
aynı kafadaydık...
Orta ikiden bıraktık, matematik ağır
geliyordu
Biz başka havalardaydık...
Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
Aynı takımı tutardık...
Fener'in her maçına iddialaşıp
Millete az mı yemek ısmarladık!.
Bir tek askerde ayrıldık,
Bana Bornova düştü, Ona Gelibolu..
Döner dönmez evlendirdiler
En büyük salaklığı da bu oldu!.
Bense hiç düşünmedi, .zaten param yoktu.
Hep tek tabanca gezdim...
Benim beğendiğimi annem istemedi
Onun gösterdiğini ben sevmedim...
Neyse, bunlar derin mevzu..
Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek..
Ufaktan yol alayım
Anam evde yalnız, şimdi merakından ölecek!
Gittim, vurup kafayı yattım,
Rüyamda gördüm gülümseyerek geldiğini
Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
Hastaneye kavuşmadan can verdiğini!..
Vay be Rıza!..
Sonunda sen de düşüp gittin azrailin peşine!
Dün, boşuna günahını almışım,
Ne olur kızma bu kardeşine...
Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler
Ne kolay söylediler!..
Sanki dev bir taş ocağını
Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!...
Ah dostum... O kocaman gövdene
O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?.
O zalim tabutun tahtalarını
Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?
Yani sen şimdi gittin, yani yoksun, yani
Bir daha olmayacak mısın?
Yani bir daha borç vermeyecek
Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?.
Peki, beni kim kızdıracak,
Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
Peki, beni bu köhne dünyada
Senin anladığın kadar kim anlayacak?.
Ulan Rıza... Ne hayallerimiz vardı oysa,
Ne acayip şeyler yapacaktık..
Totoyu bulunca dükkan açacak,
Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık..
Talih yüzümüze gülecekti be,
Hafta sonu iki yavru kapıp
Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!.
Ah ulan Rıza...
Bu mahallenin nesini beğenmedin de öte
yere taşındın?
Arasıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
Benim en kral arkadaşımdın!..
Ah ulan Rıza...
Ben şimdi bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
Senden ayrılacağımı sanma,
Bir kaç güne kalmaz ben de gelirim!..

Yusuf Hayaloğlu

çok hoşuma gitti ya:)

basak.k.k
31-08-2009, 04:27
kendini yakalamak

treni kaçırdın çoktan
bütün vapurlar ve uçaklar
ve bütün yollar kapalı
zamanı kaçırdın yaşanan
ve bütün zamanları

''o yetişilememiş zamanlardan
düşsel anılar dökülüp kalan
çok uzaklarındasın şimdi' nin
yetişemezsin kendine
koşma kendi arkandan...!''

AZİZ NESİN

basak.k.k
01-09-2009, 01:15
SEN YOKKEN


Sen yokken gittim
Korkularımın üstüne
Hiç ardıma bakmadım
Gümüş şiirler yazdım sen yokken
Çok yangın çıktı yüreğimde
Küllerini bile savurmadım
Irak denizlerin fırtınasıydım
Uzak iklimlerin sert rüzgarları
Kulaçlarken denizinde gurbeti
Kanlı savaşlarım,
Belalı sevdalarım olmadı hiç
Ama hep sustum,
Hep ağladım, hep yandım sen yokken.
Bekliyorum dönüşünü yeniden,
Bir gelsen,
Hayatın önünden alsan beni
Bir gelsen,
Sellerin önünden alsan beni
Bir gelsen,
Ölümlü düşlerimden alsan beni.

Çok durdum güneşe karşı bir başıma
Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin
Sen yokken,
Az dolaşmadım gönlümün kuytularında
Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda
Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında
Zifirlerinde sadece ben üşürdüm.
Hiç aldırmadım esen rüzgara
Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya
Yinede hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından
Ama bütün yangınlar beni yaktı önce
Hep ortasında kaldım vurgunların
Vurgun nedir ki? deme
Bir babanın serzenişi nasılsa öyle
Bayrakları indirilmiş,
Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken
Hep sustum,
Hep yandım, hep ağladım sen yokken.
Bir gelsen,
Yangınlardan alsan beni,
Bir gelsen,
Dünyalarımdan alsan beni,
Bir gelsen,
Şafaksız gecelerden alsan beni,
Ama ne zaman gelsen,
Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni.


CAHİT KÜLEBİ

basak.k.k
01-09-2009, 01:44
DAYAN KALBİM


Seni dağladılar, değil mi kalbim,
Her yanın, içi su dolu kabarcık.
Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.

Sensin gökten gelen oklara hedef;
Oyası ateşle işlenen gergef.
Çekme üç beş günlük dünyaya esef!
Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!


NECİP FAZIL KISAKÜREK

basak.k.k
01-09-2009, 02:33
yangın gecesi

yangın gecesini giyinmiştim
ateş istanbul'a bulaşmıştı
''yalnızdım zehirdim zehirliydim
bütün köprülerim atılmıştı
gemimi ellerimle batırmıştım''
istanbul nefes nefes yanıyordu
sen tutuşmuştun yanıyordun
çığlıkların kulağımdan gitmeyecek

saçların tutuşmuştu yanıyordu
ateş dudaklarına bulaşmıştı
kimsecik yangını görmüyordu
neden yandığını sormuyordu
bir damlacık su vermiyordu
elini ayağını şaşırmıştı
sen bir cehennemdin yanıyordun
istanbul bir cehennemdi yanıyordu
ben eski cehennemdim yanıyordum
şiirlerim haykırmaya başlamıştı

duman beni boğmasa kör etmese
gözlerim kör olmasa ölmesem
seni görsem suçlu gözlerini görsem
yangın gecesinde kaybolduğunu
bir bıçak gibi savrulduğunu
başıma taş yağmasa düşmesem
gemiler ateş almasa gitmese
istanbul yanmasa sen yanmasan
ben kendi kendimi yakacaktım

bu geceyi bağırtan ben değilim
bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu
bu uğultulu yangın gecesini
rezil rezil bağırtan ben değilim
gemiler kendileri bağırıyorlar
galata kulesi kendiliğinden bagırıyor
ben kendim bağırıyorum bilmeyerek
haykırdığımın farkında olmayarak
kirpiklerim bıyıklarım kavruluyorlar
yangın hayallerime sokuluyor

attila ilhan

basak.k.k
01-09-2009, 02:34
YAĞMURLU


Uzağı ne zaman düşünsem aydınlık
Burda geceler kaldı sen gittin
Geceyle uyku suyla yosun
Benimle olduğun bilmez misin

Uzak ve beyaz şehirlerden
Bir ince yağmurla gelirsin
Gece bekçisini sokağından
Garibi yatağından çeker alırsın

''Bir hikaye bilir söylerim
Dost yıldızlara karşı ve sabaha doğru
Bu hikayenin bir ucu sendedir
Kurtarmak isterim kurtarmak isterim
Bütün uçurtmaların ipi elindedir...!''


GÜLTEN AKIN

FİNANSÇI
01-09-2009, 03:02
son nefes..

geçen zamanı unuttum
yoksun gelmiyeceksin
derbeder bıraktın beni
yıkık perişan

tanıdım seni karanlıklarda
gözlerimin feri oldun
gönlümün aydınlığı
kalbimin içindesin
unutamadım seni

şimdi senle yaşarım
hayalinle seninle
duydum başkası varmış gönlünde
mutlumusun sevdiğim
unutunmu unutabildin mi,
son nefesimde yazdım bunu
beni öldürebildin mi..

bustrapwill
01-09-2009, 03:14
yamansın her zaman aldattın beni
hem düşürdün, hemde kaldırdın felek
mecnun'sun diyerek leylâ peşinden
ıssız vadilere saldırdın felek


rehberimsin dedin, ben ise kördüm
elimle başıma çok çorap ördüm
kendimi unuttum âlemi gördüm
hesapsız günahlar aldırdın felek


bir devadır dedin zehir tattırdın
gençliğin okunu boşa attırıdın
körlerin yurdunda ayna sattırdın
çıkmaz sokaklara daldırdın felek


uyuşmadı gönlüm mert ile zenle
ne bir iş bilenle, ne boş gezenle
hicran köşesinde bozuk düzenle
Neyzen'e her telden çaldırdın felek


Neyzen TEVFİK

bustrapwill
01-09-2009, 03:16
Ne ararsın Tanrı ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa neden türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne
Yoksa sana bir zararı, içerim
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün müdür ibadet
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et...
Senin gibi d*rz*lerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin ş*r*fsiz


Neyzen TEVFİK

FİNANSÇI
01-09-2009, 03:17
belkide..
belkide gelmeyeceksin,seni aradığım ıssız sokaklar kızacak bana.
belkide gelmeyeceksin,son sokak lambası da söndüğümde,ben
orda olacağım,
belkide dönmeyeceksin,
oturduğumuz o bank hesap soracak bana,
belkide ağlayacaksın,dönmek isteyecek,
dönemeyeceksin..

belkide hiç olmayacaksın,
olmak istemeyeceksin,
fırtınalar kopan yüreğimde,
uçuşan bir yaprak olacaksın,
durmak isteyecek,
duramayacaksın,

belkide gelmeyeceksin,
gel ne olur diye,
yalvardığımı,
bilemeyeceksin..

soğuknevale
02-09-2009, 00:28
Çalınmış Bir Mahşer İçin Ahval


sonbahar öldü
her yüz bir anı bırakıp gitti
alkışlar methiyeler ,dosluklar bitti...

bilsem size bağrımı açar mıydım hiç
bu deniz benim olsaydı batar mıydım hiç

sonbahar öldü
devrimin yok evin yok sevgilim
ormanım yok dalım yok yeşilim
bir poyrazdan geliyorum;tütünüm yokgülüm yok
gökyüzü öldü... şahdamarım zonkluyor

şimdi yüzde yüz yanlız
ikikere ikinin dört ettiği kadar mağlubum
sabıkalıdır şiirim de şairi kadar

sonbahar bile öldü...ömrümde çalınmış mahşerler var,havada kar...önümde
gül demetleri,arkamda hançerler var!

sonbahar öldü...feodal figranlıklar için karnemi aldımve hiç kopya çekmedim
hayat oyununda sınıfta kaldım!eğrildim...artık eğrildim doğruluktan!

sonbahar öldü... kapattım dili geçmiş zamanlara açılan kapılarımı;artık
yolumda sadece kar varve kirlendi alnımın aklığı bahçem tarumar!
(o inkar eski inkar...)

yeni bir söz
eski bir göz
le anlatılmaz!
bir meneviş olmalı sözler
kesilip atılırken çiğnenmiş bahçelerde ağrıyan
karanfiller
ağrılarda söz olmalı
ve sözlerimiz yeni çağı kuşatmalıdır!

varsın yeni bir söz için eski bir göz ölsün
ölsün gecelerin ilmeğine suç ortağı çakallar
zamanın tortusunda kurutulan anılar
büzüşen yanlızlıklar
ve ihanete doymayan ihanet ölsün!

ben ise her denizde yeni bir liman için ölürüm
her deniz yeni limanlarla tükenir,ölür
geride
martılar
çığlıklarla
yeniden
yeniden hırçın sulara gömülür...

denizler kalabalıktır
akarsular ise yanlız,sefil durulur
ve titreyen eski çağlarda beyhude şafaklar ölür!
yeni bir söz için eski bir göz ölür
eski bir göz tanıdık rüğzgarlara savurur küllerini
ben bir okyanusa adamışsam sesimi
bütün limanlar ölür!

sonbahar öldü
biz gençliğimizle hiçbir yere varamadık
üşüdük
hep üşüdük
de birlikte hala ayrılmadık

oysa nereye gidersem
yanıma önce kendimi aldım
nereden dönersem
biraz dağınık kaldım

kıyılara vura vura hayatın
yosun tuttu düşlerim
aynaları kullanarak eskittim
eskidi gülüşlerim...

ben ömrümün rahlesinde yanlış yüzlerle aşındım baktım,çıldırdım işte isyana
ve inkara böyle taşındım!

ama bu eski inkar
bu sözler
bu yüzler eksik
ve eski

ve eski gülü sula,kanı yıka,toprağı öp,yolugeç;ağıdı,ölümü geç
suları,şarapları,salkatanatları...vardığın yerlerde cüzzamlı çağ
göreceksin!zemherilerde öğüttükçe şarkılarını,kendini yeniden,yeniden
keşedeceksin!

eski sonbahar öldü
şimdi yeni bir kışı'ım
bakarak uzaklara
verilmiş sözüm
kalmışım tuzaklara...

düşerken tuzaklara
haydi,sokağa fırla
yağmura bakam ,geçer
aldırma!

bir mezar kaz
üşüyen yalnızlığa
bir mezar
eskimiş ayrılığa...

ağarken uzaklara
geç yağmuru,ihaneti,külü geç!
her şeyi aş
ölüme ulaş
ölüme dalaş

artık kaçtığın yer kaçamadığın yerdir!

sonbahar öldü...son kez söylendi o eski sözler
şimdi dağlardan kopup tepeme çöken şu ürkek bulut
ve erzincan'ın saçaklarıbuz tutmuş dar,matemli evleri
bana nal seslerine özlemimi anlatır
devrilip giden ölü yılları anımsatır
ölü yıllar bana neler...neler anlatır
kalbimde bir vivaldi,bir sızı kalır...

oysa ben o balçıklarda izler bıraktım
yeni yağmurlarda,yollarda esamem okunmuyor
ki her yeni güz için yeni şarap açtım
yeni şarapların güzleri anılara uymuyor

yeni şarapların güzleri anılara uymuyor
yanlızlığım kuytularda soluyr,ah ,soluyor!

demek hep yanlış kadınlar için atmışım zarlarımı
ama atmışım!
ve hep yanlış yollara oynamışım ömrümün bütün kumarlarını...

yenilgiler kapımı ayaz mevsimini çaldı
kalbimde bir vivaldi,bir sızı kalır...

artık bu sözlerde olacağım...bu sözleri yazdığım yerlerde kalacağım ve bütün
yaslı hayatları toplayarak kışların ortasına;yaslanarak aşklarımın yasına,anıların
buğusunu öperek yazacağım...

YILMAZ ODABAŞI

basak.k.k
02-09-2009, 01:47
Sevgiye On Kala Ölüme Beş

Ya zamanından erken gelirim;
Dünyaya geldiğim gibi,
Ya zamanından çok geç;
Seni bu yaşta sevdiğim gibi.
Mutluluga hep geç kalırım;
Hep erken giderim mutsuzluğa.
Ya herşey bitmiştir çoktan,
Ya hiçbir sey başlamamış.
Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken sevgiye geç.
Yine gecikmişim bağışla sevgilim;
Sevgiye on kala, ölüme beş...

Aziz Nesin

`Çürük Vişne
02-09-2009, 02:26
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler, daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.

Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
Ölüyorum..

kontes_55
03-09-2009, 01:11
Sanki bu gece güneş üstüme battı
Salt karanlıklar kast ederken hayatıma;
Ateşler içinde yanıyorum.
Sense ağzından dökülen birkaç buruk kelimeyle
Ruhumu sellere teslim ediyorsun

Bu gece sabır taşım kırıldı artık
içimdeki sinik çocuğu boğazlama çabasında
Aklım kadehimdeki son iki damla rakıyı ziyan etmemekte
Ne menem bir haldeyım ben böle?

Bir yanım acır halime;
Elimde kadehim kendı kendıme konuşur olmama
Bir yanımda şizofren neşeli

_tirat_
03-09-2009, 11:34
kız yaz geldi bak, dedim
evet çok sıcak, dedi.

kalk ta gezelim, dedim
hayır otursak, dedi.

burada ne var? dedim
sanki konuşsak, dedi.

adın ne senin? dedim
sarı yapıncak, dedi.

nerelisin sen? dedim
yurdum çok uzak, dedi.

o kiraz ne ? dedim
gülerek "dudak", dedi.

göğsünde ne var? dedim
açılmış zambak, dedi.

getir koklayım, dedim
yok olmaz yasak, dedi.

bir öpücük ver, dedim
bu ne iştiyak, dedi.

seni sevdim pek, dedim
inanmam- tuzak, dedi

zorla öperim, dedim
hele öpte bak, dedi.

bağırır mısın? dedim
hem de ciyak ciyak , dedi.

pek şaştım buna, dedim
ne var şaşacak, dedi.

zulmün reva mı? dedim
zulüm değil; hak, dedi.

bu kadar naz ve işve
ta canıma tak dedi.

tutup çektim kolundan
ilişme bırak, dedi.

silkinip kurtulunca
güldü "avanak", dedi.

tepemizde bir karga
alay etti, "gak" dedi.


ercüment ekrem talu
(:

_tirat_
03-09-2009, 11:38
SOL YANIM ACIYOR ANNE

Merhaba anne,
Yine ben geldim.
Merak etme okuldan çıktımda geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama
Ali "Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder" demişti de,
Onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen,
Sağ elimde sarımsak, sol elimde soğan dedirte dedirte
Öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne sağım neresi, solum neresi
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu
Şimdi iyi biliyorum anne.
Hani geçen geldiğimde
Şuram acıyor işte şuram demiştim de
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
Bak şimdi söylüyorum
Şuram işte,
Sol yanım çok acıyor anne.
Hem de her gün acıyor anne her gün.
Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
Ben de ağladım,
Ağladım hiç de utanmadım.
Öğretmen ''Ne oldu?'' dedi.
Düştüm dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne.
Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.
Bugün bende saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim.
Babam "Ben bilmem ki kızım" dedi.
Bari okula sen götür dedim.
"Kızım, iş" dedi.
Ben de banane dedim, ağladım.
"Kızım, ekmek" dedi babam.
Sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
Ha bide sol yanım yine çok acıdı anne.
Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep "Annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş" dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor.
Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Uff babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama
Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
Biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne.
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını?
Çiçeklerini kim koparıyor?
İzin verme anne ne olur toprağına el sürdürme.
Eve gidince aklıma geliyor bide bunun için ağlıyorum anne. >>
Bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne her gelişimde aldığım topraklarını
Şu kavanozda biriktirdim.
Üzerine de resmini yapıştırıp başucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne
Bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan,
Öğretmen ''Yarın anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız.'' dedi.
Ben babama yazdıracağım.
Öğretmen anlarsa çok kızar ama banane kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki neyi, nasıl anlatacağım anne.
Senin adın geçince sol yanım acıyor anne.
Hiç bir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
Sol yanım acıyor anne.
İşte tam şurası,
Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim,
Anne çook...



Ayla AYDEMİR

_tirat_
03-09-2009, 12:03
MONALİZA

Sen küçük
Ben küçük
Bir mahalle kenarında
Beraber büyümüştük.
Bukle bukle olur saçların.
Dökülürdü omuzlarına
O halinle meleğim
Benzetirdim seni deniz kızlarına.


Bir sabah gitti dediler
Ne bir selam, ne bir haber bıraktın
Seni başkasına verdiler
Her dalga bir mısra yazdı sahile
Böylece seni yazdım yüreğime
Monaliza'm
Düştüm dile.


Ben de sevdim, evlendim
Kızım oldu kumral
Burnu düzgün,yanakları al.
Her akşam okşar, öperdim.
Sana benzerdi Monaliza'm.


Çok sürmedi bu ilk saadet
Bir kış günü vücudunu...
Alıp götürdüler kucağımdan
Ölmüş kızımı.


Şimdi yüreğimde iki acı
Bazen sana ağlarım, bazen zavallı kızıma
Bilirim dönmeyeceksiniz
Monaliza'm, Monaliza'm, Monaliza'm.


Edgar Allen Poe

hubshe
03-09-2009, 12:23
Biliyormusun? seni artık sevmiyorum.
Eskisi gibi, her gittiğim yere de götürmüyorum.
Geceleri, rüyalarıma da girmiyorsun.
Sabah uyandığımda aklımda da yoksun.
İçimdeki ne olduğunu bilmediğim,
Sıkıntı da gitti,şükürler olsun.
Artık çok huzurluyum,senden kurtuldum...

Neydi o be, sabahlara kadar seni düşün.
Nerededir, neyapıyordur? diye merak et.
İçinde bir sıkıntı,her gün,her daim mutsuzsun
Kurtuldum artık,kurtuldum,
Senden bunu biliyormusun..? .

Dünya varmış,eski günlerime tekrar kavuştum.
Şimdi aklıma geldikce sadece gülüyorum.
Sahi şimdilerde sen,
Sen ne yapıyorsun?
Eski sevğilinle barıştınmı, mutlumusun?
Hani onu kıskandırmak için, beni bulmuştun.
Dilerim çok,çok mutlu olursun..
Sevmiyorum seni artık,bunu biliyormusun?

hubshe
03-09-2009, 12:24
Ben seni degil aslinda
Belki bu kadar benligimin icinde
Ama benim olamamanini sevdim
O kadar yakin o kadar candan
Ama bir o kadarda uzaktan bende bi hasret oluşunu sevdim
Sen benim olmadin ki
Ben senin başkalarinin olurkenki gozlerini sevdim
Hep ayni masumluğu
Yumusak ellerini birturlu tutamamayi sevdim
Ben hep senin yakinlarinda
Ama hiç yaninda olamamayi sevdim

Ben seni değil bitanem
Senin olamamayi sevdim
Bir şeyler yanliş gitti ya her seferinde
Ben tum yanlislarimin sen olmasini sevdim
Anla be gulum
Ben seni degil
Bunca yasadigim sensizligi sevdim
Oyle ki hep ona sarilip uyudum geceleri
Sevgisizdim onu sevdim
Ben bitanem, kimsenin sevemeyecegi kadar
Kendimden bile haberim olmadan
O kadar, iste o kadar delicesine sevdim

gulsah_41
03-09-2009, 12:43
kız yaz geldi bak, dedim
evet çok sıcak, dedi.

Kalk ta gezelim, dedim
hayır otursak, dedi.

Burada ne var? Dedim
sanki konuşsak, dedi.

Adın ne senin? Dedim
sarı yapıncak, dedi.

Nerelisin sen? Dedim
yurdum çok uzak, dedi.

O kiraz ne ? Dedim
gülerek "dudak", dedi.

Göğsünde ne var? Dedim
açılmış zambak, dedi.

Getir koklayım, dedim
yok olmaz yasak, dedi.

Bir öpücük ver, dedim
bu ne iştiyak, dedi.

Seni sevdim pek, dedim
inanmam- tuzak, dedi

zorla öperim, dedim
hele öpte bak, dedi.

Bağırır mısın? Dedim
hem de ciyak ciyak , dedi.

Pek şaştım buna, dedim
ne var şaşacak, dedi.

Zulmün reva mı? Dedim
zulüm değil; hak, dedi.

Bu kadar naz ve işve
ta canıma tak dedi.

Tutup çektim kolundan
ilişme bırak, dedi.

Silkinip kurtulunca
güldü "avanak", dedi.

Tepemizde bir karga
alay etti, "gak" dedi.


ercüment ekrem talu
(:

;)))) çok güzel..

gulsah_41
03-09-2009, 12:44
arkadaşlar paylaşımlarınız için çok tşkler şiirlerin hepsi birbirinden güzel..emeğinize sağlık

issimsizz
03-09-2009, 12:46
...::: MİLYON KERE AYTEN :::...

Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi ,
Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel ,
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin ,
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor ,
Şarkılar söylüyorum ,
Şiirler yazıyorum Ayten üstüne ,
Saatim her zaman Ayten'e beş var ,
Ya da Ayten'i beş geçiyor ,
Ne yana baksam gördüğüm o ,
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor .

Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz ,
Günlerden Aytenertesidir ,
O'dur gün gün beni yaşatan ,
O'nun kokusu sarmıştır sokakları ,
O'nun gözleridir şafakta gördüğüm ,
Akşam kızıllığında onun dudakları .

Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim ,
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz ,
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li ,
İki laf ederiz ,
Onu siz de seversiniz benim gibi ,
Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam ,
Alın tek kat elbisemi size vereyim ,
Cebimde bir on liram var ,
Onu da alın gerekirse ,
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem ,
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar ,
Parasızlık da bir şey mi ,
Ölüm bile kötü değil ,
Aytensizlik kadar .

Ona uğramayan gemiler batsın ,
Ondan geçmeyen trenler devrilsin ,
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin ,
Kapansın onu görmeyen gözler ,
Onu övmeyen diller kurusun ,
İki kere iki dört elde var Ayten ,
Bundan böyle dünyada ,
Aşkın adı Ayten olsun,

Ümit Yaşar Oğuzcan

gelenkutusu
03-09-2009, 18:39
Onurumu devletin dehşetinden koruyabilmek için
sevdim seni
Yoksulluğun,dizleri üstüne yıktığı bir halkı
başımın üstünde tutabilmek
Ölüm orucundaki çocukların mumdan gövdelerine
bir gün daha ömür olabilmek için
Ağzıma kadar yükselen zifosa karşı
kalbimle arınabilmek için sevdim.



Üç bin Kürt köyünün gözleri kocaman sürgününe
bir adım dönüş olabilmek için
Canın kirpiklerinde bir göğüse gömülmek
hiçbir paranın harcı değil,demek
Gözleri camlarda paramparça çocukların
gelecek düşlerini korumak için
Aşksız yaşamasız onca kadın odalarda
Gövdelerindeki son ışığı söndürmesin için sevdim


Sevişirken binlerce başka sesle kıvranıyorsam
Sevgilim, seni bütün bir ülkeyle sevdiğim için...


Şükrü Erbaş

soğuknevale
03-09-2009, 22:10
Göç
geçer...

Geçer ayrılıklar başladı
Siyah bir orman olur gençliğimiz.
Bize böyle pay kalır.
Bize böyle pay kalır...

Ağla sömürgem... Belki dönemem!
Oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır;
kış yanar, düş üşür yüreğimde.
Ağlarım, gözyaşım beyaz kalır...

Sonra askerler yeniden kuşatırlar aşınmış kaleleri.
Bin “hawaar “parçalar gecenin döşeğini.
Ocaklar iniler, yas büyür, orta yerde kan kalır;
Dıngılava’da peştamallı çocuklar havuzlara işerler;
gözlerinde bir mahmur özlem kalır...

Derken bir Ankara, bir poyraz beni döve döve içeri alır.
Yollar da giderek uzaklaşır... Giderek uzaklaşır.
Fahişeler terli kasıklarıyla sabaha uğurlanır,
kuşlar inkâr edilir, gökyüzü yağmalanır;
ben büyürüm bu kederle kalbim uslanır...

Ağla sömürgem!
Ağla ve kucakla kumral delikanlını.
Buralarda çatılmış bir tüfeğim böğrümde taflan kalır.
Şimdi Kızılay’da oturmuşum hasretin kancasında;
geçer zaman, geçer yıllar, günlere bir yeni hazan kalır...


Ağla sömürgem... Sen hep mağlup bir ağlayışta,
ben uzak susarım bu mağlubiyet için hep anlayışta.
Bak, çöpçüler bu geceyi de piç edip süpürdüler.
Ben ise haber değeri bile olmayan bir haykırışta,
özleminle hâlâ bir yakarışta...

Ağla, ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır.
Buralarda nem var; nem varsa sende kalır!
Daha çağırırken beni,
anı bile kalmaya tenezzül etmeyen dağ dorukları,
sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayrılıkları…

Ben gittim
ve yittim!

Oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır,
yaslarım günleri yüzüme gözyaşım beyaz kalır.
Burada yıllar küfürle uğurlanır.
Ben büyürüm içindeki haylaz çocuk uslanır…
Ve günler geçer, herkes gider, pistler boşalır;
sahnede bir kurtlar, bir ben bir klasik dans kalır.

Ağla sömürgem... Buralarda döne döne-
mem! Artık bir yeşile dolmasak da anılardan haz kalır.
Sen de bir zaman duyarsın
bir gün bir taze mezar kazılır:

A r d ı n d a b i r d a ğ ı n ı k g a z e l i l e, k ü l i l e
A n k a r a ’d a b i r ö l ü y ı l m a z k a l ı r...

Yılmaz Odabaşı

_denizkabugu_
04-09-2009, 01:42
Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az,kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya

İnsanlar vardır;
Üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi...
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüşü çekici aldatıcı
İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı...
Ne zaman ne geleceğini bilmezsiniz;
Sokulmaktan korkarsınız,güvenemezsiniz!

İnsanlar vardır;
derin bir okyanus...
İlk anda ürkütür,korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız,daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

İnsanlar vardır,
coşkun bir akarsu...
Yaklaşmaya gelmez,alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.

İnsanlar vardır;
sakin akan bir dere...
İnsanı rahatlatır,huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde,görüntüsünde tatlı bir durgunluk.

İnsanlar vardır;
çeşit çeşit,tip tip,
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli,incelemeli,doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi insan,insan olmalı...

İnsanlar vardır;
berrak,pırıl pırıl bir deniz.
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her şey meydanda.
Korkmadan dalarsınız,sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir çekinme ondan.
Her sözü içtendir,her davranışı candan...

Can YÜCEL

_denizkabugu_
04-09-2009, 01:43
-İki mevsim arasında
göğün yanağına hazan
toprağın bağrına safran sarısı gazel döker
kendi iklimsizliğine feveran
göçünde güzü taşıyan eylül ...



Sol yanımda yazdan kalma bir sızı
kahırla yaslandığım
gecenin puslu penceresinde
dünlerin dumanlı seyrinde
uykuya ihanet eden gözlerim


Avuçlarımda soluk hayalet
sisler içerisinde kaybolan ilk yaz
yanımda gece giysili yalnızlık
dilimde kar türküleri
sonbaharımı da ezip geçer
hüznümü kanatan gölgeler ...



- Karanlık bir kış günü beklerken
sığırcıkların keyifle şakıdığı bir bahar sabahı mı ?
Bir yaz günü beklerken
kış günlerinin azgın boranlarından birini mi vuracak yüzümüze
yalancı iklimlerle eylül ve hayat
kim bilir ? ...

_dumanist_
04-09-2009, 01:52
Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.

Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
Haberim olmasın gelen dertten başıma.

Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.

Ömer Hayyam

_denizkabugu_
04-09-2009, 02:15
Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan, bitti artık hepsi...


Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.


Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tir..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır


Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...




NAZIM HİKMET

ASABİ PAPATYA
04-09-2009, 02:43
kız yaz geldi bak, dedim
evet çok sıcak, dedi.

kalk ta gezelim, dedim
hayır otursak, dedi.

burada ne var? dedim
sanki konuşsak, dedi.

adın ne senin? dedim
sarı yapıncak, dedi.

nerelisin sen? dedim
yurdum çok uzak, dedi.

o kiraz ne ? dedim
gülerek "dudak", dedi.

göğsünde ne var? dedim
açılmış zambak, dedi.

getir koklayım, dedim
yok olmaz yasak, dedi.

bir öpücük ver, dedim
bu ne iştiyak, dedi.

seni sevdim pek, dedim
inanmam- tuzak, dedi

zorla öperim, dedim
hele öpte bak, dedi.

bağırır mısın? dedim
hem de ciyak ciyak , dedi.

pek şaştım buna, dedim
ne var şaşacak, dedi.

zulmün reva mı? dedim
zulüm değil; hak, dedi.

bu kadar naz ve işve
ta canıma tak dedi.

tutup çektim kolundan
ilişme bırak, dedi.

silkinip kurtulunca
güldü "avanak", dedi.

tepemizde bir karga
alay etti, "gak" dedi.


ercüment ekrem talu
(:

:)) çok güzelmiş...

madboy17
04-09-2009, 03:01
Siz beni hala anlayamadiniz
Ve anlamayacaksiniz caglarca da
Hep tutturmus "Yil 1919 Mayisin 19u" diyorsunuz
Ve eskimis sozlerle beni ovuyor, ovuyorsunuz
Mustafa Kemal'i anlamak bu degil.

Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil
Birakin o altin yapragi artik
Birakin rahat etsin anilarda sehitler
Siz bana neler yaptiniz ondan haber verin
Hakkindan gelebildiniz mi yoklugun, sefaletin?
Mustafa kemal'i anlamak yerinde saymak degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil.

Bana mustular getirin bir daha
Uygar uluslara esit yeni buluslardan
Kuru soz degil is istiyorum sizden anladiniz mi?
Uzaya Turk adini Ataturk kapsulleriyle yazdiniz mi?
Mustafa Kemal'i anlamak avunma degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil.

Hala o acikli agitlar dudaklarinizda
Hala oturmus bana On Kasimlarda agliyorsunuz
Uyanin artik diyorum, uyanin, uyanin!
Uluslar fethine cikiyor uzak dunyalarin
Mustafa Kemal'i anlamak goz boyamak degil!

Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil
Beni seviyorsaniz eger ve anliyorsaniz
Laboratuvarlarda sabahlayin, kahvelerde degil
Bilim agartsin saclarinizi, kitaplar
Ancak boyle aydinlanir o sonsuz karanliklar
Mustafa Kemal'i anlamak aglamak degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil

Demokrasiyi getirmisim size ozgurlugu
Goruyorum ki hala ayni yerdesiniz hic ilerlememis
Birbirinize dusmussunuz halka egilmek dururken
Hani koylerde isik, hani bolluk, hani kaygisiz gulen?
Mustafa Kemal'i anlamak itismek degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil.

Arayi kapatmanizi istiyorum uygar uluslarla
Bilime, sanata varilmaz rezil dalkavuklarla
Bu vatan, bu canim vatan sizden calismak ister
Paydos ovunmeye, paydos avunmaya, yeter yeter
Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak degil
Mustafa Kemal ulkusu sadece soz degil.
Halim Yagcioglu

_denizkabugu_
04-09-2009, 12:13
Yüzünün hangi oylumuna takılsam
Uçsuz uçurumlara düşüyorum
Ağlayınca şişen göz kapaklarında
Hangi tankerleri yüzdürdün bu akşam?
Sığınağımıza kaçan birkaç damla yağmur
Gözyaşına mı karıştı yoksa?
Fazla değil mi bu sessizlik ikimize;
Beni susarken bölme!


Satır aralarındaki sızıntıdan kendimi ele veriyorum
Ben sana, seni gösteren bir aynaydım
Dökülseydi sırlarım
Sen de göremeyecektin
Ben ki kendimi yine sırlardım
Sen kendine yeni aynalar bakmasaydın
Buldun mu yüzüne en uygun olanını?
Ve ağrılarını saklayabildin mi, sırsız aynaların sırrına?
Kulaklarıma sağır sesler peydahladım
Beni susarken bölme!


Az daha doğduğumuz öykü de ayaküstü ölüverecektik;
Anamızdan emdiğimiz acılar burnumuzdan gelecekti az daha…
Dipsizliğinde dibi tutarmış sandık, sanma oyunlarımızda
Meğer suskunluğumun dibi karaymış
Ben kuyu sanmışım
Ben susarken bölme!


Merhemine biraz Ağrı sür biraz Toros
Yol ortasında adresim yutuluyor bırakma ellerimi
Duru durdurmaya duramıyor, durak sandığımda köprüleri
Oysa her şeyi birleştiren köprüler yine ayırdı bizi
Saçlarını sakladığın rüzgarı biraz savursan
Açılmayacaktı bu kıyı şeridinden
Zulamdaki sardunya suskuları
Beni susarken bölme!


Ellerin büyükken ellerimden
Hangi coğrafyama sakladın, mendilleşen parmaklarındaki yaşları?
Bana do minör bağırma
Uslu bir su kuşuyken bünyemde
Verdiğin geçici rahatsızlık için, ömür dilerim senden sadece!
Ben sana ne yaptımların kaldı bak
Bu ucube caddelerde
Susmanın onaylamak olduğunu hatırlattığın bir gecede
Beni susarken bölme!!!


Kahraman Tazeoğlu..

açısı_bozuk
05-09-2009, 01:26
Bir Organ Nakli Gibi Sevmiştim Seni

Bir organ nakli gibi sevmiştim seni;
Çürük gözlerine bağışlanan ellerim,
Yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim..
Darmadağın kadınların,darmadağın ettiği erkekler gibi
Sevmiştim seni...
Çok eskitilmiş bir aşkın hatırlanması,
Sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması
Aslında işin açıkçası;
Rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi
Hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi
Geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi

Sevmiştim seni...
Ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi deniz gibi,
Neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi
Ortalık yerde durup dururken
Sevmiştim seni...
Atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı,
Mızraklar kırıldı,kalkanlar delindi,ganimetler paylaşıldı.
Kasaba meydanında birbirini dövmekten
Yorulan iki kovboy gibi,
Bir tabancanın namlusuyla tetiğiyle,
Kendisinden farklı,
Kendisinden ayrı,
Bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi,
Aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi,
Katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla
Sevmiştim Seni...

Küçük İskender

Damla_
05-09-2009, 03:38
Yalnız'ın Durumları

...
Yalnız
Hem bilgesi,
Hem delisidir
Kendi dünyasının.

Ayrıca;
Hem efendisi,
Hem kölesidir
Kendisinin.

Tadını çıkaramaz
Görece’siz dünyasında
Hiçbirisinin...

Özdemir Asaf

paradise_07
05-09-2009, 05:51
MIRILDANDIKLARIM

Kırdım mı incittim mi birilerini

Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?

Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?

Yeniden düşünmeliyim

Dostluklarımı, ilişkilerimi

Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı

Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?

Borçlarımı ödedim mi?

Doğru seçtim mi soruların fiillerini?

Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,

Giysilerim ütülü, odam düzenli mi?

Geri verdim mi aldıklarımı:

Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,

Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?

Yokladım mı duygularımı

Hâlâ sevebiliyor muyum insanları?

Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma

Ovmalı umutları

Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan

Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım

Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar

Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar

Gece telefonları, ıssız konuşmalar

Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler

Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey

O kadar çok anlattım ki

Kendime kaldım anlatmaktan...

Bunaldım kendisiyle boğuşmasını

Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan

Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,

Ofset duyarlılıklardan

Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum

'Içtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği

Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum

Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları

Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde

Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar

Hâlâ bir umut var mıdır

Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde

Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz

Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar

Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken

Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız

Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim

Senin ve benim , yani bizim için..

Murathan Mungan

paradise_07
05-09-2009, 05:57
...
insanlar!
bir gün ben de yaşamıştım aranızda
hepsi bu kadar..
lekem yoksa, izim kalmamışsa,
bir tortu bile değilsem hafızanızda
yine de güzeldi her şey..

Murathan Mungan

Sahte veLet
05-09-2009, 07:49
Ömrümün güzel çağı, içimdeki bin heves;
her güzelin ardından tükendi nefes nefes!..

Artık sevda yolunda ne dilimde bir dua, ne mızrabımda şevk var,
ne sazımda eski ses;
her güzelin ardından tükendi nefes nefes...

Gençlik, geldi geçti bir günlük süstü..
Nefsim doyamamaktan dünyaya küstü...

manası_yoktur
05-09-2009, 17:30
Bakıyorsunuz kuşlar
Hazır
Sokak lambaları yanık unutulmuş
Bir kadıköy vapuru hınca hınç insan
Çok geçmeyecek
Martılar beyhude turlar atacak
Kıyılar lağım konserve kutuları
Mısır koçanları

Sevgi aranabilir yine
Korkusuzca say koskoca kederlerini
Bir kuyu bulunabilir

Aklımdan çıkmıyorsun
Sen hala dizüstü
Bunca anıyı besleyerek
Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
Görür gibi olarak açıp baktığımı
Bense şöyle diyorum:
Buradan bir acı kanamış boyuna

Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
O vapur hala hınca hınç
Kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır
Çok geçmez aradan

Kadınlar kapı önlerinde
Ellerinde meşalelerle
Aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
Yorgun bir sarıyla ben de
Geçeceğim önlerinden

Aklımdan çıkmıyorsun dedim
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
Telefonlar yan hücrede çalışıyor
Bende kurşuni bir dere
Ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
Onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar
açılarak

Yapayaşlı bir rum kadın
Herşeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
Haydi koşayım diyorum belki dağılır
Koşuyorum
Sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar
Hayır daha sevgili daha sevimli değil
Ne başka bir gün ne başka bir zaman

Çok geçmeyecek aradan
Şöyle diyeceğim:
Bulutlar açmadı
Mavi gök orda mı

İYİBURCU
05-09-2009, 21:46
SEN GIDELI

Yarin sabah yüzümü de yikamayacagim
Donum fanilam les gibi oldu hele
Tirnaklarim uzadi kesmeye üseniyorum
Biri sevabina çisimi de ettirse

Sokaga çiktim miydi aksam serinliginde
Bacaklarimda derman yok
Raki maki içiyorum gene olmuyor
Ne Sabri`ye ugradigim var ne Celile`ye

Basim dönüyor içim sikiliyor ha bire
Bu dünyada piril piril seyler vardi hani
Cümbüsler vardi, kahkahalar vardi, hosbesler vardi
Hepsi pesine takilip gitti mi ne

Anlamam o kadar incesini
Sen yanimdayken yasamak güzeldi iste
Bana masallah derlerdi, ne iyisin derlerdi
Neysem neyim kime ne

Kirtipilim, bombogum, esiriklinin biriyim
Dünya yikildi altinda kaldim sanki
Anlasilan bu birisinden kazik yedi diyorlar
Sen gitmeseydin de keske..

Et sevmezdim ya inadina cizbiz köfte yiyorum
Küfür ediyorum, sokaklara tükürüyorum
Nerde o efendilik, o kili kirk yarmalar
Adam sen de..

Tokalasmalarla merhabalarla da ilisigim yok
Isimis Istanbul`a bayilirdim bir vakitler
Yaz bitecek diye ödüm kopardi
Simdi hepsi bilmem neyime..

Ya büsbütün yitirsem seni
Ölsen, ya da baska erkege varsan
Sana dokunamasam, sesini duyamasam
Birak allasen insani deli etme

Odayi Mürvet hanim derleyip topluyor
Temiz pak bir lokanta buldum sözde
Saga dön olmuyor, sola dön olmuyor geceleri
Önümüzdeki saliya gel bari..

Metin ELOGLU

Mutsuz PalyaNco
05-09-2009, 22:01
Unutulmuyor İşte..

Unutulmuyor nice sevdalar bekliyorda
Gitmeye yürek mi kaldı söylesene
Gözlerinde içimi törpülediğim kadın
Şimdi insanlara bakıyorum
Çoğunun bekleyeni, ömrüne bir ömür daha ekleyeni var
Diyorlar ki küsme aşka daha kimler gelecek kimler geçecek
Bilmiyorlar ki en son giden her şeyimi götürdü..
Bilmiyorlar ki en son giden daha sonra gelecekleri bile götürdü....
Şimdi ben bu eskitilmiş gençliğimle
Yaşımı tersten yazıp öylece giden bir senin ardından
Kime hangi sevgimi vadedeceğim söylesene silinmiş harfim benim
Ellerimi tutana bulaşacak kokun
Soluğumu paylaşan harflerini yutacak
Oysa ben yutkunamayacağım bile
Kurudu boğazım sen gideli
Ki sana aldığım son buket bile kurumamıştır daha
Çürümedi vurduğum yer
Gözle görünmez darbeleri gidişinin
Öyle bir yer kanıyor ki içimde kanım var her damlanın içinde
Senle aldığım nefesleri vermedim daha
Senle aldığım nefesleri, sensiz verdiklerimle sıvamaya çalışıyorum
Tıkanıyorum işte ,soluğum kesiliyor
Giderken bir zamanlar bendeliğini de götürseydin ya
Ya da zıttı olmayan bi şey yapsaydın sen gibi
Tanıyorum ben seni gel desem gelmezsin
Gidersin git desem
Ve gidersem bi gün neylersin
Hiç bir şey söylemeden benden bir nefes duymadan kalsam
Sen hiç susmasan ben çıt duymasam
Kalsan neylerim
Yıkımdan çoğaltırımda seni bütün enkazlardan sağ çıkarırım bizi
Ey yar görüyorsun ya sonunda yine aşk kaybediyor
Hayat kazanıyor..
Sen benim susuzumluğumu dindirecek yağmuru bulamadın
Ben senin yağmurunu yağdıracak o bulutu
Düş/tün kalkma sakın bu ayaklanış
Sana ölümden yakın
Ben yaşarım sen yokken
Ya ben sende sandığından çoksam
Ben varım senin yokluğun kadar dünyadaki yerim
Sen kendini bulursan eğer yaşarken olmayacak
Sen dilediğince varım de bende yerin kalmayacak
Seçtiğin yaşamın son sayfasını okur gibi oluyorum
Ve yaşamın son sayfasını,yaşamanın ön sözüne gururla bakıyorum
Elimi uzatırken tutmaya vaktin yoktu
Bize bir adım varken gelecek gücün bitti
Mutluluğu sığdıracak yüreğini arıyorken
Tutkumun o kör gözü,o yağlı ipi çekti
Şimdi farkına bile varamayacaksın bu ölümün
Öyle derin bi uyku bekliyor ki seni
Uykundan düşünü çalsalar haberin olmayacak
Hep susmayı istiyordun işte sana dilsiz bir göç
Gün olurda uyanırsan beni değil kendini seç
Tadın damağımda,acın içimde hala
Ne için aglasam gözlerimden akan
Sen gittikten sonra biriktirdiğim yaşlar
Öyle bir bittik ki biz
Öyle bir gittik ki bu şehirden
Ama ,ama unutulmuyor işte
Ellerinin dokunulmazlığı
Gözlerinin bakılmazlığı
Seninle geçen her anın başa alınmazlığı
Unutulmuyor işte..

yed-i ilim
06-09-2009, 15:57
Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir

Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz

Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
'Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan

Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi

Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN

Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben

Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar

Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil

Yanlış anlaşılmış da olabilir
Aklım başımda mı! Değil

Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
-Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan
Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar

Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm

Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşmeler gibi

İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri

Aha Şeyhefendim Aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İstersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır

Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın

Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının

Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı

Cahit Zarifoğlu

TmmYHaKıZMa..
06-09-2009, 20:07
VAY KURBAN

Dağlarının, dağlarının ardı,
Nazlıdır.
Uçurum kıyısında incecik bir yol
Gider dolana dolana,
Bir hastan vardır, umutsuz,
Belki Ayşe, belki Elif
Endamı kuytuda başak,
Memesinin, memesinin altında,
Bir sancı,
Bir hayın bıçak...

Ölüm bu,
Fukara ölümü
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti, ya akşamüstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsın, olmuş olacak.
Bir hastan vardır umutsuz,
Hayreti uykularda,
Hayreti soğuk sularda.
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
Açar, derin kuyularda...

Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
Hiç akıl edip de düşünen var mı?
Gün kimin hesabına tutar akşamı,
Rahmetinden kim demlenir bulutun,
Hayırlı evlat makina
Nasıl canavar kesilir.
Kurdun, karıncanın rızkını veren
Toprak nasıl ayartılır,
Yüz vermez topal öküze,
Ve almaz koynuna kara sabanı.

Sepetçioğlu'm bir kömür işçişidir,
Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif
Mal, haraç-mezattır,
Can, pazar-pazar.
Kırmızı, ak ve esmer,
Yumuşak ve sert buğdayları
Yaratan ellerin sahibidir bu,
Kör boğaz, nafaka uğruna,
Haldan düşmüş, tebdil gezer...

Dağlarının, dağlarının ardı,
Nasıl anlatsam...
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
Vay kurban...
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile
Fedayı kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.
Bu'dur ol hikayet,
Ol kara sevda.

Seni sevmek,
Felsefedir, kusursuz.
İmandır, korkunç sabırlı.
İpin, kurşunun rağmına,
Yürür, pervasız ve güzel.
Sıradağları devirir,
Akan suları çevirir,
Alır yetimin hakkını,
Buyurur, kitabınca...

Gün ola, devran döne, umut yetişe,
Dağlarının, dağlarının ardında,
Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır,
Bir tek zeytin dalı bile yalnız...
Sıkıysa yağmasın yağmur,
Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ.
bu yürek, ne güne vurur...
Kaçar damarlarından karanlık,
Kaçar, bir daha dönemez,
Sunar koynunda yatandan,
Hem de mutlulukla sunar
Beynimizin ışığında yeraltı.

Her mevsim daha genç, daha verimli,
Sunar, pırıl-pırıl, sebil,
Ömrünün en güzel aşk hasadını,
Elimizin hünerinde yeryüzü.
Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe
Şafakla doğan işgücü.
Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
Ol kitapta böylece yazılıdır,
Ol sevda, böyledir çünkü..

AHMED ARİF

TmmYHaKıZMa..
07-09-2009, 00:16
Ağlamak

Bazı acılarda yetmez
Bazı ölümlere
Örtüsüdür bazı acıların
Örter, örtülmez
Savunur bir süre

Ağlayanlar sevinmeli
Sevin ağlıyabiliyorsan
Acılar art arda dinmeli

Durur bir nöbetçi gibi
Durur bir bekçi gibi
Zamana gülmeli-gülmeli.

Sevin ağlayabiliyorsan
Unutmanın kardeşidir ağlamak
Uyur uyanır yatağında duyguların
Düsüncenin kucağında hep çocuktur
Ağlamak.


AHMET ARIF
Bu şiir Ahmed Arif'e mi ait ?

TmmYHaKıZMa..
07-09-2009, 00:47
'' dünyanın ne kadar çirkinliklerle dolmaya başladığını

çocuklara anlatmalı mı,

yoksa bunu onlardan saklamalı mıyız..

her iki durumda da yenik düşeceğiz.

deyelim “kim yaptı?” diye sormayacaklar.

niçin? neden? de mi demeyecekler ? ''


Özdemir Asaf

_dumanist_
07-09-2009, 02:02
Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

İnsan bastığı toprağı hor görmemeli:
Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli!

Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
Cehennem ateşleri onlar içindir.
Ne der, dili inciler saçan Muhammet:
Cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.

Varlığın sırları saklı, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.

Ömer Hayyam.

zeyrek
07-09-2009, 04:00
'Seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin
Nazlanırsın ama bir gün gelirsin'

Düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
Ekleyip duruyorum sabahları akşama
Ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
Gerçi söylenmez böyle şeyler ulu orta
Aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
Nasıl bir dostluk ki bu,hem kadim
hem de mayhoş elma tadında...

Kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya,konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim,sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
Ah,unufak olsam ve desem ki
Ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni...


Sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.

Kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe,benim için dua et;
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr şükrü öncüoğlu'ndan
üç ayda bir reçete.

Acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl birşey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası...

Sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.

Yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey,ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda...

Şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
Sana seslendim durdum bu küçücük odadan
Acımı duy,sensin pusulam benim...
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana...

Sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran...

İbrahim Tenekeci

Mutsuz PalyaNco
07-09-2009, 23:37
*Annabel Lee*


Senelerce senelerce evveldi
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
İsmi; Annabel Lee
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni
O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee
Göklerde uçan melekler
Kıskanırlardı bizi
Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgarından bulutun
Güzelim Annabel Lee
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı oradadır şimdi
O deniz ülkesinde
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskanırdı bizi
Evet! Bu yüzden "Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi"
Bir gece rüzgarından bulutun
Üşüdü gitti Annabel Lee
Sevdadan yana kim olursa olsun
Yaşca başca ileri
Geçemezlerdi bizi
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri
Hiç biri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee
Ay gelir ışır, hayalin erişir
Güzelim Annabel Lee
Orda gecelerim uzanır beklerim
Sevgilim sevgilim hayatım gelinim
O azgın sahildeki
Yattığın yerde seni...

Edgar Allan Poe

queenkafein
08-09-2009, 04:40
Yıllar önceydi ...
Yani yani 13-14 yaşlarındaydım...
Radyocu olmak istiyordum...
Çözülmesi gereken problemlerim vardı ama...
Polinom...
Trigonometri...
Kovalent bağ...
Atış hareketleri...
Vektörel büyüklükler...
Deoksiriboz nükleikasit...
Likyalılar...
Abbasiler...
Likyalılar dan farkını anımsayamadığım Lidyalılar...
O kadar çoktularki çoktular işte...
Ben radyocu olmak istiyordum, çok istiyordum...
Kalabalık otobüs duraklarında yüksek sesle espiriler yaptım...
Belki dikkat çeker diye...
Tıka basa dolu belediye otobüslerinde arkadaş grubumla şakalaştım...
Belki şakalarım tutar diye...
Otobüs yaşlıları kızdılar bize "şimdiki gençler" le başlayan cümlelerinde...
Sonra, sonra ne oldu bilmiyorum...
Birden radyocu oldum...
Sayılamayacak kadar ödül falan aldım, alkışlandım...
Çözülmesi gereken problemlerim vardı yine...
Likyalıları, Abbasileri özleten...
Keşke, keşke daha fazla görüşebilsem dediğim ailem...
Ayrılmak için bahane aradığım kadınlar...
Çekimi ödemeyen üçkağıtçılar...
Açılmış açılacak davalar...
Yıllar önceydi...
Yani, yani henüz 13-14 yaşlarındaydım...
Radyocu olmak istiyordum, oldum..

ZKC *

misanthrope
08-09-2009, 15:00
Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden,
Seni öpsünler diye getiriyorum sana.
Bana, kucaklarında seni getiriyorlar;
Ben de sonra o seni getiriyorum sana.


Özdemir Asaf...

misanthrope
08-09-2009, 15:02
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Özdemir Asaf...

misanthrope
08-09-2009, 15:05
Nefes almak, içten içe, derin derin,
Taze, ılık, serin,
Duymak havayı bağrında.

Nefes almak, her sabah uyanık.
Ağaran güne penceren açık.
Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.

Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı.
Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı...
Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

Koklar gibi maviliği, rüzgârı öper gibi,
Ananın südünü emer gibi,
Kana kana, doya doya...

Nefes almak, kolunda bir sevgili,
Kırlarda, bütün bir pazar tatili.
Bahar, yaz, kış.

Nefes almak, akşam, iş bitince,
Çoluk çocuğunla artık bütün gece,
Nefesin nefeslere karışmış.

Yatakta rahat, unutmuş, uykulu,
Yanında karına uzatıp bir kolu,
Nefes almak.

O dolup boşalan göğse...
Uyumak, sevmek nefes nefese,
Kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak.

Sürahide, ışıl ışıl, içilecek su.
Deniz kokusu, toprak kokusu, çiçek kokusu.
Yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses.

Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes...
Anlıyorum, birbirinden mukaddes,
Alıp verdiğim her nefes.

Ziya Osman Saba...

uca_
08-09-2009, 19:18
...
..........
Üzülmeyin dostlarım
ezbere bilirim latince sözcüklerini
hayvanlar ansiklopedisinin
adını bilmemiş olmaktan
utanmayacağım asla
tabutumun içine girecek
ilk böceğin

SUNAY AKIN

uca_
08-09-2009, 19:25
BİLSEYDİ
Bir şiir bir geceye değer,
Bir şiir bir uykuya değer,
Bir şiir bir uyanmaya değer,
Bir şiir bir sigaraya değer,
Bir şiir bir rakıya değer,
Bir şiir bir şarkıya değer,
Bir şiir bir türküye değer,
Bir şiir bir ağrıya değer,
Diye-diye..
Meğer.


Özdemir Asaf

nur_88
08-09-2009, 22:10
Tanıdık bir deniz aramızdaki
tuz öfke yağmur ve ateş

fırtına yüklü gemilerin
gidip gidip geldiği

mor kanatlı kuş o aramızdaki
omuz başımızda durmadan öten
bir kanadı aykırı mavilerde uçurum
bir kanadı uçuk düşler ülkesi

git işine Armağan
şiir yazdırma bana
girme bir bıçak gibi
en kalabalık yerlerimde kanayan
yalnızlığıma
gündür ağır çeker yaşamak bile
kirpiğinden ateş damlar tutamam
için tuzlarda yıkar birikenleri
hayatın kıyısı bu bilirim
bırakamam

bak yine o ıslak kuş
çığlıklara vurmuş yokuşlarını
hangi yanı sustuğunun kapımı çalan bu kış
konuştuğun ölümün hangi serseri yanı

yapma be Armağan
en aptal yalnızlık ölüm olmalı

öyle durduğu yerde eskimemeli keder
çiçek gibi çiçekler açmalı içimizde
ipek gibi yağmurlar
aşk gibi aşklar yaşayan ve yaşanacak olan

işimiz kolay değil be Armağan
direnmek bu unutmamak
azalmamak kendine ve insana
paslı sürgü demir kapı
ve ısırgan otları arasında
sığınmadan tenhalığa
çoğalmaktır ağlamak bile belki
ama
senden olana
yeniyetme ürkülerdi
cop yemek sakat kalmak
çocuk doğuramamak
korkmazdık konudan komşudan
dul kadın olmaktan

şaşırma ve acı çekme ne olur
anneni düşün ya da benim annemi
toprağın ve karın sessizliğini
ve hâlâ ekin demetlerini
doksan dokuzluk tespih sabrıyla çeken
kırk olmadan yetmişini gösteren
kadın çizgilerini
kırgınsın biliyorum
öfkelisin
en çok da karanlığa karışan
çoban yıldızlarına
kopan kıyamet değil ki canım bilirsin o şarkıyı
“Denizler durulmaz dalgalanmadan”

yaralarım inançlarımdan değil
gemisi kolayca yara alandan

bana düşlerden söz etme Armağan
bu gece uyuyamam
ne çok yıl be Armağan
ne çok kırımsa
her yenilgi bedenimize vurulan zincir
beynimizde kırılan halka
acılar
iki uçurum arası büyüyen çiçek
ve sevinç
gece yarısı birlikte pişirilen
kurufasulye tadı

zaman zaman kıyılar düşse de intihara
borçlar ve alacaklar
hâlâ eşit hayata

bir tek şuna şaşıyorum
hayatımız neden bu kadar kısa?
belki de kesişen sonsuz erimli
iki aykırı çizgi
belki çok daha derin bir düşün izi
o aşina deniz aramızdaki

tuz fırtına yangın ve kavga
ve o bitmeyen sevda
üstelik
bunca gece varken daha sabaha
bin direkli gemilerin gidip gidip geldiği
keşke sana al kanatlı kuşlarla
kehribar ve ipek yüklü atlastan uçuşlarla
gelebilseydim

keşke sana bilmediğin sevinçler
gül iklimi erinçler
verebilseydim

getirdiğim sadece bu kır çiçeği
ıslak kanatlarımla
iyi sakla

canım
bu gece unut yalnızlığını
beynimizin en eski yalanını

haklısın
bu saatlerde gece bizden kocaman
ama söz
sabahın ilk ışıklarından
çiçekli bir şal dokuyacağım sana

hadi
sokulup yüreğimin kuytularına
uyu şimdi usulca …


Kahraman TAZEOĞLU

queenkafein
09-09-2009, 03:36
Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazamak sana dair,
hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinde,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Nazım Hikmet RAN

queenkafein
09-09-2009, 03:37
İşte geldik gidiyoruz
hoşça kal kardeşim deniz
biraz çakılından aldık
biraz da masmavi tuzundan
sonsuzluğundan da biraz
ışığından da birazcık
birazcık da kederinden
bir şeyler anlattın bize
denizliğin kaderinden
biraz daha umutluyuz
biraz daha adam olduk
işte geldik gidiyoruz
hoşça kal kardeşim deniz

Nazım Hikmet RAN

queenkafein
09-09-2009, 03:39
ÇOCUKLARIMIZA NASİHAT

Hakkındır yaramazlık.
Dik duvarlara tırman
yüksek ağaçlara çık.
Usta bir kaplan
gibi kullansın elin
yerde yıldırım gibi giden bisikletini..
Ve din dersleri hocasının resmini yapan
kurşunkaleminle yık
Mızraklı İlmihalin
yeşil sarıklı iskeletini..
Sen kendi cennetini
kara toprağın üstünde kur.
Coğrafya kitabıyla sustur,
seni «Hilkati Âdem»le aldatanı..
Sen sade toprağı tanı
toprağa inan.
Ayırdetme öz anandan
toprak ananı.
Toprağı sev
anan kadar...

Nazım Hikmet RAN

queenkafein
09-09-2009, 03:43
AŞK VE YURTSUZLUK

Usul usul azalıyordu sevgisi,kalbi
soğuyordu...
Aynı masada,yanyana oturuyorduk,ellerinden tutuyordum...Akıntıya kapılmış bir çiçek gibi bilmediğim,bilmediği uzaklıklara doğru gidiyordu...Öyle acı çekiyordu ki sevgisinin azalmasından...Seni artık özlemiyorum,eskisi gibi içimi acıtmıyorsun,bu benim için ne büyük acı biliyormusun,derken sesi titriyordu.

Dalından kopmuş bir çiçek gibi unutuluş denizinde usul usul sürükleniyordu...Sevgimiz yurtsuz kalmıştı şimdi...
Can çekişen bir hastayı ölümüne hazırlar gibi,
nefesimi tutmuş saçını okşuyordum durmadan...
Sevgisi,yaralanmış çocukluğumuzu ve dünyayı
değiştirmeye yetmemişti.
Hayal kanatları yanmış sevgisini öksüz kalan sevgime kattım.Sevgisi biterken gözlerime son bir
kere baktı.İnanmıştı çektiğim ıstıraba...

Son anda sarıldı bana:
Hadi,sen de benimle gel,birlikte karışalım
kayboluşa,dedi.
Yapamam,dedim,istesem de yapamam.Bu
sevginin ömrünü beklemeliyim...
Bu sevginin beni götürdüğü yere kadar
gitmeliyim...
İçimde sırrın,kimseye benzemezliğin
sızısı,yarım kalan yolculuğun aşk yüzlü
çocuğu var...

Sevgisi soğurken son tesellisi,son kıskançlığı,son
umudu bu olmuştu...

Cezmi ERSÖZ

queenkafein
09-09-2009, 03:46
Sen Aslında Çok Eski Bir Şeye Aşıksın

künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerimi
ölürsem beni seninle ararlar şimdi

bak, incelirken zehirleniyorsun yavaş yavaş
beni yanaşma ruhum boğuyor geceleri

ölürsem beni seninle ararlar şimdi

yüreğim paslı bir sarnıç
gözyaşlarının demi hala avuçlarımda

sesleniyorsun sevdaların kilitlendiği manastırlardan
yaşamak güçlü olmak değildir her zaman

künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerini
ölürsem beni seninle ararlar şimdi

Cezmi ERSÖZ

queenkafein
09-09-2009, 03:51
Bir Gece

gecede bir uyku,
uykunun içinde ben...
uyuyorum,
uykudayım,
yanımda sen

uykunun içinde bir rüya,
rüyamda bir gece,
gecede ben...
bir yere gidiyorum,
delicesine...
aklımda sen.

ben seni seviyorum,
gizlice......
el pençe duruyorum,
yüzüne bakıyorum,
söylemeden tek hece.

seni yitiriyorum,
çok karanlık bir anda...
birden uyanıyorum,
bakıyorum aydınlık;
uyuyorsun yanımda,
güzelce....

Özdemir ASAF

queenkafein
09-09-2009, 03:59
MATEMATİK SEKSÜEL

Bir gün, bir an-bir günün bir anında
Seni sevecek kadar-sana seni anlatsam

Başımdaysam sonunda-sonundaysam başında
Yürüyor yenilenen, yorulmayan bir anlam.

Sözcüklerin içinde-sözcüklerin dışında,
Düşünlerinde eksik, yaşamlarında tamam.

Sen de anlamalısın gidiyorken yanında,
Başına vura-vura ben sana anlatamam.

Üşünen gecelerin sıcak karanlığında
İki'den bir'i, bir'den iki'yi çıkaramam.

ÖZDEMİR ASAF

Halit1903
09-09-2009, 04:12
BAĞLANMAYACAKSIN



Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin
Demeyeceksin işte
Yaşarsın çünkü
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki


Çok sevmeyeceksin mesela,

O daha az severse kırılırsın
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,

Senin O'nu sevdiğinden
Çok sevmezsen, çok acımazsın


Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu,

Kartvizitini...


Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin
Senin değillermiş gibi davranacaksın
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın


Çok eşyan olmayacak mesela evinde
Paldır küldür yürüyebileceksin
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatılarin gökyüzüyle birleştigi yerleri sahipleneceksin
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak
"O benim" diyeceksin
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...


Mesela gökkuşağı senin olacak
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın


Mesela turuncuya, ya da pembeye
Ya da cennete ait olacaksın


Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmis gibi,
Hem de hep senin kalacakmıs gibi hayat
İlişik yasayacaksın
Ucundan tutarak...


Can YÜCEL

zeyrek
09-09-2009, 12:00
Bir ahir zamandı

Ağzı ateşle süslü bir gece
Beyaz gerdanında kızıl bir kolye
Dinle dedin bana nehri göstererek
Kağıttan gemilere binmiş
Çocukların gözlerinden
Babaların son teli kırılmış
Sözlerinden akar bu nehir
Ve akışı denize ağıtıdır anaların
Su ve ateş şahit olsun
iniltili tövbelerine
Dinle!
Aynı yorganın altında üşüyemediğim
Dinle!
Aynı yastıkta ölemediğim...

Bir ahir zamandı

İçinden tramvaylar geçen eski bir şehirde belki
Alnından öperek kutsadığım
Kimsenin inanmadığı masaldı
Korkmuş çocuk gibi sokulurken kokuna
Saçlarına kaç göz konmuş dedim
Acıların kuraklığı vurmuş bakışlardan
Dağları aş dedin
Yollar “yok” yüzümün incesidir
Ferhat’ın gürzü senin yüreğindedir
Az ve uz gitmeyen ayaklarımı gösterdim
Dedim;
Peki ama bunların suçu ne

Bir ahir zamandı

Kör gözümün yaşıydın
Aramızda koca bir dünya vardı
Ve aşılmaz engelleri kelimelerin
Bakışların hırpalardı saatleri
Bir dilim ekmek için
İhanet ettiğinde martılar
Hüzün entarine saklanırdın
Ben seni üşüdün sanır, sarılırdım
Ve kırmızı eteklerin
Süpürdükçe telaşını sokakların
Arkamızda hiç şahit bırakmazdı

Bir ahir zamandı

Şehirde iki çocuk el ele yürüyordu
Karınları aç, yol karanlık bir çarşı
Mavi pencereli, aşı boyalı evin önünde
Sen resimler çektiriyordun hayata karşı
Gamzende gül çiziği
Radyoda hüzzam
Vuruyordu masalların kuytusuna
Gözü yaşlı bir liman
Arkamızda manzaralar
Arkamızda zabıtalar
Yasaklar ve yıldızlar vardı
Nehrin kenarında iki çift pabuç izi
Bir de şarkılar yarım kaldı

Bir ahir zamandı

Ölürken bile sana yürüyordum
Kendimden çoğalıyordum halka halka
zaten “yok” bir limanda
Suyuma atılmış bir taş gibiydi sesin
Bir gemi güvertesinde
Hiç şımartılmamış çocukluğuma
El sallayan resmin
Sen serçe vicdanlım
O gün konuştun martılarla
Yüzün eskirken korkulara
Ben ağlıyordum
Kuş dilimle Sultan Süleyman’a

Bir Ahir zamandı

Sandığında küflendi sandığın
Yüzü gün yanığı dervişlerin
Dudağında salavattı
Yani “Aşk”tı...


Ş. Çoker

akasha_ether
09-09-2009, 12:44
duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için
bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, etme.

ey, makamı var ile yokun üstünde olan kişi
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize
sen zehri o şeker, şekeri zehrediyorsun, etme.

harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

isyan et eyy arkadaşım, söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

MEVLANA

Mutsuz PalyaNco
09-09-2009, 15:21
Sen geceye bakarsın ben karanlık olurum
Gülersin bazen ben neye güldüğünü bilmeden.
Uzaklara baktığında uzak olmak geçer hiç değilse içimden
Ben sorduğumda susarsın sen sustuğunda ben perişan...
Yelkensiz rüzgarda kalırım
Ve sen... Ben yanındayken pencerelere baktığında
Çekip gitmek düşer artık bu aşktan benim payıma...

Ceyhun Yılmaz

_sNoT_
09-09-2009, 19:25
EĞER



O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!



CAN YÜCEL

açısı_bozuk
09-09-2009, 23:28
Yalnızlığa Övgü

Mutluluğun gözü kördür,
Yalnızlık sağır.
Ondandır biri tökezleyerek yürür,
Öbürü uykusunda bile bağırır.

Mutluluk yalnız kendisini görür;
Unutur bu yüzden ilkin kendisini.
Yalnızlık kendi tutukluğunda özgür,
Boyuna bekler dönsün diye sesini.

Mutluluk alışır kendisine, ölümden beter;
Borçsuzluğuyla övünür, ama kedisi doğurmaz.
Yalnızlığın gidecek bir yeri yoktur;
Boyuna kapısına döner, açan olmaz.

Mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var..
Her ikisinin de saksılarında çiçek.
Biri hep başka bir renkle solar,
Öbürüyse ha açtı, ha açmayacak.

Özdemir Asaf

açısı_bozuk
09-09-2009, 23:32
Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..

Can Yücel

deLi fiLozofh
09-09-2009, 23:35
açısı bozuk şiir çok güzel (:

behi
09-09-2009, 23:44
duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için
bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, etme.

ey, makamı var ile yokun üstünde olan kişi
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize
sen zehri o şeker, şekeri zehrediyorsun, etme.

harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

isyan et eyy arkadaşım, söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

MEVLANA

Bu şiirin tamamı değil, Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin ölümünün 800. yıldönümünde, Yılmaz Erdoğan'ın okuduğu bölüm sadece.. Yanlış hatırlamıyorsam iki ya da üç kıta daha var..

hubshe
09-09-2009, 23:47
Seni Artık Sevmiyorum

Biliyormusun? seni artık sevmiyorum.
Eskisi gibi, her gittiğim yere de götürmüyorum.
Geceleri, rüyalarıma da girmiyorsun.
Sabah uyandığımda aklımda da yoksun.
İçimdeki ne olduğunu bilmediğim,
Sıkıntı da gitti,şükürler olsun.
Artık çok huzurluyum,senden kurtuldum...

Neydi o be, sabahlara kadar seni düşün.
Nerededir, neyapıyordur? diye merak et.
İçinde bir sıkıntı,her gün,her daim mutsuzsun
Kurtuldum artık,kurtuldum,
Senden bunu biliyormusun..? .

Dünya varmış,eski günlerime tekrar kavuştum.
Şimdi aklıma geldikce sadece gülüyorum.
Sahi şimdilerde sen,
Sen ne yapıyorsun?
Eski sevğilinle barıştınmı, mutlumusun?
Hani onu kıskandırmak için, beni bulmuştun.
Dilerim çok,çok mutlu olursun..
Sevmiyorum seni artık,bunu biliyormusun?

metalparmak
10-09-2009, 00:39
sen kendi yolundan git
ben de seninkinden giderim

Leonard Cohen..

Sahte veLet
11-09-2009, 04:12
Ay doğarken bir söğüdün ardından
Göl yüzünde sisli bir esinti ile
Akşamın göğsüne hüzün serperek
Ve Yağmurdan geceye çiçekli perdeler çekerek
Beni düşün, Beni düşün, Unutma


En umarsız, en umutsuz günümde
Bağrına bir yumruk çökeldiğinde
Ve dağların mazlum ateşi
O güzelim saçlarına cayır cayır yanıp ulaştığında
Beni düşün, Beni düşün, Unutma


Beni düşün bir kavganın içinde
Helal bir ekemeğin peşinde
Ve kurtlardan arta kalmış yüreğimin
Can çekişen o son parçasınıda, sana sakladığımı bil
Bil ki haykırırcasına, bu esir gövdemi yakarcasına
Kavuşmak için o serin bağrına
Ateşten bir yol arıyorum


Kar yağarken mor dağların ucundan
Sol yerinde sessiz bir inilti ile
Yastığın yüzüne yaşlar dökerek
Ve Akşamdan gizlice bir ah çekerek
Beni düşün, Beni düşün, Unutma


Kan kızılı bir gelincik seherinde
Sırtıma kahbe bir hançer indiğinde
ve bu gencecik ve bu hemencecik ölüm
Çığırtken bir gazete başlığında
Çığlık Çığlık sana kavuştuğunda
Beni düşün, Beni düşün, Unutma


Beni düşün şehre her yağmur yağdığında
Islak ve kırılgan bir türkünün içinde
Göğsünden dudaklarına doğru, sancılı bir isyan kabardığında
Bastırarak kalbini avuçlarınla
Sesini okşadığımı bil

Bil ki yalvarırcasına, uzayan yollara dağılırcasına
Sonsuz bir mahşerin ortasında
Bir zemzem suyu gibi seni seni özlüyorum...


Yusuf Hayaloğlu

efulim_61
11-09-2009, 17:55
Dertler
Size aşı yapılabilseydi de
Çiçeğe dönüşseydiniz bir bir
Kimseyi incitmeseydiniz
İki de bir..

Dünyaya hep mutlu konsaydı sözler
Canlar cananlarıyla kalsaydı
Pınara dönmeseydi
Gözler..

Ey dünya!
Dertsiz salıncaklarda
Hiç olmassa bir baharda
İster yaylalarda ister dağlarda
İster sıcak ister soğuk havalarda
Dinlenmek istiyorum bir saatlik de olsa..

Emine Şenlikoğlu

mevsimlerden_ben
11-09-2009, 19:13
Gidersen,
Başlar içimdeki ülkede ayaklanmalar
Yüreğim
Özledikçe büyüyen aşkına örgütlenir
Her şehrimde seni yaşar kurtarılmış bölgem

Sokaklarıma taşır her gün adaletsiz bir düzene karşı yapılan eylemler
Meydanlarım, anıtlarım zamana haykırır
Kederim grev çadırları kurar
Sana akmak isteyen sesim ölüm orucunda
Şekerli suya konuşur sustuklarını yalnızca

Gidersen
Sana hediye ettiğim türküler izinsiz yürüyüşe geçer
Şiirim her dizesine pankart açar
Sazım tellerini boykot eder

Savunmam yapılır konuşmalarda
Dağıtılan bildirilerde
Gizli adreslerde
Bodrum katlarında yapılan toplantılarda
Eleştiri üzerine eleştiri alır
Özeleştirimi bir tek sana yaparım

Gidersen
Yaz, kış her mevsim sonbahar olur
Hani hangi yaprak düşse içinin titrediği
Hani dallar kırgın
Gökyüzü içli mi içli
Dokunsan ağlayacak
Aylardan Eylül ya hani...
Hüzün bulutları gözlerimde
Sonra yağmurlar yağar yetim yüreğime

Bir sabah
Mitinglerde buluşur içimdeki binler
Binler bir olur
Bir ben,
Ben sen

Ansızın
Gaz bombaları atılır içime
Genzim yanar, kirpiklerimi yakar
Avuçlarımdan nefes diye içime çekerim seni

Çatışmalar başlar alanlarda
Sol yanım çaresizce vuruşur sağımla
Mantığım ruhumla
Taşlar sopalar fırlar her yana...

Saçından sürüklenir sevdam
Dizleri kanar
Kaşı patlar
Sert yumruklar oturur yüzüne,
Acımasız coplar kırılır belinde...

Göğsüme
Tam da senin olduğun yere
Tazyikli suyu yerim olanca hızıyla
Yığılır kalırım öylesine bir duvar kenarına
Dilimde çiğliğini beklemekte olan sloganımla...

Anlayacağın sevgili
Gidersen içimdeki ülke olağanüstü hal durumda

O gün
Bir ilkbahar sabahı gibi önce ortalık sanki
Sonra kus seslerinin, yaprak salınışlarının, güneş parıltısının
Üzerinde ağır ve yorgun panzerler...
Tanklar arka sokaklarımdan geçer
Baslar akşamüstü caddelerde jandarmaların gece devriyesi...

Bir cinayet olurum "faili meçhul" denilen
Örtmeye çalışır koca bir kaldırım taşına tutuşturulan eski bir gazete sayfası
Tenimdeki yalnızlığın kurşun izlerini
Parçalanmış, delik deşik hayallerimi

Kaskatı kesilirim gecenin ayazında
Ay ışığında
Gazete altında sıcacık kanım çekilir buz gibi asfalta

Teşhis ettiklerinde cesedimi
"Dudakları ve elleri morardı önce" diye geçer otopsi raporunda

Şafağın ilk ışığıyla
İlk olarak ulusal televizyonlardan bildirir
Üç cuntacı donuk bir ifadeyle haberi
Ya da radyodan çıkan o ürkütücü sesleri...

Gidersen
İçimdeki bu karanlık ülkeden
Sana, sesine doğru uçarım usulca rengarenk kelebekler gibi...
Sokağa çıkma yasağını delerim uğruna sevgili
Taşırım narin kanatlarıma taktiğim özlemimi
Özledikçe büyüyen sevgimi
Nerde olursan ol
Ben yine de bulurum seni...


Bir günlük ömrüm sana yetişmez
Issiz caddelerde
İki kırık kelebek kanadı olursa eğer
Bil ki benim
Kelebekler uzun yaşayamaz ki...

" Unutma
Gidersen bir "Eylül" sabahıymış gibi darbe iner yüreğime
Ve yarım kalır devrimim sevgili... "

mevsimlerden_ben
11-09-2009, 19:18
Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı


Behçet NecatigiL

SeYyAr_MiNaRe
12-09-2009, 00:23
mükemmeller... =)

<gül>beşeker
12-09-2009, 00:30
..... KİMİ SEVSEM SENSİN .....


KİMİ SEVSEM SENSİN,hayret!
Sevgi,hepsini nasıl değiştiriyor.
Gözleri maviyken,yaprak yeşili.
Senin sesinle konuşuyor elbet.
Yarım bakışları o kadar tehlikeli.
Senin sigaranı,senin gibi içiyor.
KİMİ SEVSEM SENSİN,hayret!
Senden,nedense vazgeçilemiyor..

Her şeyi terk ettim,ne aşk,ne şehvet.
Sarışın başladığım,esmer bitiyor.
Anlaşılmaz,yüzü koyu gölgeli.
Dudakları,keskin kırmızı jilet.
Bir belaya çattık,nasıl bitirmeli?
Gitar kımıldadı mı,zaman deliniyor.
KİMİ SEVSEM SENSİN,hayret!
Kapıların,kapalı girilemiyor...

KİMİ SEVSEM SENSİN,SENDEN İBARET..
Hepsini,senin adınla çağırıyorum.
Arkamdan şımarık gülüşüyorlar.
Getirdikleri yağmur,sende unuttuğum.
Hani o sımsıcak,iri çekirdekli.
Senin gibi vahşi öpüşüyorlar.
KİMİ SEVSEM SENS,N,hayret!
İn misin,cin misin,anlamıyorum..


..... ATTİLA İLHAN .....

<dreamer>
12-09-2009, 01:42
Gerçeklerin acıtan soğukluğunun üzerine yalanların örtülüp ısıtılmadığı,
Hiçbir ressamın tuvaline karaların yakıştırılmadığı bir şiir,
Kimsenin hastane bahçesinde ölüme terkedilmediği,
Hiçbir annenin çocuğunu okutmak için ****** olmadığı,
Cami avlularının gaipten bebekler peydahlamadığı,
Helena'nın eteğinin mahallede konuşulmadığı,
Kimsenin inancının tartışılmadığı ve hesaplanmadığı,
Hayvanların katledilmediği,
Ve şiddetle değil sevgiyle terbiye edildiği,
(-ki bizden çok daha terbiyelidirler-)
Yürek (g)özüne çomaklar sokulmadığı hani,
Notaların başı dik,
Gururla her şarkıya ses verebilecek cesareti olduğu,
Doğruyu söyleyen dilin lâl olup,
Giyotin sancılarına çarptırılmadığı bir şiir...


Dilek Akın

yeasheam
12-09-2009, 04:25
SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak

Sen benim hiçbir şeyimsin

ATTİLA İLHAN

yeasheam
12-09-2009, 04:32
Biz
böyle insanlariz biz hüznü ekmek yapanlardan
kahkahalarımız bozmaz kafiyeleri
öyle bir güleriz ki hüzün bile borç bilir
tebessümü halimize

biz bir seni anlayamadık
gülüşünle dertlerimizin üstünü alırdın
gittiğinde yağan yağmur kopardı
sakladığımız fırtınayı

biz senin gidişini anlayamadık
biz ki vedaları selam yapanlardandık
biz bir seni selamlayamadık.....

Ceyhun Yılmaz

dolaylı tümleç
12-09-2009, 05:06
Kumdan Kaleler

Hayat kumdan kale yapmaksa
Deniz kenarında
Dalga hesabı yapmamaktır yaşamak.

Ebru Cündübeyoğlu

__________________


Son Anda

Kaçan otobüse son anda
Koşarak yetişmek gibi bir şey
Sana aşık olmak.
Nefes nefese
Durduğu için şoföre minnettar
Büyük bir zafer kazanmışçasına mağrur
Yolcularla göz göze gelince mahcup
Ve tam zamanında binmekle
Olamayacak kadar mesut.

Ebru Cündübeyoğlu

__________________

Aşılı Kolum

Uzun teneffüste
Gri okul bahçesindeki
Siyah beyaz koşuşturmanın
Tam ortasındayım
Ve sen aşılı kolumsun.

Ebru Cündübeyoğlu
__________________

Bulut

Ben yeşerdim
Sense yağacaksın
Henüz bilmiyorsun
Çünkü üstümden geçiyorsun.

Ebru Cündübeyoğlu

__________________

Çilek Reçeli

Bu sabah, kirpiklerimi yakaladım
Güneş ışığıyla kırıştırırken
Çilek reçeli yapışmış dudaklarıma
Aydede beklemiş penceremde
Ben kalkınca yatacakmış yatağıma.

Bu sabah, çocuk kaçmış içime
Çoraplarımı tutamadım ayağımda
Nota basıyor ayaklarım
Pembe dönen etek giydim
Fatoş bebekler kadar güzeldim.

Bu sabah, kafesini açtım uçurtmaların
Pamuk helvalar sıkıştırdım
Bulutların arasına.
Gökkuşağı mavisini göndermiş
Beni istemek için yanlarına

Saklambaçta ben yendim
Gözleri fısıldadı kulağıma
Mutluluğu sobeledim
Saygı adımda hecelenmiş
Huzur soluduğum havada.

Kirpikleri buluştururmuş güven
Yıllarca gürültülü kalplerde aradım
Sevgiyi dün gece ben
Parmak uçlarında yakaladım.

Ebru Cündübeyoğlu

Z a M a n S ı Z
12-09-2009, 11:16
Zamansız

Zamansız estin ey deli rüzgar,
Savurdun beni yerden yerlere,
Tutunacak dal ararken,
Bak düşürdün ne hallere.

Zamansız yağdın be yağmur,
Alıp götürdün beni nerelere,
Kıyılara tutundukça çaresiz ben,
Azgınlaşıp döndün coşkun bir sele.

Zamansız doğdun be güneş,
Yaktın kavurdun benide,
Ben gölgeler aradıkça,
Düşmüşüm kurak çöllere.

Zamansız geldin be gece,
Korkularımla yalnız bıraktın,
Öyle savunmasız ve çaresizdimki,
Beni aydınlığa bile hasret bıraktın.

Zamansız geldin be sevda,
Ben bitikleri oynuyordum,
Teselli arıyorken yalnızlığımda,
Bir bilsen nasılda kor gibi yanıyordum.

Zamansız geldin be umut,
Bitmiş hayallere ağlıyordum,
Öylesine muhtaçtımki sana,
Her yerde seni arıyordum.

Zamansız geldin be dostum,
Ben düşerken neredeydin,
Çok zaman boşluğa uzandı elim,
Oysa sen keyfe kederdeydin.

Zamansız geldin be rüya,
Ben hep kabuslara yenildim,
Korkularla, hıçkırıklarla uyanırken hep,
Söyle sen kimlerleydin.

Zamansız geldin be çocuk,
Ben yıllarca sana ağladım,
Her çocuğu sen sanarak,
Bilsen bağrımı nasılda dağladım.

Geç geldin be can yoldaşım,
Sana verecek hiçbir şeyim kalmadı,
Öyle sabırla bekledimki seni ben,
Canımda can, bedenimde ben kalmadı.

Hoş geldin ey güzel ölüm,
İşte bir tek sen zamanlı geldin,
Bir bilsen nasılda yorgunum bu hayatta,
Götür benide artık rahat edeyim.

TmmYHaKıZMa..
12-09-2009, 20:20
(Herkesin bir feridesi vardır bilmez miyim
herkesin bir ayakkabısı gibi birde şarkısı
herkesin bir kimsesi vardır bilmez miyim
bir de kimsesizliği..)

Gözlerimle gözlerime dokunuyosun
bir bilsen o an gözlerim oluyosun
kaçalım beni gören sen sanacak

Görüyor musun dağlara dokunuyor insanlar
giderek dağlaşıyorlar
görüyor musun adınla başlıyor her şey
karın eriyişi yağmurun dirilişi
özlemenin ilk harfi gücün hecelenişi

Adınla!
adınla her şey:
şarabın dökülüşü sesimin eskimeyişi...
ben ise sana abanıyorum
büsbütün aşk kesiyorum...

Yenile yenile bana abanıyosun sende
ateş kesiyor dudakların
saçların iri bir tutumak oluyor bu yangın yerlerinde
ben nereye gitsem biraz senden gelirim
ardımdan kuşlar ve uykular gelir...

Feride
ey yaar!

Gelip bana çıkıyor bu kent
ben kentlere çıkıyorum
kentler kent olmadı feride
bir türkü tutturup açabilmeliyim anlımı
gecelerinde
güne koşarken çocuklar güne erkenden
ya deniz yada dağ kokmalı yolları

Çocuklar çocuk olmalı
aç bakmalı sevgiye
çocuklar bazen bir ülkedir
gözleri gök (yüzünde)

Ter ve güneş kokarken işçiler evlerinde
herkes gibi olmalı adı gibi
yoksa sonumuz olur feride
utanır rüzgarlar hakedilmiş iklimlere

Çarşılarda kalabalık yürüyor
sanki topyekün bir ülke toprağın şiddetinde
ansızın o kalabalık soluyor'faili meçhul'lerde

Feride bu sen misin nasılsın söylesene?
ellerin... ellerin nerede?
bak ıssız bir ada gibiyim beni çevrele
beni sar beni sor beni ağlat bu gece

Üşüyorum bana bir palto bul feride
ya da aç göğsünü ısınıp kalayım öyle
geceler çarpıp düşsün dalgın güzelliğine

Gözlerini sil ve bu sevda kadar
koyu bir çay tutuştur ellerime
yok gitme!
gitme sen gidince sevmek yüreğimde düğümleniyor
özlemeyi yutkunuyorum
sonra pencerene ürkek kuşlar konuyor
şu gök var ya şu gök birden üstüme çöküyor
yok gitme
gitme aç göğsünü ısınıp kalayım öyle!

Yılmaz Odabaşı





Bu şiir bu kadar kısa değil sanki.. :pP

Z a M a n S ı Z
13-09-2009, 03:44
ESKİ AŞKLARIM

Bir bilseniz,
… ne tanrısaldınız
bir zamanlar,
benim toy ve sevgi dolu ruhumda
bıraktınız izler,
ömür boyu kapanmayan bir yara gibi
ne İZler bıraktı...

Bir bakışınız;
sıcaktan kavrulan bir ormana düşen
bir kıvılcım,
ya da
bir yıldırım gibi,
benliğimi kasıp kavuran
yangınlar çıkartırdı,
saman alevi gibi tutuşası gönlümde

Esirgediğiniz her bir tebessümün
gönlümde açtığı yara,
Ruhumun en derin acılarını yaşatırdı
ve
Şeytanın en gaddarıydınız
Nefret ettiğim
Ve aynı zamanda bağlandığım

Şimdi anlıyorum ki,
kadınları sevmişim
“insan” olan kadınları
Tanrılar katında zannettiğim
Tanrıçalar değildi ki onlar
bu yüce duyguları anlayacak
ve karşılık verebilecek…
Onlar…
Sıradan birer insandılar

Ancak tanrıçalar
Baş edebilirdi
böylesi coşkun tutkulara
ve
böylesi masum sevgilere
bir tanrıça atını sürebilirdi
böylesi kasırgaların koptuğu
ve aynı zamanda huzur dolu gönüllerin
engin ovalarında

Sıradan duyumsayan
Sıradan ruhlara göre değildi aşklarım

Ve bu aşklara layık değildi
Sevdiğim kadınlar...

[ M. HAYKIR ]

çukutula
13-09-2009, 03:45
BİRGÜN ANLARSIN
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Ümit Yaşar Oğuzcan

bu şiiri çok seviyorum..pek şiir okumayan biri olarak...

Z a M a n S ı Z
13-09-2009, 03:52
Aynalardan Uzakta

Şimdi en açık renginde gözlerin
Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak
Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin
Şiir gibi bir şey seninle yaşamak

Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin
Yıldızların en parlak olduğu zamansın
Denizlerim senin kıyılarında sakin
Bırak ellerini avuçlarımda kalsın...

[ Ümit Yaşar Oğuzcan ]

uca_
13-09-2009, 06:22
Şimdiki Zaman Çekiminde Bir Mahkuma Mektup

Sana bu mektubu bir gece yarısında yazıyorum
Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar
Zühre bir aşkı tutturmuş Bâbil’ de kalan
Zavallı dünya habersiz, zavallı dünya sağır
Bir Hârût’la Marut bir de ben dinliyorum
Derken kayıp gidiyor yıldızlardan birisi
Bir intikam fişeği gibi saplanıyor karanlığın karnına
Senin namına yıldızları kıskanıyorum.
Kim bilir kaç ışık yılı uzakta
Öfkeyle kollarını çeviriyor yalancı fecir
İmanım gibi biliyorum vakit asılmak vaktidir
Ve taksim gazinolarında trahomlu şairler
Mısra arıyorlar masaların altında
Kanını içiyorlar bilmeden “Cennet atları” nın
Ben yurdumun en sert tütününden bir sigara sarıyorum
Dumanı ciğerlerime değil iliklerime çekiyorum
Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde
Domaniç yaylasında ne kadar dizginsiz at
Başlıyorlar koşmaya kılcal damarlarımda
Sıcak solukları yalarken alnımı
Toynaklarını hissediyorum alyuvarlarımda.

Sana bu mektubu evimin balkonunda yazıyorum
Sağ elimi koyuyorum tam yüreğimin üstüne
Çankaya yokuşunda söylediğimiz marşı duyuyorum
Ulu kayalar parçalanıyor beynimin bir yerinde
Bir yerinde demirden dağlar eriyor
Atlas yelkenli gemileri unutmuş birkaç levent
Viski kokulu bulvarlarda yavaş yavaş ölüyor
İstediğin o seccadeyi hemen gönderiyorum
Üstünde Kabe resmi ve anamın duaları var
Ve bildiğin sebeplerden ben gelemiyorum.
Yine biliyorsun ki, Sevmedim ülküden başkasını
Başı dumanlı dağları, dolunayı, ufukları
Bir de Çankaya yokuşunda rüzgara tutulmuş saçlarını
Önce Allah, sonra genlerim şahit.
Sevgimi üç bin yıl sonra doğacak torunuma yolluyorum
Trahomlu şairler doğruluyorlar masaların altından
Elleri fahişelerin karanlık saçlarında
Benim kalemimden kan değil süt damlıyor
Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum
Kahrolayım sevmedim ülküden başkasını
Bir de seni çok seviyorum

Dilaver Cebeci (Rehmetli)

uca_
13-09-2009, 06:30
Platonvari

Hiç açılmamış bir pencere
Kurulmamış bir hayalin varlığından daha az vardır


O gün öptüm seni
Hiç açılmamış bir pencere olduğunu bile bile
Gerçekdışı bir öpüş nasıl olursa işte öyle
Sadece dudaklarımız eksikti musalla töreninde
Ben bir lahit ketumluğunu yerleştirdim gözlerime
Sen bir nisan çekiciliğini

O gün öpüştük seninle
Senin olmadığın gün

Tunay Bayrak

uca_
13-09-2009, 06:30
Ölüm

Tek kanatlı adil kuş
Ötelere uçurmuş
Ne desin insanoğlu
Bir varmış bir de yokmuş