PDA

Tüm Versiyonu Göster : şiir cümbüşü yapalım...


Sayfalar : 1 2 3 [4] 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34

.D.F.Y.D.
22-04-2008, 04:21
Varolmadıkça Sevileceksin

Susup düşürdüğümde dilimden adını,
Güzel duruyor sessizliğin içinde...
Ama sesime karıştığında, yitiriyor anlamını.
Sadece adın değil, tamamın böyle...

Gözlerin bakılmadığında güzel...
Ellerin tutulmadığında sıcak...
Yanımdayken değil de,
Özlendiğinde mühimsin...
Zaten bu yalanın,
sarılışlarla -vücut bulması- yasak!
Kısacası;
Var olmadıkça sevileceksin....

Karşıma yaşanmamak koşuluğuyla çıkarılmış,
Geçmişte işlediğim bir günahın bedeli gibisin...

Okan Savcı

Fotomel
22-04-2008, 04:32
...BELKİ...

Herkesin uyuduğu saatte uyuyamadım bile
Uyku tutmadı.
Yüzüme sürdüğün elin...sıcaklığı hala duruyor yanağımda desem,
Durmaz!
Çok gözyaşı aktı üstüne
O ellerin üşüdü mü bensiz desem,
Üşümez!
Kim bilir kimi ısıtır yine?
Ne acı bu hayat
Bana kalsaydı sıcaklığın...?
Başka biri ısıtsa desem,
Belki! ! ! ! unuturum seni.
Herhangi biri, herhangi bir yer olsa,
Belki! ! ! uyuturum beni
OLMUYOR, OLMADI! !
Kaçtığım kadar yakalandım
BU GECE YİNE UYKU TUTMADI...

.D.F.Y.D.
22-04-2008, 04:32
HANİ KURŞUN SIKSAN GEÇMEZ GECEDEN

Yiğit harmanları, yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar,
Hayınlar, amana gelmiş,
Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş.
Demdir bu...

Demdir,
Derya dibinde yangınlar,
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
Çelik kadavrası korugan'ların.
Ölünmüş, canım,ölünmüş
Murad alınmış...

Gelgelelim,
Beter, bize kısmetmiş.
Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
Susmak ve beklemek, müthiş
Genciz, namlu gibi,
Ve çatal yürek,
Barışa, bayrama hasret
Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
Otuziki dişimizle gülmeğe,
Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
Ve asıl biz biliriz kederi.

İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
Ve genç bir mısradır
Filinta endam...
Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep...

Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
Ve zehir - zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık...

Ahmed ARİF

Fotomel
22-04-2008, 04:39
DİLENCİ

En yakın deniz kenarına atıyorum kendimi
Her dalga halime üzgün..
Her dudakta bana tebessüm..
ne vardı diyorum 'ah' ne vardı
Şu kaldırımda resmin olsaydı...
Eğilip öperken ben

Görenler, varsın dileniyorum sansaydı...

.D.F.Y.D.
22-04-2008, 04:45
‘Yazdığım şiirleri bir gece
ateşe verdim sessizce
ne gelen vardı ne soran
sonra sessizce köşeme çekildim.’

Fotomel
22-04-2008, 04:48
Üzülsende Boş

Bir hayat var içimde göremediğim,
bilemediğim ama çok özlediğim,
İçinde Sevdiklerim var bilmediğim
tanımadığım ama görmeyi
İstediğim,
Ordaki sevdiklerime çok sözlerim var verdiğim,
Hayır yapamıyorum tutamıyorum sözümü
Cünkü ben o hayata giden yolu bulamıyorum arıyorum
Ama birtürlü o hayata o yola ulaşamıyorum
Ne sevdiklerimi
Ne o Hayatı nede kendimi bulamıyorum
Şimdiki hayatdan
Tuzaksız kaçamıyorum
Yavaş yavaş adım adım bitiyorum
Güç olsada Üzülşemde boş biliyorum
Ama bende artık bu hayata biraz olsa bile,
Yaşamak İSTİYORUM ….

kelebeğim
22-04-2008, 10:18
YİTİK

Issız bir şehrin yağmalanmış kalbinde
yitik parçasını arıyor ruhum
yok artık diyorlar, o kırık gülümseme
bu şehrin silinmiş adreslerinde

Bir telefon kulübesi, eylül çarşısı,
yağmurun sesinde birikmiş kahkahalar
yasemin bir öpüş gibi... öylece kalmış
karanfil sokağının cebindeki şiirde

Çiğ mi yazar, çiy mi, yaprak aşkın adını;
konuşup durmuştuk bir eylül gecesinde
çiyler çoktan kurumuştur kirpiklerinde
eylülü bekleyemez bazen yapraklar

Bilmem, sildi mi sokaklar ayak izini
ama gençlik parkının buz tutmuş ateşleri
hiç sönmedi bir kadının kalbinde...

Ölüm hangi acıyı giyinir en çok
hüznü avuçlarına gizlemiş bir resimde
hangi rengi açar külrengi solan şiir
külün kendi renginden utandığı gecede?

Hiç bilmezdim, şehirler de ağlarmış,
düşlerini gömerken şiirlere...

Anımsayamadım, gül müydü, karanfil mi,
mezarıma getirirsin dediğin-- ne çok gülmüştük,
ne çok gülmüştük, meğer...

Meğer aşk ta sığarmış külrengi bir kedere!


Ayten Mutlu

souleternal
23-04-2008, 01:32
Bir tanem!
Son mektubunda :
"Başım sızlıyor
yüreğim sersem!"
diyorsun.
"Seni asarlarsa
seni kaybedersem;"
diyorsun;
"yaşıyamam!"
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgili;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nâzıma!

Ben,
alacakaranlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...
Karım benim!
İyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dâva ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanile bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

NAZIM HİKMET

incii_tanesi
23-04-2008, 01:42
ZÜLFÜ LİVANELİ - ZOR YILLAR

Acılardan bir türkü düşünce yüreğime
Yetmiyor sevda sözleri yaralanmış ömrüme
Sığınaklar aramak kederli şarkılarda
Biraz daha yitip gitmek yıpranan dostluklarda

Yaralayan sözler sözler gibi
Silinmeyen izler izler gibi
Birbirini gözler gözler gibi
Zor, zor yıllar

Uykusuz gecelerde sarıveren kaygılar
Kuşkuyla gözlediğin o ölüm dolu sokaklar
Eksildi ömrümüzden umut dolu o yıllar
Siz miydiniz bizler miydik yorgun düşen kuşaklar

kelebeğim
23-04-2008, 14:22
AŞK ONARIR

Söylediğin yalanlara dönerse bir gün
söyleyemediğin bütün sevgiler
kırılırsa incecik dallar gibi
yarınlara ertelediğin düşler
aşk onarır

Kalbindeki günlerin çan kulesi
yıkılmışsa aldanışın fırtınasında
rüzgarın savurduğu kum taneleri
gibi kanarsa zaman avuçlarında
aşk onarır

Konukları kendisini sevmeyen
bir otel odası gibiyse yalnızlığın
çıkıp gidemiyorsan çivilenmiş gölgenden
paslanmışsa kilidi sığındığın anların
aşk onarır

Geçtiğin yollardaki bütün ay perileri
terk ettiğin kendinin şarkısını söylerse
ve hayat birdenbire bir veda resmi gibi
yırttığın albümlerden çıkıp geliverirse
aşk onarır

Kanındaki ateşler tenini yakmıyorsa
unuttuysan şarabi gecelerin rengini
sevişmenin elması artık parlamıyorsa
elinde kırılmışsa dokunuşun kadehi
aşk onarır

Aynalarda bıraktığın suretine benzerse
içindeki delinin bütün yüzleri
her gidişin bir dönüşün eviyse
o varmayan yolları, o yaralı deliyi
sadece aşk onarır...

Ayten Mutlu

sesiduy
23-04-2008, 19:35
DİLENCİ

En yakın deniz kenarına atıyorum kendimi
Her dalga halime üzgün..
Her dudakta bana tebessüm..
ne vardı diyorum 'ah' ne vardı
Şu kaldırımda resmin olsaydı...
Eğilip öperken ben

Görenler, varsın dileniyorum sansaydı...

ceyhun yılmaz:=)

souleternal
24-04-2008, 00:41
"kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"hızla geçen otobüslerin ardından benzeşmek...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"uzaklardaydın, oracıkta öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"kehanet adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"iki çay söylemiştik orda, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

"an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni"


Cemal Süreya

hesapvakti_23
24-04-2008, 17:29
KİM GÖRMÜŞ

Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
Kim gitmiş de getirmiş haberini?
Kimselerin bilmediği bir dünya
Özlenmeye, korkulmaya değer mi?

Dert içinde sevinci bul da yaşa;
Haksız düzende haklı ol da yaşa;
Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
Varından, yoğundan kurtul da yaşa.

Bulut geldi; lalede bir renk bir renk
Şimdi kızıl şarap içmemiz gerek.
Şu seyrettiğin serin yeşillikler
Yarın senin toprağında bitecek.

ÖMER HAYYAM

hesapvakti_23
24-04-2008, 17:35
Yaşamak şakaya gelmez,

Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

Bir sincap gibi mesela,

Yani, yaşamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

Yani, bütün işin gücün yaşamak olacak

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

Yani o derecede, öylesine ki,

Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

Yahut kocaman gözlüklerin,

Beyaz gömleğinle bir laboratuarda

İnsanlar için ölebileceksin,

Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

Hem de en güzel, en gerçekçi şeyin

Yaşamak olduğunu bildiğin halde.

nazım hikmet

miss_sizo2
24-04-2008, 17:38
HAKİKAT NEREDE?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?

MUSTAFA KEMAL

hesapvakti_23
24-04-2008, 17:42
Sosyalizm,

Yani şu demek ki, dayı kızı,

Sosyalizm,

Senin anlayacağın yani,

El kapısının yokluğu değil de

İmkansızlığı.

Sosyalizm

Devirmek dağları elbirliğiyle

Ama elimizin öz biçimini,

Öz sıcaklığını yitirmeden.

Sevgilimizin bizden ne şan, ne para,

Vefadan başka bir şey beklemeyişi…

Sosyalizm,

Yani yurttaş ödevi sayılması bahtiyarlığın,

Yahut mesela,

-bu seni ilgilendirmez henüz-

esefsiz,

güvenle,

emniyetle,

gölgeli bir bahçeye girer gibi

girebilmek usulcacık ihtiyarlığa,

ve hepsinden önemlisi,

çocukların, ama bütün çocukların,

kırmızı elmalar gibi gülüşü…

NAZIM HİKMET

ahmet_furkan
24-04-2008, 17:48
Ölüm



Kaç sabahtır geceye uyanıyorum,
Ne oldu güneşe, aynalarda yokum.
Dostlarım bir sıcak selamımı almaz oldu
Dumanı tüten gözyaşlarıma dokunuyorum,
elimi ısıtmıyor.
Seni özlemek istedim oda olmadı
ve sonra ağlayınca farkettim
gözyaşlarım yanaklarımı ıslatmıyor
yüreğimde bir ağrı, bir tek onu hissediyorum
Hissedince anlıyorum, keşke veda edebilseyim sana
Sımsıkı sarılıp güzel saçlarını koklayıp gitseydim
Ölmüşüm ben bebeğim ölmüş
Herkesin korktuğu gün bana bugünmüş.

Ceyhun Yılmaz

hesapvakti_23
24-04-2008, 17:53
VARIP YOLDAŞ OLMA
Varıp yoldaş olma sen uğursuza
Komşu olma namussuza arsıza
Sabah selâmını verme pîrsize
Adamın başına belâ getirir

Muhib yolldaş olma kalleş yâr ile
O yâr da durmadı bir ikrar ile
Sakın sohbet etme münkir kör ile
Altının adını pula getirir

PİR SULTAN ABDAL'ım derdim ziyade
İçilirmi yârsız yad ile bade
Yâr odur ahrette şefaat ede
Sadık yâr insanı yola getirir.

Pir Sultan Abdal

hesapvakti_23
24-04-2008, 17:56
KEDER SANA YAKIŞIYOR

Ne kadar değişmişsin görmeyeli,
Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan,
Hüzün rengi almış saçlarının her teli
Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan,
Gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli
Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli

Böyle mahzun kederli değildin eskiden
Fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi
Dudakların nemliydi sevgiden, arzudan
Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi
Baygın kokusuna anılarla beraber giden
Böyle mahzun kederli değildin eskiden

Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Ağlamaktan mı karardı gözlerin
Bir zamanlar gözyaşını sevmezdin
Şimdi nerden yaşardı gözlerin
Hasta mısın, yorgun musun nen var
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar

Arzular vardır bilirsin anlatılamaz
Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu
Taptaze, ıpılık kar gibi beyaz
Keder sana yakışmıyor gül biraz
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz.

Victor Hugo

esra_87_
24-04-2008, 18:01
Bu Vatana Nasıl Kıydınız?

İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire : "Buyur..." dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Nazım Hikmet

hesapvakti_23
24-04-2008, 18:12
CANIM

Canım, sevdiğim, yüreğim
Bu duvarlar bizi ayırmaya yetmez bilesin
Bu kapılar, bu demir parmaklıklar hava inan
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem bir nedeni vardır
hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi

Yılmaz Güney

hesapvakti_23
24-04-2008, 19:22
ESKİDEN BİLMEZDİM YALNIZLIĞI
Eskiden bilmezdim yalnızlığı
Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında
Bir çiçek kendi dalında
Eskiden bilmezdim yalnızlığı
Yalnızlığın içinde
Şimdi yalnız, yalnız mıyım
Kopuk muyum dalımdan
Uzağında mı kaldım ormanın

Yılmaz Güney

ZürücK
24-04-2008, 19:26
BEN SANA MECBURUM


Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir aksam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yasamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yasamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.


Attila İlhan

I.M..KANT
24-04-2008, 19:26
NOKTA NOKTAM
Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım
Beni anlatmış sana ve sen ona
"Unuttum artık onu" demişsin.
Hem bu sözü gülerek,
Medar-ı iftihar ile söylemişsin.
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Çünkü unutmak için
önce unutulmak gerek
Oysaki sen,
Hala bende esen,
Eski kavak yelisin.
Unutamazsın...
Kan değil, tüküremezsin,
Ruj değil, silemezsin
Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım
İki heceli erkek adımı
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Seninle biz, hala bir kabukta
İki badem içi gibiyiz.
Baharsın; kokacaksın
Güneşsin; yakacaksın.
Sabah yatağım kadar rüya dolu
Sabah yatağım kadar sıcaksın
Unutamam
Unutamazsın!
Şimdilik bu kadar.
Öbür mektubuma daha diyeceklerim var
Darılma bana, gücenme sakın
Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan
Binlerce selam sana.
Bahar başladı nokta noktam
Ankara'da bahar, veriminde toprak ana
Aylar var ki sana tek satır yazamadım
Oysaki şimdi mevsim bahar
Ötüşlerde adın, kokuşlarda tadın var
Artık yazmalıyım.
Takvime baktım bu sabah,
ayrılalı beş ay olmuş.
Düşün ki Nokta Noktam
Beş ay denilen nesne tam yüz elli gün eder.
Bunca uzun ayrılıksa;
İnan bana Nokta Noktam
İnsanı, her şeye küskün eder.
İnan bana... Dargınlığım herkese
Ve tek hasretim sana
Düşünüyorum...
Âşıklar pazarına çıkan yolu düşünüyorum.
Bu yolun sağında yükselen
Her geçişinde penceresinden tebessümler gelen
Bahçesinde iri yedi veren,
kayısı gülleri açan evi düşünüyorum.
Bir türlü gelmiyor düşüncelerimin ardı
Ablan yanımda çorapsız gezerdi,
Başörtüsüz annen.
Düşünüyorum... Bu mevsimde baban,
Her akşam bir yerine iki içerdi.
Miyoplaşınca gözleri "Şair, iç be oğlum
bahar dişidir doğurur" derdi.
Bahar başladı Nokta Noktam.
Ankara'da bahar,
Gönül ufkunda yağmur bulutları
Cennet olsa artik sevmiyorum
Sevmiyorum sensiz baharı...
Sen; ey yirmi dört baharın en güzel süsü!
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey ilkyaz akşamları kadar güzel çocuk!
Sen; ey altın gözlerinin hisli dünyası!
Ölümsüz bir yolculuk yaratan
Sen; ey çıplak bir hançer gibi!
Boylu boyunca gönlümde yatan
Sen; ey her şeyim olan her şey!
Son mektubunda söz verdin
Tut diyorsun, unuttum
Unut diyorsun, unutmak mı???
Güneş tekrar doğmayı unutabilir mi hiç?
Gönül ferman dinlemez sözü unutulabilir mi hiç?
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey her şeyim olan her şey!
Bu gece Yılbaşı...
Başkent'de kar yağıyor Nokta Noktam
Başkentte kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi hatıralar
Başkent'de kar yağıyor, başkent'de kar...
Bu gece yılbaşı.
Bilirsin ki Nokta Noktam
Yılbaşında hesaplanır
Çoğu zaman insanların yaşı.
Bu gece yılbaşı...
Tokmaklarında yirmi dört hece
Eğilip üstüme sessizce
Şehrin kule saati
Bilir misin Nokta Noktam?
Bilir misin, bilir misin ne dedi?
"Şair, kutlu olsun, yaş otuz yedi."
Ve bir el saçlarımdan tutarak
Kalbimi sana kadar sürükledi.
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları komşu plakta.
Ne de kıvrak bu vals havası
Başladı yine gönlümün
On yıl evvel ki kanaması
Ne günlerdi o günler cancağızım
Ne günlerdi...
Sen, on yedisinde sevgilerin sisinde
Başı duman duman bir kız.
Ben, yirmi üstünde
Gönlü gördüğü her güzelliğe nişanlı
Ölesiye bir şair, ölesiye bir delikanlı.
Ne çabuk geçti zaman.
Hey gidi Dünya hey...
Bu gece yılbaşı
Dışarıda kar yağıyor ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar
Köşede bir kırlent, kırlentde bir resim.
Bartın'da bahar.
Elimle yapmışım
"asma köprüsünden" Kocanaz deresi
Sağda, ortaokul
Okulda, çocukların sesi.
"Çakır beylerin" elma bahçesi.
Derede kayık, dümende ben.
Küreklerde sen.
Hava berrak, hava ılık
Hava temiz
Ve sularda sarmaşan gölgemiz
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları değil artık
komşu plakta.
Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta.
Dışarıda kar yağıyor.
Dışarıda kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi
Eski hatıralar...
Riza Polat Akkoyunlu

MANOLYA53
24-04-2008, 19:28
Kar

Karlı bir akşamdı ankara'da;
Son kez elele yürümüştük,
Bitmesin istediğimiz yola.
Kısacık beraberliğimizin bütün anılarını sığdırmıştık.
Yazarsın bana demiştin.
Bende yazarım sana sık sık.
Ağlıyordum....
Sen görmeyesin diye kaldırmıyordum başımı.
Elimi daha sıkı tuttun,
Anlıyordun....
Bu ayrılığa dayanmıyordu kalbim,
Öğrettiğim çiçek adlarını unutma dedin,
Kelebekleri kitap arasında kurutma,
Sık sık fotoğraf çektir, yolla bana,
Kitaplarım sana emanet,
İncitme kimseyi, kin büyütme kalbinde...
Beni bekle...
Yol bitti, gidiyordun artık;
Sokakta gördüklerimi, filmlerdeki aktörleri sen sandım bir süre,
Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye,
Kitaplarını okudum, kelebeklerine dokunmadım,
Öğrendiğim çiçek adlarına yenilerini ekledim,
En çok fesleğeni, çoban heybesini, akşam sefasını sevdim.
Seni beklerken çok şey öğrendim,
Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk adam...
Nasıl olsa bulacaktır diye, her görüşümde aynı sesle seslendim
Uçak, babama selam söyle!
Beni kötü rüyalardan uyandıran sevdiğim ilk adam...
Bir bilsen seni nasıl özledim...
Kar yağıyor şimdi, otuz yaşım bitti,
Kitapların bende, kelebekler gibi kar taneleri,
Kendi yolumda yürürken hiç unutmadım o cümleyi;
Selamını aldım babacığım,
Kin büyütmedim kalbimde....
Küçük kızının gözleri hala senin çiçeklerinde.
Uçak, babama selam söyle!
Uçak, babama selam söyle!

kelebeğim
24-04-2008, 19:29
ARMAĞAN

-I-

Ölümsüzlük yalan, diyordu zaman
dinle bak, içindeki o lacivert uçurum
derin bir kuyunun hüzünlü şarkısıyla
çağırıyor seni hiç usanmadan

Ama sen ölüm yokmuş gibi sev
ve dinle sevincin şarkılarını
hayat ağacının yapraklarından

Çünkü yapraklar da uçuşur bir gün
sensiz de eser rüzgâr çıplak ağaçlarda

An kısadır ve aşk bir armağandır sana!!

-II-

Duyuyordum, dinlemeyen ruhumdu
kalbim yalnız bir savaşçının korkularıyla
uçurum kadar derin bir hayat arıyordu

Ve gerçek, melankolik bir anın aynasında
söndürdü kalbin ışıklarını
simsiyah labirentte meşalesini yakan
zamansız bir tanrı gibi belirdi zaman

Ölüm, dedi tendeki sureti içindeki aynanın
alnında gezdirirken yalnızlık ellerini
an lacivert bir yalandır kendi zehrine tapan
acımadan emzirir zehriyle düşlerini...

Sordum ona, gerçek hangi yüzün senin?
dedi; ben gerçeğim, senden başka yüzüm yok
ölüm sensin ve ölüm tek sevgilimdir benim!

-III-

Kristal bir fanusa kapattım çığlığımı
sunmak için sonsuz tapınağın ilahlarına
hep birlikte girdik anın lacivert kapısından
ben, yıkılmış düşlerim ve aşk ve yalan...

Sunak taşında sessizce bekleyen zaman
merhamatle baktı uzun uzun yüzüme
dedi; acelen ne, şimdi gerçeksin, bu an
ölüm ülkesinden senin için çaldığım
ve sana verdiğim tek armağan...

Unutma düşlerini, kalbindeki gerçeği ...
çünkü yalan olacaksın birazdan...

Ayten MUTLU

MANOLYA53
24-04-2008, 19:31
kolay ama zor

--------------------------------------------------------------------------------

Sensin biliyorum
Anılarda ismin
Sokaklarında resmin var gibi
Veya çaresizliğin ta kendisi
Bir çocuk gülüşü
Bir anne ağlayışı gibi
Sebepsiz
Ama mecburiyet bir bakıma
Yaşamak ki en büyük denklem
Sen olur o denklemi çözemeyen
Veya gözyaşı olursun
O denklemi çözenlere sen
Anlatılamaz
Sadece üç metrelik alandır yaşanan
Bense o alana er geç sahip olan
Ha sevgi olmuş
Ha aşk
İfade etmez
Senin alanında bir anlam
Gelmek yakın ve çıkmaz
Zor ve sade
Rahat etmek
Doğru yaşamakla ifade

ibrahim ceylan

hesapvakti_23
24-04-2008, 19:34
NE GÜZEL

İkimizde seni seviyoruz ne güzel
Olmuş yerlerine bakıyoruz
Bütün aynalarda
ikimizde seni beğeniyoruz ne güzel
mevsimler geçiyor üstümüzden
susuz bir yolculuk
tıka basa dolu mataralar arasında
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
söylenmiş sözleri tekrarlamaktan
ve incinmekten yine
eski yaralarımızdan korkuyoruz
ikimizde saklanıyoruz ne güzel
gözlerimizdeki ölü çocukları besliyoruz
bütün gördüklerimizle
ikimizde körüz kendimize ne güzel

sakındığımız yerlerimizden korkular açıyor
iyi niyetli çiçekler kılığında
birbirimize hiç armağan vermiyoruz ne güzel
iz bırakmak istemiyoruz tenlerimizde
evlerimizde
çünkü kolay tespit ediliyor acılar
hemen ele veriyor bizi
uğruna ihanetler verdiğimiz şarkılar
silemiyoruz ne güzel
yüreğimizdeki parmak izlerini
ikimizde seni seviyoruz ne güzel
eski sevgililerimizi
okumaktan ve yazmaktan geçtik
ama dilimize çeviremedik aşk yazısını
okumaktan ve yazmaktan geçtik
cebimizde yaralı sözcükler
ne biriktirdiysek ona vurulduk
entelektüel ay ışıklı akşamlarda

hiç yanmadığı için bitmeyen mumlarımız
işe yaramaz şamdanlarda
okumaktan ve yazmaktan geçtik
ortam iyi koksun diye yaktığımız
aromalı mumların hijyenik ışığında

kendimize o kadar güveniyorduk ki
birbirimize ihtiyacımız yoktu
oysa aşk güvensizlerin işiydi
unuttuk

sakındığımız yerlerimizden ayrılıklar açıyor
zehir zemberek gece kılığında
ama korkmuyoruz
çünkü biz zeki
okumuş
yazmış
zeki
yazanı görmüş
yazmayı seçmiş
okumaktan usanmış
zeki
kendini beğenmiş
zeki
hiçbir şeyi beğenmemiş
deneyimli
bilgili
zeki

çok şey öğrenmiş
öğrendiğinden fazlasını öğretmiş
zeki
korkusuz

ve çocuktuk...

o kadar çok ağlamıştık ki
hiç ağlamayacakmış gibi yaşadık

ikimiz
birlikte
hiç ağlamadık ne güzel

şimdi tanıdık –ki bizim için tanıdık olmayan bir şey kalmadı hayatta-
bir yol çatalında
elele duruyoruz
ikimizde ağlamaklı değiliz ne güzel

ikimiz de
hala
seni seviyoruz ne güzel

YILMAZ ERDOĞAN

vazgeç gönlüm
24-04-2008, 21:59
aşkın anlamsız yaşandığı
sözlerin yetersiz kaldığı
hayatların paraya bağlandığı
koca şehirdir istanbul
yürekten sewmeye gelmez
sen sewersin o bilmez
başka şehirlere benzemez
acımasız şehirdir istenbul
ağlarsın gözyaşların boğaza karışır
düşüncelerin kız kulesi ile tanışır
paranı gören peşine yapışır
istanbul bu onada bu yakışırr

MEÇHUL ŞAİR (şiir bana aittir)

AYFER55
24-04-2008, 22:05
Bir bilsen yokluğun öyle zor ki
İçimdesin senle dolu her saniye
Bir bilsen öylesine yakınım sana
Yakar beni sensizlik her saniye
Sensiz geceye güneş doğmaz
Ah beklesen de gülüm zaman hiç doğmaz
Ararım her yerde seni seni bir tane
Senin yerini hiçbir şey alamaz
Ateşlere düştüm yine yanıyorum
Sönmez bu yangın gülüm biliyorum
Sen sevincim inan her Şeyimsin
Geçmem aşkından seni seviyorum


Sana kötü dese de eller
Bana vız gelir söylenenler
Seni ben kalbime yazmışım ki
Ne yapsalar hiç silemezler
Öyle bir yerdesin ki
Bunu sen bile bilemezsin
Seni öyle deli sevmişim ki
Sen benimsin bana özelsin
Dilimde her an senin adın
Kalbimde her an senin sevgin
Feda olsun sana bu canım
Gülüm seni hep seveceğim

bu şiir kime ait bilmiyorum.maksat şiir cümbüşü olsun...

AYFER55
24-04-2008, 22:14
AŞK
Beynim durdu çalışmıyor
Düşünemiyorum aklım basmıyor
Kulaklarım duymuyor, gözlerim görmüyor
Ölüyorum Kimse Bilmiyor

Kalbim yerinde yok gitmiş
Aramıyorum, Bana Ne! Neredeymiş?
Bulsam da bir şey değişmezmiş
Ölüyorum kimse bilmezmiş.

yukarıdaki şiir benim lise yıllarında kaleme aldığım çok özel bir şiir.Artık böyle şiir yazamıyorum.Gerçi artık hiç şiir yazmıyorum....

.D.F.Y.D.
25-04-2008, 02:15
İşte gidiyorum
Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü
İşte gidiyorum
Toprak alsın benimde bu hazin öykümü

İşte gidiyorum, gurbet yorgunu gövdemi
Çukura kim indirecek
İşte gidiyorum
Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek

Çürüdü gözlerim, yüreğim, bu yağmurlu şehirde
İşte gidiyorum
Beni kaldırın, hicran kalsın teneşirde

Size yüzyallardır sesini kaybetmiş
Bir türkü söyliyecektim...
Ve bir yayla şefkatiyle
Kirpiğinizin ucundan öpecektim

Bir masum türküydü sadece
Yüzbinlerce madurun gönlünde
Belki söyleriz hepbirlikte
Belki, mahşerin birinci gününde

Nasıl sevmiştim hepinizi..nasıl böyle oldu akıbetim?
Ve nasıl çöle döndü
O benim gül gülistan memleketim

İşte gidiyorum, hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız
Ben başımı verdim, sizinse
İnsafsız bir linç oldu karşılığınız

İşte gidiyorum
Penceresiz bir dünyanın labirentine
İşte gidiyorum
''Saçlarındaki yıldızları koparabilirsin anne''

Sonunda kaptırdım gönlümü
ölüm denen o kaypak türküye...
Ve işte kurtuldun benden
Şen olasın ey sevgilim Türkiye

Elbet benimde vardı
Kendime ve yurduma dair umutlarım
Belki bıraktığım yerden sürdürür
Dostlarım, karım ve çocuklarım...

Çatladı yüreğim çatladı sazım
Demekki böyleymiş yazım
Sizlere armağan olsun
Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım...

Benim hiç hayalim olmadı anne
Ne seni rahat ettirdim, ne kendim ettim rahat
Bir mutluluk fotoğrafı bile çekdirmedi bu hayat
Kaybolmuş bir anahtar kadar sahipsizim anne
Ne omuzumda bir dost eli, ne saçımda bir şefkat...

Sayki yollarda akan, şu feydasız çamurdan anne...
Sayki ıslanmaktım, üşümektim
Sayki yağmurdum anne?

Bunca yıldır gözyaşını, hangi denizlere sakladın,
Oy ben öleyim, sen beni ne diye doğurdun anne?


Yusuf Hayaloğlu

Bu kadar mı güzel yazılır,bu kadar mı güzel söylenir...
Eline,diline sağlık..

umut_ışığım
25-04-2008, 03:12
Mavi Gök Orda Mı

Bakıyorsunuz kuşlar
Hazır
Sokak lambaları yanık unutulmuş
Bir kadıköy vapuru hınca hınç insan
Çok geçmeyecek
Martılar beyhude turlar atacak
Kıyılar lağım konserve kutuları
Mısır koçanları

Sevgi aranabilir yine
Korkusuzca say koskoca kederlerini
Bir kuyu bulunabilir

Aklımdan çıkmıyorsun
Sen hala dizüstü
Bunca anıyı besleyerek
Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
Görür gibi olarak açıp baktığımı
Bense şöyle diyorum:
Buradan bir acı kanamış boyuna

Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
O vapur hala hınca hınç
Kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır
Çok geçmez aradan

Kadınlar kapı önlerinde
Ellerinde meşalelerle
Aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
Yorgun bir sarıyla ben de
Geçeceğim önlerinden

Aklımdan çıkmıyorsun dedim
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
Telefonlar yan hücrede çalışıyor
Bende kurşuni bir dere
Ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
Onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar
açılarak

Yapayaşlı bir rum kadın
Herşeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
Haydi koşayım diyorum belki dağılır
Koşuyorum
Sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar
Hayır daha sevgili daha sevimli değil
Ne başka bir gün ne başka bir zaman

Çok geçmeyecek aradan
Şöyle diyeceğim:
Bulutlar açmadı
Mavi gök orda mı?

CAHİT ZARİFOĞLU

umut_ışığım
25-04-2008, 03:42
BU AYAKLAR BENİM DEĞİLDİR ALIN

Bir kızın saçları seni görmek kadar sana benziyordu
seni duymak kadar avuntulu
tutsandı arkama yaslanacaktım bu ayaklar benim değildir alın
mutsuz ve parasız yaşantılardan beri gemiler ayaksızlandılar bilmelisiniz
salt bir o değil, tut ki siz her şeyden sonra yaşamadığınız

SEN'li bir deniz görüyorsam, senli pencereler kadar güzel
en iyi ussuzlanmalıyım
kimselere soramıyorum
bakışların ellerince uzak
sen bir kez daha yoksun ya, korkmalarını ürkütüyorum işte
oysa tutarı yok denize varmalarım

KALKIP bir iki kadehten sonra seni düşünmeye varıyorum
sarhoşluğum artıyor gibi
kalkıp kentleri birleştiriyorum haritalardan yerinden
bunu yaptım mı benim ahır dağlarıma denizler büyüyor

ELİN YOK YA, ellerimde küçülmeler dökülmeler daha bilmem
EN uygarlığım gülüyor
tuttuk en gidip gelmeli yerlerinden günahlar
kim ne derse desin sen miydin
bak boş pencerelerini ıslansındı,
denize mavi mi gerek bırak yıldız oynayalım
en güzeline varsay ama en güzeline seni yakmak
yıldızlar yine gelebilirken
bak gitmelerine kansındı, avutsundu
SEN GÖZLERİNE IRAK OLMANIN...

CAHİT ZARİFOĞLU

umut_ışığım
25-04-2008, 03:46
YAŞAMAK GÜZEL

Nefesini yüzümde tutuyorum
gülüşünü aklımda
morarmış yüzlerini
ısıttım kaç gece_ ısıtıyorum
içimdesin-büyütüyorum seni...

Seni yepyeni bir dünya yapıyorum kendime
Tam kralca yaşanacak

Şimdi yoksun üstelik uzaktasın
ellerin yapayalnız biliyorum
gözlerin dalıyor yine
hep benim için olmalı...

CAHİT ZARİFOĞLU

umut_ışığım
25-04-2008, 03:49
U Z A K

İlle gerek mi özlediğimi söylemek
ya da sevdiğimi seni...
Hem gelecek günlere bıraktım seninle olmayı...
seninle ölmeyi bir güzel
seninle...

CAHİT ZARİFOĞLU

banZekk
25-04-2008, 14:19
içimde biR, his vaR..

biR sen vaRsın, biRde ben!
eLLeRim yanasıR eLLeRine
qözLeRim biR tek seni qöRüR..
tenim biR seni hissedeR..
dudakLaRım tek seni isteR.
koLLaRım biRan sana saRıLıRken
kayboLuRsun...
bakakaLdıqım bosLuktan
biR senin hayaLin qeceR..
hayaLimin tek vaRisi
yüReqimin tek sahibisin...
meLekLeRin kanatLaRı qibi
kanatLaRın oLsa...
tutsamda pembe RüyaLaRa uçsam..
qözLeRimi kamaştıRan
tek ışık sen oLsan...
içimde biR his vaR!
seviyoRum.. seviyoRsun..
özLüyoRum.. özLüyoRsun..
hıçkıRıkLaRa boquLan gecemi
biR sen duyuyoRsun..
biR sen oksuyoRsun..
hüzün kapLayan sacLaRımı..
biR sen siLiyoRsun
qözLeRimdeki acıyı..
içimde bir, his vaR
biRde sen...
=(

Emsal Gümüş

esra_87_
25-04-2008, 14:46
GÜNDOĞDU

Gün doğdu hep uyandık
Siperlere dayandık
Bağımsızlık uğruna da
Al kanlara boyandık

Yolumuz devrim yolu
Gelin kardaşlar gelin
Yurdumuza yanki doldu
Vurun kardaşlar vurun

İşçi-köylü hep hazırız
Faşist düzene karşı
Halk savaşı vereceğiz
Emperyalizme karşı

şiirini kimin yazdığını bilmiyorum ama Grup Yorum çok güzel seslendirmiş

esra_87_
25-04-2008, 16:11
Topal Sevda

Dün sahilde karşılaştık
Biran gözüm ısırdı, sonra birden tanıdım
Düşmemek için zor tuttum kendimi
Bacaklarım titredi, bir ağaca yaslandım

Yırtılan bir mektup gibi
Sisli hatıraların gerisinden bakıyordu
Eski bir sevdanın durulmamış nehirleri
Çırpınarak yüreğime akıyordu

Hatırladığım bir sonbahar günüydü
Karşımızdaki yeni eve taşındılar
Bütün gün bakışıp duruyorduk
Gözleri sanki birer kurşundular

O zamanlar ben, zıpkın gibi bir çocuktum;
Liseye yeni başlamıştım
Onun saçlarını geriye savurup
Çapkınca gülümsemesinden hoşlanmıştım

Ne zaman cama çıksam, karşı balkonda
Itırlı bir çiçek gibi tütüyordu
Ne zaman buluşalım desem, olmaz diyordu
Mektuplaşmak ona yetiyordu

Bir temmuz akşamıydı, unutmam
Yazlık sinema daha yeni dağılmıştı;
Bahçe kapısında sıkıştırıp öpmüştüm
İçeri kaçıp saatlerce ağlamıştı

Sonraları çok konuştuk, gezdik
Bazen ağlaşıp bazen gülüştük
Çılgın gibiydik, her fırsatta buluştuk
Uluorta öpüştük, herkesin diline düştük

Ailesi baş edemedi, mersin deki halasına gönderdi
Hiç arayıp sormadım
Ben o sıralar devrimci oldum
Mahalleden ayrılıp yıllarca eve de uğramadım

Dünyam değişmişti artık
Memleketin gidişatını hiç mi hiç beğenmiyordum
Forumlara, yürüyüşlere katılıyor
Durmadan şiir okuyup, ajitasyon çekiyordum

Ah o gençlik rüzgarı ah
Ezilen insanları tek başıma kurtaracağımı sandım
Anarşik bir eylem sırasında
Seken kurşunlarla bacağımdan yaralandım

Ameliyatın ardından yıllarca yattım içerde
Dosyam bir hayli kabarmıştı
Beni o nemli koğuşlarda
Vefakar anamdan başka hiç kimse aramamıştı

İçerden çıkınca onu sordum
Bir astsubayla evlenip buradan gitmişti
Oysa kibrit ağusuyla koluma dağladığım
İsmi hala silinmemişti

Hayat devam ediyordu
İçkiye vurmuştum, unutmayı deniyordum
Pencerenin önünde, kuruyan bir çiçek gibi
Günden güne tükeniyordum

Anam çökmüştü artık, ölmeden mürüvvet istiyordu
Bazen oturup dertleşirdik
Kimsesiz bir kadın varmış, körmüş, olur demiş
Bende fazla uzatmadım, evlendik

Geçmişe ait ne varsa; mektuptu, resimdi
Bir bir ayırıp yaktım ateşte
Nasıl gittiğini sorarsanız, ne bileyim
Kör-topal gidiyor işte

Ne varki, o hırçın saçları hep yüzüme savruluyor
Balkona her baktığımda
Pişmanlık, bir eski yara gibi
Hala kımıldayıp duruyor onu hatırladığımda

Biliyorum, onunla olsaydım
Böyle kavga edip durmazdım yüreğimle
Biliyorum, bu sevdayı ben yıktım
Ben öldürdüm bu hoyrat ellerimle

Dün sahilde karşılaştık
Bir an boş bulundum, sendeler gibi oldum
Öyle bir baktı ki, ben o gözlerde
Bir ömrün bütün acılarını buldum

Bir şeyler söylemek ister gibiydi
Başını eğip, gitti çocuklarının yanına
Nedendir bilmiyorum, fakat
Girmek istemedi sanki, kocasının koluna

Ardından koşup durduramadım, ona soramadım
Öylece dona kaldım
Çünkü o anarşik eylemden beri
Ben artık deynekli bir topaldım

Yusuf Hayaloğlu

lenin
25-04-2008, 22:11
Ellerini ver, öpeceğim,
Binlerce el içindeyim,
Şu beyaz çizgilerden gideceğim.
Ellerini ver, ellerini...
Seni öldüreceğim.

Gözlerinden gireceğim,
İçinde yer edeceğim.
Sana oradan sesleneceğim;
Ellerini ver, ellerini...
Seni öldüreceğim.

ÖZDEMİR ASAF

lenin
25-04-2008, 22:14
Adının üstüne
Anılar koyma.
Sen mezar değilsin
Anılar
Adının ardından gelsin
Sen duvar değilsin

ÖZDEMİR ASAF

lenin
25-04-2008, 22:16
Sözcükler birbirini götürdü,
Kitaplarda aklım kaldı.
Yaşamımda bir düğüm,
Ve gecede sivrisinek,
Kaldım .

ÖZDEMİR ASAF

lenin
25-04-2008, 22:18
Biri vardı, o ilk ağlamayı bulup
Herkesi güldüren.
Sonra da bunu unutup
Ağlarcasına gülen.

ÖZDEMİR ASAF

lenin
25-04-2008, 22:20
Yanılmıyorsam, saygılarla yalnızdım..
Saygılar duymasaydım, yanılmazdım..
Yaslanacak anılarım olsaydı,
Söyleye-söyleye, böyle saklamazdım.

ÖZDEMİR ASAF

jelibon_88
25-04-2008, 22:33
Yanılmıyorsam, saygılarla yalnızdım..
Saygılar duymasaydım, yanılmazdım..
Yaslanacak anılarım olsaydı,
Söyleye-söyleye, böyle saklamazdım.

ÖZDEMİR ASAF


lenin süpersin ben özdemir asaf hastasıyım

lenin
25-04-2008, 23:13
lenin süpersin ben özdemir asaf hastasıyım
Dimi ya, harika bir şair, bayılıyorum. Kısa ve net!
(;

Ona seni anlattı,sana onu anlattı..
Başı ona anlattı,sana sonu anlattı..
Yarım yarım yaşayan darmadağın evlere
Birin ne kadar bütün olduğunu anlattı.

ÖZDEMİR ASAF

Meymenetsiz
26-04-2008, 04:56
Gölgeler saklanmıştı soyutsal dünyaya..
Kehanetler yükseliyordu bağnaz beyin hücrelerinden alev alev..
Tüm yollar sozsuzluktan teğet geçiyordu..
Psikopazdaydı tüm ruhlar..
Yitişler başladı dipsiz kuyularda..
Emanet bırakılan kalpler kinle doldup taştı..
Denizler maviye düşman olup bulanıklığı seçti..
Ağrı gibi gelip geçiciydi umutlar..
Tek edilmemiş bir tek yalnızlık kaldı..
Aksırıklarında ihtiyarların imdat çağrıları yükseldi..
Duyular bilinmeyenin soğuk ruhu tarafından esir alındı..
Kaybolanlar kaybolmuşlara rastladı ve masal bitti!

..

jayjay34
26-04-2008, 06:02
Gözlerine bakarken umurumda değil mevsimler
Gülüşün hep deniz kenarı bana
Sen bir adım attığında göreceksin
Elinde balonlarla bekleyen o adam benim
Aldığım en derin nefessin sen
Dudaklarının dudaklarımdaki işgali hala yüreğimde
Nefes alıyorum ama hala bulamadım seni

'ben sana yanarken şimdi...sen kim bilir nerede
üşüyorsun'

Ceyhun Yılmaz

sıradan
26-04-2008, 13:07
beyhude gamlanma divane gönül
cümle alemin rızkını veren vardır
yaptığın hatayı görmüyor sanma
kalpte gizli en derin sırları bilen vardır
mal-ı emlakım var deyu güvenme
arkam var deyu dayanma
sırt üstü insanı yere varan vardır

beyhude gamlanma divane gönül
cümle alemin rızkını veren vardır
derdime vakıf değil canan
beni handan bilir
hakkı vardır şad olanlar
herkesi şadan bilir

söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
çektiğim alamı bir ben bir de Allah’ım bilir

fuzuli

BuRCu_zz
26-04-2008, 13:22
Adını savurur rüzgar,
Saçlarının niyetine.
Aşka küserim sonra,ülserim azar,
Azar azar düşer şakaklarıma mart akları.

Bak ne güzel erken bahar açmış ağaçlar,
Bir soğuk vursun da görsünler günlerini!

Adını savurur rüzgar,
Deneyimli bahar niyetine.
Ülserim azar,
Azar azar düşer saçlarıma mart akları.

Ben her bahar pişman olurum.
Erken açar baharlarım,
Soğuk vurur goncalarıma,
Toprak olurum.

Martı görünce kaçacak yaz ararım.
Ve gözlerimi kapatırım erken martı sesi duyunca.
Sanki kızım dilime vurmuş sanırım,
Giderken kapattığım kapının kilidi.

Ben her bahar pişman olurum.
Güneşe kanar baharlarım.

BABASININ KIZI
26-04-2008, 13:36
SENİ SEVMİŞTİM
SENSE SEVMEDİN
DUYDUMKİ YENİ SEVGİLİ BULMUŞSUN
HAYIRLI OLSUN
BİRDE BEN BULDUM
HABERİN OLSUN
BUDA SANA KAPAK OLSUN..(((:d:d

HÜPPPTÜRÜK
26-04-2008, 14:36
TANINMIŞ ZAMAN



zaman seni şimdi tanıdım

her şeyi kaybettikten sonra

zaman seni kullanamadım

kendime tanıyamadım seni

zaman suçumu biliyorum

senin işini yapmaya kalktım

zaman ayrıldım ayrıldım ayrılamadım

zaman ne yaptım ben

ben ne yaptım
murathan mungan

lenin
26-04-2008, 18:31
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri



Cemal Süreyya

lenin
26-04-2008, 18:37
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar. Gitsinler
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı,
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu

Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi ki sevmek
Ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bırakasalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

...

Cemal Süreyya

My_DeaTh
27-04-2008, 16:52
SIR
Kaderdaşıma…

Uzaklardan
Ötelerden
Dipsiz kuyulardan
Ve derin iç çekişlerinden…
Bir mum alevinin aydınlığından
Uzanıp sana
Sunuyorum
Yüreğimden damlayan
Sabır yaşlarını…

Uzanmak yetmiyor
Yağmurlu geceye
Boylu boyunca…
Uzatmak yetmiyor
Mavi sürgünü
Boşu boşuna…

Yeniden yaşamak dedi
Bu çocuk yürek
Yeniden…
Koştu ve koştu
Sılanın kıvrımlarına
Tüm geç kalmışlığıyla…
Vuslatı aradı
Gözlerinde ıslak bakışlarıyla…
Ve sonra
Bütün figanıyla
Şafağa diz çöktü…

Yalvardı ve yalvardı…

Rüzgarsız ve savunmasız
Yelken açtı
Sır deryasına…
Kalbinde binbir ümitle
Yöneldi
Son altı saatin izlerine

Ve sonra…
Sonrası sır dedi
Sırladı bütün sırları
Sır toprağına çocuk aklıyla

...

jeodezi_ytü
27-04-2008, 22:34
Yine hareket saati gelmişti bu trenin...
Bir gardan,bir gara yol alıyordu Ankara ayazında...
İçinde bir sevgili vardı,elinde çantasıyla koltuğa başını koymuş...
Saat buçuğu kovalarken, usul usul yağmur yağıyordu pencereme...
Her damlası gözlerimden süzülen bir gözyaşıydı sanki...
Elimde sigaramla dalıp gitmiştim satırlarımda...
Sensizliği...
Yalnızlığı...
Acıyı işlerken...
Ne yapmalı,ne etmeli ümide merhem sürmeli senin için...
Dağlar tepeler aşılmalı...
Sesimiz sesimize karışmalıydı...
Bu rüyamıydı gerçek miydi...
Gerçek olan üzerime çökmüş buhranlardı...
Başımda dolaşan migrendi...
Dön ey sevgili...
Dön artık...

mutsuz palyaco
27-04-2008, 23:07
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde
Kışın soğuğunda hiç üşümedim
Güneşin yangınında hiç yanmadım
Çok tufanlar biçti yüreğim
İlahlar bile göz kırptı gece yağmurlarıyla döşüme
Çiçekler açarken ilham verdi deli gönlüme

Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde
Sen varken içimde, saatlerin tik tak vuruşları sustu
Sen varken içimde, limanımdan kalkan vapurlar okyanuslarla buluştu
Sen varken içimde, Tanrı Tanrılığını unutup benim yoldaşım oldu
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde

Ben seni öyle bir sevdim ki;
Tatlı, tatlı bakan gözlerin, baktıkça yüreğime batıyor
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Babil in asma bahçeleri gibi kalbimde aşkın olgunlaşıyor
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Kemiklerimin ucundan ilahlarca için, için aşka çekilen iliğim
Anadolu topraklarında yanık sevdalarla gezinen şu bıçkın yüreğim
Hitit aşklarıyla, Selçuklu, Osmanlı sevdalarıyla kol kola dolaşıyor
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde

Ben seni öyle bir sevdim ki;
Gecenin gündüze her mevsimde hasret beklentisine
Ayı, yakan arsız güneşin suya düşen özlemi akis ine
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Nehirlerin denizlere kıvrıla, kıvrıla akarken kavuşması hasretine
Toprağın her baharda aşık olduğu çiçeklerin köklerine sıkı sıkıya sarılması misaline
İşçi bir arının binlerce çiçekten toplayıp da kraliçesine ürettiği bal şerbetine
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde

Ben seni öyle bir sevdim ki;
Peşimden gece tükürürken uykuları boşadım gözlerimden senin şerefine
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Sinek kuşlarının metre bölü saniyede kanatlarını her çırpış mesafesine
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Kulaç, kulaç gömdüm parçalanmış yüreğimin içine
Ben seni öyle bir sevdim ki; Devrim oldu gözlerimde

Ben seni öyle bir sevdim ki;
Deprem oldu koptum dalımdan sarsıldı gönlüm yerinden
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Sensiz alabora olup çıkamadım arşın yedi bin kat dibinden
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Bir deli olup ta aklımı üşüttüm dudaklarının tenimde izi kalan öpücüklerinden
Ben seni öyle bir sevdim ki;
Öyle bir sevdim, öyle bir
Devrim oldu kalbimde
Bir sabahın kuşluk vaktinde devrimine yakalanıp ta uyandım
Ben senin devriminde yüz yıllardır aşka yasaklandım
Ben senin devriminde bir tek sana tutsak landım
Ben sana bir devrim sevdasıyla sevdalanıp, devrim olarak mayalandım,
Ve ben sana baharlarda toprağa düşen cemre gibi her gün yeniden
Yeniden en baştan sevdalandım

Ben seni öyle bir sevdim ki;
Öyle bir sevdim, öyle bir
DEVRİM OLDU KALBİMDE!

kanatsız sinek]
27-04-2008, 23:58
Suskunluk Meydanı

ve kelimelerin gölgesi düşer
suskunluk taşlarına
taşlarda gezinir
gökyüzünü kaybeden turnalar gibi
bekler
bekler ki nokta virgül olsun
ve devam etsin yolculuk

suskunluk meydanında
ak kanatlı bir güvercin olur
bakışlarındaki ürkeklik
havalanırken
kanat seslerine sinen
bir parça çaresizliktir aslında
bir ucu içimizde pır pır eder
bir ucu kanatlarında
RAŞİT KESKİN(konya anadolu lisesi edebiyat öğretmeni)

kanatsız sinek]
28-04-2008, 00:04
BİR FOTOĞRAFA (68204 Hit)

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tir..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

NAZIM HİKMET

lenin
28-04-2008, 14:25
Cellat uyandı yatagından bir gece
'Tanrım' dedi:'Bu ne zor bilmece;
Öldükçe çoğalıyor adamlar,
Bense tükenmekteyim öldürdükçe..'

lenin
28-04-2008, 18:35
Hasretin kançanağı gözlerinde oturuyorsun;
Seni soruyorum
Hiçbir şey bilmiyorsun…

Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım;
Sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...

Tükenişi bir aşkın,
Bir nehrin tükenişine benzer.
Ne deniz olabildin,
Ne nehir kalabildin...

Kendin ol, kendin ol…
Sen buysan başkası ol!

Buysan kederden öleceğim,
Başkası olursan de kimi seveceğim?

/Ne Diyarbakır anladı beni ne de sen;
Oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../

Yılmaz Odabaşı

Opua Dişın
28-04-2008, 21:54
KİRLİ YÜZLÜ MELEKLER

sayende sayebân olduk istanbul şehri
sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk
yıldızlar dem çekti güvercinler gibi başucumuzda
ve yaktı perişan eyledi sine-i sâd-pâremizi
saplanıp hançer misâli bir hilâl
sokaklar serseri biz serseri
yüksekkaldırım da
bir cezayir şarkısını dile getirdi plâklar
cadde-i kebir: bütün ışıklarını yakmış bir gemidir
sinemalar neredeyse boşalacaklar

vay anam vay
sen ne dersin istanbul
sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin
kimin gücü yeterse kahretsin parasızlığı
sefalet akıyor gürül gürül sokaklardan
yol üstünde bir şehvet çarşısı tıklım tıklım
yol üstünde sevda pazarlığı aşk pazarlığı
kurtulamadık gitti bu denlü kepaze hayattan
hep böyle gecelerin koynunda yaşadık
geceler serseri biz serseri
karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz
gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta elleri
kırılmış kavala dönmüşüz

sen söyle serseriler kralı istanbul
sen söyle iki gözüm
hangi merhem çâredir şu bizim yaramıza
yel üfürdü su götürdü gençliğimizi
elimiz boşa geldi meydanlarda kaldık
meydanlar serseri biz serseri
sağımız sefalet solumuz ölüm
işte geldik gidiyoruz
kahrolasın
kahrolasın istanbul şehri

Attila İLHAN

mert_erdem35
29-04-2008, 00:26
Kirlenmişiz


Ben de herkes gibiyim işte
Para, hırs, bencillik
Yalnız unuttum işte
Aşk ta olmalı burada bir yerlerde.


Tamam, buldum işte!
Aşk ayaklarımın altındaymış
Bakma ne olur bana öyle
Ben de insanım
Âşık olamam ya sana para, hırs, bencillik yerine.


Dur! Gitme!
Sana verebileceğim bir şey var işte
Özgürlüğüm
Al özgürlüğümü desem,
Ne aşk eder ne de para.

Ya da en güzeli gitmen
Hani sen gidersen ben öleceğim ya(!)
Ruhumu alıp satarsın
Kirlidir
Çok para eder piyasada.

pletikosa
29-04-2008, 00:34
Yola çıkınca her sabah
Bulutlara selam ver
Toplara,kuşlara
Atlara,otlara,
İnsanlara selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynayı,
Bir selamda kendine ver.
Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın.
Üleştir dostluğunu varlığın,
Bir kısmı senide sarsın...
ÜSTÜN DÖKMEN

I.M..KANT
29-04-2008, 00:38
Ben seni bir okyanusun derinliginde buldum da sevdim
Parlak bir inciydin benim için
Paha biçilmez bir inci
Ben seni soguk ve yagmurlu bir günde
Seni düsünürken gülüsündeki sicakligin içime dolup da
Beni sardigi bir anda sevdim
Seni sadece selvi boyun,siyah saçlarin yada kara gözlerin
Güzel bir yüzün var diye degil
Fikirlerinle,konusmandaki güzelligin ve benim o kor halde yanan yüregimle sevdim
Ben seni derinden ve hissederek sevdim
Her kalp atisimda vücudumun dört bir kösesine yayildigini
Beni sardigini her nefes alisimda cigerlerime isledigini bilerek sevdim
Seni kis gecelerinin o soguk yataginda birlikte uyuyup beni isittigin
Yaz sicaginda uyuyamayip sikintilarim oldugun
Ve rüyalarimda bulustugumuz gecelerde sevdim
Seni ellerinden tutup kanimin kaynadigi
Kalbimin yerinden firlayacagini hissettigim anlarda
O islak dudaklarinla beni sevdigini söyleyecegin anlari düsünerek sevdim
Ben seni o sensiz anlardaki bos ve degersiz geçen dakikalarda
Kayip zamanlarimizda,seni arayip bulamadigim
Çaresizlik içinde oldugum,içki sofralarini dost bildigim anlarda sevdim
Sen ne kadar uzak olsan da,
Aramizdaki kilometreler nasil çoksa
Bende seni o kadar yogun ve o denli çok sevdim
Seni kalbimde yanan atesin ile
Zihnimde olusan hayallerin o ay parçasi çehrenle
Bana derinden bakan o gözlerindeki isiltiyi görecegim anlari beklerken
Kalbimin yanip tutustugu anlarda
Gelip o bu atesi alevlendirerek
Bana sarilarak beni sevdigini söyleyecegin anlari düsünerek sevdim

Korkuyorum!
Hakkettigin mutlulugu sana verememekten korkuyorum.
Seni beni sevdiginden fazla sevememekten korkuyorum.
Senin sevgine layik olduktan sonra baskalari tarafindan o sevgiyi kaybetmekten korkuyorum.
Seni kazandim derken kaybetmekten korkuyorum.
Aramizdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum.
Senin kalbini daha fazla kirmaktan korkuyorum.
O temiz ve masum göz yaslarini daha fazla akitmaktan korkuyorum.

Evet korkuyorum;
seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten
Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum.
Yada yanlis anlasilmaktan korkuyorum.
Uçurumun kenarinda yalniz kalmaktan korkuyorum.
Dostluguna doyamadan uluorta yalniz kalmaktan korkuyorum.
Yüregimdeki o ince sizinin bir gün çogalmasindan ve beni sarmasindan korkuyorum.
Sevgi denen güzelliginin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum.
Dostlugun ölüp yerine nefretin yesermesinden korkuyorum.

Korkuyorum evet;
seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten
Bir çiçek misali ne ellemeye nede koparmaya kiyamiyorum uzaktan seyrediyorum çünkü;
Seni daha fazla incitmekten korkuyorum.
Ömründe yasadigin mutlulugu huzuru sana yasatamamaktan korkuyorum.
Sana kalbimden fazlasini verememekten korkuyorum.
Sonunda sana gözyasindan baska bir sey birakamamaktan korkuyorum.
Seni sevmekten degil;
dostlugunu suiistimal etmekten,
Seni kaybetmekten ve degerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap verememekten korkuyorum.
Belki de çok fazla korkuyorum

ÇÜNKÜ; BEN ILK DEFA SEVIYORUM

atilla İLHAN

anlatamıyorum
30-04-2008, 21:06
Umutların Bittiği Yerde


Bir düş gibi başladı her şey, o sonsuz
Ve el değmemiş güzelliğinde aşkın
Uzaklarda arayıp da bulduğumuz
Belki de bizdik, sessiz ve dalgın

Her yer yeşile kesmişti yaprak yaprak
Büyülü sessizliğinde ormanların
Elele, dağlar ve denizler aşarak
Bir yere vardık, mutluluğa en yakın

Öyle yükseldik, göğe değdi başımız
Tüm mesafelerini aştık dünyanın
Öylesine hür ve öyle yapayalnız

Ve sonra bir yere geldik ki ıpıssız
Çaresizlik bir tek hançer gibi yalın
Saplandı bağrına bütün umutların

Ümit Yaşar Oğuzcan

anlatamıyorum
30-04-2008, 21:10
Bir Adın Kalmalı

bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet

sen say ki ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

Ahmet Hamdi Tanpınar

anlatamıyorum
30-04-2008, 21:13
Suskunum Sana

Hangi şiire başlasam suskunum sana
Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
Güneşte kavrulan bir kum tanesi
Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
Yağmura suskun yaşamaya suskun
Haykırabilsem
Belki bir nehir köpürebilir sesimde
Silinebilir kuraklığın bütün izleri
Upuzun çöller vadileşebilir içimde

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
Özlüyorum seni masmavi
Koşuyorum sana bembeyaz
Ve kahroluyorum bir anda kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum

Hangi türküye uzansam suskunum sana
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
Tut ki vurulmuşum
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
Bir saçlarının rüzgarına
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
Coşkuların her şahlanışında
Sana deprem deprem susmuşum
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
"Sözlerinde baskı yasası yeter"
Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
Zafer sabahlarında gece kadar
Bayram sabahlarında yas kadar suskun
Böyle güzelliklere de
Böyle suskunluklara da lanet olsun
Al bu suskunluğumu al artık
Al ki
Bütün gürültüler kahrolsun


"en iyi bu şiir anlatabilir beni"

STReSeLLa
30-04-2008, 21:49
yol kenarındaki yağmur mazgallarını
kumbara sanıp,harçlığımı atardım
bu yüzden en çok
denizden alacaklıyım...


(Sunay Akın)

sıradan
30-04-2008, 21:57
kimsesiz bir gökyüzüne
lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,
karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör;
yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi
yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi…
çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda
bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
her hece aklımın kabristanlarında yankılanan
sahipsiz bir ölüm çığlığı,
masumiyeti sesimde eskiyen…
ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
yüreğimin sevda çukurlarında…

"hadi yâr kendini al gecelerimden al ve git!"

zaten bir uzak düştü benimki;
ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken,
ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde
hani meçhul bir izbede seninle el ele…!
oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben
bilmem hangi şehrin emanetçisinde
ve senden habersiz,
adından acılar türetiyorum şimdilerde…
dilimin ucuna geliyorsun bir zaman
yaşamak soruyorsun!
"yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,
dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden…!"
ve dinledikçe kendimi,
kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
"ben kaçmak isterken her şeyden,
gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim."
sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer
her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin
ve bizden çok uzakta
mevsim çömezi bir haziran
sonbahara uyanır şehr-i İstanbul,
gözlerinde bir mavi yangın
ve saçlarından dökülür martılar
Üsküdar’da pasaklı bir deniz kızının
sâhi martılar diyordu bir şair:
“martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş
yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda
bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
yağmasın diye kulelerde saklanan..!
işte böyle “can” dediğim:
yetim çocuklar hüznünde
kâhır yüklü gölgeme
çokça sahiplik etmişken bedenim,
yorgunluğun kıyısında
hüzün olup işlenmişim ömür gergefine…
çapulcu dillerin nazarında
sevdaya zûl libaslar giyinen,
uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım…
ötesi yok!
gurbet yokuşu ağlamalar pazarında

"iki damla gözyaşıymış bedelim
ve soyunup benliğimden
elem üstüne elem giyinmiş
sana pervane yüreğim"

gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
hiç ses etmemişim
meğer ne çok kedermiş
gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!
lâkin sevmişim işte
her şeyden ve herkesten öte
sadece sevmişim seni…
ama sen kendini sök düşlerimden
sök ve git şimdi!
yolların koynunda
başımı yaslayıp ölümün yamacına
bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
sen kaç benim kalabalığımdan
ve bir intiharın şafağında
sesini sil şiirlerimden
olmasın dönüşü gittiğin yolun
kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde
sonsuz bir gidişle
unutmalara aç yüreğini,
yüreğini toparla yüreğimden
cellat bayramı asılışlarda
nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
ve zamana not düşsün akreple yelkovan
yüzün kalbimin ortasında
yalnızlık yazgısı yemin olsun
ki belki arınıp mezar kalabalıklardan
ben yine ben olurum…!
yağmurlu bir gökyüzü akşamı
hani olur ya!
düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
“ziyan ömürler kucağında
kendine has ölümler büyüten
bir deli çocuktu” dersin…
hadi git şimdi
git ki gözlerine “ayrılık” değmesin…
kahraman tazeoğlu..

My_DeaTh
01-05-2008, 15:42
Yalnızlığa Övgü


Mutluluğun gözü kördür,
Yalnızlık sağır.
Ondandır biri tökezleyerek yürür,
Öbürü uykusunda bile bağırır.

Mutluluk yalnız kendisini görür;
Unutur bu yüzden ilkin kendisini.
Yalnızlık kendi tutukluğunda özgür,
Boyuna bekler dönsün diye sesini.

Mutluluk alışır kendisine, ölümden beter;
Borçsuzluğuyla övünür, ama kedisi doğurmaz.
Yalnızlığın gidecek bir yeri yoktur;
Boyuna kapısına döner, açan olmaz.

Mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var...
Her ikisinin de saksılarında çiçek.
Biri hep başka bir renkle solar,
Öbürüyse ha açtı, ha açmayacak.



Özdemir ASAF

tatlimm
01-05-2008, 15:48
gecede bir uyku,
uykunun içinde ben...
uyuyorum,
uykudayım,
yanımda sen

uykunun içinde bir rüya,
rüyamda bir gece,
gecede ben...
bir yere gidiyorum,
delicesine...
aklımda sen.

ben seni seviyorum,
gizlice......
el pençe duruyorum,
yüzüne bakıyorum,
söylemeden tek hece.

seni yitiriyorum,
çok karanlık bir anda...
birden uyanıyorum,
bakıyorum aydınlık;
uyuyorsun yanımda,
güzelce....

anlatamıyorum
01-05-2008, 17:03
Kaçabilseydim

Kaçabilseydim mutluluğun hüküm sürdüğü diyarlara
İçinde bulunduğum zorunluluklardan
Zorunlu olarak yapmakta olduklarımdan
Zoraki gülümsediğim yüzlerden
Altında yatan gerçekleri bildiğim halde göz ardı ettiğim sözlerden
Kaçabilseydim tanıdığım mekanlardan
Tanıdığım entrikal düşlere sahip insanlardan

EnUzunGece
05-05-2008, 00:37
İSTANBUL DESTANI

İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu'da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul'a
Gülcemalle gelir

İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı'nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır insafsızca dişi
Boyuna bosuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli, söğüt dalı, harmandalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı'nda akşam üstü
Yine zevrak-ı derunum
Kırılıp kenara düştü

İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları
Amerikan kovboyları
Eller yukarı

Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar, kir tutmaz

İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz'da
Kimi Fenerbahçe'de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk Orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı gelir konar direğe
Atılan Kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Adı Marikadır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur

İstanbul deyince aklıma
Tophane'de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Kiminin sırtında nakışlı semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nazdan nazik çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte
Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter'e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir
Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata'dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar

İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin

İstanbul deyince aklıma
Said'in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Said'e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said'in şiiri

İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem maşa satar, hem göbek atar
Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer

İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm'ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm'lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun

İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını

İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinde cüceler emziren
acayip memleketim

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

Kardelen35
05-05-2008, 00:57
Suskunum Sana

Hangi şiire başlasam suskunum sana
Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
Güneşte kavrulan bir kum tanesi
Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
Yağmura suskun yaşamaya suskun
Haykırabilsem
Belki bir nehir köpürebilir sesimde
Silinebilir kuraklığın bütün izleri
Upuzun çöller vadileşebilir içimde

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
Özlüyorum seni masmavi
Koşuyorum sana bembeyaz
Ve kahroluyorum bir anda kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum

Hangi türküye uzansam suskunum sana
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
Tut ki vurulmuşum
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
Bir saçlarının rüzgarına
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
Coşkuların her şahlanışında
Sana deprem deprem susmuşum
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
"Sözlerinde baskı yasası yeter"
Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
Zafer sabahlarında gece kadar
Bayram sabahlarında yas kadar suskun
Böyle güzelliklere de
Böyle suskunluklara da lanet olsun
Al bu suskunluğumu al artık
Al ki
Bütün gürültüler kahrolsun


"en iyi bu şiir anlatabilir beni"
Mükemmel bir şiir.

mutsuz palyaco
05-05-2008, 01:31
Deniz,deniz gibi maviydi,
Düşleri vardı,renkliydi.
Öğrenmişti okuyordu.
Gerçek bir tarihti.
Asiydi kahraman...
Abanmadı süslü boyalı bir kadına,
Onun sevdası yaşanmamıştı daha.
Deniz,deniz gibi maviydi.
Umudu koynunda,
Bir yaşam sunmuştu tüm dostlara.
Maviydi umudu,masmavi
Kırdılar kalemini bir gece vakti
O,baba dedi,ülke dedi,
Halkım dedi.
Deniz,deniz gibi asiydi
Dalgalı ve derindi.
Kırdılar kalemini bir gece vakti.
Deniz,umuttu,yarındı...
Güzel bir ülkeydi,
Dayanmadı yüreği çekip gitti.

mutsuz palyaco
05-05-2008, 23:28
Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
Bakar ağlarım.

Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından:
Suların yeşili, göklerin mavisi,
Lapinaların en harelisi...
Hala tuzlu akar kanım
İstiridyenin kestiği yerden.

Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer;
Köpükler ki insanlarla
Zinaları ayıp değil.

Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret.

mutsuz palyaco
06-05-2008, 00:34
6 MAYIS 3 DARAĞACI

O gün erken doğdu kıpkızıl güneş
Altı mayıs günü üç darağacı
Dağların başında tutuştu ateş
Altı mayıs günü üç darağacı

Toplandı katiller okundu ferman
Dalgalandı Deniz, kükredi Aslan
Çoktan bu ölüme hazırdı İnan
Altı mayıs günü üç darağacı

Çorak topraklarda tohum saçtılar
Ne korktular ne kavgadan kaçtılar
Gülerek ölüme kucak açtılar
Altı mayıs günü üç darağacı

Son bir defa haykırdılar dünyaya
Devam edin devam edin kavgaya
Cellat tekmeyle vudu sehpaya
Altı mayıs günü üç darağacı

Zamaniyim kırılacak bu çarklar
Zulüm yok olacak kurtulur halklar
Asırlar geçsede anılacaklar
Altı mayıs günü üç darağacı

souleternal
07-05-2008, 18:15
Gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de

Aykırı anlamlar arayıp durma
güz bitip sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur zaman her gece

Her gece yeni bir savaş baslar
acı ses olur, ses deli yağmur

Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim sokağı devriyeler basar
Bir de gülüşün eklenir kimliğime.

AHMET TELLİ

ezik_Üye
07-05-2008, 19:16
KİBAR HIRSIZIN TÜRKÜSÜ

Anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
Kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
Taksinize mülkünüze dairenize...
Heceleyerek üzerinde ayak ve el uçlarımın
Belledim seyyarenizi ve kelimelerinizi...
Gözlerinize baktım, mukaddes ciltlerinize, büfelerinize
Vesairenize...
Şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
Aşk yokmuş sizde beş paralık!
Gidiyorum ben boşçakallar
Sıçmışım ortalık yerinize
Kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık

Can YÜCEL

_nepZey_
07-05-2008, 19:47
YAĞMUR İÇEN KIZ

Baldırı çıplak bir akşamüstüydü
Kime selam verdiysem yüzüme küstüydü.
Yalnızlığa susmuştum, yağmura üşümüştüm..
Belli belirsiz ve hiçbir makamsız,
Hiçbir kelimesiz ve hiçbir anlamsız,
Kırılgan bir şarkıydı, tılsımına düşmüştüm..
Ve ben sanki ömrümde yaşamadığım
Ve yaşamadan yaşlandığım bütün aşkları
Bu ilk defa karşılaştığım, bu ilk defa yabancı,
Ve bu son defa tutunduğum kızla bölüşmüştüm..

Yağmur içen kız.. gece kuşu
Atmacaya benzer duruşu..
Bir omuzu el-ense çekerken azraile
Bir omuzu sokak lambasından da biçare..
Kimliğini sorarsan;
Barbar sokakların en barbar kızı,
Ve hortumlu karakolların en arsızı..

O destursuz yağmur, taş gibi iniyordu,
O fütursuz cadde, pür-telaş deviniyordu.
Başını çevirip bakıyordu ara sıra
Hiçbir şey sormadan gidiyordum ardı sıra..
Bir karyola, bir sobadan ibaret 102 nolu odada
Buluştu gözlerimiz, sırları dökülmüş tozlu aynada..
Cebimdeki şişeyi yudumlarken sessizce
Saçlarını okşadım yavaşça ve teklifsizce..
Azıcık huylanmıştı, söylemedi ama şaşırmıştı.
Sanırım ki o, hep değişen tiplere
Ve fakat hiç değişmeyen triplere alışmıştı..

Yağmur içen kız.. vahşi kısrak
Göğsü falçata krizi, öfkesi tavlı bıçak..
Soluğunda ıslak çimenlerin buğusu
Soluduğunda kundaklanmış ormanların yalazı.
Güzelliğini sorarsan;
Dişleri kar kuşundan da beyaz
Dudakları vampirden de kırmızı..

Alışkın bir otel odasıydı, kenarda soba yanıyordu,
Tutkunun tasma koparan köpekleri
Arsız bir çarşaf gibi üstümüze abanıyordu..
Küçücük ama çok küçücük bir ağzı vardı,
Küçücük ama çok küçücük bir öpüşte bile
Bir vişne ısırığı gibi kanıyordu..
Çaparinin çengelinde çırpınan çipuranın
Yakaran gözlerindeki o tarifsiz kederle,
Bu küçücük ömründe, belki de ilk defa
Birisinin gözlerine bakmaktan utanıyordu..

Yağmur içen kız.. kaldırım meleği
Hüznün yirmidört saatlik beyhude kelebeği..
Her akşam sunarak kendini hoyrat ağızlara
Ve her sabah yunarak bedenini yağmurla
Ve boğarak o narin göğsünde hıçkırıklarını
Bir çalpara gibi yeniledi kopan yanlarını..
Yağmur içen kız.. çılgın kedi
Komalara girdi, jiletler yedi, ölmedi..

Hiç sormadım adını, kendisi de söylemedi.
Ben şişeyi boşalttım, o ağzını sürmedi.
Gitme vakti gelince uzatıp küçücük elini
Hoşça kal, dedi, almadan o malum bedelini..
Boş bir şişeden daha aptalca ne olabilirdi hediye?
Uzun uzun bakakaldı, bu adam deli mi ne, diye..
İyi ama bu şişe boş be arkadaş, dedi, bu şişe boş!
Her şey boş güzelim, dedim, her şey boş!
Sen de yağmur koyarsın belki bu şişenin içine,
Ve güneşin ışırsa bir gün, bir yerlerde, bir ihtimal,
Düşlerini yudumlarsın artık yağmurun yerine...

Yağmur içen kız.. gönül hırsızı
Hiç kimseler bilmeyecek sırrımızı..
Sen tutunmaya çalışırken gecenin eteklerine
Yine acıtacak güzelliğini, o çirkin maça papazı..
Ve yine kıyacaksın belki, o incecik bileklerine..
Yağmur içen kız.. sahipsiz bebek
Elbette bir gün herkes bir şekilde gidecek.
Ama bu yağmur var ya, bu yağmur, inan ki
Nereye gidersen git, hep ardından gelecek..

Ne zaman tokatlasa yağmurlar penceremi,
NE zaman sersem ve buruşuk bir pardösü gibi
Dökülsem kaldırımlarına bu duman karası kentin;
Hep o kıza rastlarım, aynı kuytu köşede.
Gözyaşlarını biriktirir usanmadan
Düşleriyle aynı şişede..
Hatırını sorarım, sessizce kaldırır yüzünü,
Tablolardan çalınmış gizemli bir gülücüktür.
Yağmur içer yudum-yudum, kanasıya.
Mezesi, eski bir geceden, vişne yarığı kırmızı
Ve hala kanayan o vişne ısırığı öpücüktür..

Yağmur içen kız.. mağrur yürek
Bu yağmurlar yalan ama ölüm gerçek..
Sen yine avucunda sakla, çaldırma cevherini.
Ve sakın gösterme kimseye, o yağmur incilerini
Hep şarkını söyle; hiçbir kelimesiz ve makamsız,
Hep orda bekle; bir akşam belki apansız,
Gelir de alırım şişemi senden geriye:
O biriken yaşlarını içmek için damla-damla
Ve geciken bedelini ödemek için kendi hayatımla...

Yusuf HAYALOĞLU

antipürüz
09-05-2008, 03:44
Vazgit

herşeyden vazgeçmekti seni sevmek,
alıp canımı gitmekti bu kökü olmayan,yerinde tutunamayan dünyadan.
valizimdeydi ruhum,valizse yüreğimde,
cansızdı bedenim sensiz,
karşıma çıktığın anda ruhumu valizden çıkarıp giyecektim.
sendeydi anahtar,
sendin anahtar..
yeter artık,
kurtar ruhumu,
bekletme beni,
al anahtarı eline,
aç yüreğimi,
çıkar ruhumu,
giydir bedenime...

e.d.

Meymenetsiz
10-05-2008, 14:17
!

Bağımlı çocuk
ölü çocuk;
bulutlara ulaşmaya çalışan yaramaz çocuk.
köle çocuk
teslim olmuş çocuk;
kendi içinde kendisini arayan çocuk.
yaramaz piç kurusu!

dinamitleşmiş çocuk,
patlamanı izlemek istiyorsun
karşısında durduğun aynanın içinde.
karanlıktaki çocuk,
arkandaki hayaletlerden kaçıyorsun,
korkak *spu çocuğu!
sen hiç cesur olamıyorsun.

bağımlı çocuk,
firardaki çocuk,
peşinden kovalanıyorsun
bataklık bacaklarını içeri çekiyor
sağanak bir fırtına patlıyor,
su birikintisinde çabalıyorsun,
burnundan damlalar düşüyor; ağzın korkuyla açık
bir silah sıkıyor biri
düşüyorsun…

bağımlı çocuk!
ceset çocuk
kesik çocuk
parçalanmış çocuk…
ölü çocuk… öldürülmüş çocuk…
yeteneksiz salak!..
o kadar korkaksın ki, ölmeyi hak ediyorsun!

_HaZiRaNDa öLMeK ZoR_
10-05-2008, 17:30
HAZİRANDA ÖLMEK ZOR

gece leylak ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüregim
uy anam anam, haziranda ölmek zor
calışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
yorulmuşum, acıkmışım, uykusamışım
anama sövmüs patron
sıkmışım dişlerimi
islıkla söylemişim umutlarımı
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler
cıkmışım bir dalgadan, vurmuşum sokaklara
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla dallarda
insan iskeletleri

gece leylak ve tomurcuk kokuyor
'uyarına gelirse tepemde bir de çınar' demiştin yıllar önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki manda gözü
demek ki
sile bezi
bir de memedin yüzü
bir de saman sarısı
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
yıllar var ter içinde taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran 63u
bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne
bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
okşar yanan alnını nazim ustanın
bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne
bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta

gece leylak ve tomurcuk kokuyor

geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
suramda bir kuş ötüyor.

HaZiRaNDa öLMeK ZoR

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

mina-_-
10-05-2008, 17:34
SEVDAYA MI TUTULDUN?

benim de mi düşüncelerim olacaktı
ben de mi böyle uykusuz kalacaktım
sessiz,sedasız mı olacaktım böyle
çok sevdiğim salatayı bile
aramaz mı olcaktım?
ben böyle mi olacaktım?


ORHAN VELİ KANIK

mina-_-
10-05-2008, 17:37
BİRİSİ

bir şey var aramızda
senin bakışlarından belli
benim yanan yüzümden
dalıveriyoruz arada bir
ikimizde aynı şeyi düşünüyoruz belki
gülüşerek başlıyoruz söze
bir şey var aramızda
onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
fakat ne kadar saklasak nafile
bir şey var aramızda
senin gözlerinde ışıldıyor
benim dilimin ucunda

NAHİT ULVİ AKGÜN

mina-_-
10-05-2008, 17:39
SEN VARKEN

sen varken
yalnız değilim bu şehirde
oturup konuşabiliyorum
hatta gezinebiliyorum
sokaklar boyunca
ya sen olmassan...

mina-_-
10-05-2008, 17:40
ölünceye kadar seni bakleyecekmiş
sersem;
ben seni beklersem ölmem ki beklersem.

ÖZDEMİR ASAF

kdamla
10-05-2008, 18:53
sevgim sana da yeter bana da
beni sevme ki
denge bozulmasın

ümit yaşar oğuzcan

_NeneHatun_
11-05-2008, 01:22
kabuğunu koparmadan
ne bir elmayı soyabildim
ne de iyileştirebildim bir yaramı.
ama karşıma çıkınca
kızmadım hiç elma kurduna
bendim çünkü bıçağı saplayan
onun yurduna

SUNAY AKIN

_NeneHatun_
11-05-2008, 01:24
BEKLE

Geleceğim bekle dedi
Ben beklemedim o da gelmedi
ölüm gibi birşeydi
Ama kimse ölmedi

ATTİLA İLHAN

gulseren_k
11-05-2008, 01:37
Milyon kere Ayten :) / Ümit Yaşar Oğuzcan

Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun



Evet arkadaşlar bu şiiri ben Zeki'ye yorumluyorum...Yani Milyon Kere Zeki....:))

My_DeaTh
11-05-2008, 01:51
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?


Victor Hugo

şeker topaqı
11-05-2008, 02:00
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi
O gün çalışıyorum
Sonra birde bakıyorsun ki
Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Yine her seferki gibi haksızım
Sebep yok olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil
Seni kıskanıyorum.

NAZIM HİKMET

bluishh
11-05-2008, 04:22
Hiç kimse bir aşkı ..
Onarmaya kalkmasın ..
Kaybedilmeye değer ..
En güzel anında ..
Bitirilmişse eğer ..

AHMET TELLİ

EnUzunGece
11-05-2008, 15:33
EY HAYAT



(Ey hayat,
sen şav kı sularda bir dolunaysın

Aslında yokum ben bu oyunda,

Ömrüm beni yok saysın…)



Yaşam bir ıstaka;

gelir vurur ömrünün coşkusuna.

Hani tutulur dilin,

konuşamazsın…



Tırmandıkça yücelir dağlar.

Sen mağlupsun sen ıssız

ve kalbinde kuşların gömütlüğü;

tutunamazsın!



Eloğlu sevdalardan dem tutar,

aşk büyütür yıldızlardan;

senin ise düşlerin yasak,

dokunamazsın.



Birini sevmişsindir geçen yıllarda.

Açık bir yara gibidir hâlâ.

Hâlâ ne çok özlersin onu,

ağlayamazsın…



Yolunda köprüler çürür.

Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda.

Savurur hayat kül eyler seni,

doğrulamazsın..



Yapayalnız bir ünlemsin

dünyayı ıslatan şu yağmurlarda.

Her şey çeker ve iter,

anlatamazsın...



Yaşam bir ıstaka,

gelir vurur işte ömrünün coşkusuna.

Sesinde çığlıklar boğulur ama,

bağıramazsın…



Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana;

upuzun bir ömrün ortasında

ne hayata ne ölüme

yakışamazsın…



Yazdırmalısın mezar taşına:

Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın.

Aslında hiç olmadım ben bu oyunda.

Ömrüm beni yok saysın...

Yılmaz Odabaşı

EnUzunGece
11-05-2008, 15:37
SANA YAĞMUR DİYORUM



Gidersen hani sığınaklarım?

Eksilir, zarar kalırım…Kalırım!

Yeni günün tenine dağılır yaralarım.

Sana yağmur diyorum…



Uzun boylu umuttun,

tadında unutuldun.

Nerde büyük uçurumların,

kış suların, yaz uykuların?



Sana yağmur diyorum ıslaklığım bundan.

Yağ da ıslanalım, ama uslanmayalım,

uslanmayalım!



Gün, vursun yükünü gecenin hırkasına;

yol, vursun sesini uzaklığın pasına,

sesime kibrit çaksan tutuşacağım…

Sargısızım,

çoğalırım,

çoğaldıkça arsızım!



Sana yağmur diyorum…



En haklı aşk,

alkışsız sürebilendir

ve en haklı kavganın öznesi,

ölmemek için dövüşürken de ölebilendir…



O an…

İşte o an,

ey bizi ayrı takvimlere düşüren zaman,

yere bir bahar dalı düşmüş gibi mi olur?

Sıradağlar mı tutuşur bağrının orta yerinde?



Yeter, kan sıçratmayın sabahın seherine.

Boğulursunuz…Boğulursunuz!



1987, Diyarbakır


Yılmaz Odabaşı

EnUzunGece
11-05-2008, 15:45
MAYIN HATTI



Bunlar, aşkların vurgun yediği gündüzlerde

ısıttığım sokakları soğutacak,

öptüğüm kadınları ağlatacaklar.

İşte bunlar, diyorum bizi çıldırtacaklar;

bunlar, buruşturup sevinçleri göğü kanatacaklar...



Mayın

hattında

bunlar,

bizim olan yamaçları bir bir kuşatıp,

yüreğime uçurduğum güneşi çalacaklar...



Mayın hattında ömrüm,

olur olmaz gülmeyin;

yaralanır, düşerim koğuşlara,

umurumda mı, gelmeyin!

Gider tüfek çatarım dağda,

hiç ardıma düşmeyin,

efkârıma ilişmeyin!



/Ç ü n k ü k ı s a b i r ö y k ü d ü r h a y a t,

u ğ r u n a u p u z u n a c ı l a r ç e k t i ğ i m i z…



K ı s a b i r t ü r k ü d ü r

b i r k e z d a h a s ö y l e m e k i ç i n

d e l i r d i ğ i m i z.../

Yılmaz Odabaşı

EnUzunGece
11-05-2008, 15:48
BUĞULU ATLAS

“Bir şiirde, bir satır saklayabilir başka bir satırı
Nasıl ki bir kavşakta bir tren belki örter bir treni
...
Aşkta, başka bir sitem saklayabilir bir sitem
ve küçük bir serzenişte, koskoca bir şikayet gizlidir belki
Bir adaletsizlik bir başkasını saklayabilir-bir sömürgeci bir başkasını
Bangır bangır bir kırmızı üniforma bir tane, bir tane daha! ”
-Kenneth Koch-

Göğünde aç kartalların, atmacaların yarıştığı tenha
bir atlastan geldim…
Kıyamda, kıyamette namluların kuytu dağlarla öpüştüğü
bir atlastan.

Yılları, yolları, yaşları yok
gurbet yüzlü adamlardan,
sur diplerinde bıçaklanan aşklardan…

Yaşamı hiç bilmeden ölümü ezberleyen,
badem gözlü, sıtmalı çocuklardan;
yazgısı uçurum çocuklardan...

Zarif Dicle’de ve asi Fırat’ta,
sıska keleklerde, kıl çadırlarda
güneşe sataşan adamlardan.

Mendillerde, halaylarda
gülüşleri kundaklanan hayatlardan;
yazgısı uçurum hayatlardan...

Darmadağın yılları hüzne satılmış,
burunları hızmalı, şarkıları figan,
doğurgan ve mübarek kadınlardan;
yazgısı uçurum kadınlardan...

Orada şarkılara akar katran,
akar kan...
Orada ihlâl ve iflah olmaz vatan

Tarih susarken günahları,
bıçak sırtında yaşanmış o ah’ları
ve aysız karanlıkları dağ başlarında.

Nicesi aylaklığa bağışlanmış, sefil;
ölüme, açlığa sebil.
Kiminin ergen bıyıklarında aşk taslakları.

Ya kederiydik kendimizin,
ya bir halkın kaderi;
ya şakağı ya şafağı bir halkın
namlular çarmıhında!

Çünkü yok satıyorsa hayat,
çok satıyordur erk, çok tüfek;
Yok satıyorsa nehirlerimizde şafağın ilk ışıkları,
çok satıyordur şiddet, nefret, aşiret.

İşte sürüldü şarjöre mermi, indi emniyet,
katıldı otuz bine bir daha
yağmurlu bir sokakta delik deşik bir ceset.

Yaşasaydı kendinin kederi olacaktı,
yaşasaydı belki bir gün torunlarıyla
dolunaylı gecelerde yıldızlar sayacaktı…

Kenger toplarken ellerine diken batan çocuklar,
bilmezlerdi gözleri bağlanıp kurşunlanan bir aşkın
hazin bir ünlem bırakacağını hayata.
Bilmezlerdi bütün melodramların yalan olduğunu
çekirdek çitlenen eski yazlık sinemalarda.

Onlar hâlâ gülümsüyorlar buğulu bir atlastan.
Anıları damlıyor fotoğraflardan...

Biz de geçtik o dağlanan ağıtlardan.
Biz de göçtük kirden, pasaktan, hıncın ışıltısından.
Yakılmış köylerden, kesilmiş kulaklardan,
o kanlı ayinlerden, perişan ormanlardan;
biz de geçtik o murdar hayatlardan…

Herkes gidecek elbet bu yavşak zamanlardan;
bu kan revan, bu iğfâl akşamlardan…

/V e a n t o l s u n k i,
h i ç b i r k u r ş u n, h i ç b i r ç e l i k,
h i ç b i r t o p r a k v e h i ç b i r v a t a n,
d a h a k u t s a l d e ğ i l d i r i n s a n d a n! /

İstanbul, Ocak 2002

Yılmaz Odabaşı

SdR^^
11-05-2008, 16:03
olur mu
ecelsiz üç canı almak
olur mu
gülleri dalından kırmak
utansın karanlık
utansın toprak
ağlasın gökyüzü
kızarsın şafak
üç yürek
üç fidan
üç güzel insan
devrimin üç gülü
dillere destan

zamanın gündüze çaldığı bir şafak
ilkbaharı sonbahara çevirdi 6 mayıs
dünyanın dönüşüyle ölüme aktı zaman
güneş süsü verilmiş cellat
bembeyaz karanlığa alıp götürdü canları
ve üç deniz üç yusuf üç hüseyin
üç yürek üç can üç sonsuz
yürüdüler darağacına korkusuz
adımları hapsedilse de yargısız
asılır mı bu üç yürek
deniz'lerin
yusuf'ların
hüseyin'lerin türküsüdür bu
dalgalar, meydanlar ve dağlar söyler bu türküyü
baldırandır yüreğimizdeki ey yoldaş
gölgesiz ve kefensiz gidenlerin türküsüdür bu
ağıtsız, ağlamaksız, halaylı, türkülü uğurlarız gidenlerimizi
şimdi savurup bütün hüzünleri köhne bir zamana
meydan okumak zahir aynalara
ilkbaharda kanayan bir yaprak misali
savrulmak özgürlüğe esen rüzgarla
bir şarkı, bir şiir, bir ıslık ve bir rüzgar selamıyla gidenlerin
deniz'lerin yusuf'ların hüseyin'lerin türküsüdür bu ...

EnUzunGece
11-05-2008, 16:25
HER ÖMÜR

KENDİ GENÇLİĞİNDEN VURULUR



-İsa’dan sonra XX. yy.-




Yaşarken de söyledim kimse bilmeyebilir bunu,

Fatiha suresi kadar eski,

günlerin çarmıhında İsa kadar yaslıyım

ve tanrılar kadar çok yaşadım;

kimse bilmeyebilir...



Daha kırlangıçları yalancı bir dünyada yaşıyorum;

dağları yıkılan, dalları kırılan bir dünyada.

Kayıp suretler için fotoğraflara koşuyorum...

Kimse bilmeyebilir.




Günlerin çarmıhında

Küle savruldum, ayrılıkları saydım,

bir hançer sapladım nevrozlu bir sevgiye;

kan bile damlamadı, yürüyüp gittim.

Yüzüme yalancı bir sevinç iliştirdim...





Fal bakan çingeneler esmerdi, yalancıydı,

dönmeyecektin!

Belki kuruyacaktım,belki çarpa çarpa akacaktım

o denizlere;

İntiharlara aktığım gibi o denizlere,

bilmeyecektin!



Çıkıp sina dağına o denizlerle

İbranice konuşacak, İblis’i kovacaktım;

İblis’i

kovmak

belki,

yarısını dünyanın

kovmak demekti...



Bir gülün bir odayı,

bir leşin bir semti kokuttuğu kentlerde,

bir ömür

çarpar,

akar

da nasıl eskitir yatağını?

kimse bilmeyebilir...



Tanıktım,

yargıç

ve sanık;

Yürüyüp gittim…

Yüzüme yalan bir mutluluk iliştirdim.



Günlerin çarmıhında İsa gibiydim.




Günlerin çarmıhında

seni en güçlü yanlarımla sevdim;

birer birer aralarken bu kentte kederleri,

Diyarbekir, böyle zavallı bir çöl gecesi...



Günlerin çarmıhında

seni ağrıyan yanlarımla sevdim, tutuklu kollarımla;

yokluğunda burada yıllar verdim.



Yokluğuna

burada!



Herkes bilecek bunu; tabancaya gerek yoktur…



Tabancaya gerek yoktur!

Sen haklı bir cinayetsin günlerin duvağında:

H e r ö m ü r k e n d i g e n ç l i ğ i n d e n v u r u l u r...



1992, Diyarbakır

Yılmaz Odabaşı

My_DeaTh
11-05-2008, 17:15
Seni Düşünürken

Ben, seni düşünürken,
yaşım ne olursa olsun
çocuk olurum.
O kolu sökük, el örgüsü kazak
ve lastik tokyalarıyla
salya sümük küfredip, ağlayan,
minicik elleriyle pencereleri kıran,
isyankar, hırçın, gözükara
bir çocuk olurum.
Ben seni düşünürken, aşkın ne olduğunu
ve neden yaşadığımı aramadan bulurum.


Erhan Güleryüz

kabus_k
12-05-2008, 01:13
umutsuzluğunun şiiri;

gidip,
güneşi ve mutluluğu
arayacaktım;
vaktinden önce
çıplak kaldım!
giysilerim gibi
umutlarım da
yitip gitti yollarda

Gorki

Orbiti_55
12-05-2008, 01:44
Yılmaz Odabaşı'nın şiirlerini Onur Akın'dan dinleyin derim ben ;)

EnUzunGece
12-05-2008, 02:34
Yılmaz Odabaşı'nın şiirlerini Onur Akın'dan dinleyin derim ben ;)
bence de (:

bluishh
12-05-2008, 04:12
GELDİGİMDE

Geldiğimde notun duruyordu masanın üzerinde
Sekizde yatmıştın
Saatime baktım sekizi beş geçiyor
O gün anladım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığı
Aramızda düşman gibi duran zamanı
O gün anladım
Senin bana erken
Benim sana geç kaldığımı

Murathan MUNGAN

len-in
12-05-2008, 21:03
/Ç ü n k ü k ı s a b i r ö y k ü d ü r h a y a t,

u ğ r u n a u p u z u n a c ı l a r ç e k t i ğ i m i z…



K ı s a b i r t ü r k ü d ü r

b i r k e z d a h a s ö y l e m e k i ç i n

d e l i r d i ğ i m i z.../

Yılmaz Odabaşı

Çık git kızım bu forumdan, vallaha zindan ederim sana buraları:Pp
Biz aşiretiz bak.
(H)

O benim şiirim..
Kimseyle paylaşmayacağım 6. şiirim.
(:

NeM13
13-05-2008, 03:36
kalktım aniden

titreyen

kalbimmiydi her gün..

yermiydi bu kez gidip gelen..

elini aradım ayağım eşikte..

bu kez baba 'ydı o an ilk seslendiğim..

sana özlemim de titredi..

ölüm

gidip

gel

di

sonra yine durulduk..

01.27/26.04.2008

***

rüyamda yine gidip geldim

başka diyarlarda da gökdelenler..

yine düştüm rüyamda

çocuklar ölmüş..

yine uyandım..

ve işte yine

kapanmış gözler..

02.34 /13.05..

HÜPPPTÜRÜK
13-05-2008, 12:22
EY HAYAT



(Ey hayat,
sen şav kı sularda bir dolunaysın

Aslında yokum ben bu oyunda,

Ömrüm beni yok saysın…)



Yaşam bir ıstaka;

gelir vurur ömrünün coşkusuna.

Hani tutulur dilin,

konuşamazsın…



Tırmandıkça yücelir dağlar.

Sen mağlupsun sen ıssız

ve kalbinde kuşların gömütlüğü;

tutunamazsın!



Eloğlu sevdalardan dem tutar,

aşk büyütür yıldızlardan;

senin ise düşlerin yasak,

dokunamazsın.



Birini sevmişsindir geçen yıllarda.

Açık bir yara gibidir hâlâ.

Hâlâ ne çok özlersin onu,

ağlayamazsın…



Yolunda köprüler çürür.

Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda.

Savurur hayat kül eyler seni,

doğrulamazsın..



Yapayalnız bir ünlemsin

dünyayı ıslatan şu yağmurlarda.

Her şey çeker ve iter,

anlatamazsın...



Yaşam bir ıstaka,

gelir vurur işte ömrünün coşkusuna.

Sesinde çığlıklar boğulur ama,

bağıramazsın…



Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana;

upuzun bir ömrün ortasında

ne hayata ne ölüme

yakışamazsın…



Yazdırmalısın mezar taşına:

Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın.

Aslında hiç olmadım ben bu oyunda.

Ömrüm beni yok saysın...

Yılmaz Odabaşı

bir şiir bu kadar mı güzel olur....

My_DeaTh
13-05-2008, 16:44
Kelebek

Son isteğin nedir?
Sorusu,
Çok, çok kolaydır,
İlk isteğin nedir?
Sorusundan.
Çünkü,
O soruyu
Kimse kimseye soramadı,
Korkusundan.


Özdemir Asaf

My_DeaTh
13-05-2008, 16:47
Özlem

Bir gece,
Gecede bir uyku..
Uykunun içinde ben...
Uyuyorum,
Uykudayım,
Yanımda sen.

Uykunun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben...
Bir yere gidiyorum,
Delice...
aklımda sen.

Ben seni seviyorum,
Gizlice...
El-pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden,
Tek hece.

Seni yitiriyorum
Çok karanlık bir anda...
Birden uyanıyorum,
Bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda...
Güzelce.


Özdemir Asaf

len-in
14-05-2008, 12:45
İki tür nokta var
Biri önüne ve ardına bakar,
Biri ardına bakmaz,
Ardını noktalar.

Özdemir Asaf

len-in
14-05-2008, 12:50
Sen bana
Sen desen de, demesen de olur.
Ama ben sana sen deyeceğim.
Düşün dur.

Özdemir Asaf

len-in
14-05-2008, 12:57
Bitme, bak, içtim, yürüdüm, kederlendim
Denize girdim, üşüdüm, sana geldim.

Düş bitmeden sen bitme.
Bitmeden sevgi gitme…

Bitme! Bak, koştum, savruldum, hep örselendim.
Cıgara ziftlendim, ille de seni sevdim.
Uzaklarda öyle çok kederlendim.

Günler bitmeden bitme.
Bitmeden hasret gitme…

Bu yangın geceler, bu intihar.
Gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar!
Bu dolunay gecenin göğsünü yarar.
Benim göğsümde de sana geniş bir yer var.

Düş bitmeden sen bitme.
Bitmeden sevgi gitme...

Yılmaz Odabaşı

len-in
14-05-2008, 13:03
Ne gül,
ne yarın!

Gül, küle karılmış günlerin tortusunda.
Yarın, vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda.

Sakla yamalarını kalbim...

İnsanlar büyüdükçe günler kısalırlar;
günlerimiz gibi aşklarımız da
yittikleri duraklarda kalırlar.

Sakla yamalarını kalbim...

Kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla.
Yürü, arkana bakma, ama umursa.

B a z e n a n ı l a r a e n ç o k y a k ı ş a n e l b i s e,
b i r k a ç d a m l a g ö z y a ş ı d ı r u n u t m a...

Yılmaz Odabaşı

EnUzunGece
14-05-2008, 18:51
Geleceğim bekle dedi
Ben beklemedim o da gelmedi
ölüm gibi birşeydi
Ama kimse ölmedi.

Özdemir ASAF

aylinucar
14-05-2008, 23:32
Gözlerin; Cehennem.
Ben yanmak için gönüllü giriyorum gözlerine..
Yanayım ki temizlensin gözlerinden ayrı geçen an'ların günahı..
Ve sonra cennet oluyor gözlerin ve ben gözlerindeyim pir-ü pak.

Kimin olduğunu bilmiyorum ama çok beğendim :))

doğa.
14-05-2008, 23:43
YIKIN HEYKELLERİMİ

Ey milletim
Ben Mustafa Kemal'im
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim
Hala en hakiki mürşit değilse ilim
Kurusun damağım dilim
Özür dilerim

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Özgürlük hala
En yüce değer
Değilse eğer
Prangalı kalsın diyorsanız köleler

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın gitsin heykellerimi

Yoksa çağdaş medeniyetin bir anlamı
Ortaçağa taşımak istiyoranız zaman
Baş tacı ediyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın gitsin heykellerimi

Yetmediyse acısı şiddetin savaşın
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh dünyada barışın

Eğer varsa ödülü silahlanmayla yarışın
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Özlediyseniz fesi peçeyi
Aydınlığa yeğliyorsanız kara geceyi
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan şeyhten dervişten
Şifa buluyorsanız
Muskadan üfürükçüden
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Eşit olmasın diyorsanız kadınla erkek
Kara çarşafa girsin diyorsanız
Yobazı gazabından ürkerek
Diyorsanız ki okumasın
Kadınımız kızımız
Budur bizim alın yazımız

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Fazla geldiyse size
Hürriyet cumhuriyet
Özlemini çekiyorsanız
Saltanatın sultanın
Hala önemini anlayamadıysnız
Millet olmanın
Kul olun ümmet kalın
Fetvasını bekleyin şeyhülislamın

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktğiniz heykellerimi
RAHAT BIRAKIN BENİ

doğa.
14-05-2008, 23:46
Ne ararsın Tanrı ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa neden türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne
Yoksa sana bir zararı, içerim
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün müdür ibadet
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et...
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali unutupta
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz
Sen anandan yine doğardın amma
Baban kim olurdu bilemezdin şerefsiz

Neyzen Tevfik

My_DeaTh
15-05-2008, 00:58
bayılıyorum bu şiire...okumayan arkadaşlarda okusun bence...


YALNIZ’IN DURUMLARI


I

Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Sen herşeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Yalnızsa,
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep..
Düşünemezsin



II

Yanar
Sobasında
Yalnız’ın
Üşüyen
Bakışları.

Lâmbasında
Karanlığa dönük
Bir ışık
Titrer
Sönük-sönük.

Penceresi
Dışına kapanmıştır,
Kapısı
İçine örtük.



III

Yalnız
Bin yıl yaşar
Kendini
Bir an’da



IV

Yalnız’ın
Nesi var, nesi yoksa
Tümü birdenbire’dir.



V

Yalnız
Bir ordudur
Kendi çölünde..

Sonsuz savaşlarında
Hep yener
Kendi ordusunu.



VI

Yalnız’ın
Sakladığı bir şey vardır;
Boyuna yerini değiştirir,
Boyuna onu arar..

Biri bulsa diye.



VII

Yalnız
Hem bilgesi,
Hem delisidir
Kendi dünyasının.

Ayrıca;
Hem efendisi,
Hem kölesidir
Kendisinin.

Tadını çıkaramaz
Görece’siz dünyasında
Hiçbirisinin.



VIII

Yalnız
Sürekli dinleyendir
Söylenmemiş bir sözü.



IX

Sözünde durması
Yalnız’ın yalancılığıdır
Kendisine..

Hep yüzüne vurur utancı..
O yüzden
Gözlerini kaçırır
Gözlerinden.



X

Yalnız’ın odasında
İkinci bir yalnızlıktır
Ayna.



XI

Yalnız
Hep uyanır
İkinci uykusuna.



XII

Yalnız
Kendi ben’inin
Sen’idir.



XIII

Bir sözde saklanmış bir yalanı
Bir gözde okunduğundan
Bakmaz kendi gözlerine bile.



XIV

Her susadığında
O
Kendi çölündedir.



XV

Kendi öyküsünü
Ne anlatabilen,
Ne de dinleyebilen.

Kendi türküsünü
Ne yazabilen,
Ne söyleyebilen.



XVI

Bir zamanlar güldüğünü
Anımsar
da..

Yoğurur hüzün’ün çamurunu
Avuçlarında.



XVII

Yalnız
Aranan tek gördü tanığıdır
Yargılanmasında
Kendi davasının..

Her duruşması ertelenir
Kavgasının.



XVIII

Yalnız
Hem kaptanı
Hem de tek yolcusudur
Batmakta olan gemisinin..

Onun için
Ne sonuncu ayrılabilir
Gemisinden,
Ne de ilkin.



XIX

Yalnız’ın adı okunduğunda
Okulda ya da yaşamda..
Kimse
“Burada”
deyemez..
Ama
Yok da..



XX

Uykunun duvarında başladı..
Önceleri bir toz gölgesi sanki;
Sonra bir yumak yün gibi.

Ama şimdi iyice görüyor
Örümceğin ağını
Gün gibi.



XXI

Yalnız
Duymuş olduğunun sağırı,
Görmüş olduğunun körü
Dür..

Ölür ölür öldürür,
Öldürür öldürür ölür.

Duyduklarını unutur,
Duyacaklarını düşünür.



XXII

Yalnız’ın adına
Hİç kimse konuşamaz..

O
Kendi kendisinin
Sanığıdır.



XXIII

Yalnız
Önceden sezer
Sonra olacakları..

Paylaşacak biri vardır;
Anlatır anlatır ona
Olanları, olmayacakları.



XXIV

Her leke
Kendisiyle çıkar.


Özdemir Asaf

mutsuz palyaco
15-05-2008, 01:03
Kırmızı burunlu sevimsiz palyaço
Güldürsene beni,
Beni kahkahalara boğsana
Beni acıdan kederden kurtarsana
Sıcak kollarınla beni
Sımsıcak kucaklasana
Gözyaşı denizinde boğulmaktan
Kurtarsana beni
Üzüntü bataklığında bakmaktan
Kurtarsana beni
Palyaço
Hani
Hani
Sen beni kurtaracaktın
Görmeyen gözlerimi
Duymayan kulaklarımı
Mutluluğu sevinci görüp duymam için
Açacaktın onları
Nerde kaldı verdiğin sözler
Unuttun mu
Yoksa benim saklandığım gibi
Sende onları ta derinlere
Gecenin zifiri karanlığına mı
Sakladın benim saklandığım gibi

kayıtsız14
15-05-2008, 08:33
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..


Sen de geçebilirsin yârdan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...


Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..


Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini


Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..



Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleyman’dır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan’dır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır!..


Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın!..


Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan...


Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..


Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...


Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın ?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..

ARİF NİHAT ASYA

kar kraliçem
15-05-2008, 13:29
HALA ÜMMETİN MİYİZ ?


Ey alemlerin Nur'u..!
Yetimler yetimi,öksüzler öksüzü.
Sen,Rahman'ın övülmüşüsün.
Sen emsal-i merhametsin.
Bizlere örnek,bizlere kandilsin.
Cenab-ı Mevla'nın talebesi Sen'sin.
Sen'sin gönüller sultanı.
Alemlerin ışığı Sensin,Ey Resul...!

Yokluğunda öğrendik bunca günahı.
Senli bir çağ,saadet asrıydı.
Bu çağ sensiz,rezalet asrı oldu,Ey Muhammed(s.a.v.) ...!
Seni bilemedik hakkıyla.
Ve bu yüzden hakkıyla sevemedik seni.
Ne anamızı,ne babamızı feda edebildik sana.
Hatta dünya malımızdan bile geçemedik senin için.
Sen ki herşeye değerdin aslında.
Sen Nebi'ydin,Sen Resul'dun.

Yaşasan bizimle,utancımızdan ne yaparız?
Bu mu benim ümmetim? desen,ne yaparız?
Sen gideli biz çok değiştik,Ya Muhammed(s.a.v.) .
Kur'an'a dokunmadık abdest yok diye.
Razmazan'dan Ramazan'a aldık O'nu elimize.
Hatta hiç de merak etmedik Rabb'imiz ne diyor diye.
Okuduk,okuduk ama anlamadık.
Anlaşılmayan Kur'an'ı da yaşamadık,Ya Muhammed(s.a.v.)
Günaha,battıkça battık.
Rabbimiz tevbe edin dedi,
Biz şeytana uyduk.
Yedik,içtik,giydik.
Ama hiç'Helal mi? ' demedik.
Gençlik hızlıydı,yaşlanmayacaz zannettik.
Hatta ölümü bile inkar ettik o zaman.
Ama ömür su gibi akıp geçti.
Yoktu hiçbirimizin ahiret derdi.

Sonunda yaşlandık,ne meyhane kabul etti,
Ne de göz görür oldu oyun taşlarını.
İşte ancak o zaman camiyi bildik.
O da çok zor oldu,ya Muhammed(s.a.v.)
Şimdi Sen'den şefaat hakkımız var mı,Ey Nebi?
Biz ümmetin miyiz,Ey Rasul?
İşte geldik kapına,medet Ya Nebi,medet Ya Resul.



__YAVUZ ßÜL£NT ßAKİL£R__

DenizinTürküsü
15-05-2008, 21:03
" Yiğit harmanları yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar.
Hayınlar, amana gelmiş,
Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş,
Demdir bu...


Demdir,
Derya dibinde yangınlar,
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs..
Uçmuş bir kuş tüyü hafifliğinde,
Çelik kadavrası koruganların
Ölünmüş canım, ölünmüş,
Murad alınmış... "


Ahmed ARİF

len-in
15-05-2008, 21:31
Karşı yaka memleket,
sesleniyorum Varna'dan,

işitiyor musun?

Memet! Memet!


Karadeniz akıyor durmadan,
deli hasret, deli hasret,
oğlum, sana sesleniyorum,

işitiyor musun?

Memet! Memet!

Nazım Hikmet

My_DeaTh
15-05-2008, 23:35
Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...

William Shakespeare

My_DeaTh
15-05-2008, 23:44
Bir Adam

Korku dağlarının yürekçisi,
Ölüm denizlerinin kürekçisi;
Öyle suskun oturuyor şişesinin başında,
İçtiğinin hem hırsızı, hem bekçisi,

Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.
Dinledikce susması, düşündükçe susması..
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası.


Özdemir Asaf

akıncı038
15-05-2008, 23:50
TOPAL ASKER

Ey saçlari "alagarson" kesik hanım kız!
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
Bacağımla alay etme pek topla diye.
Bir sorsana o topallık nerden hediye ?

Sen Şişli'de danserken her gece , gündüz
Biz ötede ne ovalar ,çaylar,ne dümdüz
Yaylaları geçtik,karlı dağları aştık;
Siz salonda dansederken bizler savaştık.

Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
Olan işler dimağını azıcık yorsun!
Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;

Biliyorum baldırını o kadar nazla
Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla
Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden...
Biliyorum:Çünkü bugün şu dünyada ben

Neyim? Bir hiç... işe güce yaramaz,topal...
Sen saglamsın senin hakkın dünyadan zevk al:
Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!

Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!
Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.

Sen o sıcak odalarda cilveli , mahmur
Dolaşırken... Bizde tipi,fırtına,yağmur,
Kar altında kanlar döktük,canlar yıprattık;
Aç yaşadik, susuz kaldık,taşlarda yattık

Sen açılmış bir bahardın , biz kara kıştık;
Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık...
Gülme bana bakıp pek arsız arsız
Sen ey dışı güzel,fakat içi çamur kız!

Sana karşı haykıranı mecbursun dinle;
Bugün hesap göreceğiz artık seninle:
Ben cephede geberirken, geride vatan
Aşkı ile bin belali işe can atan

Anam,babam,karım,kızım eziliyorken
Dağlar kadar yük altında...Gel,cevap ver,sen
Bana anlat,anlat bana, siz ne yaptınız?
Köpek gibi oynaştınız ,fuhşa taptınız!

Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
Yalniz gönül verdiniz siz zevke,cazbanda...
Ey nankör kiz,ey ****** unutma şunu:
Sizin için harbederken yedim kurşunu.

Onun için topal kaldı böyle bacağım,
Onun için tütmez oldu artık ocağım.
Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.

Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,
Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
Size şarap oldu sanki... Şehit canımız

Güya sizin mezenizdi ! Yiyip içtiniz;
Zıpladınız,kudurdunuz arsız,edepsiz!...
Gerçi salonlarda "yıldız" dı senin adın,
Hakkikatte ******sin ey alçak kadın!

Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.
Omuzunda neden seni fuzuli çeksin?
................................................
Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..

H. Nihal Atsız

bhurcy
15-05-2008, 23:57
Özlemin alev alev yandığı saatler bunlar.
Gün çekiliyor, ay parlıyor.
Hadi geleceksen şimdi gel!
Umudunla, yüreğinle, sevdanla gel!
Yık karanlığımı!
Hayata dair kötü olan ne varsa yık onları,
Beni yeni umutlara sürükle.
Aşkın en koyusuna götür beni.

Bin yıldır bekliyor gibiyim seni
Bin yıldır karanlık bir oda da tek başıma oturuyorum sanki!
Kim girip çıkmışsa hayatıma,
Kim talan etmişse yüreğimi
Hepsini silmek için gel.
Bir tek sen kal içimde!
Seni biliyim bundan sonra, Sevdan Yetsin Bana...

Senin aşkınla yaşamak istiyorum artık!
Öyleyse gel, bekletme.
Seninle olmak,
Seni duymak,
Seni görmek,
Seni anlamak,
Seni yaşamak, tarifsiz sevinçler yaratacak içimde biliyorum.
Dallarımdaki kurumuş yaprakları tek tek temizlemek istiyorum artık.
Gelişinle yeniden yeşermek,
Yeni yapraklar açmak istiyorum.
İster haber ver,
İster haber verme. Ama Gel. Bekliyorum!

Eskişehir’ i sokak sokak geçipte gel,
Her sokakta kendi izini göreceksin şaşırma!
Nereye gittiysem seni de götürdüm.
Yoktun! Ama yanımdaydın!
Hep yüreğimde hep aklımdaydın
Seni eskişehirsiz , eskişehir i sensiz düşünemedim.
Gel bu kentin tarihine en ölümsüz sevdayı yazalım,
Nice aşka mezar olmuş Eskişehir bu kez kabullensin yenilgiyi
Hadi gel biz Eskişehir olalım.

Korkma başkalarında gördüğün ihanetler, iki yüzlülükler,bitmek bilmeyen acılar yok bende.
İlk kez bırak kendini kaygısızca
Yarını düşünmeden ya sonra demeden gel.
Kurtul seni saran tutsaklıklardan.
Sana yazdığım,
Seni yazdığım şiirleri okumak için gel.
Bak günler anlamsızca geçip gidiyor
Oysa ömür dediğin şey üç günlük.
Birlikte ve severek tüketmek varken günleri
Böyle koyu karanlıkta kalmak niye?

Gel hadi sensiz geçen günlere bir yenisini daha eklemek istemiyorum.
Özlemin ateşini söndürüp aşkın ateşini yakmaya gel.
Bekleme artık
Geleceksen şimdi gel!
Gel ki adın eksilmesin dilimden!

noumanga17
16-05-2008, 04:44
Bahçe kapısından sızdılar
Aralık kalmış neresi varsa hayatımın
Bünyede bastırılmamış ne kadar isyan varsa ordan
Daha asitli bir yalnızlık için dilek tutuyorum şarkılara
Sıradaki benim şansıma diyorum
Haberler başlıyor birden
Benden, hazin biçimde bahseden
Kumsalların istenmeyen kaç kum tanesi varsa
Önde gideniyim her tazyikli akışta

Zayii makamında bestelenmiş yazılar kaldı avluda
Gitme diye yalan bile söylerim
Yerini söylerim ne saklamışsan kal diye
Bu yaz'ı serin tutalım diye çıplak tenlerde
Geceyarısı tatlı bir soğukluk olsun diye her sevişme
Aramızdaki her üryan gelişme
Hem gidenedir bu şiir
Hem gelecek olana
O da biraz oyalanıp gider nasılsa
Hep haberler başlayacak biliyorum
Hangi şarkıyı seçsem şansıma
Şimdi şifa niyetine giriyorum sulara
Mavisine değil denizin
Sade tuzuna...

Yılmaz Erdoğan

EnUzunGece
16-05-2008, 17:04
Sen Ateş Ol Ben Yanayım


Tenin tenimde ben sana haldaş olayım,

Bir yaprak gibi dalına sarılayım;

Uğruna yanılayım, uğruna yorulayım.

Ahını ahıma kat sevdan olayım.

Sesime bir ilmek at sesine tutunayım...



Sen ateş ol ben yanayım,

Sen yaz ol ben ayaz kalayım;

Uzasın gölgeleri şu ışıkların,

Sen tutukla ben hükümlü kalayım...

Hükümlü kalayım !!!


YILMAZ ODABAŞI

EnUzunGece
16-05-2008, 18:21
Çay, Simit ve Peynir


Basit yaşayacaksın, basit.


Mesela susayınca su içecek kadar basit...


Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.


Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;


Tek bir düğme, tek bir cümle gibi...


Sevince lafı dolandırmadan söylediğin "Seni Seviyorum" gibi.



Basit bir öpücük yetecek sana...


Basit, sıcak bir öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.



O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,



Öpücük için yiyeceksin, hayatının dayağını.


Kabak çekirdeği verecek, sana rakamların veremediği mutluluğu.


El yazısıyla yazılmış, eğri büğrü bir mektup olacak,


En değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.


İki harekette giyiniverecek, iki harekette soyunuvereceksin.


Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen süre;


Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve


Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını; bakışların bile anlatabilecek kendini.


Beklentilerin de basit olacak, Kaf Dağı'nın önünde bekleyecek mutluluklar.


Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;


Ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz romanını;


Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.


Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.


Bir kaşarlı tost olacak aradığın,

nasıl oturacağını bilemediğin sofrada,


Parmakların en kıymetli çatalın,

yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.


İskender'in kılıcı duracak, avukat rehberinin yanında.


Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana, kontraplak bir gitarda


doğru basılmış bir fa diyezin mutluluğunu,

Makyajı, ilk "a"sına kadar bilmen yetecek, temizlik kokacak en pahalı parfümün.

"Bilmiyorum" diyebileceksin bilmediğinde ve çok normal olacak "bilemeyişin".

Tek dereden su getirmen yetecek, bir "istemiyorum" diyebilmeye,

Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.


Saatin, sadece saati gösterecek,

Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,

Küçük bir not defteri olacak, "bilgini" en hızlı "sayan".

Basit yaşayacaksın, basit.

Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...

Çay, simit ve peynirle...

Nazım Hikmet RAN

gulunar
16-05-2008, 18:38
Kader değildi
Ellerindi,biliyorum...
Birbirini deli gibi seven iki insanı ayırmaya kader utandı
Ama sen utanmadın...
Senden başka kimsenin bizi birbirimizden ayırmaya yetmezdi gücü
Biliyorum sevgilim;
Kader değildi ayıran bizi
O çok sevdiğim
Ellerindi...

( (Şiir bana ait;) )

gulunar
16-05-2008, 18:40
Bir yumak sarar gibi geçtim acılardan
Bir kilit yüreğimde, bir demir kapı
Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerlerdeyim
Belki de aşk dediğin erişilmez olmalı...

Ben imkansız aşklar için yaratılmışım
Ne kavuşmayı bilirim ne unutmayı....
Kayboldum kuytusunda yalnızlıkların
Yaşadım en karasını sevdaların

Sensizlik bir ok gibi canıma saplanlamalı
Coşmalı yanardağlar, kasırgalar kopmalı
Aşkın bir zehir gibi kanımda dolaşmalı
Elbette aşk dediğin böyle olmalı

Ben imkansız aşklar için yaratılmışım
Ne kavuşmayı bilirim, ne unutmayı...
Kayboldum kuytusunda yalnızlıkların
Yaşadım en karasını sevdaların

STReSeLLa
16-05-2008, 18:58
Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

Şehre bir yağmur yağdı
Ben ağladım

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü
yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
sipariş edildi yeniden

Bir şehre yağmur yağdı
Ben ağladım

Kim daha çok yalan söndürdü çay
bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım

Ben ençok seni götürdüm giderken
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım...

Yılmaz Erdogan

direstairs
16-05-2008, 19:38
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,
ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU

My_DeaTh
17-05-2008, 02:29
AŞK

Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.


Özdemir Asaf

My_DeaTh
17-05-2008, 02:32
AĞLAMAK

Ağlamak
Bazı acılarda yetmez
Bazı ölümlere
Örtüsüdür bazı acıların
Örter, örtülmez
Savunur bir süre
Ağlayanlar sevinmeli
Sevin ağlayabiliyorsan
Acılar art arda dinmeli
Durur bir nöbetçi gibi
Durur bir bekçi gibi
Zamana gülmeli-gülmeli.
Sevin ağlayabiliyorsan
Unutmanın kardeşidir ağlamak
Uyur uyanır yatağında duyguların
Düşüncenin kucağında hep çocuktur
Ağlamak.


Özdemir Asaf

My_DeaTh
17-05-2008, 02:36
ÖZLEM

Bir gece,
Gecede bir uyku..
Uykunun içinde ben...
Uyuyorum,
Uykudayım,
Yanımda sen.

Uykunun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben...
Bir yere gidiyorum,
Delice...
aklımda sen.

Ben seni seviyorum,
Gizlice...
El-pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden,
Tek hece.

Seni yitiriyorum
Çok karanlık bir anda...
Birden uyanıyorum,
Bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda...
Güzelce.


Özdemir Asaf

EnUzunGece
17-05-2008, 02:37
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.


Yahya Kemal Beyatlı

My_DeaTh
17-05-2008, 02:46
BİR ŞEYİN ADI

Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.


Özdemir Asaf

EnUzunGece
17-05-2008, 02:49
ADIM SONBAHAR


nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar


Attila İLHAN

EnUzunGece
17-05-2008, 02:59
ŞEN OLASIN HALEP ŞEHRİ

Hiç kimse senin kadar
yakıştırmamıştır hüznü kendine
Hüzünler ki aşkın ve şiirin
yıllanmış şarabıdır
damıtılmıştır acıların imbiğinden
Hüzünler ki şairlerin yüreğinden uçuşan
sararmış çiçek tozlarıdır
Biraz da şairlere özgüdür hüzün

Bozkırın yalımına direnen
solgun bir gül gibi yüzün
Acının, sabrın ve yalnızlığın
sessizliği sararıyor
yorgun güzünde alnının
Ve artık hiç bir şey bırakamıyorsun
bekleyişlerden başka kendine
Biraz da şairlere özgüdür bekleyiş

Hiç kimse senin kadar
alışkın değildir ayrılıklara
Ayrılıklar ki nişanlısıdır hasretin
acılar ve türkülerle çeyizlenir
bekleyişlerin sararan güzüne
Ve hasret kızıl bir güldür
ayrılıkların mendiline nakışlanmış
Biraz da şairlere özgüdür hasret

Kerem'i kül eden yangındır gurbet
ferhat'ın sabrıyla çatlayan kayadır
Sarınarak acının yorganına
sararmış bir yaprak gibi nakışlar
bekleyişlerin gergefine hüznü
Gurbet biraz da halep demektir
söylenir adı efsane efsane
Biraz da şairlere özgüdür gurbet

Ayrılıkların çanı vurduğunda
savrulur pişmanlığın kızgın külleri
Bütün sevdalar hasretin yalımıyla tutuşmuş
bir bozkır türküsüdür Kerem'in kavruk bağrında
ve artık
yollara düşmenin zamanıdır
şen olasın halep şehri
Biraz da şairlere özgüdür ayrılıklar..

AHMET TELLİ

hmtknn
17-05-2008, 03:17
ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum

Orhan Veli Kanık

bitter_x
17-05-2008, 03:26
HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

igzalina_igzali
17-05-2008, 14:54
_Hayat_
Kaçağım
Eşkiya aşklar yaşarım durmadan
Kaşla göz,dağla uçurum arası konar göçerim
Sürgünlüğümü yurtlanmaz yerleşik sevdalar
Sığsın isterler defnelerim küçücük saksılarına
Yetmez dağbaşlarının teslimiyeti istenir
Ya katlim ya ihanetim

Bilmezler bir başka yol olduğunu
Yani ben eşkiya her yanı pusu
Gözlerindeki dumanlı dağlara sevdam
Zülfünde gölgeye sığınmam bundandır
O zaman keyif çatarım silah diye
Sevdanın doruğuna

Buzullar erir nehirler yatak değiştirir
Sevdalarını ışıklarında yıkarlar
Sonrada yürekleri seslerinde
Gürül gürül akarlar
Çıplak suretleri dağbaşları resmeder
O dem iklim değişir hüzün olur

Yüreğimden gayrısına sır vermediğim doğrudur
Kaçaklık bu
Hadi gel şahrud’um dağlara gövde verelim
Göğsüm tahtasının altı ol
Yoksa vuracak beni hasretim bir tenhada

Yakışırmı bir kaçağa ecel eliyle ölmek!!

EnUzunGece
17-05-2008, 15:05
MENDİLİMDE KAN SESLERİ

Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.





Edip CANSEVER

Yiyang
17-05-2008, 15:16
Yaşamaya Dair-I

Yaşamak şakaya gelmez
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela
Yani yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden
Yani bütün işin gücün yaşamak olacak

Yaşamayı ciddiye alacaksın
Yani o derecede, öylesine ki
Mesela; kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda
Yahut, kocaman gözlüklerin
Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
İnsanlar için ölebileceksin
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken
Hem de en güzel, en gerçek şeyin
Yaşamak olduğunu bildiğin halde

Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı
Yetmişinde bile, mesela; zeytin dikeceksin
Hem de öyle çocuklara kalır diye değil
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için
Yaşamak yani ağır bastığından

Nazım Hikmet

Gereksinim
17-05-2008, 15:35
*Aşkın Karanlık Metali..

Karanlıkta duruyorum aşk vurmasın yüzüme..
Dokunmasın bana kimse..
Kimse ulaşmasın artık..
Tenimin incinen yerlerine..
Uyanmasın bir daha etimdeki yaralı hayvan..
Zamanın siyah deltasında çürümek istiyorum..
Biliyorum artık kimse yok kimsesizliğimde..

Biliyorum aşka kimse yok..
Aşkın karanlık metali..
Soğuyor yüreğimin derinliklerinde..
Aşklarım,arkadaşlarım,dostlarım..
Dağılıp gitti herkes..
İçimi sızlatacak kimse kalmadı içimde..

_nepZey_
17-05-2008, 17:27
Bir Ayrılış Hİkayesi

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...

Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..

Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...

Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...

Nazım Hİkmet

kelebeğim
17-05-2008, 22:39
SEN DAHA BAŞINDAN

Sen kollarıma asla gelmemiş sevgili,
sen yitirilmiş olan daha başından,
senin hangi şarkılar gider hoşuna
hiç öğrenemedim. Vaz geçtim ben seni
gelecek anın kabaran dalgaları içinde
tanımaya çabalamaktan. İçimdeki
tüm uçsuz bucaksız imgeler, çok uzaktaki
derinliğine hissedilen peyzaj,
şehirler, kuleler, köprüler ve patikaların tahmin-
edilmedik dönemeçleri
ve şu bir vakitler nabzı tanrıların hayatıyla atan
kudretli topraklar...
tümü, beni her zaman atlatan seni
anlamlandırmak için içimden yükselirler.

Sen, sevgili, daima hasretle seyrettiğim
bahçelersin sen. Bir kır evinde
açık bir pencere, ve sen daha yeni
atmışsın adımını dışarı, dalgın düşünceli
karşılamak için beni. Rast gele geçtiğim sokaklar,
sen onlarda az önce yürümüş ve gözden kaybolmuşsun.
Ve bazen, bir dükkanda, aynalar hala sersemlemiş
olurlardı senin orada bulunmuş olmandan, irkilmiş
geri verirlerdi benim çok ani hayalimi.Kim bilir? belki de
aynı kuş yankılanıyordu içimizden ikimizin de
ayrı ayrı, dün akşam.

Rainer Maria RİLKE

len-in
17-05-2008, 22:42
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

Nazım HİKMET

zev.zek
18-05-2008, 02:36
HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

bu şiirin şairi kim ?

bluishh
18-05-2008, 05:44
Sen bana
Sen desen de, demesen de olur..
Ama ben sana diyeceğim..
Düşün dur..

Özdemir Asaf

Orbiti_55
18-05-2008, 13:08
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.


Yahya Kemal Beyatlı

bizim şiirden kastımız bir ;)

_nepZey_
18-05-2008, 13:23
bu şiirin şairi kim ?

Can yücel...

_nepZey_
18-05-2008, 13:30
Kimdi kimdi kalan
Giden mi suçludur herzaman?
Ne zaman başlar ayrılıklar
Dostluklar biter ne zaman

Her geçen gün bir parça daha
Aldı götürdü bizden
Aynı kalmıyordu hiçbir şey
Değişiyordu herşey
kendiliğinden

Artık çözülmüştü ellerimiz
Artık bölünmüştü yüreğimiz
Birimiz söylemeliydi bunu
Ötekini incitmeden

Kimdi giden kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terkeden
Giden de
bu yüzden gitmiştir zaten

MURATHAN MUNGAN

<<merve>>
18-05-2008, 13:50
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?



victor Hugo

bishy
18-05-2008, 14:22
SEVGİLERDE


Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen,tutuk,saygılı
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.


Bitmeyen işler yüzünden
Siz böyle olsun istemezdiniz
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.


Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.


Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı
Gecelerde ve yanlız
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.



BEHÇET NECATİGİL

EnUzunGece
18-05-2008, 15:42
bizim şiirden kastımız bir ;)
ne kadar güzel o zaman (:

BÖYLE BİR SEVMEK

ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

hayır sanmayın ki beni unuttular
hâlâ arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir


Attila İLHAN

(Ahmet Kaya'dan dinlemelisiniz...)

My_DeaTh
18-05-2008, 17:47
Bir Adam

Korku dağlarının yürekçisi,
Ölüm denizlerinin kürekçisi;
Öyle suskun oturuyor şişesinin başında,
İçtiğinin hem hırsızı, hem bekçisi,

Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.
Dinledikce susması, düşündükçe susması..
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası.


Özdemir Asaf

fart-ı hassas
19-05-2008, 02:02
....
ya topla yaralı kırlangıçları
yada bu vefasız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine benide götür.

Nurullah Genç

EnUzunGece
19-05-2008, 02:07
Haluk'un İnanci

Bir yaratici guc var, ulu ve akpak,
kutsal ve yuce, ona vicdanla inandim.

Yeryuzu vatanim, insansoyu milletimdir benim,
ancak boyle dusunenin insan olacagina inandim.

Seytan da biziz cin de, ne saytan ne melek var;
dunya donecek cennete insanla, inandim.

Yaradilista evrim hep var, hep olmus, hep olacak,
ben buna Tevrat'la, Incil'le, Kuran'la inandim.

Tekmil insanlar kardesi birbirinin... Bir hayal bu!
Olsun, ben o hayale de bin canla inandim.

Insan eti yenmez; oh, dedim icimden, ne iyi,
bir an icin dedelerimi unuttum da, inandim.

Kan siddeti besler, siddet kani; bu dusmanlik
kan atesidir, sonmeyecek kanla, inandim.

Elbet su mezar hayati zifiri karanligin ardindan
aydinlik bir kiyamet gunu gelecek, buna imanla inandim.

Aklin, o buyuk sihirbazin huneri onunde
yok olacak, gercek disi ne varsa, inandim.

Karanliklar sonecek, yanacak hakkin isigi,
patlayan bir volkan gibi bir anda, inandim.

Kollar ve boyunlar cozulup, baglanacak bir bir
yumruklar sangirdayan zincirlerle, inandim.

Bir gun yapacak fen su kara topragi altin,
bilim gucuyle olacak ne olacaksa... Inandim.

Tevfik Fikret

EnUzunGece
19-05-2008, 19:05
Gülüş bir yanaşımdır bir öbür kişiye;
Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye..
Anılarından kale yapıp sığınsa bile,
Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.

Özdemir Asaf

akıncı038
19-05-2008, 19:36
DÜN GECE

Dün gece ne kadar güzeldi alem,
Göklerin şanlı mehtabı vardı.
Sevdanın topraktan taştığı bu dem
Günah-ı aşkın da sevabı vardı.

Dağlar birbirine yaslanıyordu,
Kuşlar çiçeklere sesleniyordu,
Tabiat gizlice süsleniyordu,
Eşyada vuslatın serabı vardı.

Gönlümü göklere açmak istedim,
Dağları bağrımda koçmak istedim,
Mehtabı doyası içmek istedim,
Nürunda sevginin şarabı vardı.

“O”nu duydum öten kuşun sesinde,
“O”nu gördüm göğün mor çehresinde,
Ecza-yi hilkatin her zerresinde
Mecnun’un Leyla’ya hitabı vardı.

Kainat aşk ile gelmişti dile,
Bülbül şi’r okuyordu bir gonca güle
Rüzgarın hıçkıran sesinde bile
Sevdanın nağme-i rebabı vardı.

Bitmeyen yolların oldum yoldaşı,
Dinledim uzaktan munis bir kuşu,
Benimle konuştu ayın on beşi,
Sandımki bana bir itabı vardı.

Gözlerim esrar-ı hüsn ile şaşkın
Dolaştım pür-sükun, bi-huzur, coşkun;
Gönlümde ezeli, layemut aşkın
Husüf kabul etmez mehtabı vardı.

Gönlümde güneşler ve aylar battı,
Yıldızlar derdime yeni dert kattı.
Rüzgarlar otlara beni anlattı,
Her şeyin neşve-i şebabı vardı.

Dün gece tabiat nasıl vakurdu?
Allahın da nabzı aşk ile vurdu...
Yollarda bir garip dolaştı, durdu,
Elinde sevdanın kitabı vardı.

Hüseyin Nihal Atsız

bluishh
19-05-2008, 19:47
Her seven
Sevilenin boy aynasıdır..
Sevmek ;
Sevilenin o aynaya bakmasıdır..

Özdemir Asaf

deliibo
19-05-2008, 19:56
http://www.netyorum.com/bolum/dostluk-sevgi/20030123-16.htm


buradaki şiir çok hoşuma gitmişti bir bakın bakim beğenecekmisiniz

incii_tanesi
19-05-2008, 22:24
işte böyle gideceksin salına salına
ardına baka baka
kimi bekliyorsun da bakarsın ardına demezler mi adama
sen bir gurursuzu sevmedin ki güzelim
ki gelsin ardından
O asilce sevdi ve asilce gitti

yaptığını çekeceğinden ku$kun mu vardı da
simdi elem icinde ağlarsın
görünen köy misali var mıydı gerek klavuza

şimdi yerli yersiz ağlama vaktidir
çevrene ne yapacağım diye sorma vaktidir
alacağn cevabı ben söyleyim güzelim
bilmiyorum diyecekler

kimin gücü yeterki zamanı geri çevirmeye
öleyse sen sadece susmayı dene

ilk gittigin gibi güçlü sansınlar seni
bu beni daha mutlu eder
bir çaresizimi sevmisim dememem için
sen öyle olmasanda ve ben bilsemde
sen güçlüymüş gibi yap

şimdi hoşçakal deme zamanı amma sen hoşçakal kalmayı haketmiyorsun
sevmenin ve sevilmenin hakkını verebilenindir o
sana söylenecek tek sözüm var
bu ömru sevgiye hasret
mecnun misali yaşaman dileğiyle...

EnUzunGece
20-05-2008, 14:21
RÜSTEMO

Modan yaylasına eşkin almadan
Maktela üzerinde sağımız
Karbeyaz Çermik Dağları
Solumuz kan kırmızısı Fırat'tır
Dört mevsim yeşildir orman
Ve toprak çetin
Baharları aşiretler iner Dersim üstünden
Sürü otlatır.
Odunda
Kömürde
Pamukta
Gönlü bir akarsu gibi alıp götüren
Irzdan ve ekmekten yana
Bir kara sevdadır
Yeşil murattır
Ve bundan ötürü tutmuş dağları
Ve almış yürümüş sulardan öte
Kıl çadırlarda maceramız
Yasak bundan böyle zulüm;
Ve öşür
Ve haraç
Ve angarya
Ve katil
Ve şirkat
Ve talan
Ve küfür kıza kısrağa
Yasaktır, emreder Dağlar Paşası
Elinde, affetmez Fransız üçlüsü...

Gayrı malumunuz olsun halım
Hayrola encam
Malum ola
Ayan beyan
Dosta ve düşmana serencam

Önce şeyhulislam fetva buyurur
Katlim dört mezhepte vacip görülür
Sonra saray ferman eyler
Ve kaltak vurulur ordugahlarda
Dar vakit yetiştin tatar ağası
Bir elimde kana batmış hamaylim
Bir elim derman eyler
Dostooo
Buncasına kavga demezem
Kızanlar idman eyler
Hele sarılmasın dört bir yanımız
Tamam cümle dağlar mevzi almıştır
Ve yatmış pusuya patikalar

Salavat getirir dağ dağ taburlar
Narlı bahçe üzre kanlı bir akşam
Gelen elçi değil
Azrail olsun
Anam avradım olsun kaçarsam.

Ahmed ARİF

_nepZey_
20-05-2008, 14:47
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Bahattin Karakoç

EnUzunGece
20-05-2008, 15:56
Aysel Git Başımdan

Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.

Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim icin kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.

Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum…

ATTİLA İLHAN

sempatizan_
20-05-2008, 16:07
basit yaşayacaksın. basit
mesela susayınca su içecek kadar basit...
dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi...
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
'seni seviyorum' gibi.
basit bir öpücük yetecek sana...
basit, sıcak bir öpücük;
ve o öpücükle dolacak tüm günlerin,
tüm düşlerin.
o öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.
kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.
el yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın -hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
iki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
kısacık olacak uyanman,
ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
yolculuklara çıkman arasında geçen süre.
kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.
beklentilerin de basit olacak:
kaf dağı'nın önünde bekleyecek mutluluklar.
bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz
aşk romanını.
pankreasının sağlığına dua edeceksin
kapatırken gözlerini.
zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını
bilemediğin sofrada,
parmakların en kıymetli çatalın.
yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık
denklemleri.
iskender'in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda doğru basılmış bir 'fa diyez'in
mutluluğunu.
makyajı ilk 'a' sına kadar bilmen yetecek.
temizlik kokacak en pahalı parfümün.
'bilmiyorum' diyebileceksin bilmediğinde ve
çok normal olacak 'onu da' bilemeyişin.
tek dereden su getirmen yetecek,
bir 'istemiyorum' diyebilmeye,
ne durduğu fark etmeyecek abanın altında.
saatin, sadece saati gösterecek,
telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
küçük bir not defteri olacak 'bilgini' en hızlı 'sayan'.
basit yaşayacaksın, basit.
sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi
basit...

Nazım Hikmet

sempatizan_
20-05-2008, 16:10
başka türlü bir şey
benim istediğim
ne ağaca benzer
ne de buluta

burası gibi değil
gideceğim memleket
denizi ayrı deniz
havası ayrı hava

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka.

Can Yücel

boygenco
20-05-2008, 16:18
Ben dilenciyim

Sevgi dilendim sevdiğim den
Yürek dolusu
Sevdiğim için
Mutlu yaşamak için
Sevilmek için sevgi dilendim

Ben dilenciyim
Dostluk dilendim dostum dan
Gerçek dost olmak için
Zor günde yanımda görmek için
Dostum demek için
Güvenmek için dostluk dilendim

Ben dilenciyim
Sohbet dilendim yaren den
Tadı şeker gibi, bal gibi
Şerbet tadında muhabbet için
Paylaşım için duyguları, anıları
Yaren olmak için sohbet dilendim

Ben dilenciyim
İnsaf dilendim zalimden
Şefkat dilendim
Merhamet dilendim taş yüreğinden
Canlar almasın diye can dilendim
Yaşama hakkını bilsin diye
İnsafa gelsin diye insaf dilendim

seyma_695
22-05-2008, 02:24
kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

hızla geçen otobüslerin ardından benzeşmek...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

uzaklardaydın, oracıkta öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

kehanet adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

iki çay söylemiştik orda, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni


Cemal Süreya

kayıtsız14
22-05-2008, 16:48
Dağlar
Çekmece'den Maltepe'den ileri
Gitmemiş Sâdâbâd çelebileri
Alem tepesine Alemdağ derler...
Böyle bilmiş böyle yazmış eserler.
Dağlar var karanlık, dağlar var beyaz.
Korka korka eteğinden öper yaz;
Ağrıdağ, Babadağ, Gâvurdağ, Ilgaz
Kubbelerdir...dolaşır, aşılmaz.
Tendürük'te, Kop'ta Palandöken'de
Kurtların payı var gelip geçende...
Ki alırlar vermek istemesen de!
Dağlar var, tahtından inmeyen sultan
Dağlar var, yapılmış bundan, buluttan...
Dağlar var ki Bingöl, Binboğa, Süphan,
Medetsiz'ler, Mor'lar, Nur'lar, Yıldız'lar;
Karalar, Kızıllar, Bozlar, yağızlar...
Karla dolar 'İmdat' diyen ağızlar;
Yollar kesen, haraç alan dağlar var.
Bolkarda çamların sakızı damlar...
Ve bir yıldız düşer, tutuşur çamlar...
Bir kızıl şehrâyin olur akşamlar...
Tacı olan, tahtı olan dağlar var.
Tüter Sarıçiçek, burcu burcudur,
Akşamlar ya mor, ya turuncudur.
Ve kışın dünyanın öbür ucudur...
Sarkarken Cudinin karları dal dal
Bağdaş kuradursun yollara Karhal!
'Ferman padişahın, dağlar bizimdir;'
Dedi yerde bir kurt, gökte bir kartal.
Dönmez misiniz ey yolda kalanlar;
Yolcular, garipler, garip çobanlar;
Allahüekberde tekbir alanlar?
Ovalar, konaklar, yollar aşırı
Birbirini selamlayan dağlar var.
Dağlar var, batının yangınında kor...
Dağlar var; adları Nemrut, Balahor...
Kayışdağ kim, alemdağ kim oluyor?
Lakin ufukları görünce yoksul
Dağ yerine kubbe yapmış İstanbul;
Kurşun şamdanlarda mumlar fildişi...
Ki pırıltıları sularda pul pul.

ARİF NİHAT ASYA

gözde_gs
23-05-2008, 02:02
ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum... Ölüyorum...
JORGE LUIS BORGES

GECIKME

Ya zamanından çok erken gelirim,
Dünyaya geldiğim gibi,
Ya zamanından çok geç,
Seni sevdiğim gibi,

Mutlulukta hep geç kalırım,
Hep erken giderim mutsuzluğa,
Ya her şey bitmiştir çoktan,
Ya hiçbir şey başlamamış,

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın,
Ölüme erken sevgiye geç,
Yine gecikmişim bağışla sevgilim,
Sevgiye on kala, ölüme beş.....
AZİZ NESİN



Sizin Hiç Babanız Öldü mü?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
Yıkadılar, aldılar, götürdüler.
Babamdan ummazdım bunu kör oldum.
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum.
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taslara gelince hamam taslarına
Taslar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taslarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Cemal Süreya

ozinga
23-05-2008, 02:11
TADI AYRILIK DA…

Yine akşam oldu…
Bülbüller sustu…
Hazan vakti yine…

Hani, hani vardır ya konuşamazsın…
Ama ben bugün onu da yapamıyorum…
Söyle neden böyle anlamsızım…

Neyi bekliyorum böyle…
Ne zaman canımı almaya gelecek Azrail…
Eskidi güzelim yıllar…
Ben hep biçare…

Şimdi görüyorum sevgini,
Bana duyduğun aşkının sıcaklığını,
Sevincini, hüznünü…
Ne akılsızmışım…
Geç oldu artık…

Hani deseler bir daha dön…
Yapamam…

(...)

Biliyorum tadı ayrılık da olsa…
Hadi ben gidiyorum,
Vaktim çok yok...

Hicran vakti gelmiş bile…
Sanki bulutların üstündeyim,
Ne yumuşak yastıkmış böyle…
Hadi hoşça kal işte gidiyorum,
Tadı ayrılık olsa da…

(...)

M.Oğuz YANARDAĞ

_nepZey_
23-05-2008, 18:06
Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.

Temmuz (1920)

NAZIM HiKMET

yisebiy
23-05-2008, 18:10
Nasıl tanışmıştık bilirsin
Nasıl gözgöze gelmiştik ilk defa
Nasıl çarpmıştı yüreklerimiz nasıl
Sırılsıklam aşık olmuştum sana

çok değerli merhum şairimiz Ümit Yaşar OĞUZCAN ın en sevdiğim şiirlerinden ZEHİR-ZIKKIM....

miss_sizo2
23-05-2008, 18:11
GEÇMİŞTEN GELMİŞE...

iyi kalpli amcalar; bayram sabahlarımdaki şeker poşetlerimde kalmışlardı...

daha demincek eşiğinde serçelere tasla su verdiğim çanağı devirdim uçurtmamla koşarken.

yağ tenekelerindeki fesleğen kokuları; yüzü güleç teyzelerin ten, emek kokularıydı...

ben küçükken; yani dünyanın gözümde büyük olduğu zamanlar;

yırtık çorap yamalarına salklı kadınlıklar vardı erlerinin ayaklarında...

işte taaa o zamanlardan biliyorum sanki seni...



senin gözlerin tanıdık çocuk...

senin gözlerin; zemzem suyuyla yıkanmış, bayram sabahlarım gibi...





şizoo!
02.01.2007
marmaris

mina-_-
23-05-2008, 23:48
Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

CAN YÜCEL

len-in
25-05-2008, 01:04
Dünyan?n d???na at?lm?? bir ad?md?n sen
Ömrümüzse kar??l?ks?z sorulard? hepsi bu
?u samanyolu hani avuçlar?ndan dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculu?a ç?k?yorum kar ya??yor
Bir a?k tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte
Çocuksun sen sesindeki tipiye tutuldu?um
Dönü?en ve suya dönü?en sorular soruyorsun
Sesin bir ça?layan olup dolduruyor uçurumlar?m?
Kötü bir anlat?c?y?m oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davran?yorum
Kekemeyim en az kasabal? a?klar kadar mahçup
Ve üzgün kentler ar?yorum ayr?l?klar için
Bir yanl??l???m bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun da?a ta?a
Bir daha do?mamak için do?mak diyorsun
Ölümlülerin i?i bir de mutlu olanlar?n
Onlar?n hep bir öyküsü olur ve ya?arlar
B?rak?p gidemezler al??t?klar? ne varsa
Çocuksun sen her ayr?l?kta imlas? bozulan
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun kar??l???n? bilmiyor kimse
Kötü bir anlat?c?y?m oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa ad? a?k oluyor art?k
A?ksa dünyan?n çoktan unuttu?u bir tans?k
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime dü?üyorsun bir çiy damlas? olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklar?m?n içindesin
Sonsuz bir uykuya dal?yorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun art?k iyi ki büyümüyorsun
Ad?nla ba?l?yorum her ?iire ve her m?srada
Esirgeyensin ba???layans?n, biad ediyorum.
Çocuksun sen ve bu dünya sana göre de?il


Çocuksun sen sesinin ça?layan?na dü?tüm
Bir çiçe?e tutundum dü?erken, orday?m hâlâ
Sallan?p durmaktay?m bir saatin sarkac?
Nas?l gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Zaman benim i?te, nesnele?iyor tüm anlar
Dursam ölürüm paramparça olur dünya
Çocuksun sen sesinin ça?layan?na dü?tü?üm
Uçurum diyordun bir a?k uçurum özlemidir
B?rak?yorum öyleyse kendimi sesinin bo?lu?una
Tutunabilece?im tüm umutlar? görmiyeyim için
Gözlerimi ba?l?yorum geceyi mendil yaparak
(Gözlerim bir yerlerde daha ba?lanm??t?, bunu
Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)
Bir rüzgâr esse ellerin fesle?en kokuyor
K?rlang?çlar konuyor aln?na ak?amüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan a?ac?yla konu?uyorum
Ayr?l???n zorla?t??? yerdeyim ve dalg?nl???m
Bir mülteci hüznüne dönüyor art?k bu kentte
Çocuksun sen aln?na k?rlang?çlar konan
Bir bulutun pe?ine tak?l?p gitti?imiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Bat?k bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizli?im f?rt?nalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yan?klar? içinde
Ve gittikçe ac?t?yor yaralar?m? tuzlu su
Çocuksun sen, büyümek yak??mazd? hiç
Gülü?ünün kokusuyla ye?erdi bu elma a?ac?
(Solu?unun elma kokmas? bundand? belki)
Bir elma kokusuna tutundum dü?erken
Sallan?p durmaktay?m bir saatin sarkac?
Nas?l gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Çocuksun sen, çocu?umsun

AHMET TELL?

EnUzunGece
25-05-2008, 01:16
Geleceğim bekle dedi
Ben beklemedim o da gelmedi
ölüm gibi birşeydi
Ama kimse ölmedi

Özdemir Asaf

EnUzunGece
26-05-2008, 00:48
Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle
Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün
Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları
Tarih de kekemeleşiyor bazen
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini
Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir
Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun


Ahmet Telli

bluishh
26-05-2008, 21:24
Çay bardağında
Bırakılan dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam gözlerine
Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanındaki beton binaya
Yaslanması gibi köhne bir evin
Seni bir çivi
Gibi çaktım
Çünkü beynime
Ve toplayıp
Bütün kerpetenleri
Attım denize ..

Sunay Akın ..

TheİmamOfCemaat
27-05-2008, 04:47
uyuyordum.
rüyamda bir bilgin dedi ki:
"uyku kime ışık saçtı?
kimin sevinç gönlünü açtı?
ölüme benzeyen bir işi yapma.
şarap iç.
zira toprağın altında
uyumaya çok vaktin olacak."


Ömer Hayyam

asila
27-05-2008, 12:54
Bir sevda vardı...


Bir sevda vardi
Adı masal gibi yalan olan,
Yasiyordu asktan
Aldigi gidayla...
Geziniyordu hep,
Hüznün kiyilarinda,
Beslendigi sevdasindan
Alamadi gidasini,
Çekdi kökleri onu
Gitti mazinin derinliğine...
Birakti kendini,
Mazisinde esen yele,
Aldi götürdü mazisi,
Hüzün kokan ellere,
Yagmurlarda islandi
Yellerde savruldu...
Asktan yana gülemedi
Aradigini bulamadi,
Bilemedi anliyamadi
Sevdasiz esen yeli,
Sevda yeli sandi,
Esen her yelde
Göge yükseldi,
Günese, aya,yildizlara
Mavi bulutlara sordu,
Günlerce savruldu,
Sahillerde gezindi,
Marti çigliklarinda
Vapur düdüklerinde,
Limanlarda bekledi,
Ne gelen vardi,
Ne de ben sevdayım diyen
Ugultular kesiliverdi,
Yagmurlar diniverdi,
Martilar susuverdi...
Sevdasi savrulup giderken
Avuçlarinda...
Cansiz bir karincanin
Ve bir beyaz kelebegin
Belki de hiç hatirlanmayacak
Cansiz hayali kaliverdi...



Çetin Yaleyza

burak_90
27-05-2008, 12:57
İlham al bu sözlerin sahibi bir Hamal varlığı hayal kahramanı olmak istediğim bir masal var düşündükçe sulara batar benim sal kader beni sal.Marifetle erir gönlüm Gördüm benim benim gören gözüm parçalar ya gönlüm avuçlarımda göğe doğru tuttuğum dualarım ve ömrüm yetmez dilemeye özrüm . Bak bataklıklar üzeri ne kadar da parlak bakta gör burdan her tarafta güzel yüzlü tuzak gökyüzü ne kadar yakın arşı Azam ne kadar uzak kendine yaptıkların ve kattıkların ne kadar vasat .Evet bu bir aşk şarkısı evet bu bir kalp ağırısı evet bu namelerde yanan var en derinden ah bir bilsen içimdeki alevi bir görsen .Yanlız harbin çocuklarını taşladınız öldüler sapanla avlanan kuşlar can çekişerek öldüler.Gözler ayrı düşeni dudaklar cümleden düşürdüler düşenin dostu olmadı hiç.




Düşenin dostu olmaz bunu böylece bildim inanmasam olmaz


Ölüm allahın emri ankebutta belli emre tutuşturdu sago en güzel delili delillerim ve deliliyim Beni Bu yaşıma getirdi sen köşene çekil düşün seni bu hale neler bitirdi.Başta tertemiz sudur yaradılış gün geçtikçe karmakarışır durgun sular ani bulanır ilk başlarda suya bakarsan ayı ve güneşi saf görürsün sonra güneş gider ay kalır üzülürsün .Düşmanın buzunda donmaktansa dostun güneşi yaksın içime alınan her nefes soluk yeniden yaşama dönmek gibi kefene sarılı tütüne benzerim uçar dumanım aniden uçar bu ruh bedenden . Bu ruh bedenden uçar geride kalanlar açar çarkıfelek yaman döner ben solar sen açar onlar kalır sen göçer menzilimiz farklılaşır çok geç olmadan açıl gözüm açıl ..


SAGOPA KAJMER

volkan1906
28-05-2008, 12:38
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona

Pablo Neruda

EnUzunGece
28-05-2008, 23:26
BİTME


Bitme! Bak, içtim, yürüdüm, kederlendim.
Denize girdim, üşüdüm, sana geldim;
düş bitmeden sen bitme,
bitmeden sevgi gitme...

Bitme! Bak, koştum, savruldum, hep örselendim.
Cıgara ziftlendim, ille de seni sevdim;
uzaklarda öyle çok kederlendim...

Günler bitmeden bitme.
Bitmeden hasret gitme...

Bu yangın geceler, bu intihar.
Gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar…
Bu dolunay gecenin göğsünü yarar;
benim göğsümde de sana geniş bir yer var.

Düş bitmeden sen bitme.
Bitmeden sevgi gitme...

Yılmaz Odabaşı
1994, Ankara

EnUzunGece
28-05-2008, 23:36
GÖZLERİN GÖK-

YÜZÜNDE BİR DOLUNAY



Diyelim

ki sessiz gecede poyraz…

Sis çökmüş o heybetli dağlara;

yurdun

da kar altında, gözlerin gök-

yüzünde bir dolunay.



Diyelim ki sınamışsın uzaklığın ihanetini.

Seslere çarpmış sesin,

ama ulaşmamış hiçbir yere nefesin…



Diyelim ki şarabın dökülmüş, suların kesik,

bu hayat seni bir oyuncak sanıyor…



Diyelim ki sana çıldırmak yasak, sana ağlamak

yasak, yarın yasak, düş yasak.



Diyelim ki üşüyorsun kısacık bir ömrün sığınağında;

bir çay bile ısmarlamıyor hayat!



Diyelim ki lekesiz hiçbir şey kalmamış artık;

sis çökmüş güvendiğin dağlara…



Kederli bir süvari ol,

Orda, sen orda!

Bıkma atını mahmuzlamaktan,

bıkma bu puştlar panayırında

berrak nehirler aramaktan…



Yaslı bir kışa rehin düşse de günler,

kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt;

o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın…



Çünkü her insan bir limandır başucunda tekneler;

çünkü herkesin hüznü kocaman, aşkları dalgın…

Kimi kanıyor şahdamarından,

kimi bozgununda yetim, dervişan,

kimi aşklarıyla, düşleriyle perişan…



Yamalı yerlerinden

kanıyor hayat,

tutunduğun günlerinden

soluyor hayat.



Bu yüzden salıver düşlerini kendi uğruna yansın;

salıver düşlerini ateşlere abansın!



Tutunduğun yerlerinden solarken hayat,

bıkma atını mahmuzlamaktan;

bıkma sendeki insan için,

derin uçurumlar arşınlamaktan…



Yaslı bir kışa rehin düşse de günler,

bir gün rüzgâr esecektir suların serinliğinden;

bir gün kırlangıçlar da geçecektir göğün genişliğinden.



Yaslı bir kışa rehin düşse de günler,

kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt,

o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın;

ıslansın…



Çünkü senin de bir ütopyan varsa,

i n s a n s ı n…


Yılmaz Odabaşı

Enhar
28-05-2008, 23:48
BEN BU KENTE DARGINIM BE USTA,
BEN BU KENTE KIRGINIM!
HER KALDIRIM TAŞINDA BU KENTİN
DAMLA DAMLA GÖZ YAŞIM VAR
VE HER KÖŞE BAŞINDA
DELİ DOLU SEVDALANIŞIM.

GEZDİĞİM OLDU SABAHLARA DEK SEVDALI YOLLARINDA
BİLİRİM BU YÜZDEN HER BİR KÖŞESİNİ EZBERE…
CÜMLE KALDIRIMLAR, SOKAKLAR BİLİR,
VE CÜMLE AĞAÇLAR, KUŞLAR ŞAHİdİMDİR;
BEN BU KENTİ ÇOK SEVDİM BE USTA,
BEN BU KENTİ ÇOK SEVDİM;
EN ÇOKTA GÖKYÜZÜNÜ
VE SEVDA KÖPRÜSÜNÜ SONSUZ BİR AŞKLA…

HATIRLARMISIN, SANA YAZDIĞIM BİR MEKTUPTA
SEVDA ŞEHRİ YAZMIŞTIM ZARFIN ÜSTÜNE
VE SEN YOLLADIĞIN YANITTA
HAVALAR NASIL DİYORDUN SEVDA ŞEHRİNDE
HAVALAR İYİ, GÜZEL, HOŞ DA
BEN BU KENTE DARGINIM BE USTA,
BEN BU KENTE KIRGINIM!

BU KENT BENİ AĞLATTI ŞAİR ETTİ;
İÇLENMEMİŞTİM HİÇ BU KADAR, ÜZÜLMEMİŞTİM…
DAHA DİYECEĞİM ÇOKYA!
KALSIN BAŞKA BİR MEKTUPTA.
BEN BU KENTE DARGINIM BE USTA,
HADİ KAL SAĞLICAKLA…

Fatihzade
28-05-2008, 23:50
Bir dilek tuttum her kayan yıldız sonrası
Ve gündüz de tutabileyim diye aynı dileği
Kuyruğuna tenekeler bağladım yıldızların
Duymak için kayarken çıkardığı sesleri.
Bir dilek tuttum samanyolu olmak için
Ki o zaman çakımında bir kibritin
Ne de olsa saman alevi
Yanıp sönerdi deli hoyrat bu sevi
Fatih Yüksel

sude87
28-05-2008, 23:57
BÖYLE SEVDİM İŞTE

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni
gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka
yerde
olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,
orada kalmalıydın. çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu
kadar
kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden
ne
ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım
seninle. çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin
renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin
pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın
bir
ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize
tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar
gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En
kızgın,
en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.
İçimdeki
sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi
ve
ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey
olduğunu anladım seninle...

Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk
yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden
tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
Menzil
sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok
edebilirdim.
Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana
ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen
girebilirdin.

Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı,
gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,
olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni
ve o
doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu
zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni
yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

Seni severken yorulmadım. çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün
yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

Sevdim işte ötesi yok...

_uFuCk_
29-05-2008, 00:00
ATATÜRK'e Dil Uzatanlara!!!

Ne ararsın Tanrı ile aramda?
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda,
Başı açığa neden türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararım içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz...

EnUzunGece
29-05-2008, 02:21
ÖLÜMÜN YÜKSELİŞİ VE ÇÖKÜŞÜ
Ne zaman bir yakını ölse birinin,
Onu ilk-ölüm sanır kalır o.

Ne zaman bir sevdiği ölse birinin,
Onu en-ölüm alır kalır o.

Ne zaman bir saydığı ölse birinin,
Onu hep-ölüm bulur kalır o.

Ne zaman bir-bildiği ölse birinin,
Onu son ölüm sayar kalır o.

Ne zaman bir umduğu ölse birinin,
Onu yok-ölüm duyar kalır o.

Ne zaman bir her şeyi ölse birinin,
Kendini ölümlerle yaşar kalır o.
Ne zaman bir kendisi ölse birinin,
Ölümlerde kendini yaşar kalır o.

ÖZDEMİR ASAF

igzalina_igzali
29-05-2008, 12:42
.........MONA ROZA......
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

blackman_80
29-05-2008, 13:05
AŞK....


Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

CEMAL SÜREYYA

EnUzunGece
29-05-2008, 15:52
GÜL KOKUYORSUN
gül kokuyorsun bir de
amansız, acımasız kokuyorsun
gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun
hırçın hırçın, pembe pembe
öfkeli öfkeli gül
gül kokuyorsun nefes nefese.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
sen koktukca düşümde görüyorum onu
düşümde, yani her yerde
yüzü sararmış, titriyor dudakları
şakakları ter içinde
tam alnının altında masmavi iki ateş
iki su
iki deniz bazan
bazan iki damla yaz yağmuru
mermerini emerek dağlarının
şiirler söylüyor gene
ölümünden bu yana yazdığı şiirler
kızaraktan birtakım şiirlere
büyük sular büyük gemileri sever çünkü
ve odur ki büyüklük
şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
o zaman ölünce de şiirler yazar insan
ölünce de yazdıklarını okutur elbet
ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
yaşamanın herbir yerinde.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
bu koku dunyayı tutacak nerdeyse
gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
herkes, hep bir ağızdan: gül!
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
saçların, alınların,göğüslerin üstüne
yüreklerin üstüne
bembeyaz kemiklerin
mezarsız ölülerin üstüne
kurumuş gözyaşlarının
titreyen kirpiklerin üstüne
kenetlenmiş çenelerin
ağarmış dudakların
unutulmus çığlıkların üstüne
kederlerin, yasların, sevinçlerin
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
yıllarca esecek belki
ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
göreceğiz ki
biz dunyamızı gerçekten görmemişiz daha
geceyi, gündüzü, yıldızları
görmemişiz hiç
tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
bu umutsuzluklari bırakın kardeşler
göreceksiniz nasıl
güller güller güller dolusu
nasıl gül kokacağız birlikte
amansız, acımasiz kokacağız
dayanılmaz kokacağız nefes nefese.

EDİP CANSEVER

TheİmamOfCemaat
29-05-2008, 16:51
Sana Yağmur Diyorum

(gidersen hani sığınaklarım?
eksilir, zarar kalırım
kalırım!
yeni günün tenine dağılır yaralarım
sana yağmur diyorum�)

uzun boylu umuttun
tadında unutuldun
nerde büyük uçurumların
kış suların, yaz uykuların?

sana yağmur diyorum ıslaklığım bundan
yağ da ıslanalım, ama uslanmayalım
uslanmayalım!

gün, vursun yükünü gecenin hırkasına
yol, vursun sesini uzaklığın pasına
sesime kibrit çaksan tutuşacağım
sargısızım,
çoğalırım;
çoğaldıkça arsızım
sana yağmur diyorum�
en haklı aşk,
alkışsız sürebilendir
ve en haklı kavganın öznesi
ölmemek için dövüşürken de ölebilendir�

o an
işte o an
ey bizi ayrı takvimlere düşüren zaman
yere bir bahar dalı düşmüş gibi mi olur
sıradağlar mı tutuşur bağrının orta yerinde?

yeter
kan sıçratmayın sabahın seherine
boğulursunuz
boğulursunuz!

Yılmaz Odabaşı

TheİmamOfCemaat
29-05-2008, 16:55
Kuşlarım Vuruldu

kuşlar mıydı, ben miydim ölen gerçekten
bozgunum her sabah yeni bir kuşu yitirmekten�

kuşlarım vuruldu kurak bir nehirle kaldım
alacakaranlıkta bu yetim şarkısıyla
döndüm dolaştım kendime vardım
dağlarım kurşunlandı, ayazlarda yıkandım
kuşlarım vuruldu çoktan kimsesiz kaldım...

kuşlarım vuruldu, ömrüm paslandı, yiten yılları andım
ki rüzgârlar kadar çok karşılandım çok uğurlandım
hızla dökerken yapraklarını kalbim
gidip bir şarkının notasında saklandım
ama kuşlarım�
kuşlarım vuruldu çoktan kimsesiz kaldım...

kuşlarım vuruldu, kalbim dağlandı, o ah aşklara yandım
yas tutan bir dünyanın kalabalığında
gelenler gittiler gölgemle kaldım
çek git yolumdan kalbim artık uslandım
kuşlarım� kuşlarım vuruldu çoktan kimsesiz kaldım�

Yılmaz Odabaşı

_nepZey_
29-05-2008, 18:23
bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet....

sen say ki
ben hiç ağlamadım,
hiç ateşe tutmadım yüreğimi,
geceleri, koynuma almadım ihaneti...

ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden...

evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan,
biraz da hıçkırık tadı...
pencere önü menekşelerinde her akşam...

dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca..
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam...

ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın

yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet...
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

Ahmet Hamdi Tanpınar

EnUzunGece
29-05-2008, 19:18
AYNI GÖĞÜN EZGİSİ

Abdülselam
Daha aşksız ve kitapsız
lisede
ipince
esmer yürekli bir oğlan

Bu yağmur nerden gelir:
Sular bulanır
Bu çığlık nasıl büyür:
Yürek daralır
Bu kavga ne de bıçkın
Meydan aranır

Aranır Abdülselam
Bilmez bir oğlan

Diyarbakır'ın göğsünde terli bir akşam
Daralan sokaklarda bir yaşamı çaldılar
Abdülselam kardeşimi arkasından vurdular

...
Koştum kan mevsimine erken sarıldım
Bir kanlı geçitte vuruldum kaldım

Yılmaz ODABAŞI

http://www.imageturk.com/UPLOADS/f46a4a8a3b7d39105059.jpg (http://www.imageturk.com/)

len-in
30-05-2008, 01:50
Geliyormuşum;
pencerelerde yaz
ve bileklerimde bayat bir intihar

Oysa ölünecek bir şey yokmuş,
gidince sen,
yaşanacak bir şey olmadığı kadar

Yanıyormuşum;
vardığım yere bırakıp kendimi.
Atlasında yeryüzünün
çılgın
ve çirkin
ve hüzünle oyalanan.
Yüreğimde kül tadı nice yangından kalan...

Ölüyormuşum;
senin saçların uzuyormuş üstelik.
Ölünce ben, cıgarayı da bırakıp taksit ödüyormuşsun.
Bedenin tecritmiş geçliğinden,
ikisi de yalnızmış,
geceler öpüyormuş memelerinden...

Bense geçliğimi pazarlıksız
ve hızla geçtiğimden;
bugünler saçlarımla birlikte şiir yazmayı da kısa
kestiğimden,
piç kalmış aşklarla avutup kendimi,
bileklerimde bayat bir intiharın dikiş izleri,
gelip geçmiş yılların diş izleri ömrümde,
neşter ve gül’müş hayat.
Gülüyor...Gülüyor...Gülüyormuşum...

Yılmaz Odabaşı

len-in
30-05-2008, 01:53
AŞK MIYDI O?

Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi


Etime bir alev değmişçesine
Nasıl da yakardı öptüğü zaman
Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine


Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
Gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
O delice sürdürmeler yaşantımızı


Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
Sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek
Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
Ve en kuytularda buluşmak korka korka


Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
Varmak için o sevgiyle açılmış kollara
Apansız düşmek yükseklerden bir yerden


Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de

Ümit Yaşar Oğuzcan

şeytan_ist_girl
30-05-2008, 02:24
ÖZLEDİM SENİ...


özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

CAN YÜCEL

kelebekçi
30-05-2008, 02:35
BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme artık neye yarar ?

Necip Fazıl Kısakürek

TheİmamOfCemaat
30-05-2008, 06:21
Bileklerimde Bayat Bir İntihar

Geliyormuşum;
pencerelerde yaz
ve bileklerimde bayat bir intihar

Oysa ölünecek bir şey yokmuş,
gidince sen,
yaşanacak bir şey olmadığı kadar

Yanıyormuşum;
vardığım yere bırakıp kendimi.
Atlasında yeryüzünün
çılgın
ve çirkin
ve hüzünle oyalanan.
Yüreğimde kül tadı nice yangından kalan...

Ölüyormuşum;
senin saçların uzuyormuş üstelik.
Ölünce ben, cıgarayı da bırakıp taksit ödüyormuşsun.
Bedenin tecritmiş geçliğinden,
ikisi de yalnızmış,
geceler öpüyormuş memelerinden...

Bense geçliğimi pazarlıksız
ve hızla geçtiğimden;
bugünler saçlarımla birlikte şiir yazmayı da kısa
kestiğimden,
piç kalmış aşklarla avutup kendimi,
bileklerimde bayat bir intiharın dikiş izleri,
gelip geçmiş yılların diş izleri ömrümde,
neşter ve gül’müş hayat.
Gülüyor...Gülüyor...Gülüyormuşum...

.

Yılmaz Odabaşı

.

TheİmamOfCemaat
30-05-2008, 06:23
Konuşsam Sessizlik Gitsem Ayrılık

Resmin rehindir gurbetimde.
Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin.

Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana.
Sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına;
konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...
Ve akşam, bir kez daha;
saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara!
“Bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”:
Çekmiyorsun!

Akarsuları imrendiren yüzün de,
sabahçı kahveler de biliyor:
Görüşmeyeli yorgunum
yıkık kentler kanadı sevinçlerimle.
Görüşmeyeli ya sen nasılsın,
adım, adresim durur mu defterinde?

Şimdi Siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim.
Beynimde iklimsiz papatyalar
ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde.
Sokakların gün batınca neden boşaldığını
ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum.
Konuşsam sessizlik/ gitsem ayrılık…

Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne.
Al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara,
gurbetini rehnetme özlemimde…

.

Yılmaz Odabaşı

.

bluishh
30-05-2008, 06:35
ÖZLETİYOR SENİ BU YAĞMURLAR

Burada yağmur yağıyor..
Aralıksız yağıyor günlerdir..
Ama sen yine de şemsiyeni..
Almadan gel ilk otobüsle..
Buğulanan camlara usulca..
Yüzünü çiziyorum ki yüzün..
Bir yağmur damlası olup..
Düşüyor yapraklarına gülün..
Güller de bozamıyor bu uzun..
Karanlık sessizliğini kentin..
Anılarını yitiriyor sokaklar..
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları..
Tarih de kekemeleşiyor bazen..
Ki o zaman aşktır tek bilici..
Aşksa yürümek gibi bir şey..
Duyabilmek kuşların gelişini..
Anısı bizsek eğer bu kentin..
Unuttuğu türküler bizsek..
Acıyı rehin bırakıp bir güle..
Anımsatmalıyız bunları bir bir..
Sonra yürümeliyiz seninle..
Sokaklara caddelere çıkmalıyız..
Belki bir aşktır bu kentin..
Belleğini geri getirecek olan..
Burada yağmur yağıyor ama sen..
Şemsiyeni almadan gel yine de..
Özletiyor bu çılgın sağanak seni..
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun..


AHMET TELLİ ..

SONSUZNUR
30-05-2008, 23:35
Bir sokuluşun vardı
Anayı arar gibi,
Bir dokunuşun vardı
Sevgili sarar gibi,
Şevkate ve sevgiye
Muhtaçtın anlaşılan,
Bir de öpüşün vardı
Yarayı sarar gibi...

Bir kıvrılışın vardı
İbadet yapar gibi,
Bir kırılışın vardı
Kabahat yapar gibi,
Boyun sıra günaha
Girmiştin anlaşılan
Bir diz çöküşün vardı
Tanrı'ya tapar gibi...






Ben seni beklemeyi,
Seni özlemeyi sevdim...
Ben seni,
Sevmeyi sevdim....
Demek istemiyorum..
Al yanına,
Bitsin bu özlem.
Al ki yanına...
Ben seni sevmeyi değil...
Seni seveyim..! ! ! !

_NeneHatun_
02-06-2008, 01:55
...YALNIZ İNSAN...

Yalnız insan merdivendir
Hiçbir yere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye
Dayandığı kapılardan

Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar
Sunduğu tozdur silinir

Yalnız insan yok ki yüzü
Yağmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sızan yaşlar
Bir parçadır manzaradan

Yalnız insan kayıp mektup
Adresi mi yanlış nedir
Sevgiler der fırlatılır
Kimbilir kim tarafından

Yasak Slogan
02-06-2008, 23:42
DÖVÜŞEN ANLATSIN

Elimizde acının kehribar tesbihi
ki kayıp durmakta parmaklarımızdan
Ey şair
yine bölük pörçük anlattın
yine eksik bıraktın bir şeyleri
gün devrilmekte ama sen
tutmamışsın acımızın çetelesini

Sen sus artık, bize bundan sonrasını
dövüşen anlatsın



Ahmet TELLİ

matrak_kız
03-06-2008, 00:03
Beklemediğim anda karşıma çıkan ayrılıkları,
Aniden bastıran kışı,
Aynaya her baktığımda değişen kadını,
Mevsimler içinde mutlaka bir sevinç getiren yaz'ı,
Gülünce yüzleri bayram yeri olanları,
''Geçecek'' diyerek yarama üfleyenleri,
Okuduğunu anlayanları,
Anlayıp da susanları,
Cesur olanları,
Yeniden başlayanları
Geride kalanları
Ve
Hayatın mutlak coşkusunu,
Sizi,
Seni,
Her şeye rağmen üstelik
''Gördüğüme sevindim!''
İCLAL AYDIN..

_NeneHatun_
03-06-2008, 19:40
...ANNE GEL YANIMDA OTUR...

Bırak kalsın masada ekmek
testide su
Ayna puslu, pencere camı kirli
Bırak kalsın saçların dağınık,
gözlerin uykulu.
Saksıdaki çiçek susuz, kedi
yalını bekler bir köşede
Bırak kalsın meyve ağaçta,
kırlangıç havada
Dama düşen ince bir yaz yağmuru...
Yoruldun artık, bütün gün
didinip durdun
Toprak bile, gök bile, deniz bile
bir yerde yorulur
Bırak kalsın süpürge duvarda,
sabun kovada
Anne, gel yanıma otur.

AHMET ERHAN

''şairin adını sonradan ekledim biraz araştırmam gerekti :),,

çikolata perisi
03-06-2008, 20:09
Sensin özlediginin misli özlenen
Daha gitmeden yolu gözlenen
Gecelerde kadeh kadeh icilip
Gündüzünde sarhoslugu hissedilen..
Hissedemiyorum varlığını yanımda
Çok uzaklaştın sanki artık yoksun burda
Hasretim çığ gibi olmuş soluksuz haykırışlarda
Ne olur bi ses ver dayanamıyorum yokluğuna..
Seni kelimelere döktüm bu gece
Üzerine virgül örttüm üşüme diye
Yanında bide yüregimi verdim sana
Başını yumuşacık yastık niyetine koyasın diye..
Diyecek neyim kaldıki cümlelerimde
Gittin bitirdin bi nefeste
Neden hep ben agladım
ıssız gecelerde..
Geceleri yoktun başım agrır
Semaya baktıkça gözlerim dolar
Gecem böyle gündüzümü hiç sorma
Güneşim bile bana sırtı dönük dogar..
Dogandı içimi ısıtan
gitti suskunlastı buralar
yerini ne o ne bi baskası
dolduramayacak...
Dolduramıyor en dolu hayalin bile yoklugunu
Yine caresizlik büküyor yavas yavas boynumu
Durup durup belirir karsımda sensizligin gercekligi
Ansızın bosaltır icime o yok edici kahrolası zehiri..
Zehirli sarmaşıgın sardı yüregimi
Hayalin büründü kör etti gözlerimi
Dilimde bi çift hece yoklugun bi bilmece
Denklerim çözülmez şaşırdım sevinçte hüzünlerimi..
Hüzünlerimi katık ettim sensizlik aşıma
Her seferinde biraz daha doluyor kasıgıma
Bogazıma diziliyo bazen yutkunamıyorum
Yinede umudu buyur ediyorum soframa..
Soframda aşım gecelerimin yoldaşı
Sensizlik olsada varlıgın yüregimin arkadaşı
Uzakta olsanda hep yanımdasın inan
Yenilsede mantık,bitmeyecek duyguların savaşı..
Savası ne yazık bastan kaybetmisiz biz
Hergün dahada vuruyor caresizligimiz
Tek tesellimiz hep yan yana yüreklerimiz
Onlar attıgı sürece biliyorumki biz biriz..
Biriz tekiz seninle bu küçük yürekte
Ayrılamayız biz bunu tüm dünya bilmekte
Sen gitsende bu yüregi iki parça etsende
İki bedenden filizlenip yaşayacak sevdamız tek yürekte..

alıntıdır.

TheİmamOfCemaat
03-06-2008, 20:26
NeneHatun'un yazdığı şiiri okurken anladım ki özlemişim annemi..
Ama o şiirin yazarını bulamadım :)

Yaşamak Güzeldir Anne

Anne ben senin oğlunum
Kanayan bir yurdum var
Anne ben senin oğlunum
Sönmeyen bir umudum var

Ellerimi tutma ne olur
Beni ağlatma ne olur
Anne ben senin oğlunum
Bu kavgaya inancım var

Yasamak güzeldir anne
Yasamak senin için
Yasamak güzeldir anne
Yasamak yarınlar için

Ölmek yaşamaktır yine
Halkının yüreğinde
Ölmekte güzeldir anne
Ölmek özgürlük için

Anne seni seviyorum
Sana ihtiyacım var
Anne seni seviyorum
Ciğer delen bir acım var


Yusuf Hayaloğlu

EnUzunGece
04-06-2008, 15:40
Ankara





Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında
diye yapılmış
gri sisli binalar...
alnının ortasında
ciddi bir devlet asabiyeti.
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz
ama tanrım neyi?)
kahve önü çatlak mozaik
bel kemiğine tehdit
kürsüler üstünde
çok sigara içen
öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı
aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden
kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya,
yaşasın halkların sevgililîğî!)
soyut bir sevdaya
beşik kertilmiş olan
dağda çoban,
şehirde şark çıbanı sayılan,
fırat'ın büyük elleri
ararat'ın kız yelleri
cilo'nun derin nefesleri
hülasa kente hukuk mukuk okun
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
anadolu çocukları, ankara' ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar
(belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
sevdiğimiz kızlar
çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman
bu kar mevzuu
kızlara yeterince ilginç gelmemiştir
hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar
hüzünlü gelmez insana
ankara'da,
yoksa bugün bir hayat
yaşanmayacakmı duygusu çöker bütün bozkıra.
Kimse keman çalmaz belki
Belki bu fiim hiçbir zaman
o kadar fiyakalı olmayacak ama
Hiçbir lahmacunda
o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
tadını vermeyecek bir daha
Çok daha iyilerini yedim sonra
bizzat Urfa'da hatta
Ama hiçbirinde
o kadar aç oturrnadım sofraya
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar
çok yabancı bir soluk duyulur bazı
bilinmez bir dilin ıslığından
anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
öyle deme ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak
yollarına hep sevdiğimiz insanların
adlarını vermediler ama biz her duvara
bilvesile onların adını yazarak yaşadık
kül ve betondan mürekkep
yaşadıkça yaşanılası gelen
o tuhaf bozkır kokusunda.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.
asfaltlar ışıldar...
bir günden bir sürü gün yapan
mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
rakıyı bol sulu içen
dokunmasın için deği!
çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı,
hep kağıtlara bakarak,
hep kağıtlardan bakarak
hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u
aynı anda sevmeyi başararak,
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
çok beğenmeyerek ama
yine de bu tasarrufunu takdir ederek
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
yürüyen...
memurlar.......
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
biz, şimdi kapalı birr kuruyemişçi
dükkanının -ki bütün plan kar altında
tuzsuz ay çekirdeği çitileyip
yanı sıra bafra içmektir-
kötü ışıklandırılmış vitrininden
umutsuzca içeri bakan,
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,
-yani sistem kendi verdiği kimliği
zırt pırt geri istemektedir-
doğduğu yer yüzünden
doğuştan kavgacı zannedilen ama
pek çoğu kavgadan nefret eden
kavgacı esmer cesur korkak
çoğu kürt çoğu türk çocuklardık...
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar....
ha sonra belki ahmed arifin aklına
hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiçkimse bir daha ankara' yı
O'nun kadar sevemeyecek -bir şiir islenir:
kar altındadır varoşlar
hasretim,nazlıdır ankara.....
ustam yine sen bilirsin ama
hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o,en netameli aydır bence.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar...
asfaltlar ışıldar...
yalanlar...
şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa
elim gönlüm, çocukluğum buz tutar.

Yılmaz Erdoğan

alerjik_nane
04-06-2008, 15:43
bana bir varmış de
bir varmış bir yokmuş deme
içim acıyor

Can Yücel

kayıtsız14
04-06-2008, 15:48
BEYAZ ATLI


Kıvrak atı deryada köpüklerle savatlı,
Fatihlerin en gencini gördüm beyaz atlı...
Hayran sana ceddin ki, dedim, kaldı Fırat'da.
"Oldu Fırat'lı."

Tarihte bir resmi geçit şimdi alınlar,
Yüzler ve göğüsler ki zaferlerle beratlı.
Göklerde Sinan, onlar için kendi eliyle
Asude saraylar hazır etmiş yedi katlı.
Gördükleri rüyada bu imanlı yürekler
Allarla mübeşşerdi, yeşillerle muratlı..
Hiddetleri, şiddetleri, savletleri korkunç;
Sohbetleri tatlı.
Yüzlerce fetih destanının en güzelinde
Fatihlerin en gencini gördüm beyaz atlı.
.........................
Dağdan aşarak indi Donanma-yı Hümayun
Kalyonları durgun suya yelkenli, halatlı..
Gülsün kıyı, açsın suda bakir nilüferler:
Zincirli Haliç artık azatlı!
Bir dil konuşur Kayser'e toplar topu Şahi
Dev lehçeli, tehdit lugatlı.
Şarkî Roma'nın burcuna tırmandı Hasan'lar;
Yoldaşları, "Şahin", "Ali", "İsa", "Hızır" adlı..
Ellerde kılıçlar, yatağanlar ki su içmiş
Seyhun'dan, Aral'dan; Kızılırmak'lı, Murat'lı.
Onlardı gelenler karadan çığ gibi ani;
Onlardı kopan her köşeden atlı, pusatlı.
Atlar var, o yıllar yılı göçlerde sabırmış;
Atlar var, akınlarda kanatlı.
Türk ırkı bu.. Genç Osman açar Bağdad'ı orda;
Bayrak diker İstanbul'a burdan Ulubat'lı!
Fethin yüce serdarı gelip girdi Bizans'a..
Bir yüz ki güzel, taze., fakat bârika hatlı.
Yüzlerce fetih destanının en güzelinde
Fatihlerin en gencini gördüm beyaz atlı!

ARİF NİHAT ASYA

EnUzunGece
04-06-2008, 15:52
ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP

Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...

Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.

Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!

Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.

Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!

Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...

Duvar,katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?

Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...

Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı,Allah'a açık

Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış

Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
İplik ki incecik,örer boşluğu

Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!

Sen bir devsin,yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir

NECİP FAZIL KISAKÜREK

şiir_23
04-06-2008, 16:01
Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede , manastırda eremezsin
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin cehennemin üstündesin

Bir sır daha var , çözdüklerimden başka
Bir ışık daha var , bu ışıklardan başka
Hiç bir yaptığınla yetinme , geç öteye !
Bir şey daha var , bütün yaptıklarından başka

EnUzunGece
04-06-2008, 16:03
HERKES ÖLÜR ÖLÜMÜNÜ




“Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.”

-C. Pavese-

I

Kanatlanır, kanatılır bütün boşluklar.

Aynalar her gün bir başka yalan söyler

ve kalınır geride çizilmiş hayatlardan,

geride yağmurlardan ve çığlıklardan.



Herkes çizer boşluğunu…



II

Her aşk başlarken pembe,

ayrılıkta rengi siyah yalnızlığın…



(Herkes arar pembesini.

Oysa kendinden ötesi yoktur;

kimse sevmez yalnızlıkta gölgesini…)



III

Herkes sever doğumunu;

kim sever ölümünü?



Herkes sever doğrusunu;

kim sever yanlışını?



Herkes susar ayıbını.

Herkes susar ayıbını…



IV

Herkes bilir gitmesini.

Bir zaman öğrenirsin

gideni sırtından öpmesini



Herkes yaşar hasretini…



V

Herkes geçer gençliğini

Herkes…Buğusunda anıların

yitirir kekliğini…



VI

Herkes yaşamakla suçlu,

aşkıyla hükümlüdür;

herkes doğarken ölümlüdür.



Herkes ölür ölümünü;

göğe salıp düşlerini,

salıp tenini, nefesini

bırakır ceketini.



Herkes bırakacaktır ceketini…



YILMAZ ODABAŞI

anatolia_23
04-06-2008, 16:24
sen içmiyorsan, içenleri kınama bari
bırak aldatmacayı, iki yüzlülükleri
şarap içmem diye övünüyorsun, ama
yediğin haltlar yanında şarap nedir ki?

ey kör! bu yer ,bu yıldızlar boştur boş
bırak onu bunuda gönlünü hoştut hoş
şu durmadan kurulup dağılan evrende
bir nefes alacağın, o da boştur boş

bir elde kadeh bir elde kuran
bir helaldir işimiz, bir haram
şu yarım yamalak dunyada
ne tam kafiriz ne tam musluman..

ö.hayyam.

mutsuz palyaco
06-06-2008, 01:17
KALAN

Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden..
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamalar'ın arasında kaçamaklı.

Veriliş rengi başka, alınış rengi başka..
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta..
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.

Bir şey kaldı, bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz..
Seninle dolu, seninle sensiz bir şey..
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı.


Özdemir ASAF

Meymenetsiz
06-06-2008, 01:48
.


Ve en çok seni özledim ben.
Karşı komşunun sokağa çıkacağı zamanı beklemeni.
Her teyzeyi annen gibi sevmeni.
Sanki ayıpmış gibi kimselere söylememeni.
Ve o bisikleti ilk gördüğünde koşuşunu.
Yağmurlu bir günde annenin elinden yediğin ekmeği.
Islanan sokaklara bakıp duygulanmanı.
Yaz akşamlarında oturduğun kaldırımı.Seni bir kez daha görmek isterdim…
hiç konuşmadan..
kısa pantolonlu siyah beyaz halini..
bir lokma boyunu..
diz çöküp yere sımsıkı… ama çok sıkı
sarılmak sana..
göz yaşlarımı omuzlarına bırakıp gitmek istiyorum şimdi
sana kim olduğumu söylemeden…arkama bakmadan
ağladığımı sana göstermeden
seni çok özledim
ama çok özledim
çocukluğum! !





Güzelmiş ya..
\:

_NeneHatun_
06-06-2008, 13:33
BEKLE

Geleceğim bekle dedi
Ben beklemedim o da gelmedi
ölüm gibi birşeydi
Ama kimse ölmedi

ATTİLA İLHAN
........................

ANILAR IRMAĞININ KIYISINDA

hem severdik o çiçeği delicesine
hem de sevmez görünürdük
çocukluk işte
kapışmamız sanki bir başka nedendendi
yoksulluk dağ başında yalınayak keloğlan
varsıllıksa subaşında bir devdi

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL.
.........................

EĞER

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

CAN YÜCEL
...........................

KURTULAMAZSIN

önce sesini
sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında
bu kent de tükürdü aşklarına
kal orada!
artık hiçbir şeyden kurtulamazsın
ıslanmışsın bir kere oğlum
yaş gününde
kuruyamazsın..

YILMAZ ODABAŞI
.............................

BUĞU BANYOSU

Ela gözlerim teninizin en derinlerine getti.
Batıl bir evlenme yaşadım.
Sevsem de öldürüyorlardı
Sevmesem de.
Düşerler onlar da yıkılıp düşer bir gün.
Heeç ağlamadım. Mavi kuzgun buğday başaklarını sıyırdı.
Gözyaşım duştu. Ben bu yerde heç yaşamadım.

LALE MÜLDÜR
.............................

YERYÜZÜ AĞACI

şair olmak kolay değil yavrum
uzvun o kadar güzelken
bir yanda yaş ağaca balta vuran çokluk
bir yanda kanımı azdıran bokluk
beni artık hücre çoğaltmaktan da yargılarlar
zahir

ARKADAŞ Z.ÖZGER

.............................

NEDEN.

neden
hep
boş
bir
bardağa
yüksünmeden
boyun eğer
sürahi?

METİN ALTIOK

TheİmamOfCemaat
06-06-2008, 13:43
Tezkere

Ay'ın altında kağnılar gidiyordu
Kağnılar gidiyordu
Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
Toprak öyle bitip tükenmez,
Dağlar öyle uzakta,
Sanki gidenler hiç bir zaman
Hiç bir menzile erişmeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar; ayın altında dönen ilk tekerlekti, ilk tekerlekti.

Ayın altında öküzler
Başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
Ufacık kısacıktılar
Ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
Ve ayakları altından akan
Toprak, toprak ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
Ve kağnılarda tahta yataklarında
Koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar, birbirlerinden gizleyerek
Bakıyorlardı ayın altında
Geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar...
Bizim kadınlarımız;
Korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
Anamız, avradımız, yarimiz
Ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
Ve soframızdaki yeri; öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
Ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
Ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
Işıltısında yere saplı bıçakların
Oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar,
Bizim kadınlarımız.
şimdi ayın altında
Kağnıların ve hartuçların peşinde
Harman yerine kehribar başlı sap çeker gibi
Aynı yürek ferahlığı,
Aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar yürüyordu
Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

Yürüdü tren de yolda inilmez
Derdim çoktur memlekete söylenmez
Tükendi cephanem, geriden gelmez
Tezkeremden evvel vurdular beni,
sılama hasret koydular beni.

Aziz Abdal dağı ordugah yeri
Bir haftalık hayındır yenmiyor kuru
Hasretlik kaldı koca Kayseri
Tezkeremden evvel vurdular beni,
sılama hasret koydular beni.

Ağır makineni de tepeden inmez
Tarıyor ırmağı kimse görünmez
Verilen parolar aklıma gelmez
Gözüm göre göre vurdular beni,
sılama hasret koydular beni.

TheİmamOfCemaat
06-06-2008, 13:46
Günlerden öyle bir gündü;
Üstüne tarih düştüğüm.
Gözümün önüne geldi birden
Balkıyan güzel yüzün.

Ve yüreğim yandı söndü,
Ter bastı avuçlarımı.
Bir işlek kovan uğultusu
Kapladı kulaklarımı.

Uzandım usulca cigarama;
Yavan ömrüme katık.
Ben o gün öldüm gülüm,
Bir daha ölmem artık..

Metin Altıok

_NeneHatun_
06-06-2008, 13:48
...SEVDADIR...

Göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın

solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana

çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlunun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım, canım benim

üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
bak yer yüzü ne kadar geniş
ne kadar dar

Dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
Hasretine vur beni

Giyecek çamaşır getirdim sana
adettir diye değil, sevdim diyedir
bağışla, eski biraz
bedenim uygundur diye bedenine
elimle yıkadım, ütüledim
elma ağacında kuruttum

Günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
Bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
Seni ben her yerinden öperim
beni unutma

kadere inansaydım
sana inanırdım
Düşürmem sigaramın ucundaki külü ben

öyle kırık bakma bana
Caddeler nasıl da genişliyor
sana bunu söyleyecektim
Bileyli bir makas vardı yanımda
sana bunu söyleyecektim
Hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
sana bunu...
Oyy nasıl söyleyebilirim
deliren sevdamızın kısrak huyunu

Elimi tut
tuttururlar, o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
Bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız

sen içerde
Ben dışarda...
Oyyy mahpusluk mahpusluk...

ARKADAŞ Z. ÖZGEÇ

TheİmamOfCemaat
06-06-2008, 13:48
Bu yaşıma geldim içimde bir çocuk hala
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor zamanla.

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

Anıların kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.

Sevgiden caydığım yerde darıl bana.

Metin Altıok

TheİmamOfCemaat
06-06-2008, 13:50
Hıçkırığından Tanıdım Seni

kötü geliyordu telefonda sesin
bir an çıkartamadım
ama sonra hıçkırığından tanıdım seni
hep böyle ağlardın koynumda
unutmadım.....

Okan Savcı

daral_geldi
06-06-2008, 19:07
Merhaba Canım / Arkadaş Z. Özger

ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freudun alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgarın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophones

barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamıyacaksınız

güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
(zeki müreni seviniz)

_nepZey_
06-06-2008, 20:44
zeynep beni bekle / gece ağaçlarına
yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı
yalnızlığını mutlaka değiştireceğim
bir yaprak halinde süzülüp saçlarına
eski teşrin'lerden / kederli kırmızı
zeynep beni bekle mutlaka döneceğim
söyle kim önleyebilir buluşmamızı

geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman
benim şiir kitaplarından sızan aydınlık
elinde uyuyakaldığın heyecanlı roman
pancurların çarpıldığı lodos geceleri
rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık
her akşam koridordaki ayak sesleri
yanlış çaldığını zannetiğin telefon
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son

pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi
sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis
hayat akıp gidiyor olsam da olmasam da
saati durmamalı ufak sorumlulukların
resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi
bak mektuplar birikmiş yine masamda
fakülteler açılacak bak bugün yarın
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
başladığımız filmi birlikte bitireceğiz

kim ne derse desin içimde delice bir his

Atilla İlhan

kupa.kizi
06-06-2008, 21:16
AŞK....


Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

CEMAL SÜREYYA




Cemal Süreyya değil Cemal Süreya. girdiği bir iddiayı kaybettiği için isminden bir harf attı

ilxen
06-06-2008, 22:00
Gidersen,
Başlar içimdeki ülkede ayaklanmalar
Yüreğim
Özledikçe büyüyen aşkına örgütlenir
Her şehrimde seni yaşar kurtarılmış bölgem

Sokaklarıma taşır her gün adaletsiz bir düzene karşı yapılan eylemler
Meydanlarım, anıtlarım zamana haykırır
Kederim grev çadırları kurar
Sana akmak isteyen sesim ölüm orucunda
Şekerli suya konuşur sustuklarını yalnızca

Gidersen
Sana hediye ettiğim türküler izinsiz yürüyüşe geçer
Şiirim her dizesine pankart açar
Sazım tellerini boykot eder

Savunmam yapılır konuşmalarda
Dağıtılan bildirilerde
Gizli adreslerde
Bodrum katlarında yapılan toplantılarda
Eleştiri üzerine eleştiri alır
Özeleştirimi bir tek sana yaparım

Gidersen
Yaz, kış her mevsim sonbahar olur
Hani hangi yaprak düşse içinin titrediği
Hani dallar kırgın
Gökyüzü içli mi içli
Dokunsan ağlayacak
Aylardan Eylül ya hani...
Hüzün bulutları gözlerimde
Sonra yağmurlar yağar yetim yüreğime

Bir sabah
Mitinglerde buluşur içimdeki binler
Binler bir olur
Bir ben,
Ben sen

Ansızın
Gaz bombaları atılır içime
Genzim yanar, kirpiklerimi yakar
Avuçlarımdan nefes diye içime çekerim seni

Çatışmalar başlar alanlarda
Sol yanım çaresizce vuruşur sağımla
Mantığım ruhumla
Taşlar sopalar fırlar her yana...

Saçından sürüklenir sevdam
Dizleri kanar
Kaşı patlar
Sert yumruklar oturur yüzüne,
Acımasız coplar kırılır belinde...

Göğsüme
Tam da senin olduğun yere
Tazyikli suyu yerim olanca hızıyla
Yığılır kalırım öylesine bir duvar kenarına
Dilimde çığlığını beklemekte olan sloganımla...

Anlayacağın sevgili
Gidersen içimdeki ülke olağanüstü hal durumda

O gün
Bir ilkbahar sabahı gibi önce ortalık sanki
Sonra kus seslerinin, yaprak salınışlarının, güneş parıltısının
Üzerinde ağır ve yorgun panzerler...
Tanklar arka sokaklarımdan geçer
Baslar akşamüstü caddelerde jandarmaların gece devriyesi...

Bir cinayet olurum "faili meçhul" denilen
Örtmeye çalışır koca bir kaldırım taşına tutuşturulan eski bir gazete sayfası
Tenimdeki yalnızlığın kurşun izlerini
Parçalanmış, delik deşik hayallerimi

Kaskatı kesilirim gecenin ayazında
Ay ışığında
Gazete altında sıcacık kanım çekilir buz gibi asfalta

Gidersen
İçimdeki bu karanlık ülkeden
Sana, sesine doğru uçarım usulca rengarenk kelebekler gibi...
Sokağa çıkma yasağını delerim uğruna sevgili
Taşırım narin kanatlarıma taktiğim özlemimi
Özledikçe büyüyen sevgimi
Nerde olursan ol
Ben yine de bulurum seni...


Bir günlük ömrüm sana yetişmez
Issız caddelerde
İki kırık kelebek kanadı olursa eğer
Bil ki benim ..

Unutma
Gidersen bir Eylül sabahıymış gibi darbe iner yüreğime ..
Ve yarım kalır devrimim sevgili...!!!





***CEMAL RUŞAN ***

Dream_demons
06-06-2008, 22:04
amentü / ismet özel

insan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.

dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmıyacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.

meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, gide mesela.
kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
forbes firmasına satan babamdı.

budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güçbela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler için kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.

insanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
ezan sesi duyulmuyor
haç dikilmiş minbere
kâfir yunan bayrak asmış
camilere, her yere

öyle ise gel kardeşim
hep verelim elele
patlatalım bombaları
çanlar sussun her yerde

çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:tanrı uludur tanrı uludur
polistir babam
cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sayarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly pan-am
drink coca-cola

tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.

orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.

hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim."

_NeneHatun_
07-06-2008, 03:06
...AŞKLA SANA...

alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun

başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun

söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor

bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım

beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni

akıtsam deliren sevdamı
köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir

yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarın

şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek

ARKADAŞ Z. ÖZGER

TheİmamOfCemaat
07-06-2008, 04:47
Elde Var Hüzün

söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrayin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam aşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün

Attila İlhan

TheİmamOfCemaat
07-06-2008, 04:50
Bizim dergahımızda
Sahte para geçmez.
Süpürge bizim darphanemizi
Temiz süpürmüştür.
Meyhaneden bir efendi dedi ki;
"Şarap içmeye bak.
Zira senin dalacağın
Sonsuz uyku anında
Nice asırlar gelip geçecek.

Ömer Hayyam

İçelim üstad içelim..

TheİmamOfCemaat
07-06-2008, 04:55
Uyuyordum.
Rüyamda bir bilgin dedi ki:
"Uyku kime ışık saçtı?
Kimin sevinç gönlünü açtı?
Ölüme benzeyen bir işi yapma.
Şarap iç.
Zira toprağın altında
Uyumaya çok vaktin olacak.

Ömer Hayyam

Usta içmezsek geçmiyor zaman.Hadi bakalım.

KristalDenizaltı
07-06-2008, 15:26
BAHRİ HAZER

Ufuklardan ufuklara
ordu ordu köpüklü mor dalgalar koşuyordu;
Hazer rüzgârların dilini konuşuyor balam,
konuşup coşuyordu!
Kim demiş "çört vazmi!"
Hazer ölü bir göle benzer!
Uçsuz bucaksız başı boş tuzlu bir sudur Hazer!
Hazerde dost gezer, e.....y!..
düşman gezer!

Dalga bir dağdır
kayık bir geyik!
Dalga bir kuyu
kayık bir kova!
Çıkıyor kayık
iniyor kayık,
devrilen
bir atın
sırtından inip,
şahlanan
bir ata
biniyor kayık!

Ve Türkmen kayıkçı
dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş.
Başında kocaman kara bir papak;
bu papak değil :
tüylü bir koyunu karnından yarıp
geçirmiş başına!
Koyunun tüyleri düşmüş kaşına!

Çıkıyor kayık
iniyor kayık

Ve kayıkçı
"Türkmenistanlı bir Buda heykeli" gibi
dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş,
fakat, sanma ki Hazerin karşısında elpençe divan durmuş!
O bir Buda heykelinin
taştan sükûnu gibi kendinden emin
dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş.

Bakmıyor
kayığa
sarılan
sulara!
Bakmıyor
çatlayıp
yarılan
sulara!

Çıkıyor kayık
iniyor kayık ,
devrilen
bir atın
sırtından inip
şahlanan
bir ata
biniyor kayık!

- Yaman esiyor be karayel yaman!
Sakın özünü Hazerin hilesinden aman!
Aman oyun oynamasın sana rüzgâr!

- Aldırma anam ne çıkar?
Ne çıkar
kudurtsun
karayel
suları,
Hazerde doğanın
Hazerdir mezarı!

Çıkıyor kayık
iniyor kayık
çıkıyor ka...
iniyor ka...
Çık...
in...
çık ...


NAZIM HİKMET RAN || 1928

Kelebek..
07-06-2008, 17:18
O kadar güzel bir yüzdü ki
Gelip geçici olamazdı
ya da
Bir resimdi çizilmiş yastığıma..

KristalDenizaltı
07-06-2008, 18:15
KALBİMDE HAZAN

“Uygarlık ve barbarlık kardeştir.”
-Havel-

Dünya sığmıyor insana Havel,
yüzlerdeki, yüreklerdeki maske,
parada kir, suda klor, havada nem,
yüksek borsa, alçak basınç
ve kanun hükmünde ihanetler, sahtekâr jestler.

/İnsan, sığmıyor insana Havel! /

Ve her şey:
Şey!
Mesela o takvimler, o günler
her biri şimdi kim bilir neredeler?
Yalancıdır aynalara gülümseyen o muhteşem gençlikler;
bir yaz yağmuru gibi çabucak geçecekler.
Bize kalan kurt kapanı sözleşmeler
ve iş akdi kıvamında morarmış evlilikler.

Oysa insanı büyüten yalnızlık mıdır Havel?

Biz bu kentlerde,
bu ömürlerin gecelerinde çürüsek bile,
şimdi eski dağlarda vakur bir şafak yırtılmaktadır
ve dışarıda üşüyen bir haziran;
kalbimde yılların tufanından artık bir hazan.

(Kalbimde hazan
ve şairdir elbet
sözcüklere rus ruleti oynatıp yazan!)

Dışarıda üşüyen bir Haziran.
Kanımda nikotin cehennemi;
Kısa kibrit, uzun duman:

Yaan!
Yine yaan… Yine yaaaan!
Yan ki yangınlar bile yansın;
haklıdır içindeki abdal bırak ağlasın...

Bırak ağlasın, artık gündüzlerin ışığında aşk,
gecelerin sularında yakamozlar yok
ve kuşlar konsun diye gerilmiyor balkonlara
çamaşır ipleri;
duyuyorsun işte şiir de yazıyorlarmış iğfal şebekeleri!

Dışarıda üşüyen bir Haziran.
Dışarıda aşksız aşk, Aids, Hepatit b,
dışarıda hormonlu sevinçler, kokmayan güller.
Dışarıda dostluğun, puştluğun kolunda gülümsemesi;
ama öğrendim karanlıklardan ışık destelemeyi
ve baka baka irkilmiş gözlerine hayatın
İnatla…İnatla gülümsemeyi;
öğrendim içimdeki abdalı hünerle gizlemeyi...
(Herkes fanusuna asmış kendini;
bu yüzden beklemiyorum farklı kıyametleri...)

D ı ş a r ı d a ü ş ü y e n b i r H a z i r a n.
D ı ş a r ı d a ö l d ü i n s a n.
Ö l d ü i n s a n…
H i ç b i r k i t a b a y a k ı ş m a d a n!

Ben de yaza yaza çürütüp dünlerimi;
her gün bu cehennemden çalıyorum kendimi…

Bu yüzden her şey:
Şey!
Havada hava, günlerinde gün, evlerde sarmısak soğan;
hepsi bu işte basit, olağan.
Her şey şey’dir;
inandıklarımızdır belki de yalan.
Abarttığımızdır, kül’dür herkesin payına kalan...

1999,Ankara

ozmenur
07-06-2008, 21:43
babamın bir telefonu vardı nokia
almıştı o zamanlar moda ya
takoz derdim ona ben
tekerin altına koyardık araba kayarken
anteni vardı kocaman
kardeşim ısırdı "ham ham"
tuşları kocamandı irice
basar oynardık sinsice
artık eskisi gibi sağlam mı bilinmez
eski moda diye el sürülmez
nerededir acaba şimdi?
arar sorarız herkesi
ara sormaz kimseyi
söylemişmiydim size
babamın bir telefonu vardı nokia
kardeşim ısırmıştı hani ya?

_NeneHatun_
08-06-2008, 01:56
Ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladığım dostum
Ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar

ARKADAŞ Z.ÖZGER

TheİmamOfCemaat
08-06-2008, 05:10
Büyüyoruz

Çocuktuk...
Büyüklere özenirdik.
Onlar gibi davranır,onlar gibi konuşurduk.
Bir tohumun toprağı yırtıp ağaç olabileceğini hayal edemedik.

Yıllar sonra anladık özenilmeye değmeyeceğini
Mutluluklar,hüzünler,küsmeler,kavgalar,barışmalar. .
Ağırlaştırdı üzerimizdeki elbise
Yol yerine kaldırımdan yürümeyi öğrendik.
Tamam büyüdük dedik,
Kaldırımda oturan yaşlı amcayı görene kadar.

Ne yapmalı şimdi?
Zamanı mı durdurmalı,zamana mı direnmeli?
En iyisi içimizdeki çocuğu öldürmemeli..

F.Y.

Yasak Slogan
08-06-2008, 19:34
BİR AYRILIŞ HİKAYESİ


Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...

Nazım Hikmet Ran

Yasak Slogan
08-06-2008, 22:48
İSMAİL’İN KİTABINI OKURKEN

İsmail’in kitabını okuyorum üç gecedir
ateşler içindeki dünyada bir neferin
ölüme at koşturan rüzgârını duyuyorum
Managua yanıyor, her yanım ateşler içinde
yanıyor bir çocuk sevgiyle okşanmaktan
ve temkinli olmak yakışmazdı sana zaten augusto
ve sen ey idris
ismail’in ölümü küçümseyen dostu
“yediğin kurşundan
bir gümbürtü kaldı ki bana!..”
Roma’da navona alanında bırakıp ismail’i
telzaatar’a dönüyorum gecikmiş bir martı gibi
Yurdum diyebileceğim
her yer kan-revan içinde, görüyorum
ve boğazlanmış bir ceylan gibi
serilivermiş denizler ortasına
Önce ismail orda, ne zaman gelmiştir
“gümbür gümbür ve sonuna kadar, taa-sonuna
sonuna kadar sevdaya, sonuna kadar kavgaya
çatlayacak kadar sabırsızlıkla…”

İsmail1in kitabını okuyorum üç gecedir
ve alnımı seher rüzgârına dayayıp
sesleniyorum
“-Ey usta
nerde benim payım içtiğin baldırandan!.”

AHMET TELLİ