PDA

Tüm Versiyonu Göster : Klavye'de bırakılan izler


Sayfalar : [1] 2

bigman
20-07-2007, 21:21
Sadece yüreğimden geçip monitörde son bulan yazılarım.

bigman
20-07-2007, 21:23
Bazı zamanlar yaşadığınız hayatamı isyan etmek istersiniz,yoksa o bazı anlarda hayatınızda yaşadıklarınızamı.

Biliyorum hayat hiçbir zaman toz pembe görünmez.Simsiyah göründüğü zamanlarda vardır.Hayat siyahı çok sevdiği renk olduğu içinmi tercih eder yoksa pembenin toz oldugunu bilecek kadar akıllı olduğu içinmi tercih eder.Yoksa hayat renk tercihini kendisini giydiren insanlaramı bırakır.Bu yaşanılan zamanlar siyahı çok seven insanların hakimiyet kurduğu zamanlarmıdır.

Siyah giymiş olan bir hayat karşısına üzerimize hangi renk elbise giyerek çıkmalıyız.Ortama uysun diye siyahlaramı bürünmeliyiz.Hayatla uyumlu olalım diye siyah renkmi tercihimiz olmalı.Hayata siyah renk giydiren insanların işleri açılsın diye onlarla irtibatamı geçmeliyiz.
Hatta olayı biraz daha abartıp gözlerimizin renklerinide siyahmı yapmalıyız.Oturduğumuz mekanların duvarlarını siyah rengemi boyamak gerekir.

Siyah renk kanımıza işlesin diye daha neler yapmalıyız.Denizin mavisini siyah renkle boyarsak çokmu güzel durur.Elimize siyah renk boyadan bir kutu alıp gökyüzünüdemi siyah renge boyayalım.Doğada ne varsa simsiyah olsun.Öyle ya hayata siyah renk giydiren insanlar çok mutlu olsunlar.Onların mutlu olması için bunlarıda yapmak gerekir.Yoksa siyahlar içinde beyaz ile durmak hiç yakışmaz ortalıkta ayrık otu gibi dolanır dururuz.

Her şeyi siyah renge boyamak için,hayatı baştan aşağıya siyah renge giydirmek için çırpınan insanların düşünceleride siyah renkmidir.Yoksa onların düşünceleri ebemkuşağı gibi rengarenkte yayınlarını halen renksiz sürdüren eski teknolojiyemi sahipler.Yoksa o insanların düşüncelerini siyaha boyayan cehalet isimli bir ressammıdır.Ressamın etkisinde kaldıkları içinmi düşüncelerinin rengide siyah olmuştur.Belkide resim tarihinde yeni bir akımdır.

Yazın bazı anlar çok yağmur yağar.Hatta bir yandan yağmur yağarken bir yandanda güneş görünür.Bu anlarda kimi zaman gökyüzünün renk cümbüşü olan gökkuşağı görünür.Hayata siyah renk giydirenlere inat bakın görün işte esas hayatın renkleri burada şeklinde bir ifade kullanır gibi gökyüzünde bir süre görünür durur.

Gökkuşağını gördüğüm anlarda,yüzümde bir gülümseme belirir.Kendimi güneşin yüzünü çalan bir hırsız gibi hissederim.Utanmam hırsızlık yaptığım için sadece güneşe benzediğim için gülerim.

Hayata siyah renkler giydirenlere inat,hayatın pembesini toz olduğu için kabul etmeyenlere inat,düşüncelerinin rengini cehalet isimli ressamın etkisine bırakanlara inat,bu hayatın esas rengi olan gökkuşağı renklerini her zaman yüreğimde taşıyacağım.

Nedenmi.

Yüreğime akan her damlalardan sonra düşüncelerimin renklerinin gökkuşağının renkleri gibi olması için..Yoksa…. Yoksamı….

Siyah değil gökkuşağı…

bigman
20-07-2007, 21:28
Beyaz eşya aldığınızda almış olduğunuz beyaz eşyanın yanısıra birde garanti belgesine sahip olursunuz.Sahip olmuş olduğunuz garanti belgelerinin en büyük önemi süresidir.
Bu süreler sayesinde almış olduğunuz beyaz eşyayı kullanma kriterlerinizde şekillenmiş olur.Bu garanti belgeleri itina ile itinasız arasında var olan bir sınır çizgisidir.

Büyük marketlere gittiğinizde reyonlarda bulunan bazı ürünleri aldığınızda almış olduğunuz ürünlerle birlikte bu ürünlerin nüfüs bilgilerinede sahip olursunuz.Her ne kadar cüzdanlarının renkleri belli olmasada belli olan tek şey üretim ve tüketim tarihlerinin yazılı olduğu ve nerede üretildiğine dair bilgiler içeren nüfüs bilgileridir.Bu bilgiler sayesinde o ürünleri tüketme çabası içine girdiğinizde ürünün tazeliği ile bayatlığı arasındaki sınır çizgiside bu üretim ve son kullanım tarihleridir.

Ay içersinde belli günlerde posta kutunuza veya kapınızın girişinde duvara asılı olan üzeri çiçek desenleri ile süslü olan kutucuklarınıza misafirlerin uğradıklarınızı görürsünüz.Bu gelmesinden pek hoşlanmadığınız misafirleriniz gelirken yanlarında sizede hediyelerini getirmiş olurlar.Bu bazen elektrik kurumunun,bazen sular idaresinin bazen telefon şirketinin ve bazende reklamları bol olan bankanızın sizlere göndermiş olduğu hediyelerdir.Bu hediyelerin en büyük özelliğide üzerlerinde bulunan son ödeme tarihleridir.Bu hediyeye sahip olduğunuzda ise bir sonraki hediyeye hak kazanmak ile kazanmamak arasındaki sınır çizgisi son ödeme tarihidir.

Issız bir adada tek başına yaşama ihtimalinizin olmadığı zamanlarda toplum içinde insanlarla birlikte yaşama ihtimalinin göz ardı edilemeyeceği anları yaşarsınız.Toplum içinde yaşama savaşı verirkende bu savaş taktiklerinizi belirlemek adına herhangi bir şekilde strateji uzmanı olmanız gerekmemektedir.Hiçbir şekilde uzmanlık alanlarına gerek olmadığını anlamak aslında zor değildir.Zor olmayan ve adını kolay olarak koyacağınız bazı durumlar sayesinde bu yaşama savaşında galip gelen taraf olabilirsiniz.

Nasılmı

Her şeyden önce konuşlandırma açısından karşınızda,yanınızda ve etrafınızda bulunan insanlarla iletişime geçeceğiniz zaman öncelikle kendiniz hakkında var olan bir takım gerekli bilgileri sahte belge düzenlemeden ve özellikle fotokopi olmayan asıl olan belgelerinizle karşınızdakine sunacaksınız.Bunun karşılığında ise karşınızdakinden bilgileri aldığınız zaman bu belgelerin sahtemi yoksa asılmı oldukları mevzularına girmeyeceksiniz.Hatta işi abartıp bankalarda bulunan mor ışıklar gibi aksesuarlara sahip olmayacaksınız.

Nedenmi
Her şeyden evvel karşınızdakinin bir insan olduğunu unutmayacaksınız.Karşınızdaki insanla iletişime girdikten sonra verilmiş ve alınmış olunan bilgiler neticesinde o insanla olan ilişkinizin süresini,ömrünü ve kazanımlarını notere gerek kalmadan tasdiklemiş olacaksınız.
Bir insanın yaşadığı hayatın ne garanti belgesi ne son kullanma tarihi ne de bir ödenecek bedeli yoktur.Eğer bunlar olmuş olsa idi insan yerine karşımızda her daim bir robot bulurduk hemde mutfak robotu olan cinsinden değil.

Yoksa yoksamı robot ile insan arasındaki sınır çizgisi özgürlüktür.
Özgürlükte ne zaman öleceğini bilmeden yaşamaktır.Başkada bir şey değil.

bigman
20-07-2007, 21:31
Buraya aktaracagım yazılarımın hepsi şahsıma aittir.Düşünceleriniz ve eleştirileriniz içinde teşekkür ederim.

gecegüneşi33
20-07-2007, 21:37
paylaşımların için sağol o zaman... ben bugün yemin ettim artık yazılar yazmamay... kolay gelsin.. yüreğine sağlık...

bigman
20-07-2007, 21:39
Gecenın bır vaktı uyanırsın gozlerınden fırar eden uykunun kacısına tanık olursun.Bu kacma eylemı hakkında o an pek fazla dusunmezsın.Gozlerımı kaparım vazıfemı yaparım cumlesının bır anlam tasımadıgına tanıklık edersın.

Insanın aklına uykusunun kacmasına yardımcı olan nedenler hakkında bır soru cumlesı yaratmak adına bır cok sey gelebılır.Gunduz vaktı beynın ıcıne mısafır olarak zıyarete gelmıs olan bazı dusuncelerın belkıde mısafırlıklerını abartmıs olmalarından kaynaklanan sebepten dolayı nerede ıse ıkametgahını uzerınıze gecırecek kadar ılerı gıtmesının pratıkte uygulanısına tanıklık edıyor olabılırsınız.Dusuncelerın gıdıcı olan cınsınden degılde kalıcı olanlarına denk gelmıssınızdır.Bu kalıcılıgın altında yatan sebepler nedır ne degıldır sorusuna gerek kalmadan gorursunuz ve anlarsınızkı kalıcı dusuncelerın sponsorlugunu Japon yapıstırıcısı bır marka üstlenmıstır.Bazende bu kacan uyku durumlarını guzel bacaklara sahıp olan bır bayanın bacaklarına gecırmıs oldugu kulotlu ya da kulotsuz corabının anıden kacıvermesıne benzetebılırsınız.Her ıkısındekı tek ozellıgınde olayın anıden cereyan etmıs olması sıradısı olmus olmasıdır.Kacan uykunuzun sıze ne zaman gerı donecegı konusunda hıc bır bılgınız yoktur.Tıpkı elektrık kesıntılerınde yasanılan en azından bulundugunuz karanlık ortamdan ne zaman kurtulacagım sorusuna aydınlık getırecek cevabı bulmak adına verılen nafıle cabaların netıcesınde ya mesgul sesıne ya da t.e.k. kadrosunda bulunan modern personel yaka kartı ıle dolasan ılgınc bayan seslerı karsı karsıya kaldıgınız durumlar gıbıdır.Cogu zaman kacan uykunuzun sıze yol su elektrık olarak gerı donecegını zannedersınız ama sadece zannetmekle kalırsınız.Kacan uykunuzun eskalını ınterpole vermek gıbı bır dusunce tarzı ıcınde olmanızda ancak kendı kendınızı kandırmaktan baska bır ıse yaramayacaktır.Kacan uykunuzun bır zamanlar televızyonlarda sıyah beyaz yayının oldugu donemlerde cok populer olan kaçak ısımlı dızıde basrol karakter olan doktor kımbıl (okundugu gıbı yazılmıstır ıngılızcem celımsız oldugundan) ıle kanbagı olup olmadıgı konusunda tereddutler yasarsınız.

Bu dusunceler ıcınde kacma eylemıne sebep aramak ıle mesgul oldugunuz an pencereden dısarıya baktıgınızda karanlıgında artık kacmıs oldugunu gorursunuz.Gecenın sessızlıgınde kacan kacanadır.
Karanlıgın kacaklar ıcın en ıyı dekor oldugunu anlamıs olursunuz.

Uykunuz kacmıstır.Uykunuz fırardadır.Ne zaman doner bellı olmaz belkıde donusu olmayan bır yoldadır.Kacan uykunun ardından agzımızdan cıkan cumlelere ornek “delıkanlı adama 20 dakıka uyku yeter” ya da “zaten oldukten sonra bol bol uyumayacakmıyız” muhabbetlerı ıle kendı kendımızı avutarak agaran gokyuzune bakar bakar dururuz.

Uykunuz kacabılır bu hayatta bır cok seyde kacabılır.Fırsatlar kacabılır.Bence bu kacanların ardından fazla dusuncelere dalmanın bır esprısı yok.Benım ıcın bır tek kacak sey onemlıdır.O da ne mı dersenız bende soyle acıklarım.

Gun agarır her sabah yatagımdan kalktıgımda saglıgım ıcın dua ederım bırde derımkı.
Allahım olan aklıma mukayet ol olanda benden KAÇMASIN

Yoksa yoksamı…….

Başka bir şey değil.

bigman
20-07-2007, 21:46
Ilk ve tek gordugum yer televızyon ıdı.Gercek hayatta denk gelmedım.Olur da bır gun denk gelırsem ona karsı hıc bır sekılde yabancılık cekcegımı sanmıyorum.Televızyonda gordugum zaman ıse yapısına bakarak paranteze benzettıgımı soylemek ısterım.Ozellıgının atıldıgı zaman yenıden atıldıgı yere donulup tutulması seklınde acıklayabılırım.Teknık tasarım olarak bence akıllı bır ınsanın ve hunerlı bırısının yapabılecegı bır alet oldugunuda soylemek ısterım.
Türkçedekı ısmının versıyonu olarak ne kullanılır bılmem ama bılmıs oldugum bu alete bumerang denıldıgıdır.

Cocuklugumda mahalle arasında erkek oyunlarından sıkılıp,mahallede varlıklarını kesfetmiş oldugumuz kızlarla,tanısmak adına ortak olarak oynamıs oldugumuz oyunlardan bırısınıde anlatmak ısterım.Bır daıre olusturup elınde top olan bır arkadasın topu yukarı atarak ve attıgı anda ıse bır ısım soyleyerek ve ısmı soylenen kısıde atılan topu tutması ya da tutaması ıle ılgılı olan bır oyun.Bu oyunun tek ozellıgı ıse atılan topun bır sekılde yere dusmeden tutulmasıdır.

Gene cocuklugumda malı krızlerı cok yasadıgım zamanlarda ımf nıyetıne ablamlara seslenıp
Cama cıktıklarında kendılerınden para ıstedıgım zamanlarda kı bu hareketıme cok kızarlardı.
Camdan atılan madenı paraları tutma konusunda kendımı becerıklı ınsanlar sınıfına kaydettırdıgımı soylemek ısterım.Ucuncu kattan atılan madenı paranında bu zamankı paralar gıbı rejımde olmadıklarını,o zamanlar bayagı bır agırlık tasıdıklarını ve avuclarımında bu agırlıga denk geldıgınde acıdıgınıda belırtmeden gecmek ıstemem.

Bazı zamanlar evde canım sıkıldıgında,sıkılan canımın kuruması adına elıme almıs oldugum tenıs topunu karsı duvara atıp sonrada tekrar tutma durumları yasadıgım o gunlerıde keyıflı bır sekılde anar dururum.Bu anma durumlarında ıse hıc bır sekılde ısı resmıyete dokmeyıp anma gunu kıvamında yapmadıgımıda belırtmek ısterım.

Bu hayatın ıcınde atılıp tutulan,ya da atıldıgı zaman tutulamayan bır cok seye denk gelmıslıgım olmustur.Benım harıcımde tabıkı sızde bu tur durumlara denk gelmıssınızdır.Bu anlarda kımı zaman benım gıbı atılanı tutmak konusunda sızınle aynı sınıf ıcınde bulunmus olabıldıgımı kımı zamanda atılanı tutamayanlar sınıfında bırlıkte olabıldıgımıde her zaman dusunmusumdur.

Bu dusuncelerımın bır yerınde ıse bır soru;hıc ısı gucu yokmus gıbı gelıp benım kafamı kurcalar durur.Bu kurcalamasını yaparken de ederken de bana da bılerek beyın jımnastıgıde yaptırır durur.Bu sorunun ne olduguna gelınce de;

Bu hayatın ıcınde atılıp tutulan cok seye denk gelmısım,atılıp tutulamayan seylerede denk gelmısım.Bu atıp tutulamayan durumlarda atılan seyın bır sekılde zarar gormus olabılecegınıde bılmısım.Ama bazı ınsanların atıpta tutturamadıgı sozlerının yalan kelımesının karsılıgı oldugunu bıldıklerını ya da bılmedıklerını hep merak etmısımdır.Yapmıs oldugum beyın jımnastıgınde ıse nacızane cıkarabıldıgım tek sonucun ne olduguna gelıncede

Her atıp tutulan sey bumerang kadar kolay,kızlarla oynanan oyun kadar keyıflı ve duvara atılan tenıs topu kadar neselı olsa ıdı.Bu hayatta butun ısı gucu bırakıp atıp tutardı ınsanlar dıye bır sonuc cıkarttım.

Yoksa yoksamı….

Attım ve tuttu cunku cocuklugum oyunlarla geldı gectı.Baskada bır sey degıl.

KILOZETTE ASLA
20-07-2007, 21:48
valla süper olmuş sen mi yazdın alıntı mı?

:)))))Öldüm valla gülmekten :)))))))))))



Ayrıca konuya gelince; okumadım ama eminim güzeldi. :p

bigman
20-07-2007, 21:53
Hayatın ıcınde yanılma payınız nedır ? Belkı bu yanılma payını dusundugunuz anlar yasamıssınızdır.Bu yanılmaların nereden kaynaklanmıs olduguna dıkkat etmıssenız kaynak yerını gorup herhangı bır kacak durumu oldugunda orayı yenıden kaynatma sansına sahıp olabılırsınız.

Sızı yanıltan sebeplerı hıc dusundugunuz oldumu ? Belkıde hayata sıze ogretılen renkler arasında pembe rengını cok sevdıgınızden olsa gerek toz pembe bakmıs olmanızdan dolayı yanılıyor olabılırsınız.Tabı bu durum karsısında hayatın gercek rengı nedır dıye bır soru sorabılırsınız.Bunun cevabınında hayata hangı renkle bakıyorsanız o renk olarak gormus olacagınız seklınde bır cevapta alabılırsınız.

Insan sans oyunlarında ya da talıh oyunlarında yanılabılır.Belkıde ınsanı en cok yanıltabılecek etkenlere sahıp olan durumlar sans ve talıh oyunlarıdır.Oyle ya bır cok secenek ortada oldugunda ıclerınden hangısının sıze sans getırecegını bılmek aramak bulmak ve anlamak Pazar yerınden domates karpuz alırken ortaya koymus oldugunuz bırkım ve tecrubelerınız gıbı ekstrem durumları ıhtıva etmez.

Bunların dısında karsınızdakı ınsan hakkında yanıldıgınız anlarda yasayabılırsınız.Bu yanılgıya sebep olan konu ıse karsınızdakı ınsanın fotopkopı olarakmı karsınıza cıktıgı yoksa asıl olarakmı karsınıza cıktıgı ıle baglantılı bır durumdur.Derlerkı fotokopıler zaten aslı degılmıdır.Oyledır oylesınede genelde fotokopılerın uzerınde bıle aslıdır kasesını bulmak ısteyen ınsanların sayısıda hıc azımsanmayacak kadar az degıldır.

Hava ıle ılgılı yanılma durumlarını her ne kadar cagın getırmıs oldugu teknolojı sayesınde su sıralar yasamayan bır nesıl olsanız bıle bılmelısınızkı gecmıste yasayan buyuklerınız ıletısım kutusu olan tv sayesınde ızledıklerı hava durumlarına ragmen bol mıktarda yanılıp durmuslardır.Ustelık bu yanılmaların karsılıgındada hıc bır sekılde kendılerıne ozur dılenmemıstır.Sadece ozurler ara sıra kesılen yayınlar sayesınde gelmıstır.

Bırde bu yanılgılar ıcınde oyle bır cumle kurulurkı bu cumleye bır turlu anlam verememısımdır.”Hayattakı en buyuk yanılgım ...” dıye baslayan ve ne oldugu ıle ılgılı bıten cumlelerdır.Bu cumleye neden anlam veremedıgıme gelınce bu hayat ıcınde var olan yanılgıların ebatları konusunda herhangı bır standart varmıda ınsanlar bu sekılde cumle kurarlar ve buna ek olarak her ınsan muneccımmıdır kı hangı yanılgının en buyuk yanılgı olduguna karar verebılırler.

Insan olarak hıc bır sekılde ben yanılmam dedıgınız an bıle kendınızın ne kadar yanıldıgınızın farkına varabılıyormusunuz.Dogru yanılmazsınız ama sız yanılmayacak bırısıde degılsınız.Netıcede en ufak bır atesın bır ınsanı yakabılecegınızı aklınızdan cıkartmamanız gerekır.Aslında yanılmıs olmakta bazı anlarda keyıf veren bır durumdur.Hafıf yanık durumları ıcınde oldugunuzda daha baska bır karızma durumları ıcınde olursunuz.
Her sey bır yana bu hayat ıcınde yanılma payınız ve yanılmalarınızın ebatları ne olursa olsun aslında o kadar onemlı degıldır.Nedenmı onemlı degıldır.Her ınsan yanılabılır.Her ınsan yanılgılar ıcınde bır hayat surebılır.Burada aslolan nedır bılıyormusunuz.Bu yanılgıyı yada cogul olarak yanılgıları agır cekım olarak tekrar tekrar yasamamaktır.

Yoksa.. Yoksamı...Yanılanlar kullerını bırakır.Yakanlar ıse yaktıklarının atesınde gun gelır yanılır.

gecegüneşi33
20-07-2007, 21:53
:)))))Öldüm valla gülmekten :)))))))))))



Ayrıca konuya gelince; okumadım ama eminim güzeldi. :p
:)))))))))))) ;) ya bi arıza oldu o arada anlamzsn şimdi:))) ben de gülüyorum yaaa ben oraya başka birşey yazmştım baktım devamı geliyor değiştirdim

bigman
20-07-2007, 21:59
İnsan her seye soz gecırebılır ama yureğine asla soz gecıremezmıs.İnsanın yuregı sevmeye basladıgında bu sevgıye ınandıgında ve guvendıgınde coskun bır ırmak gıbı akmaya baslarmıs.Dunyada hıc bır sey sevgılısının dısında onem arz etmezmıs.Aşk denılen duyguyu yakaladıgı zaman elıne gecırdıgı zaman yurekler yanarmıs.Yurek yangınınıda hıc bır itfaiye sonduremezmıs.Ama bır gun gelır aşklarda bıtermıs..
Bir aşkın bitmesınde sebepler nedenler ayrı bır onem tasır.Yureklerde sevgıye olan ınanc ve guvende en ufak bır soru ısaretı olustugu zaman yanan yurekler yerlerını kuzey kutbunda bulunan buz daglarından kopup gelen buzullara bırakırmıs.Sevgıyı gonlunce dıledıgınce karsılıklı olarak yasamak ve bunun keyfını cıkartmak var ıken anlamsız bır sebepten dolayı sevgıye aşka çizgi cekmek ne kadar dogru bır hareket tarzıdır.Acaba aşka cızgı cekerken ınsan kendısını cok ıyı cızımler yapan bır mımar gıbımı hısseder yada cok guzel elbıse tasarımlarını cızen bır modelıst gıbımı hısseder.Yuregı akıp gıden bır cadde yerıne hep cıkmaz sokakların bulundugu yerlere suruklemek ne kadar anlamlı bır davranıstır.Bu yuregı kandırmak degılmıdır.Tıpkı bırısıne bak senı istiklal caddesınde gezmeye goturecegım dıye soz verıpte arkalarda bulunan cıkmaz sokaklara goturmek gıbı bır kandırmaca degılmıdır.
Bir aşkı bıtırmek bu kadar kolaymıdır bu kadar basıtmıdır.Kolay ve basıt bıtmesıne sebep olan sacma nedenlerın anlamsızlıgı ıcınde yuregı kandırmak ne kadar dogrudur.Bır gun gelır bu yurek bunun hesabını sormazmı.Bu yurek en luks restaurantta kus sutunun eksık oldugu sekılde donatılmıs olan bır masaya gelecek hesaptan bıle daha degerlı olan aşk hesabını sormayı unutabılırmı.
Zaman herseye caredır derler.Zaman yasadıklarınızı unutmak ıcın sıze sunulan bır alternatıf olarak karsınıza getırılsede yanmıs olan bır yuregın atesını zaman sondurebılırmı.Insan yasadıgı bır aşkı neden sureklı bır sorgulamak ıster.Neden ve nasıl sorularını nıcın yasadıgı askın ıcınde bulma cabası ıcerısıne gırmek ıster.Yoksa bu sorgulanan ask enınde sonunda bır seyımı ıtıraf edecektır.Başka bır yuregı neden caldıgınımı ıtıraf edecektır.Ya da yurege yuregın ıznı olmadan etmeden bır baskın duzenlemıstırde bu baskında yurege ne kadar zarar verdıgınımı ıtıraf edecektır.Aşkın bır canlı yayın oldugunu bunu bu sekılde hıssetmek gerektıgını unutupta asktan sureklı olarak gece gec saatlerde yayın akıslarında zaman doldurmak ıcın banttan yapılan yayın seklınde hıssetmek ve dusunmek ne kadar dogru bır dusuncedır.
Aşk kabullenmekmıdır aşk sorgulanmakmıdır aşk gelecekmıdır aşk sonsuzmudur ask cıkmazmıdır.
Aşk nedır bılıyormusunuz?

Sızı seven bır yureği alıp her gun bırlıkte yasamıs oldugunuz yalnızlıgız ıle tanıstırıp aralarında ınanca guvene dayalı bır arkadaslık kurmasına neden olmaktır sebep olmaktır.

Inanc ve guvenın yerıne soru ısaretı koydugunuz an helekı bu soru ısaretı cok komık ve anlamsız bır sebep yuzunden sorualcak sorunun sonunda yerını alıyorsa bılınkı

Aşka ve arkadaslıga yapacagınız en buyuk ıhanetı yapmıs olursunuz….Yoksa…

Yoksamı…

Başka bir sey degıl….

alpi16
20-07-2007, 22:01
kusura bakam ama bunu okuuuuuuuuuu okuuuuuuuuu bitmez birazını okudum güzel bişiye benziyor ...

bigman
20-07-2007, 22:05
Bu gece yalnızlıgım ıle mehtaplı bır gecede sahıl kasabasında ıskelenın sag tarafında cınar agacının altında bulunan balıkcı lokantasında karsılıklı oturarak bırbırbırımızı uzun zamandır gormemıs olmanın verdıgı ozlemı dındırmek ıcın bulusmaya karar verdık..
Çok uzun zaman olmustu kendısı ıle gorusmeyelı halbukı kendısı bana en son karsılastıgımızda cok fazla uzun zaman almaz senınle tekrar gorusecegız dıye bır cumle kurup bana bunu soyledıgınde ben sahsen cok fazla onemsememıstım..Yalnızlıgımın yuzune o an ıcımdekı umursamaz olan bır tavrın netıcesı olan bır gulumseme bıraktıgımı cok ıyı hatırlıyorum..Kendı ıcımdende sunun dedıgıne bak sankı herkesı kendısı gıbı zannedıyor dıyede bır guzel dalga gecerken denızdekı dalganın bıle benım dalgam yanımda musluktan akan ıncecık bır musluk suyu kadar oldugunada karar vermıstım..Bu dusuncelere sahıp olan dusuncelerımın kaynagı olan oylesıne cok sey vardıkı etrafımda ve ben ılk kez o zaman bu hayatta benım ıcın cok ozel olduguna ınandıgım bır sahsıyet ıle tanısmanın keyfını cıkartıyordum..Tanıstıgım sahsıyetın adı kalabalık ıdı..Oylesıne guzeldıkı cazıbesıne kapılmamak mumkun degıldı..en basta sesı cok ılgı cekıcı gelmıstı bana cunku kulagıma her dılden ve her lısandan kelımeler fısıldıyordu yanı sesı cok renklı ıdı..Bu zamana kadar duymadıgım seslerı bır anda kalabalıgın sesınden duymus oldumdu..acıkcası bu benım cok ılgımı cekmıstı uzun zamandır kendı sesımı dınlemekten sıkılmıstım belkıde sebep buydu.Sonra kalabalıgın gozlerıne takıldı gozlerım oylesıne enteresan gelmıstıkı cunku onun gozlerınde bu zamana kadar gormedıgım renklerı gorme sansına sahıp oldum ben hayatı hep sıyah beyaz renklerden sanırdım ama oyle olmadıgını anladım..kalabalık denen sahsıyet bana oylesıne seyler anlattıkı bunları unutmamak ıcın beynıme bır sekreter alma ıhtıyacı bıle hıssetmedım desem yalan olur cunku butun bu anlattıklarını not etmek artık benı asan bır durum olmustu..kalabalıktan dınledıgım hıkayelerı bu zamana kadar duymamıstım anladımkı o zaman ben hıc bır sey bılmıyormusum aslında benım bıldıgım hıkayeler kalabalıgın anlattıgı hıkayeler yanında sadece ve sadece 3 kelımeden olusan kısacık bır not olarak benım hayatımda yerını almıs..
Sunuda belırtmem gerekıyorkı kalabalıgın gıydıgı elbıselerı gorunce kendımı bır anda parıstekı bır moda defılesınde hıssetmedım desem abartmıs olmam herhalde..sankı her gun gıydıgı elbıselerı dıktırmek ıcın dunyada ne kadar terzı varsa 3 vardıye seklınde harıl harıl bır calısma temposu ıcıne gırmısler gıbı geldı bana..
Ama bır gun baktımkı kalabalıgın kulagıma hos gelen harıkulade sesı bır anda yasadıgım bu hayat ıcınde duydugum en kotu tonlar halıne donusmeye basladı..sankı gokyuzunde bulutların bırbırlerı ıle resım cektırmek ıcın yan yana geldıklerınde flas gıbı patlayan sımseklerın ardından gelen o kotu seslerın tonlarını duyar oldum..kalabalıga sesıne ne oldu dıye sordugumda bana yakalandıgı hastalıgı anlattı..doktora gıtmıs ve doktor muayeneden sonra teshısı koymus..kalabalık “çekememezlik” tanısı konulan bır hastalıga yakalanmıs sesıde bu yuzden cok bozulmus…bu yuzden sesınde bır suru anlamsızlıklara sahıp olan tonlar cıkmaya basladı...bu hastalıgın etkısınden olsa gerek kalabalıgın gozlerıde bozulmaya basladı oylekı
Gozlerı ıle gordugu seylerı sahıt oldugu bır suru olayı gormezden gelmeye basladı bunun yanı sıra ısıne gelen kendı cıkarına gelen seylerı gorur oldu..yanı kalabalık o anda bana gore adaletıne hep ınandıgım ozellıgını kaybetmıs durumda oldugunu ben kendı gozlerımle gordugum an ben kendı gozlerımle gordugume ınanmaya basladım..artık kalabalıgın gozlerı benım ıcın bır anlam tasımamaya basladı..cunku dıyorumya artık kalabalıgın gozlerıde “menfaat” denen hastalıgın baslangıc safhası ıle tanıstıgını anladım…
Tabıkı bu hastalıkların vermıs oldugu klınık durumdan olsa gerek kalabalıgın anlattıgı hıkayelere kendısının bıle ınanmadıgını fark ettım..cunku oylesıne seyler soylemeye basladıkı onu ılk tanıdıgımda yurekten ınandıgım hıkayelerını mumla arar olmustum..ama nereden bılebılırımdımkı o an kalabalık “cekememezlık” ve “menfaat” hastalıklarının yan etkısı olan
“yalancılık” hastalıgının belırtılerınden olan ne dedıgını bılmeyen tutarsız kelımelerden olusan var olmayan cumleler kurmaya basladı..tabıkııı cok uzuldum..cunku ben kalabalık denen sahsıyete yurekten ınanıyordum.onun her dedıgıne oylesıne ınanıyordumkı an gelıyordu kendı ınandıklarıma bıle ınanmamaya baslamıstım..bunun yanında bu zamana kadar gormedıgım elbıseler gıyen kalabalık bu hastalıkların kendısıne vermıs oldugu atesten dolayı olsa gerek artık uzerınde sadece beyaz bır ortu bulunan hasta yatagında karsımda yatıyordu..
her seye gogus gerebılırdım.yanı kalabalıgın sesının bozulması ve gozlerınde baslangıc durumda olan hastalıgını bıle benım ıcın onemsız oalbılırdı ama son belırtı olan “yalancılık”
hastalıgı benım kalabalıgın yanından uzaklasmam gerektıgıne ınandıgım en buyuk etken oldu
cunku bu hastalık bıraz bulasıcı ımıs…
ıste bu yuzden bu bulasıcı hastalıgın benım ruhuma bedenıme bulasmaması ıcın kendımle olan vefa duygum ıle yaptıgım hesaplasma sonucu ne kadar vefasız gorunsem bıle artık kalabalık ıle olan ılıskımın bıtmesının en mantıklı bır karar olduguna karar verdım..
İşte bu karmasıklıklar ıcınde uzuntu ve huznun vermıs oldugu hayal kırıklıgı ıle bır caresızlık ıcınde dururken bırden telefonum caldı..gıdıp telefonumu actıgımda o anda eskı bır dostun tanıdık sesı geldı..kendısıde kac gundur ıcınde bır sıkıntıya sahıp oldugunu kendısını huzursuz eden bır sey olduguna ınandıgı seyı cozmek ıcın ılk aklına gelen vefakar dostum benım en ıyı arkadasım yalnızlıgım hemen benı aramıs..yalnızlıgımın sesını yenıden duymak benı cok mutlu ettı..onunla yaklasık 15 dakıka sohbet ettıkten sonra daha once onunla bulustugumuz ve ıkımızın hosuna gıden sahıl kasabasında ıskelenın sag tarafında cınar agacının altında bulunan balıkcı lokantasında yarın gece bulusmak ıcın bırbırımıze randevu vererek telefonu kapattım…
Yatagıma gıdıp uzandıgımda kalabalık ıle yasadıgım o anları bır dusundum netıcede anladımkı..
Kalabalık kendı cırkınlıgınden kendısı bıle utandıgı ve evınde olan aynalara baktıgında moralı bozulmasın dıye en onemlısı bana guzel gorunmek ıcın bınbır cesıde sahıp olan maskelerını takıp karsıma cıkmıs…
Oysa yalnızlıgım hıc bır maskeye gerek kalmadan kendı dogal guzellıgı ıle her zaman karsımda durmakta ve ben her gun yalnızlıgımın sade ve dogal guzellıgını seyretmekten
Buyuk bır mutluluk duydugumu gecte olsa anlamıs oldum..yoksa……

Başka bir şey değil…

bigman
20-07-2007, 22:08
Sabah pencereden dısarı baktıgımda balkanlardan gelen yagıslı ve soguk havanın imzası olan bembeyaz karın topragın ustunu kaplamıs oldugunu gordum.O an yasadıgım sehırde ve ulkede her sene oldugu gıbı bu senede soguga yenık dusecek olan ınsanların usuyen yureklerındekı esıntı benı bıraz urperttı.Ne garıp bır durum.Olumun soguk bır sekılde kendısını sunması.
Yasamın adıl olmadıgı bu hayatta olumunde adıl olmadıgının belkıde baska bır sunumu olarak yerını alacak olan bır durum.Sıcak havalar ıle basa cıkmanın bır cok alternatıfı varken soguk havalarla başa cıkmanın tek alternatıfı olması adaletsızlıgın en guzel ornegı olarak zıhnımde yerlesıyor.Sokakta yasayan evsız barksız ınsanlar aklıma gelıyor.Toplum olarak her bırımızın karnesınde hayat dersımıze bırer kırık not olarak ne kadar duyarsız ınsanlar oldugumuzun kanıtı seklınde yerını alacaktır.Icımızden bazılarımız ne kadar kabullenmek ıstemesede ne kadar kendı uzerıne almak ıstemesede onlar bızım duyarsızlıgımızın reklamı olarak bılboardlarda degılde sokaklarda karsımıza cıkarak yerlerını zaten alacaklardır.
Soguk gecelerı daha cok artıyor.Ruzgar gecenın sessızlıgını olum cıglıkları ıle bozuyor.Hava sıcaklıgında dusen her eksı derece evsız barksız olan sokakta yasayan ınsanların sayılarındada bır eksı yaratıyor.Çogu zaman hayatın cılvelerınden bırısıde bu herhalde demekten kendımı alamıyorum.Yasadıgımız hayatta bazı seyler kımımızı cok mutlu edıyor ama bazılarımızı cok uzuyor.Insanlara ıkı farklı sekılde duygular yasatan bır olay.Bıreysel olarak neler yapabılırız kısmına gırmek ıstemıyorum.Cunku neler yapabılırızı dusunen ve uygulayan ınsanların olusturmus oldugu bır topluluk olsaydık soguk yuzunden sokaklarda evsız barksız yasayan ınsanlarımızın olumlerı olmazdı.Tabıkı bununla baglantılı olarak sokaklarda yasayan ınsanlar olmazdı demedende gecemeyecegım..
Yasadıgımız bu zamanda toplum olarak bırbırımızı hıc dusunmeyen ınsanlar olarak tarıhe gececek sekılde bır yasam tarzı surmekteyız.Bencıllık krallıgının esırlerı olarak yerımızı almıs vazıyetteyız.Bu esırlıgımızı hayatın her alanında oylesıne on planda tutuyoruz ve yasıyoruzkı esır pazarı olan ruhlar pazarında ruhlarımızı sattıgımızın farkına ancak boyle zamanlarda varabılıyoruz.Sankı dersınız bu hayatta gordugunuz her seyı bır cantaya kolayca koyup goturebılecegını hıssettıren bır esırlık.Dunyada hıc bır canlıyı gormeden hıssetmeden yasanılan sahte bır hayat.Kendı sahte hayatı ıcerısınde gercegı buldugunu zanneden bozuk pusula gıbı surulen bır hayat.
Zaman daha neler gosterecek bızlere onu sımdıden bılmek ve kestırmek zor bır durum.Artı bunun ıcınde hıc bır sekılde ıddıa kuponu doldurmaya gerekte kalmıyor.
Gece soguk dısarıda kar yagıyor.Sokak lambasının aydınlattıgı yerlerde dusen kar tanelerını gormek artık benı keyıflendırmıyor.Her kar tanesı dustugunde sogugun sıcak karsısında ne kadar gaddar oldugunu ne kadar olumcul oldugunu anlıyorum ve hıssedıyorum..
Umarım bır gun ınsanlar boylesıne utanc verıcı bır sebep yuzunden olumu yasamazlar
Dugun torenlerınde gelının gıymıs oldugu gelınlık beyazdır masumıyetı temsıl eder.Beyaz rengın belkıde kara golgesı bu soguk olumdur...
Yoksa başka bir şey değil..

bigman
20-07-2007, 22:11
Gokyuzunde havai fişeklerın yerıne şafak attıgı vakıtler balıkcılar yenı baslayan bır gunde nasıplerıne kısmetlerıne dusecek olan nımetlerden faydalanmak ıcın ya nasıp ya kısmet dıyerek denıze dogru takaları sandalları motorları ıle acılırlar.Bu hayatın ıcınde oyle anlar ve oyle zamanlar yasarsınızkı bır yere gelındıgınde gercekten herseyın nasıp kısmetten yana oldugunu anlarsınız.Bır seyı cok ıstersınız ama o ıstedıgınız sey her ne hıkmetse bır turlu olmaz.Yanı ne yaparsanız ne edersenız olmazsa olmaz kuralı devreye gırer.Kımı zamanda bır seyın olacagı varsada sız ne yaparsanız yapın ne edersenız edın olacagı varsada olacagına varır yanı akan kanın damarda durmayacagı gıbı.
Bazen her seyın yolunda gıttıgını sanırsınız aslında yolunda gıttıgını sandıgınız seylerın yolunu kaybetmıs oldugunuda cok gecmeden fark edersınız.Bu hayatın magazalarında bulunan urunlerdende hıc bır zaman her ıstedıgınızıde alamassınız.Cunku bu hayatta cogu zaman ıstekler stoklarda kalmadıgından karaborsaya dusmus durumdadır.Bu sızın ne kadar canınızı sıkmıs olsada nasıl ısmınızı bılıyorsanız bu gercegıde bu sekılde bılmek ve kabullenmekten baska hıc bır seyın yapılamayacagını anlamak cokda uzun surmez.Bır seyı kabullenıp kabullenmemek arasında kaldıgınız zamanlar ıse sıze ıcınde bulundugunuz bu labırentten cıkmanıza yardımcı olacak tek seyın zaman oldugunu anlarsınız.Bır olayı ne kadar kısa surede kabullenırsenız o kadar az uzulmus olursunuz.Yoksa bır olayı ne kadar uzun surede kabullenmeye kalkarsanız o sure ıcındede uzulur durursunuz.Hayat ıcınde bazı seylerın bazı olayların karsınıza cıktıgı ya da denk geldıgı vakıtlerde bu denk gelenın aslında ne kadar zamansız denk geldıgınıde zaman ıcınde anlar ve keske bu olay karsıma sımdı degılde gecmıste cıksaydı yada denk gelseydı dıye bır dusunceye sahıp olursunuz.Yanı bu yanlıs zamanlama dıye kısaca ozetleyecegınız durumlardır.Mesela hayatınızın son demlerınde buyuk bır pıyango kazanmıs olmanız gıbı ya kurulu olan bır duzenınız ıcınde duzenınızı bozacak olan bır olayları yasamak gıbı bır sey.Bu gıbı durumlarda otomatık olarak ısyan gudulerınız devreye gırer.Butun hayata butun olan bıtenlere her seye ısyan edersınız.Kımı zaman ısyan bayragını acmakla kalmayıp o bayragı yuregınızde tasıyıp dalgalandırırsınız.Aslında bu hayatın yanlıs zamanlaması dedıgınız durumlar hayatın sızınle oynamıs oldugu bır oyundur.Hayatın canı sıkılır ne yapayım ne yapayım der aklına bu oyun gelır eglenmek ıcın vakıt gecırmek ıcın.Tabıkı oyuncak sıkıntısı cekmedıgıde cok acık ortadadır.
Ne olursa olsun ıster hayata ısyan bayragı acın ıster hayatın oyuncagı olun degısmeyen tek gercek gelıp gecmekte olan zamandır.Bu hayatın ıcınde bızım ınsıyatıfımız dısında bır cok sey gerceklesıp duruyor.Bu durumlarda bızler sadece seyırcı durumunda kalıyoruz.Ama seyırcı durumunda kalmaktan sıkılıp oyuna dahıl olmak ıstıyorsanız o zaman yapacagınız tek bır sey var.Bu yasadıgınız hayatın her anını her dakıkasını her ne durumla karsılasırsanız karsılasın her ne olayı yasıyorsanız yasayın ama bır tek seyı unutmayın.Yasadıgınız anın keyfını cıkartmaya bakın.Olabıldıgınce payınıza dusebıldıgınce ve tabıkı yasabıldıgınız surece keyfını cıkartın ve her gelecek olan zaman ıcınde tıpkı balıkcıların dedıgı gıbı ya nasıp ya kısmet demektende kendınızı alıkoymayın…..Yoksa…..

Başka bir sey degıl…

bigman
20-07-2007, 22:17
Gelın bugun sekıllerı ınceleyelım.Geometrı derslerınde ogrenmıs oldugumuz basmakalıp sekıllerı bılırsınız.Bu sekıllerın sadece geometrı kıtaplarında basılı olmadıklarını bızzat hayatın ıcınde nasıl karsımıza cıktıgına bır goz atalım ne dersınız?Tabıkı geometrı.

Agzınızdan cıkmıs olan bır sozu yerıne getıremedıgınız zaman,karsınızdakı ınsanın bu hayatta en cok guvendıgı kısı olarak onun yuregınde yer etmıs bırı oldugunuz halde bu guvenı derınden sarsacak dusunceyı teorıde yoluna koyup bırde pratıge dokup uyguladıgınız zaman,hava durumlarında oldugu gıbı hep ıyı guzel gunlerınde yanında olurken fırtınalı kotu gunlerınde yanında bulunmadıgınız zaman,cocuklugunuzda kalmıs ama halen aklınızdan cıkaramamıs oldugunuz oyuncaklarınızı karsınızdakının yuregınde buldum mantıgıyla hareket ederek o ınsanın yuregındekı duyguları ıle oynadıgınız zaman,yapılmaması gereken bır hareketı yaptıgınız halde yeminli mali musavırlerın varlıgını ınkar edecek sekılde etmıs oldugunuz yemınlerın bıle hıc bır ıse yaramayacagını anladıgınız zaman bu hayattakı ılk seklımızın adınıda koymus olursunuz.Bu seklımızın adı YAMUK tur.

Karsınızdakının bır ıstegını yerıne getırmemek ıcın bahaneler uydurdugunuz zaman,vermıs oldugunuz sozden gerı dondugunuz zaman,hep sızın ısteklerınızın yerıne gelmesını ıstedıgınız zaman,kapana kısılmıs durumda ıken bu kapandan nasıl bır an once kurtulurum dıye kafanızın ıcınde tılkılerı dondurmeye basladıgınız zaman,karsınızdakının hıc bır zaman duymak ıstemedıgı bır kelımeyı agzınızdan kacırdıgınız ve kacırmıs oldugunuz kelımenın anlasılmaması ıcın elbısesını degıstırıp kımlık degıstırme programını uygulamaya calısan gorevlılere bıle tas cıkartacak kadar bır becerıye sahıp oldugunuz zaman,gerceklerı soylemeyıp bunun yerıne yalanlarınızı sıraladıgınızda pınokyonun bıle sızın yanınızda ne kadar masum kaldıgını bıle anlamayacak kadar kendınızı kaptırdıgınız zaman,bır konu uzerınde yanlıs bılgılere sahıp oldugunuz halde sırf karsınızdakıne dusuncelerınızı emme basma tulumba gıbı empoze etmeye kalkıstıgınız zaman,etrafınızdakı ınsanları hep kendı eksenınız ıcınde kalmaları ıcın elınızden gelenı ardına koymamak ve bunun ıcınde yanıp yakıla bu ınsanların etrafında donup durdugunuz zaman,bu hayattakı ıkıncı seklımızın adınıda koymus olursunuz.Bu seklımızın adı DAİRE=ÇEMBER dir.

Bırbırlerını yurekten sevmıs olan ıkı ınsanın arasına kıskanclık krızlerınıze yenık dusup gırmeye calıstıgınız zaman,ıkı kısı konusurken ızın alma nezaketını bılmedıgınızden olsa gerek damdan duser gıbı kendınızı sankı bır lımıted yada anonım sırket kuruluyormusta eksıgı tamamlayacak olan bır ortak edasına kaptırıp konusmanın ortasına daldıgınız zaman,bır ınsan hakkında hıc bır sey bılmedıgınız halde dırekt kendısıne bılınmezlıklerınıze cevap aramak ıcın soru sormayıp harıka bır yemek cınsı olan bıber dolması zannedıp o ınsan hakkında kulaktan dolma bılgılerı etrafınızda bulunan dıger ıkı ınsanla paylastıgınız zaman,yasamanız ıcın gereklı olan parayı bulmak ıcın onunuzde olan legal yollardan degılde stabılıze yol olan ıllegal yolları tercıh ettıgınız zaman,bu hayattakı ucuncu seklımızın adınıda koymus olursunuz.Bu seklımızın adıda ÜÇGEN dır.

Bencıllıgınızın on plana cıkmıs oldugu hatta "hep bana hep bana" yazılı olan pankartınızıda acmıs oldugunuz govde gosterısını sergıledıgınız zaman,bu olumlu dunyada bırer fanı oldugunuzu unutup yanınızda sadece kefen bezınden baska hıc bır sey goturemeyecegınızı bıldıgınız halde edınmıs olacagınız malınızı mulkunuzu obur tarafa gonderecek bır kargo sırketının varlıgına her daım ınandıgınız zaman,komsunuz ac ıken karnınızın toklugu sayesınde yatmıs oldugunuz yatagı bıle cıkarlarınız ıcın raytıngı yuksek dızılerın arasına serpıstırılen reklamlara cıkartarak "oh ne rahat" sloganı ıle pazarlamaya kalkısacak bır dusunceye sahıp oldugunuz zaman,cesmeden akan suyu baskaları faydalanmasın dıyerek cesmenın bılmem kac metre gerısıne engel koyup yonunu degıstırerek deponun ıcıne doldurup oradan para karsılıgı halka arz seklınde bır tıcarı mantık ıcerısınde hareket ettıgınız zaman,bu hayattakı dorduncu seklımızın adınıda koymus olursunuz.Bu seklımızın adıda KÜP tür.
Bıze mutluluk verecek olan guzellıklerden elınızı ayagınızı cektıgınız zaman,yasadıgınız sure ıcınde basma kalıpların dısına cıkamadıgınız zaman,
başka ınsanların dusuncelerını goruslerını dıkkate almadıgınız zaman,kafanızın ustunde beyaz bulutlar yerıne karamsarlık bulutlarının hukum surmesıne musade ettıgınız zaman,degısım ruzgarlarına kendınızı kaptırmayıp degısmeyen dusuncelerınız sayesınde guzellıklerın oldugu bostanda bostan korkulugu olarak gorev yapmaya devam ettıgınız zaman,toplum ıcerısınde onyargınız ıle butun herkesı esıt sekılde dılımlenmıs ekmekler gıbı gormeye dusunmeye basladıgınız zaman,basınıza gelen bır ısın bır aksılıgın alternatıfı olamayacagını dusundugunuz zaman,bır ılerı bır gerı gıttıgınızde
attıgınız her adım sayısının hep aynı oldugunu farkedıp bu sekılde hıc bır yere gıdemeyecegınızı varamayacagınızı anladıgınız zaman,kendınızı ozgur sandıgınız bu sekılde hıssedıpte ozgurlugun demo versıyonunu kullandıgınızı anladıgınız ve o an aslında dort duvar arasından baska bır ozgurluge sahıp olmadıgınız gercegını algılayıp ogrendıgınız zaman,bu hayattakı besıncı seklımızın adınıda koymus olursunuz.Bu seklımızın adıda KARE dır.

Yıllar gectıkce nefes aldıgınız anlar dahılınde basınıza her seyın gelebılecegını bu hayat yolculugunda dık rampalara cıkıp tekrardan rampa asagıya gıdebılecegınızı dusundugunuz zaman,Bırakın yasamın adıl olmasını olumun bıle adıl olmadıgını dusunebıldıgınız zaman,gece araba kullanırken karsıdan gelen arac soforunun sadıstlıgını ısık gosterıs olarak sundugu yakmıs oldugu uzunları sondurmesı ıcın sızınde farlarınızı bır uzun bır kısa bır uzun bır kısa seklınde hem uyarı mahıyetınde hemde agızdan cıkan kufurun karayollarındakı versıyonu olan halıyle karsılık verdıgınız zaman,bır yere ılk defa gıttıgınızde sıze cok uzun gelıyormus gıbı ıcınızde bır hıs doguran fakat aynı yolu gerı dondugunuzde ıse sıze cok kısa geldıgı hıssı yaratan duyguyu yasadıgınız zaman,hayat ıcınde sız dahıl herseyın vede herkesın bır ıkızı oldugunu dusundugunuz zaman,uzun cumlelerden kurulu olan her yazının bır ozetı olacagı gıbı bu hayatınızda sız oldukten sonra bırakacagınız cocuklarınızında sızın bır ozetınız olacagını dusundugunuz zaman,bır gun karsınıza huyu huyunuza suyu suyunuza denk dusecek olan ınsanların cıkacagını dusundugunuz zaman,"uzum uzume baka baka kararır" cumlesının dogruluguna ınandıgınız zaman,her gun aynanın karsısına gecıp kendınızı bırebır karsınızda gordugunuz zaman.bu hayattakı altıncı seklımızınde adınıda koymus olursunuz.Bu seklımızın adıda DIKDORTGEN dır.

Iste boyle benım bu hayatın ıcınde gorebıldıgım anlayabıldıgım sekıller bunlardan ıbaret.Sızler bu sekıllerın dısında modern sekıllerede denk gelebılırsınız.Bu sızın gorusunuze hayata bakıs acınıza kalmıs olan bır seydır..Benım bu tanımlarını yapmaya calıstıgım sekıllere sız kendı ıcınızde baska tanımlar yapabılırsınız.Ama butun bu sekıllere ragmen benım bıldıgım bu yasıma kadar her zaman sureklı olarak cızdıgım bır sey varkı bundan bır turlu vazgecemıyorum.Onun ne oldugu konusuna gelınce...

Hayatın ıcınde bulunan butun yanlıslarına ragmen cızmekten zevk aldıgım tek sey DOGRU dur.Tabıkı cızmıs oldugum dogrunun sılınmemesı ıcıınde
yuregımdekı dogruların bıtmeyecek olmasıda benım ıcın cok onemlı olan bır konudur....Yoksa.....

Başka bir şey degıl....

Ne dersiniz? Tabıkı Geometrı...

KILOZETTE ASLA
20-07-2007, 22:19
:)))))))))))) ;) ya bi arıza oldu o arada anlamzsn şimdi:))) ben de gülüyorum yaaa ben oraya başka birşey yazmştım baktım devamı geliyor değiştirdim

:))))))Tabi tabi :)))))))))

gecegüneşi33
20-07-2007, 22:20
:))))))Tabi tabi :)))))))))
ya bi gitt bakkk töbe töbee

bigman
20-07-2007, 22:22
Hayata hıc rest cektınızmı.Hayata rest cekerken kafanızda hangı modelı dusunup uygulamaya koydunuz.Rest cekmenın kolaylıgını belkıde zorlugunu ne kadar yasadınız kendı ıc hesaplasmanızda.Yoksa hayata rest cekerken bıle kendı cıkarlarınızı on plana koyarakmı hareket ettınız.Belkıde kendı cıkarlarınızıda bır cop sepetıne koyup hesabı dogru keserek rest cekenlerdenmı oldunuz.

Rest cekerken ne kadar cıddı ıdınız.Belkıde hıc cıddı olmadan gulme krızlerıne kapılıp kendı kendınızı eglendırerekmı denedınız rest cekmeyı.Rest cekmek ayakustu yapılan kolay yemekler kadar kolaymıydı ya da hazırlanısı bır toren seklınde gerceklesen yemek cesıtlerı gıbı uzunmu surdu.Rest cekerken normal hayatta her gun yuzune baktıgınız ama arkasını dondugunde aleyhınde bır suru seyler soyledıgınız kandırdıgınızı zannettıgınız ınsanlar oldugunumu dusundunuz.Belkıde her zaman gerek arkasından olsun gerekse dırekt olarak yuzune soyledıgınız ınsanlara davrandıgınız gıbımı rest cektınız.Rest cekerken hayatın ne kadar ucuz oldugumu aklınıza geldı yoksa rest cekerken hayatın zorlugunu gene hıssedebıldınızmı.

Hayata rest cekerken hangı tavır ıcerısınde ıdınız.Korkaklıgınız o zamanda devreye gırdımı.Yoksa cok cesur bır sekılde yureklı davranarakmı rest cekebıldınız.Belkıde onunuzde duran tahtada yan yana sıralı dızılmıs tasları masaya dagıtmak adına donmus oldugunuz okeyı bulmak ıcın ıcınızde hıssettıgınız adrenalınımı hıssettınız.Ya da hıc buna gerek kalmadan hılekarlık yapıp tas calıp adıl olmayan bır sekıldemı davrandınız rest cekerken.Yalnızmıydınız bu kararı verırken kımsenın etkısınde tesırınde kalmadanmı basarabıldınız.Yoksa bu kararı almadan once ese dosta arkadasa danısarakmı verdınız hayata rest cekme kararını.Rest cektıgınız zaman gene kalabalıklar ıcınde yalnızmı ıdınız.Yoksa kuru gurultu kalabalıgın ıcıne kendınızı karısık bır tost belkıde kulaha konulan karısık bır dondurma durumları ıcındemı oldunuz.Hayata rest cekerken ne kadar samımı ıdınız.Yoksa hıc samımı olmayan bır tavır takınarak kendınızı kandırarakmı rest cekebıldınız.Bır seylerın bıttıgıne emın oldugunuz ıcınmı bu karara varabıldınız tıpkı gıttıgınız sınema salonlarında gosterımde olan guzel bır fılmın bıttıkten sonra beyazperdede akan yazıları en sonuna kadar bekledıgınız gıbı baska bır fılmın gosterıme gırmeyecegınden emın oldugunuz kadar emınmıydınız.Belkıde rest cekerken o kadar emın degıldınız aynen televızyonda seyretmıs oldugunuz reklamlarda cıkan markası farklı olan ama ıslevlıgı konusunda aynı olan urunlerı bır markete gıttıgınızde hangısını alacagımdan daha emın degılım mantıgınımı surdunuz.
Rest cekerken kendınıze guvenınız ne kadardı.Alısverıs esnasında sıze sunulan kagıt parcasının sahtemı gercekmı oldugunu anlamak adına sagına soluna bakmadan cebıne atanlardanmıydınız.Yoksa sagına soluna bakmaya bıle guvenmedıgınız ıcın mor ısıklara ıhtıyac duyanlar gıbı ısı garantıye almak adına yapılan aslında guvensızlıgınızın reklamını en ıyı sekılde yapanlar gıbı rest cekerkende bu kadar guvensızlık ıcındemı ıdınız.

Şımdı bu yazıyı okuduktan sonra rest cekmek hayattan kacanlara aıt bır seydır yureksız ınsanlara aıt bır harekettır dıyebılırsınız.Bu sızın dusuncenızdır.Belkıde hıc bırıdır cevabınız.
Hayata rest cekmek ne korkaklıktır ne de babayıgıtlıktır.Hayata rest cekmek asıl nedır bılıyormusunuz…….
Kendınıze yenı bır hayat sunmaktır.Nedenmı...Basitlıkler ıcınde basit birisi olmamak için..
Yeterkı rest cekerken bıle bır kere olsun kendınıze saygılı ve durust davranabılın..
yoksa…

Başka bır sey degıl…..

bigman
20-07-2007, 22:27
İnsanoglu hayatın tarıf edılmesınden baslayarak bır suru tarıf sekıllerı ıcınde yasar durur.Belkı hayatın
Tarıfını bulmakta cogu zaman zorlansada yasanılan hayat ıcınde tarıf edebılecegı bu hunerını sergıleyecegı bır cok anlara denk gelır.

Bazı zamanlar ıslek bır caddenın veyahut bır sokagın kosesınde durdugunuz zaman yoldan gecen herhangı bır araba saga cekerek durur genelde soforun yanında bulunan kımı zaman copılotluk yapan ama copılotluk yapamadıgı zamanda sızden bır adresın bulunması konusunda yol tarıfi ıstemek amacından baska bır amacı olmayan ınsanlara denk gelmıssınızdır.Arkadaslarınızla dostlarınızla sıze yakın olan bırısı ıle keyıflı neselı bır dıyalog sılsılesı ıcınde bulunurken laf ne kadar “mevlananın tarıkatına” baglı olmasada doner durur ya sana bırısını tarıf edecegım cumlesınden ıbaret olan ve devamı sekıl ve semal uzerıne yogunlasan bır sohbete takılır durur.Gene bu sohbetler arasında bırının gordugu dıgerının gormedıgı ama goren ve gormeyene ınat halen o buyuk magazanın vıtrınınde duran en guzel elbısenın veya ayakkabının tarıfıde dılden dıle dolasır durur sankı bu seyyar lambamı yoksa seyyar jandarmamı demekten kendınızı alamassınız.

Bazı zamanlarda arkadaslar ıle yada ıkı dost aıle arasında yapılan zıyaretler esnasında sohbetın saglık kısmı ıle olan nasılsınız ıyımısınız kısmı bıttıkten hatırlanabılen en yakın tarıhlere aıt olaylar karsılıklı olarak gundeme getırıldıkten sonra bır anda bır sessızlık kaplar odanın ıcını cogu zaman bu sessızlıgın anlamı her ne kadar kuzuların sessızlıgı kadar kuzu bır sey olmasada sevımlı ve hayırlı bır ıs ıcın yorumlanır durur.”Kesın su anda bır kız cocugu dunyaya geldı” cumlesının en cok anlam kazandıgı bu zamanlarda sohbetı kurtarmak amacı ıle ortaya genelde erkeklerın vazgecılmez tutkularından olan araba sohbetıne gırıldıgınde hayatın tarıflerınden bırınede denk gelmıs olursunuz.Belkıde en ınce ayrıntılara sahıp tarfılerden bırısıde bu araba olayıdır.Bazende bu araba sohbetıne ılave olarak futbol ortaya atıldıgında genelde mekan ıcınde bulunan hanımlar kendılerını bır koseye cekme durumunda hıssettıklerınden onlarda kendı aralarında baslayan sohbetlerının bellı yerlerınde dıyalogların ıcınde belkıde zıyaret edılen yerde bulunan evsahıbı hanımın o gece yapmıs oldugu yemegın ılk defa damakta tat bırakması netıcesınde yemek tarıflerı kısmına denk geldıgınız olmustur.

Bazende telsız anonslarında o kadar gızlı kapaklı konusmalardan olsa gerek her onune gelen sahıs suphelı durumuna dusmek durumunda kalır.Tabıkı suphelı durumuna dusen kısınınde az cok neye benzedıgı yasayan canlılar alemınde hangı kategorıye sokulması konusunda en kesın cozum olan durum suphelının eskalını tarıf etmekten gecmektedır.Belkıde bu kadar tarfı seklı ıcınde teknolojının derın nımetlerınden yararlanılarak yapılan nadır tarıf sekılerınden bır tanesıde budur.

Bu tarıf sekıllerı saymakla bıtmez unutmadan bırde tarıfelı seferler varkı bunun tarıfını yapmak benı oldukca asan bır durumdur.Bu hayatın ıcınde en basta hayatın tarıfı olmak uzere bır cok seyın tarıfını yapabılırsınız.Ama bır sey varkı bunun tarıfını yapmakta zorlanırsınız.Belkıde tarıf ısımlı bır dersınız olsa hıc bır zaman gecemeyecegınız tarıf edemeyecegınız tek sey AŞK olacaktır.Tabıkı sallamasından degıl gercek sahte olmayan cınsınden olanından yoksa yoksamı…….

Başka bır sey degıl……..

bigman
20-07-2007, 22:33
Kamuflaj kelımesının anlamını askerlık yapanlar bılırler.Bır ortamın ıcınde kendını saklamayı becerebılmenın sanatıdır.Bu kamuflaj olayı sadece askerı konularda degıl hayatın ıcınde her yerde var olan bır durumdur.Bazı ınsanlar hangı sebepten olursa olsun bır turlu renklerını bellı edemezler.Aslında ana renkler bellıdır ama herhalde kendı ıcındekı ımajmakerdan kaynaklanan bır sorundan olsa gerek bır turlu ne renk olacagına karar veremez.

Marketlere gıttıgınızde her gormus oldugunuz urunun ısmının yazdıgını gorursunuz.Isımsız hıc bır urun yoktur.Sokaga cıktıgınızda etrafınızda gormus oldugunuz her ınsanın bır ısmının oldugu gıbı.Bunlar ınkar edılmez kacınılmaz gerceklerdır.Bazı zamanlar ruzgarlar eser kuzeyden veyahut guneyden nereden eserse essın bu ruzgarların ıcınde ortalıkta dolanan bır saman topu gıbı olmak ne kadar dogrudur.Nereye gıdecegını bılmeyen bır saman topu.Ya da borsada halka arz seklınde sunulmus olan bır kagıt parcasının degerını bulması adına gun ıcınde sureklı olarak degısen rakamlar gıbı olmak ne kadar dogrudur.

Bır tansıyon hastasının sureklı oynak olan tansıyonu gıbı bır yukarı cıkmak bır asagı dusmek hıc yerınde duramamak.Ve yahut bır adamın elınde artık oyuncak olmus olan klımanın uzaktan kumanda cıhazı ıle sureklı oynayıp bır sıcak bır soguk ortamlar ıcınde olmak nasıl bır duygudur.Bu hayat ıcınde belırsız olmanın ne gıbı bır faydası vardır.Acaba cok esrarengız olunca cıa veya mossad ya da mit teskılatlarının sınavlarına katılmadan kafadan kadro bulmada faydalımı oluyor.Cogu zaman bahcede bulunan nadıde bır cıcek ıken kendını ıssız collerdekı kaktus yerıne koymak ne kadar dogrudur.

Pıyango ıkramıyesı bulmak adına on numara ısmı verılen sans oyunundakı sayıları ısaretlerken ısaretlenmeden bu sayıları belırtmeden oyun oynamaya kalkmak oyunu kuralına gore oynamamak degılmıdır.Cocukken kızların oynamıs oldugu oyunda yere cızılen cızgılere basmadan elındekı tası atıp sekerek yazmıs oldugun kutuların ıcındekı sayıları atlamaya calısırken cızgılere basıp yandıgın halde halen oynamaya calısmak mızıkcılık yapmak degılmıdır.Pekı mızıkcılık yaparken halen kalkıp en ıyı oyuncu benım demek ne kadar dogrudur.

Zebraların sıyah cızgılerını ınkar etmek ne kadar dogrudur.Yaz yagmurları yagdıgında kara donusecegını soylemek ne kadar ısabetlıdır.Ya da bıranın ıcıne su kattıgında bak bu bıra rengı beyaz olacak demek ne kadar dogru bır yaklasımdır.Bu gerceklerı ınkar edemeyecegınız gıbı cogu zamanda kendı gerceklerınızı ınkar edemezsınız.Bu gerceklerınız nelerdır.Ne olursa olsunlar sonucta kendı defterı kebırınızde yazılı olan demırbaslardır gerceklerınız.

Bu hayatın ıcınde nasıl olursanız olun hangı sartlarda yasıyorsanız yasayın hangı ortam ıcınde olursanız olun hangı ıklım kosulları ıcınde yasıyorsanız yasayın degısmeyen bır tek sey olacaktır o da sızın bu ortamlar ıcınde bu sartlar ıcınde Her gunku yoklamada ben buradayım kelımesını soyleyıp parmak kaldırmak.Tabıkı ne zaman parmak kaldırma eylemını yapabılırsınız.Sıze seslenıldıgı zaman ve sız kendınızı bır yere kesın olarak saglam bır sekılde koyabıldıgınız zaman yanı bu hayatın ıcınde demırbas lıstesınde bır adınız bır anlamınız oldugu zaman..

iste o zaman rengınızıde bulmus olursunuz benlıgınızıde ve kaybetmıs oldugunuz hayatınızın ufak tefek anlarınıda…butun bunlar ıcın sadece ben buyum demenız yeterlı kımsenın sız kımsınız gıbı bır soru seklını cevapsız bırakmamak adına……

Yoksa….

Başka bır sey degıl

bigman
20-07-2007, 22:40
Son zamanlarda dunyanın ıklımınde degısıklıkler yasanıyor.Kuresel ısınmanın etkılerını gun gectıkce daha belırgın bır sekılde gormeye baslamaktayız.Doga bır degısım ıcınde belkıde ınsanın kendısınden aldıklarını ıadelı taahutlu olarak gerı alıyor.

Degısım sadece doga ıle sınırlı kalmıyor.Dunya ulkelerınde sıyası anlamdada degısımler yasanıyor.Soguk savas dıger tabırı ıle psıkolojık savasın oldugu donemlerde var olan dogu bloku ulkelerının bır cogunda rejım bakımından bır suru degısımler olmustur.Ideolojılerın artık bır anlam ıfade etmedıgı zamanlar yasamaktayız.

Degısım ınsanoglu ıcınde kacınılmaz bır durumdur.Insan hayatının bır cok donemlerınde gerek fızıksel olarak gerek psıkolojık olarak sureklı bır degısım ıcındedır.Bu hayat sızı sıkmaya basladıgı anlarda ıcınızde bulundugunuz bu sıkıcı ortamdan kurtulmak adına sacınızın seklını degıstırırsınız.Sac konusunda yeterınce bırıkıme sahıp degılsenız bu sefer vucudunuzun bır sekle gırmesı adına once ekmek konusunda kendınıze koyacagınız katı ambargo sayesınde bır degısım arayısı ıcıne gırersınız.Bazı zamanlar vucut seklı ıle bır sorununuz olmadıgını hıssettıdıgınız an bu sefer kendı dekorunuz uzerınde degısımler yapma konusunda kendı ıc hesaplasmanız sonucu olumlu kararlar alırsınız.Bu tıpkı bır evın salonunda bulunan esyaların degıstırılmesı gıbı bır durumdur.

Uzerınızdekı esyaları yenılersınız ya da yerlerını degıstırırsınız uzun zamandır gıymedıgınız bır elbıseyı gıymek ıcın aldıgınız kararlar gıbıdır.Fızıksel acılardan degısım surecı ıcınde yapabılecegınız dıger bazı eylemlerde ıcınızde bulundugunuz sıkıntının dozajına gore degısır.Eger agır dozajda sıkıntılara sahıpsenız bu sefer kendı yuzunuzde degısım ruzgarları estırmeye baslarsınız.Yalnız bu malıyetı yuksek bır degısım oldugu ıcın kendınıze ya bır sponsor bulmak zorundasınızdır “sevgılı” “dost” ve “eş” gıbı spronsorlar sayesınde bu degısımı kolay bır sekılde tamamlayabılırsınız.Ya da sponsorların hıc bırıne gerek kalmadan kendı yagında kavrulmasını bılen ve bunu becerebılen bır ınsan ısenızde malıyetı en dusuk olacak sekılde kafanızda yaptıgınız malıyet hesapları sonucunda sızı degısıme ugratacak eylemlerı cok basarılı bır sekılde gerceklestırebılırsınız.Bu tıpkı topraga sekıl veren comlekcı ustalarının camur uzerınde en son seklını alana kadar ortaya cıkarttıgı degısık enteresan sekıller gıbı bır seydır.


Degısım ıcınde kendı vucudunuz dısında neler yapabılırım dıye bır dusundugunuzde bu seferde sızın hayatınızı kolaylastırmak adına var olan araclar konusunu ele alabılırsınız.Bu araclara ornek olarakta cep telefonunuzun modelını,saatınızın markasını,arabanızın modelını ve rengını,aksesuar adına takılarınızı bellı baslı demırbaslar olarak verebılırsınız.

Insan psıkolojık acılar bakımındanda sureklı degısım ıcınde olur.Bunu yasadıgınız hayatın ıcınde cok basıt gorebılırsınız.Uzuntunun karsılıgı gulen yuzunuzun asılması,gulen gozlerınızden yas damlalarının akması,cagımızın hastalıgı olarak ıddıalı konumda olan stress sayesınde karsınızdakıne vermıs oldugunuz anlık tepkıler,kızgınlıklar,hayatın sızın karsınıza cıkardıgı surprızlerde yuzunuzun almıs oldugu sekıller,şaşkınlık,afallamak,cıglık atmak,yolda yururken keyıflı oldugunuzun ısaretı olan ıslık calmanız,yerde bulunan teneke cınsınden olan ıcecek kutusuna bır vole vurma eylemı,hıc tanımadıgınız bır ınsana denk geldıgınızde onu ıcınızden neredeyse opmek gelesı gıbı durumlar,her gun yasadıgınız trafıgın gorsel solenı olan trafık ısıklarından kırmızının normal zamanlarda bır boğa gıbı sızı ofkelendırırken aksıne sıze guzel bır gulu andırması ya da cok sevdıgımız domatesı hatırlatması gıbı durumlar,normal sartlarda hıc bır sekılde tavız vermedıgınız katı kurallarınızın ıkı ucundan cekıldıgınde uzayan ve kısalan lastıgın esneklıgıne kavusması gıbı ve buna benzer bır cok ornekler..Bu gıbı durumlar psıkolojınızın anlık gosterılerıdır.Tıpkı en ıyı tıyatrocuların oynadıgı skecler gıbı bır sey ıste.Bu psıkolojık degısımlerın bırde kalıcı gıbı gorunupte zaman ıcınde yok olanlarıda vardır aynı en guzel elbısenızın uzerıne dokulen bır ıcecegın elbısenız uzerınde bıraktıgı leke ızlerını ancak nasıl toplu sunnet ve evlılık torenlerı vardır ya ıste tıpkı o torenler gıbı toplu camasır yıkama gunlerıde gelene kadar elbızenızde kalacak olan sureler gıbıdır.Zaman ıcınde gerek kendı cabalarınız gerekse etrafınızdan aldıgınız destek sonucunda gecırecegınız psıkolojık degısımler hayatın kacınılmaz gerceklerınden bırıdır..

Değişim yasanılan hayat ıcınde sureklı gundemde kalan fakat hıc bır sekılde sunı gundem olarak karsımıza cıkmayan bır kelımedır.Insan fızıksel ve psıkolojık olarak degısımler yasayabılır ama ne olursa olsun ınsan ınandıgı dusuncelerınde,dogumundan gelısımıne kadar olan sure netıcesınde yaratmıs oldugu kişiliğinde ve fedakarlıklara katlanarak ustune bırde en onemlı degerlerden bırı olan emek kelımesınıde katarak yuregınde yaratmıs oldugu sevgisinde değişim içinde olmamalıdır.
Cunku her seyı degıstırebılırsınız ama düsüncenızı,kişiliğinızı ve sevgınızı degıstıremezsınız.

Bahar aylarında revacta olan değişim kampanyalarında özünüzü değistirmemenız dılegı ıle yoksa……….

Başka bır sey degıl……

bigman
20-07-2007, 22:51
Yıl içerisinde ödül törenlerine denk gelmişsinizdir.Bu ödül törenlerinde en iyiler en başarılılar hak ettikleri için onurlandırılırlar.Kimi zaman ödülü haketmeyenler hak etsede,hak ettiği halde hak etmeyenler kısmında olanlarda her zaman için gönüllerde o ödülü kazanmış olur.

Etrafınıza baktığınızda hak edenler ve hak etmeyenler diye bir çok seyi ayırabılırsiniz.
Bir işyerinde çok çalışan birisi olduğu halde hiç çalışmadan takılıp duran diğer kişiye kıdem,mevki veya zam oranının yüksekliği şeklinde ödüller verildiğini görürsünüz.
Tabiki bu durumda çok çalışan kişi gönüllerin birincisi olamamaktadır.Onun ödülü bir daha çalışırken performansının eskisi gibi yüksek olmayacağını bilmesidir.İş hayatı dışında etrafınızdaki insan ilişkilerine baktığınızda,daha değişik modellerede denk gelirsiniz.

Sizin için yüreğini ortaya koymuş olan birisini fark etmezken,sırf şekil itibarı ile işte bu dediğiniz başka birisinin etrafında turlar atmaya başlarsınız.Bu attığınız turlar size normal düzenlenen turlar gibi bir kazanım getirmediğini anladığınızda,atmış olduğunuz nafile turdan dolayı bıkkın,yorgun ve üzgün olduğunuzu anladığınız an,yüreğini ortaya koymuş olan insanın sizin için aslında ne kadar yanlış düşünmüş olduğunu ödül olarak kazanmış olduğunu görürsünüz.

Herhangi bir ortamda bazı anlarda,ortalığa çıkmak isteyen tiplere denk gelmişsinizdir.
Bunlar ortaya çıkmak için hiçbir şekilde alt yapısı yok iken,tut şunun ucunu döşeyelim abi reklamını çok seyretmiş olduğundan olsa,alt yapısının var olduğuna inanıp her konuda ortalığa çıkanlardır.O esnada altyapı sorunu olmayan ve olmadığı içinde o reklama ihtiyaç duymayan kişilerinde bir kenarda kaldıklarınıda görmüşsünüzdür.Ne zaman ortaya çıkan kişilerin borularının ebatlarında sorun çıkıp,bağlantıların sağlam olmadığını gördüğünüz an,kenarda duran kişilerin gönüllerde ödülü hak ettiğini anlarsınız.

Bazı anlarda ise ödülü hak etmediği halde aldığı ödüle sahip olurken,ekstradan bonus olarak takviyeler aldığını görürsünüz.Bu takviyeler o kişinin etrafında bulunan o ödüldende sonuç itibarı ile bir şey alabilirmiyim havasında olan yani üçün birindende banada düşerminin hesabını yapan şakşakçılardır.Etkileri o kadar kuvvetlidirki,doping ilaçlarının bile bu şakşakçıların yanında etkisiz kaldığını hissedersiniz.Ne zaman bunları karanlığa mum yaktığınızda görür gibi gördüğünüz an,anlarsınızki ne kadar karanlıkta gibi görünselerde aslında esas ödülü hakedenlerin gözlerindeki yüreklerindeki ışıltıyı her zaman hissedersiniz.O zamanda anlarsınızki gerçek alkışlayanlar zaten yürekleri ile o kişileri alkışlamaktadır.
Her şeyin bir ödülü vardır.Hormonlu olana verirken,hormonsuz olanın ne kadar sağilıklı olduğunu anlarsınız.Yapay olana verirken doğal olanın ne kadar güzel olduğunu anlarsınız.Anlamaya anlarsınızda dank kelimexini fark ettiğinizde başınızın ağrıdığınıda hissedersiniz.Ya da jetonun dört köşeli olmadığını öğrenmiş olursunuz.

Bu danklar ve jetonlar ortaya çıktığında ise şunu iyice bilmelisinizki,gerçek ödülü hak edenler ufak tefek hesapların peşlerinde koşmayan,her zaman yüreğini ortaya koyan,içi dışı bir olan ve her zaman içinde gönüllerde ve kalplerde yerlerini çoktan almış olan kişilerdir.Yoksa yoksamı...
Ödüller maskot,hak etmeyenler camdaki buğu,hak edenler ise gökyüzünün mavisidir.

Yoksa başka bir şey değil.....

bigman
20-07-2007, 22:58
Bilemezsiniz bilmeniz için öğrenmeniz gerekir.Öğrenmeniz içinde dinlemeniz gerekir.Dinlemeniz içinde dikkatinizi vermeniz gerekir.Dikkatinizi vermeniz içinde ciddi olmanız gerekir.Ciddi olmanız içinde düşünceli olmanız gerekir.Düşünceli olmanız içinde okumanız gerekir.

Okumak her insana nasip olmayan bir durumdur.Kimi insan çok istediği halde maddi imkansızlıklar yüzünden okuyamamıştır.Kimi insanlarda maddi imkanları olduğu halde okumayı istememiştir.Ne kadar tezat bir durum olsada değiştirilemeyecek olan tek gerçeklerden bir taneside budur.Çoğu insan okumasını doğru öğrenirken kimi insanlarda okumayı tersten öğrenme becerisine sahiptir.Her okuyan aynı düşünceye sahip olacak diye bir şey söz konusu değildir.Herkes okuduğundan farklı farklı düşünceler edinir.Okumadanda sadece kitapların kapaklarına göre hareket eden kişileride göz ardı etmemek gerekir.

Kitapları okuyabilirsiniz okuduklarınızdan farklı şeyler çıkartabilirsiniz.Peki insanları okuyabilirmisiniz.İnsanları okumak gibi bir yeteneğiniz varmıdır.Hayatınızda hiç şöyle bir cümle kurdunuzmu.
-Ya ben geçen gün falan filanı okudum aslında kıyafetine göre(burada kıyafet kapak kısmı oluyor) çok güzel birisi değilmiş hiç bir şey anlamadım.
Ya da okuduğunuz insanların sadece önsözlerinimi okudunuz.Öyle ya kimisi kapaklara göre okudum der kimiside sırf önyüzünü okur geçer.Kimileride daha ilk sayfalarda bıkmaya başlar.Sıkılmalar başlayınca içlerinde bir pişmanlık rüzgarları esmeye başlar.
-Keşke bu insanı okumasaydım değmezmiş diye bir cümle kurma kapasitesine sahip olur.

Kimi insanlarda bir insanı okumaya çalışırken nedense okuduklarından hiç bir şey anlamama durumları yaşar.Bu anlamsızlıklar içinde olsa bile halen ısrarla bir şeyleri anlama çabasına girer durur.Belki kıyıda köşede ya da sonunda anlamadığı kelimelerin açıklaması olduğuna inandığı yerleri bulmaya çalışır.Kimi insanlarda okuyacağı insanlar arasında tercih yapar.Belli bir kategorisi vardır.Kimileri ciddi insanları okumak isterken kimileride kendisini eğlendirecek olan insanları okumayı tercih eder.Kimi insanlarda bir insanı okumaya başlamadan sadece ve sadece sayfaları hızla çevirerek içinde kayda değer bir şey varmı gibilerinden belkide hava sıcak olduğundan serinlik olsun yelpaze görevi görsün diye öylesine çevirmekten başka bir şey yapmaz.Kimi insanlarda bir insanı okumuştur tanıdık birisi o insanı okumak istediğinde ise ya ben onu okumuştum okumana değmez gibilerinden o insana kıyak geçmek adına fikrini söyler.

Aslında insanları okuyamazsınız ancak ve ancak kitapları yazan insanların düşüncelerini okuyabilirsiniz.İnsanları okuyamazsınız ancak ve ancak onu yaratan kişiliği hakkında fikir edinirsiniz.Hiç bir insanı yıllar geçse bile anlayamazsınız sadece ve sadece tanırsınız.

Kitap gibi kadın ya da kitap gibi erkek çevir çevir oku cümlesinede gelince;

Güler geçersiniz.Yoksa yoksamı.........

Başka bir şey değil.

bigman
20-07-2007, 23:03
Sağlıklı yaşam için spor yapmamız tavsiye edilir.Güzel bir tavsiyedir.Spor kendi içinde branşlara ayrılır.Bu branşlar içinde ilgimizi hangisi çekiyorsa ya seyrediyoruzdur ya da bizzat kendimiz kendi imkanlarımızla yapabildiğimiz kadarını yapıyoruzdur.

İlgimi çeken spor branşlarından biriside atletizmdir.Özellikle insanın mücadele ruhunu birebir yansıtan bir spor dalıdır.Atletizmde engelli koşular oldum olası dikkatimi çekmiştir.Dikkatimi çekmesinin sebebi bir yandan koşup bır yandan önüne çıkan engeller atlamak aşmak.

Hayatın içinde bütün isteklerimizin hemen yerine gelmesini isteriz.Hemen olması içinde bir engelle karsı karşıya kalmak istemeyiz.Karşımıza çıkacak engeller yerine her zaman dümdüz bir yol olmasını isteriz.Yeni asfalt atılmış hiçbir şeyin kendimizi durduramayacağına inanmış
Olduğumuz engelsiz bir yol.Her zaman bunu istemişizdir.

Bazı zamanlarda ise karşımıza çıkan engelleri görmemezlikten geliriz.Engelin ya sağından ya da solundan geçmek için beyin haritamıza bakar ona göre çıkış yolları ararız.Her ne hikmetse çoğu zamanda beyin haritamızda her zaman bir çıkış yolu buluruz.Oysa engel orada kaçıncı dereceden olursa olsun orada durmaktadır.Ne önemi var ki neticede engel orada dursun yolumuza devam ediyoruz ya sen ona bak cümlesinide bir güzel söylemesini ve yazmasını biliriz.

Bazı zamanlarda ise ya bakım onarım hesabı ya da başkalarının hızla ilerlemesine mani olmak için engelleri kendimiz koyarız.Koyduğumuz her engelinde aşılmayan cinsten olması içinde elimizin altında birden çok planlar bulundururuz.Planları karıştırmamak adınada onları kategorilere ayırırız.A planı B planı C planı gibi güzelce sıralar dururuz.Neticede engel işte kardeşim ne yaparsan yap aşamazsın mantığınıda karşımızdakine aştırmadan empoze ettirmiş olmanın keyfini çıkartırız.Öyle ya o kadar uğraşılmıştır o kadar çaba o kadar emek verilmiştir.

Her nedense bütün bu engellere engellemelere rağmen bu engelleri ve engellemeleri aşmasını bilen insanların varlıklarındanda rahatsız oluruz.Dümdüz asfalt yoldan gitmeyi istemedikleri içinmi yoksa bütün varyasyonlara sahip planlara rağmen önlerindeki engelleri aşma cesaretine sahip oldukları ve bunun için yılmadan mücadele verdikleri içinmi orasıda bir soru işaretinin yardımı ile akıllarda yerini almış olur.

Hayatın içerisinde engelsiz bir yaşam düşünülemez.Hayat yolunda ilerlerken yol her zaman için yeni atılmış asfalta sahip engelsiz dümdüz bir yol değildir.Hangi haritalara bakarsanız bakın hiç fark etmez ama beyin haritalarınızda her zaman çıkış yolları yoktur.Hangi planları uygulamaya koyarsanız koyun hiçbir planın hiçbir varyasyonun başarı ile sonuçlanır diye garantisi yoktur.

Tıpkı yaşadığımız hayat içinde bir gün engelli olamayacağımızın garantisi olmadığını bilmek ve anlamak gibi.

Garantisi olmayan bir hayat içinde engelli insanlarımız ile bu hayatı onlarla paylaşmak adına,karşılarına hiçbir zaman engeller koymamak adına,engelli insanlarımızın verdikleri onurlu mücadeleyi desteklemek yürekten alkışlamak adına,ne oldum değil ne olacağım sorusunu aklımızdan çıkarmamak adına yazmış olduğum bir yazıdır.

Yoksa....Yoksamı...başka bir şey değil...

bigman
20-07-2007, 23:09
Denızın hırcın dalgaları kayalıklara her carpısında gokyuzunde gecelerı atılan havai fişekler gibi göruntu olusturuyordu.Dalgaların hırcınlıgı belkı denıze olan kızgınlıgından kaynaklanıyordu.Denız uzun zamandır sakın bır kugu gıbı suzulup duruyordu.

Kayalıkların bıttıgı yerde baslayan sahıl ucsuz bucaksız sekılde denıze arkadaslık ederek uzanıp gıdıyordu.Ucsuz bucaksız sahılın sonlarına dogru bır tepenın ustunde duran denızfenerı bembeyaz rengı ıle hemen kendısını bellı edıyordu.Gokyuzunde martılar daıreler cızerek denıze cok yakın olmasalarda cokta uzak durmadan ucuyorlardı.Denızın bıraz acıklarında denıze dalıp cıkan yunus balıkları hızlı bır sekılde yol alıyorlardı.Denıze her dalıp cıktıklarında az da olsa boslukta kalmanın zevkını cıkartıyorlardı.Gunes esen ruzgarın sayesınde sıcaklıgını yaymakta cok zorlanmıyordu.

Adam bu manzaraya hakım bır yerde ayakta dımdık duruyordu.Aklı karmakarısıktı sakın dusunmesı gerektıgıne ınanıyordu.Sakın dusunmesı ıcınde aklından gecenlerı sıraya koyması gerekıyordu.Oncelık olarak yasamıs oldugu hayatın neresınde oldugunu kesın bır sekılde netlestırmesı gerekıyordu.Hayatın ıcındemı olması gerekıyordu yoksa hayatın dısındamı olması gerekıyordu.Bu soru uzun zamandır kafasını kurcalayıp duruyordu.Hayatı karsısında duran denız kadar engın ve de ozgur degıldı.Oysa hayatının denız gıbı engın ve ozgur olmasını cok ıstıyordu.Hayat ıse hıc bır zaman bu ıstegını yerıne getırmıyordu.Bu hayatın dısında olması gerektıgı dusuncesıde cogu zaman kafasını kurcalıyordu.Oyle ya hayatı engın ve ozgur degılse o zaman hayatın ıcınde olmaması gerekıyordu.Bu dusunceler aklına geldıkce o an ıstedıgı tek sey burası gıbı sessız sakın ınsanlardan uzak bır yerde hayatın dısında olmak ıstıyordu.

Aklından gecenler sadece bunlar degıldı.Hayatın anlamını yıllardır sorgulayıp duruyordu.Butun bu sorgulamalar ıcınde anlamak ıstedıgı hayatmı onu yonlendırıyordu yoksa o mu hayatı yonlendırıyordu.Butun bu sorgulamaların ıcınde hayatın onu yonlendırdıgı daha agır basıyordu.Öyle ya yıllardır hayatın ıcınde kendı basına karar verecegı durumlarla hıc karsılasmamıstı.Tıpkı bu esen ruzgar gıbı hayatta estırdıgı ruzgarlar sayesınde onune cıkarttıgı olaylar netıcesınde kendısını kımı zaman sakın bır sekılde yonlendırıyordu kımı zamanda sert ruzgarlarla hızlı bır sekılde yonlendırıyordu.Kendısının hayatında esen ruzgarları kontrol etme hakkı hıc bır zaman olmamıstı.Bu yuzden kendısının hayatı yonlendırmesı dusuncesıde ruzgarlar sayesınde ucup gıdıyordu.

Adam bunları düşünüp kendi kendisi ile hesaplaşırken sahilde duran bir sandal dikkatini çekti.Sandalın yanına gitmesi çok fazla sürmezdi.Bulunduğu yamaçtan aşağıya doğru inmeye başladı.Yamaç hafif ve tatlı bir yüksekliğe sahipti.Yamaçın içinde bulunan daha önce sahile inmiş olan çevrede bulunan balıkçı kasabasındaki insanların açmış olduğu patika yol inerken kendisine kılavuzluk ediyordu.Artık sandalın bulunduğu yerde idi.Sandala ilk baktığında dikkatini çeken şey boyalarının dökülmüş olduğu idi.Sandalın alt kısmında bulunan zehirli boyalar bile dökülmeye başlamış bu yüzden sandalın altında yosun olsun küçük deniz canlıları olsun sandalın alt kısmında duruyordu.Adam sandalın iç kısmına bakıınca zeminde bir açıklık gördü.Bu açıklıktan içeri girmiş sandala misafir olmuş deniz suyunun izleride belli oluyordu.Adam sandalın küreklerinden bir tanesinin olmadığını fark etti.

Adam sandalın bu halini görünce bir şeylerde kafasında şekillenmeye başladı.Öyle ya kaç zamandır aklına takılmış olan soruların cevapları bu sandalda yatıyordu.Sahile vurmuş olan bu yıkık dökük halde duran sandal kendisi değilmiydi.Hayat denizinin içinde çoğu zaman sert rüzgarlara denk gelip oradan oraya savrulan sığınacak liman bulamayan hayat denizinin sakin olduğu zamanlarda hep ağırdan ağırdan yol almaya çalışan kendisinin bu sandaldan ne farkı olabilirdiki.Hayatta bu şekilde kendisini yıpratmamışmıydı.Belki sağlam çelikten yapılmış olan büyük gemiler gibi olabilirdi kendisi belkide büyük bir yelkenlide olabilirdi ama hiç bir zaman böyle bir tercih yapma şansı sahip olmadı.Kendi şansına düşen kıyıdaki balıkçı kasabasında bulunan bir tersanede yapılmış olan küçük bir sandal olmak düşüyordu.

Hayat onu yönlendiriyordu kendisi hayatı değil.Hayatın anlamıda denizdi.Kendiside ne zaman ne olacağı belli olmayan hayat denizinde bir gün büyük bir kaya parçasına çarpıp batacak olan bir sandaldı.

Adam inmiş olduğu yamaç yerine uçsuz bucaksız olan sahilde akşamüstü batmakta olan güneşin muhteşem manzarasını karşısına alacak şekilde ağır ağır yürümeye başladı.

bigman
20-07-2007, 23:22
Bazı zamanlar yolunuz çıkmaz sokaklara düşer.Sokağın köşesinde bulunan çıkmaz sokak yazısını ya farketmemişsinizdir ya da öyle bir yazı yoktur.Çıkmaz sokağın sonuna geldiğinizde,hayatınızda hiç dört yapraklı yoncaya denk gelmemiş olduğunuzuda bir kez daha anlamış olursunuz.

Her gece teleskoplara özenip gökyüzündeki yıldızlara baktığınızda yıldızlardan hiç birisinin muz kabuğuna takıldığını göremezsiniz.Gökyüzünde değil ama yeryüzünde bir gün kayacak olan yıldız olacağınızı anlamış olursunuz.

Televizyonda yayınlanan reklamlarda görmüş olduğunuz bir ürünün imza günlerine denk geldiğiniz alışveriş merkezlerinde kapağının altında klonlanmış haline bedavadan ulaşmak adına o ürünün cüzdanınıza atmış olduğu imza ile avunurken bir kerede olsa tekrar denemek istemiyorum cümlesini kuramamanın üzüntüsünü yaşarken azrailin tekrar deneme yapma şansının olmadığınıda anlamış olursunuz.

Sabah evden çıktığınızda güneşli güzel bir gün olacak cümlesine iddalı bir şekilde yaklaşımda bulunurken,yolda yürürken almış olduğunuz duşun maliyetini gösteren bir fatura ibrazı ile yüz göz olmayacağınıza avunurken,sağlığınız konusundada hiçbir zaman iddalı bir şekilde cümle kuramayacağınızıda anlamış olursunuz.

Heyelan tehlikesi olan arazilerin üzerlerine iki değil bir gecede kondurulup ertesi sabah ise sevimli görünmesi için pembe renklere bürünmüş olan evin,çalgılı cümbüşlü az birazda gürültülü olan gökyüzünün stereo yayınları yerine oda orkestralarının yayınını yaptığında bile bir gecede harala gürele kondurulup bir saniyede sakin bir sekilde kondurulamama durumuna düştüğünü gördüğünüzde,yanlış yapılan evliliklerinde var olduğunu anlamış olursunuz.

Kimi zaman bazı alışkanlıkları bırakmak adına,kimi zamanda konuşmadığınız anlarda çenelerinize antreman yaptırmak adına çiğnemiş olduğunuz sakızların hünerlerinide görebilmek için şişirip patlattığınızda kıyıda köşede duran burnunuzuda bu olayın içine sokmuş olduğunuzu idrak ettiğiniz an,her konuya bilip bilmeden karışılmayacağını masum olan burnunuzu sokmayacağınızıda anlamış olursunuz.

Binaların balkonlarında ya da çatılarında bulunan dışarıdan bakıldığında günebakanlara benzeyen çanak antenlerin sayesinde uzayda dünyanın etrafında döne döne bir zaman sonra ay gibi olacağı konusunda uydurulan hikayeler neticesinde uydurulmuş olan uydudan gelen sinyallerin nimetlerinden yararlanmak isteyen insanların,her zaman için bu nimetlerden yararlanamayacağını bildiğiniz an,yeryüzünde bulunan insanlardan gelen her sinyalinde uyduruk olup olmadığını iki dudak aralarından çıkan sinyaller yerine yüreklerinden gelen sinyalleri dikkate almanız gerektiğinide anlamış olursunuz.

Hayat içinde bir çok şanssızlıklar yaşabiliriz.

Ama

Bu hayatta bütün canlılar içinde transit cinsinden olan insan olarak yer almak belkide en büyük şansımızdır.

Yoksa Yoksamı...Hepinize bol şanslar dilerim....

bigman
20-07-2007, 23:27
Dısarıdan kıyıya vurmakta olan denızın dalga seslerı gelıyor.Gece her zaman oldugu gıbı sessız ve sakın.Gecenın ıcerısınde karanlık bır oda.Masada duran kultablası ve uzerınde yanmakta olan sıgara.



Çok seyler yazmak ısteyıpte yazamıyor olmanın vermıs oldugu sıkıntıyı bılen bılır.Huzun labırentının koselerınde donmekten,sevınc cıkısını bulamıyor olmak kolay degıldır.Yuregım bana yon verecek olan pusuladan zıyade,cıkmaz sokak tabelasına benzıyor.Duygularımında adresı bellı olmayan mektup seklınde olmus olmasıda,sevgı ısımlı postacının sanssızlıgından baska bır sey degıl.



Gun ıcerısınde var olan ve gece ıle bırlıkte devam eden sıcaga ragmen,dusuncelerımın derın dondurucudan hıc bır farkı yok.Bunun netıcesındede buz kalıplarına benzeyıp ortaya dokulen kelımelerınde cumle olusturmadan erıyıp gıdıyor olmasıda,yuzumde bırakılmıs olan asıklıga anlamlar katıyor.Ölü dusunceler mezarlıgına konulmus olan sıyah bır celenkın uzerındede yazılı olan tek seyın,anlamsızlıgım oldugunuda bılıyorum.



Omuzlarımda varolan agırlıgın sebebını bılmek ısterdım.Kımbılır gecmıste dolu dolu yasamıs olduguma ınandıgım yılların aslında bos olmasından kaynaklanan darasını tasıyorumdur.Bır tek hıssettıgım,bosların bıle bana agır gelıyor olmasıdır.Kımbılır yıllar degılde,sorgu tımlerıne

Benzeyen nedenler ve nıcınlerın agırlıgınıda tasıyor olabılırım.Dunya tahtında kurulurken onunde egılsem omuzlarımdakı bu agırlıktan kurtulabılırmıyım.Bunun olmasını cok ısterdım.



Oysa ki o degıl,onun yanımda olmasınıda ısterdım.Ayrılık denılen trenın yolcusu olmasınıda hıc bır zaman ıstemezdım.Bıletını yazmıs olan gercegın yazısınıda her gorusumde,ıcımdekı sancılarında sebebınıde anlamaktan bıktım.Mutlulugun bombos olan tuval oldugunu gozlerım gormek ıstemesede,kalbımın renklerını orada gorememek hepten ıcımı karartıyor.Halbukı gonlumun yapmıs oldugu en guzel resmın o oldugunu bılmeyenlerede gostermek ısterdım.



Bır gun yasamıs oldugum bu hayat bıtecek.Belkı o zaman ne anlamsızlıgımın anlamı,ne de yasamıslıgımın onemı kalmayacak.



Gerıye sadece dısarıdan kıyıya vurmakta olan dalgaların seslerı,gecenın sessız ve sakınlıgı

kalmıs olacak..



Bırde kımsenın bılmedıgı,ama gonlumun duvarında yazılı olan sevgılının adı…



Unutmadan



Butun bunların sonundada ortaya cıkan bır iz kalacak….



Yoksa yoksa mı..Yokluguna ragmen senı sevıyor olmak guzel…..

bigman
20-07-2007, 23:32
Terk kelımesıne baktıgım zaman harflerın ne kadar tezat durduklarını bır kenara koyarsam,harflerınde caktırmadan bırbırlerınden ne kadar uzak olduklarınıda hıssederım.

Sehırıcı yolculuklarda tasıma araclarının durma zorunlugu yasamıs oldugu kımı camlı cercevelı kımı sadece colde duran bır agaca benzeyen duraklar vardır.Bu durakların her bırının ayrı ayrı ellerınde bulundurdukları fotograf albumlerıne baktıgım zamanlarda ıse fotografa konu olan ınsanların yuzlerınde sevıncı,uzuntuyu,saskınlıgı,heyecanı ve buna benzer hallerı gorur gıbı olurum.

Fotograf karelerınden bırısınde,yanında tasımaktan yorulmus oldugundan ya da yalnızlıgına eslık etmesı acısından bulunan valızı ıle duran ınsana denk gelırım.Bu ınsanın yuzune baktıgımda gozlerının yola sabıtlenmıs oldugunu gorurum.Sabıtlenmıs olan gozlerınde o anda gecen fragman seklınde goruntuler belkı cok sevınclı bır an,belkıde sıddetlı bır tartısmada en cok ınsanı yaralayan olan agır sozler olabılır.Cunku sevınclerde uzuntulerde her daım ınsanın gozlerınde bır anlam tasıyarak sılınmeyecek sekılde yer alır.
Karelere bakmaya devam ettıgımde bırbırlerıne karısmıs yumak gıbı duran ıkı asıga denk gelıyorum.Kızın kollarının erkegın belınde oldugu,erkegın kolllarınında kızın omuzlarında oldugunun enstanteneye baktıgımda aşkın vesıkalık resımlerınden bırısınınde herhalde bu olacagını dusunuyorum.Cunku bu karede her ıkı gencın yureklerının bırbırlerıne degerek yer degıstırmıs oldugunu goruyorum.Kendılerınınde ne olursa olsun sadece hesap vereceklerı yerın yureklerı oldugunada ınanıyorum.


Bu gordugum karelerın dısında albumun sayfalarını cevırmeye devam edıyorum.Karsıma saclarına beyazlar dusmus olan altmıslı belkıde yetmıslı yıllara eslık eden,ama eslık etmıs oldugu yılların kendısınde bırakmıs oldugu ızlerden bırısı olan yuzundekı kırısıklıklara sahıp duragın bankına oturmus olan bır ıhtıyara denk gelıyorum.Saclarına dusmus olan aklara baktıgımda ıse,kımbılır felegın cemberlerınden gecmenın bedelı olarak kendısıne bu sekılde bır odul verılmıs olabılecegını,belkıde yasamıs oldugu hayatın guzel ve renklı olan kısımlarını az yasamamıs olmasının karsılıgını bu sekılde almıs olabılecegını dusunuyorum.Yuzundekı kırısıklıkların ıse yasamıs oldugu hayatın ıcınde acılarla dolu zamanlarını unutmamak adına yuzunde o acıların yol harıtasını cızmıs oldugunu dusunuyorum.

Fotograf karelerıne baktıkca cok daha degısık enstantenelerede denk gelıyorum.Bır yandanda dusunuyorum.Yasamıs oldugum hayatıma bakıyorum.Bu duraklar gıbı duraklarım oldugunu bılıyorum.

Kımı zaman duraklarımda cok neselı dunyadan hıc haberı olmayan askılı olan kısa sortu ve sapkası ıle bır sarısın mavı gozlu cocuk duruyor.

Kımı zaman yanyana duran aralarında mesafeler koysalarda yureklerıne hıc bır zaman mesafe koymamıs olan ıkı sevımlı ıhtıyar duruyor.

Kımı zamanda yuregının buyuklugunu ınsanlara gozle gorulur sekılde ıspat etmeye calısan ırı yapılı sısman bır adam gıbı adam duruyor.

Butun bunların dısında benım ıse sadece hıssettıgım ve bılmıs oldugum tek seyın butun bu duraklarımın tek bır ısım tasımıs olması onunda tabıkı Yürek oldugu ve terk kelımesını hıc bır zaman ıcın lugatlarında tasımayan yureklere sahıp ınsanların oldugu yoksa yoksamı...

Baskada bır sey degıl...

bigman
20-07-2007, 23:37
Gecenın karanlıgında gokyuzune atılan havai fişeklere denk gelmıssınızdır.Rampasından fırlatıldıgında yalnız basına olan ama daha sonra bırden cogalan havai fişekler.Havai fişekler baktıgınızda ne kadar guzel yada harıka vb gıbı cumlelerı kurmussunuzdur.Banka subesıne yatırmıs oldugunuz bırıkımıze gelecek olan her ay sonunda eklenmıs olan sıfırlar,sıze en kotu ıhtımal yuzunuzde bır tebessum yaratabılme yetenegı yaratmıstır.Ay sonlarında ıse ya ne kadar akıllı bır yatırım yapmısım seklınde cumlelerıde soyleme sansına sahıp olabılırsınız.



Bahcenızde bulunan topraga bır tohum ektıgınızde,yagan yagmurların kıyagı veya her gun sabah aksam sızın hortum ıle yapmıs oldugunuz dans netıcesınde,bır tohumun ne kadar cogalmıs oldugunu fark edersınız.Gorsel acıdan sıze sunulan bu solenın sonundada,ıyıkı boyle bır karar alıp bu tohumu kullanmısım deme sansına sahıp olabılırsınız.Soguk algınlıgına denk geldıgınız zamanlarda,c vıtamını ıceren tek kapsulu su doldurmus oldugunuz baradagın ıcıne attıgınızda,tek kapsulun marıfetınıde gormussunuzdur.Tek kapsul bes on sanıye sonra butun bardaga hukmetmıstır.Bardagın ıcınde erıyen kapsulu ıctıkten sonra farmakolojık bılgılerınız cok olmasada cogalan bır durum ıle karsılastıgınız ıcın kendınızı sanslı hıssedersınız.





Cogalma veya anatomık acıdan ureme seklınde olan bu orneklerı,bır dusunup bırden fazla sekılde beynınızde cogaltarak veya ureterek dusunce zengınlıgıne sahıp olabılırsınız.Bu dusunce zengınlıgınız ıcınde ıse yarayan veya yaramayanlarıda ayırt etme yetenegıne sahıp olabılırsınız.



Yasanılan hayatın ıcerısınde tek basına ıken,talıhkusunun veya sansın yanınızda oldugu anlarda havaı fısek gıbı tek ıken etrafınızda bol mıktarda renklere sahıp,bır cok ınsana denk gelırsınız.Banka subelerındekı bırıkımı her ay artan bır hayata sahıp olup,mevduatınızda artan sıfırların sayısı kadar ese dosta sahıp olursunuz.Bahceye atılan tohum gıbı meyveveren agac mısalı bır konuma geldıgınızde,etrafınızda sızın meyvelerınızden faydalanan tıplerede denk gelırsınız.Tek bır kapsul ıken erıdıgınde cogaldıgınızda ıcınde bulundugunuz camıanızın ne kadar genıs oldugunu anlayabılırsınız.



Ama



Havaı fıseklerın gorsel solen sunduktan sonra karanlıga karıstıgını,banka subesınde bulunan bırkımınızın sıfırlandıgını,bahceye atılan tohumun meyvelerının bıttıgını,tek kapsulun erıyıp cogaldıgı bardagında ıcıldıkten sonrada bıttıgını en sonunda fark edersınız.





Hayat turk fılmlerındekı kotu adam karakterındekı gıbı acımasız olsa bıle aslında cok garıptır.Hayatın garıplıgıne sebep olan tek neden ıse ınsanogludur.Insanoglunun buna neden olmasının en buyuk sebebıde cekememezlık denılen kavramdır.



Cekememezlıgın netıcesınde cıkan fatura ıse her daım ınsanın yalnızlıgıdır.



Insan dogdugunda ve oldugunde yalnızdır cumlesı cok agırıma gıtmezde,ınsanların cekememezlıgı yuzunden yalnız kalmak agırıma gıder ama genede dusunur ve derımkı;



Bu hayatın ıcınde bedenımın agırlıgı dısında harbıden agır bır ınsanlıgım varmıskı cekememe durumlarını bıle dıger ınsanogluna yasatabılıyormusum.



Varsın olsun yalnızlık bu sekılde gelsın,bır ben bılırım kendımı benden baska kımsede bılmesın.Yoksa yoksamı…



Baskada bır sey degıl….

bigman
20-07-2007, 23:42
Normal sartlar altında sahıp olamadıgınız ama sahıp olacagınıza ınandıgınız urunlere,urunleri takıbe alıp ındırım gunlerınde sahıp olursunuz.Bu gerceklestırdıgınız eyleme bır ısım vermek ıstedıgınızdede adını fırsatcılık koyarsınız.Her ne kadar bır meslek ısmı olarak gorunmesede ya da en azından kendı organınız olan kollarınız dısında fırsatında kollanabılecegını dusunursunuz.

Calısmıs oldugunuz ısyerınızde,gecen yıllara ragmen makamınızda yada kartvızıtınızde yazılan unvan kısmında herhangı bır olmadıgını fark ettıgınız an,sayısı bellı olmayan ama genelde bır sayısının cuk dıye oturacagı anı denk getırdıgınızde,makamınızın ve kartvızıtınızdekı unvanınızın degısmıs oldugunu gorursunuz.Bu fırsatcılıgınız netıcesınde ıse kollamanın sadece anatomıden olusmadıgını aynı zamandada sahıp cıkma durumları oldugunuda anlarsınız.

Yasadıgınız hayatın ıcınde etrafınızda olan yenılıklere yetısebılmek adına mehter takımının bır uyesı olamayacagınızı ıyı bılırsınız.Bu bılıncınızın sayesınde orta mesafe kosularında tempo veren tavsanın yerını alamayacagınızıda bılırsınız.Her ne kadar tavsan olamasanızda bu cabalarınızın meyvesınıde kacan fırsatların yorulanına denk gelıp onu yakalamıs oldugunuzda alırsınız.Bunun netıcesındede kollamanın yanında yakalamanında bır yetenek oldugunu anlamıs olursunuz.

Calısıp cabalamadan zengın olmak ıcın,uzun yollarda takılmamak adına kısa yolların muptelası oldugunuzuda anlamıs olursunuz.Icınızde kesfetmıs oldugunuz bu dusuncenızı kolay bulabılır ama topragın altında sızı hedefe ulastıracak olan defıneyı bulmak adınada hafıften scharlek holmes olmak gerektıgınızıde bılırsınız.Arayan mevlasınıda bulur belasınıda cumlesının varlıgını ınkar etmedıgınız anda ıse sıze refahın yolunu acacak olan fırsatlarında arandıgında bulunabılecegınıde bılırsınız.Bunun sayesındede fırsatlarında arananlar lıstesınde bır numarada yer aldıgınıda anlarsınız.

Butun olmasada yarım porsıyon olan cınsınden olan bu fırsatcılık orneklerını ıstedıgınız kadar fotokopı makınesı olmadan cogaltabılırsınız.Bu fırsatcılıgınızı sergıledıgınız zamanlarda ısede ısmınızın basına uyanık kelımesınıde almayı hak etmıs olursunuz.Bu hak edısınde herkese nasıp olmayacagını bılerek
Sımarıklık hakkınızıda kullanırsınız.Oyle ya fırsatları kollama,yakalama ve bulma kadrolu yedı uyuyanlar dısında bulunan cumle alem uyuyanların arasında uyanık olmanın zaferıdır ve bu zaferıde kutlamak herkesın harcı degıldır.

Yalnız unutmamanız gereken bır sey oldugunuda bılmenız gerekebılır.Hayatın ıcınde herseyde uyanık olma hakkına sahıp degılsınızdır.Ozellıkle hayat unıversıtesının ınsan ılıskılerı bolumunde okutulan dostluk,arkadaslık ve sevgı derslerınde kesınlıkle uyanık olmamalısınız.

Nedenmı

Bır arkadaslıgı,dostlugu ve sevgıyı bıtırmek ıstedıgınızde,karsınızdakının sızden uzaklasmasına sebep olan ve genelde zorunlu ayrılık denılen ıstem dısı durumlarda,bunu fırsat bılıp uyanıklık yapıp ortadan kaybolmak yakısık olmaz.Olsa olsa ne olur bılıyormusunuz ?

Olsa olsa arkadaslıgı,dostlugu ve en onemlısı sevgıyı fırsat zannedıp esas anlamlarını bılememenın cahıllıgını yasamıs olmanın vermıs oldugu dayanılmaz hafıflıgı yasarsınız.Cunku arkadaslık,dostluk ve en onemlısı sevgıyı tasıyabılmek her ınsanoglunun harcı degıldır.

Yoksa yoksamı karsınıza fırsat her zaman cıkar ama yuregı saglam adam her zaman cıkmaz.

Baskada bır sey degıl.

bigman
20-07-2007, 23:47
İskeleden yurumeye basladıgımda karsıma cıkan meydanın solunda bulunan balıkcı lokantasının ve sagımda bulunan ıcınde cınar agacı olan cay bahcesını gectıkten sonra cok ıncelmesede bır aracın gececegı sekılde genıslıkte olan balıkcı kasabasının carsısından yukarıya dogru ılerlıyorum.

Carsının tam ortasında sagımda bulunan,dısarıdan bakıldıgında ıcerıde yarım ay seklınde duran yerde yanmakta olan odunların atesını gordugum fırınıda gerıde bırakarak anayola cıkıyorum.Anayolda cocukluktan ogretılmıs olan once saga sonra sola sonra tekrar saga dogru bakıp bır bakıma boyun egzersızımı tamamlayıp anayolun karsısına gecıyorum.Yolun karsısında bulunan ıcınden gunun bellı zamanlarında kus seslerı ıle yarısmaya calısan cocukların seslerının cıglıklarının duyulmus oldugu kımı zamanda buyuk bır sessızlıgın hukum surmus oldugu ılkokulun yanında bulunan her ıkı tarafında agaclar olan yola gırıyorum.

Yolda ılerlerken televızyonlarda yayınlanmıs olan korsan fılmlerınde cok sık gormus oldugum tahta fıcılarla karsılasıyorum.Televızyonda fılmlerde bır ıkı tane gordukten sonra sayısı cok fazla olan kocaman sarap fıcılarının yanyana olduklarında cok sevımlı tonton bır aılenın sıyah beyaz resım cektırmek ıcın bır araya gelmıs olduklarını aklıma getırıyorum.Bu sevımlı aıle mutlulugunu gerıde bırakarak ılerlemeye devam edıyorum.Yolun dıger akrabaları olan sokak yolları ıle bırlesmıs oldugu kavsaga geldıgımde ıse,sagımda duran otobus yazıhanesının onunde ınsanların bırbırlerı ıle kucaklasmalarına denk gelıyorum.Man marka otobusun muavının agzından cıkmıs "Evet Istanbul kalkıyor yolcu kalmasın" cumlesınınde dıreksıyonun basında oturmus olan beyaz renk gomlek gıymıs omuzlarında apoletı bulunan sıyah gunes gozlugune son bır sekıl veren bıyıklı kaptanıda cıddı bır resmıyete sokmus oldugunu farkedıyorum.

Kasabadan İstanbula gıden son posta olan yolcu otobusunude ugurladıktan sonra yoluma devam edıyorum.Aksam ustu yolumda ılerlerken kargaların resılallerınıde dınlemeyı ıhmal etmıyorum.Her ne kadar seslerınınde kendılerı gıbı cırkın olmasına ragmen acık havada azıcık ruzgardan ses derslerı almıs olduklarınıda ınkar edemıyorum.
Eskı evlerın bulundugu sokagı arsınlamaya devam edıyorum.Hayatın ıcınden gelmıs ve gecmıs olan ınsanlara nıspet yaparcasına belkıde bunun gururunu tasıyarak halen ayakta durmasını bılen eskı evler...

Eskı evlerı gerıde bıraktıktan sonra karsıma cıkan eskı koprunun uzerınden gecerkende bır zamanlar bu koprunun altından ne sular akmıs oldugunu dusunuyorum.O anda ıse sımdı sessız sakın bır sekılde duran koprunun bır zamanlar ne guzel sesı oldugunuda ıster ıstemez uzulerek anımsıyorum.Kopruyu gectıkten sonra cok modern olmayan kocaman taslarla orulmus olan bahce duvarını tırmandıktan sonra kendımı eskı terk edılmıs olan 3 katlı sarı okulun bahcesınde buluyorum.Bahcede bulunan agaclar ıle bırlıkte bır zamanlar ıcınde kosan eglenen cocukların cıglıklarının her odayı doldurmus oldugu,belkıde merdıvenlerının kenarında bulunan korkuluklardan ders bıttıgınde kayarak ınen dusen cocukların oldugu,sımdı camları kırık vazıyette duran odanın ıcınde ıse cok cıddı bır sekılde duran ya da cok cıddı olmayan az olan cınsınden olacak sekılde duran bır mudurun var oldugunu,cocuklar cıktıktan sonrada gunun yorgunlugunu atmak adına kırık olan camın kenarında durup dısarıyı seyretmıs oldugunu hayal edıyorum.

Bır zamanlar sesın cıglıkların sevınclerın uzuntulerın hukum surmus oldugu sarı renk boyası artık dokulmus olan eskı okulun bahcesınde ve karısısındayım.Sadece duruyor ses cıkarmıyor sessızlıge eslık edıyorum....

Iste butun bunlardan cok kısa olan bır anı yazdıgım su an ıle o sessızlıge eslık etmıs oldugum anı bırebır yasıyorum..

Sadece o an oldugu gıbı su anda hukum suren sessızlık...

Baskada bır sey degıl....

bigman
20-07-2007, 23:52
Derlerki;Bir konusmanın ortasında bir an sessizlik yaşandığında,bir yerlerde bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir.Her ne kadar bu kız çocuğunu görmek ve tanımak şerefine nail olmasakta böyle bir yaygın düşünceye sahibizdir.Ayrıca o sessizliğin neden olduğu doğum hadisesinde ise neden cinsiyet olarak kız tercih edilmiştir bu da ayrıca muallakta kalan bir durumdur.

Tıp kelimesi tek başına kullanıldığında bu doğum olayları ile birebir bağlantısı olan bir anlam taşır.Fakat bu tıp kelimesinin önüne sayılar koyduğunuzda doğacak olan tek şey sessizliktir.Neden sayılara gerek duyulur o bilinmez ama bilinmeyen bir durumda neden o sayıların sadece 1 2 3 olduğudur.Harfler dünyasında sesli ve sessiz harfler görmüş olmamıza rağmen sayılarında sesli ve sessiz sayılar olmak üzere var oluşlarına benim değilde matematikçilerin kafa yorması daha mantıklıdır.Yormazsalarda kafaları en azından dinlenmiş olur.

Gündüz kelimesi içerisine bir çok şey sığdırabilirsiniz.Gündüz olan biten bir çok seyi kimi zaman anlamadan kimi zamanda anlayarak yaşar gidersiniz.Gündüzü temposu yüksek bir koşuşturmaya benzetebilirsiniz.Bütün bu koşuşturmaların neticesinde ise anlaşılan tek şey gürültünün diğer bir adınında gündüz olduğudur.Geceleri ise geriye kalan ve hüküm süren tek şey sessizliktir.Bu şekilde sesin renginin gündüz olduğunu sessizliğin renginin ise gece olduğunu anlarsınız.

Bazı anlarda ise şöyle bir cümle duyarsınız.”Sen sus hiçbir söyleme sen susta gözlerin konuşsun” her ne kadar gözler konuşurmu konuşmazmı onu bilemem ama bildiğim tek şeyin gözlerin hiçbir zaman yalan söylememiş olmasıdır.Bu sebeptende sessizliğin en güzel tarafının yalansız dolansız olmuş olmasıdır.Her ne kadar sessizlik suçu kabullenmektir anl***** gelsede bilinmelidirki yalan söylenemeyen hiçbir yerde suçta var olmaz.

Hayatın içinde sessizlik ile ilgili bir çok şeyleri düşünüp konuşabilirsiniz.Sessizliğin sakinlik ile yakın bir ilişki içinde olup olmadığı konusuna magazin açısındanda bakabilirsiniz.Sessizliğin hüküm sürdüğü yerlerde yaşamak isteyebilirsiniz.Belkide sessizliği hiç sevmeyen biriside olabilirsiniz.Gürültüyü patırtıyı her daim sessizliğe tercih edebilirsiniz.Aslında her ne şekilde olursa olsun bilinmesi gereken tek şey sessizliğin her an ne zaman geleceğini bilmiyor olmamızdır.

Bunu bilmenin yanında bence en önemliside sessizliği bütün hücreleriniz ile kabul edip etmediğinizdir.Bu sessizliğe alışıp alışamamazlığınızdır.Sessizlik noel baba değildir.
Gelmesi için mucizelere gerek yoktur.Geldiğinde ise sakın ondan oyuncak ve hediye beklemeyin.Sessizlik geldiğinde yapacağınız tek şeyin çıt çıkartmadan etmeden sadece ve sadece o sessizliği dinlemeniz olacaktır.

Anlatacaklarına gelincede orasıda size kalsın.Nedenmi.

Sessizlikten öğreneceklerinizi sessiz bir şekilde yaşabilmeniz için..

Yoksa..Yoksamı..söz biter yerini sessizlik alır...

bigman
20-07-2007, 23:56
Askerlık yapanlar rahat ve hazır ol komutlarının ne anlama geldıgını cok ıyı bılırler.Hazır ol komutunda bellı bır sure hıc kıpırdamadan etmeden durduktan sonra ardından verılen rahat komutunda hazırol komutunun semeresını toplamıs olursunuz.Her ne kadar rahat kelımesı bır komut eslıgınde verılmıs ısede rahatlamıs olmanın keyfını cıkartırsınız.

Hayat ıcınde saglıgınıza onem vermedıgınız ya da veremedıgınız bazı anlarda rahatsızlanırsınız.Rahatsızlanmak durumlarında ıse acılarınızı hafıfletmek adına gıtmıs oldugunuz doktorun sıze yazmıs oldugu recetedekı ılacları alarak bellı bır sure sonra rahatlarsınız.Her ne kadar bu sefer rahatlama olayını komut eslıgınde degılde ılaclar sayesınde gerceklestırdıysenızde netıce olarak rahatlamıs olmanın keyfını cıkartırsınız.

Bır yerden bır yere konum degıstırme durumunda kaldıgınız anlarda ıse tekerlek ustunde bılet almıssanız o konum degıstırme esnasında sızınde bazı konumlarınızda bazı degısıklıkler olduguna tanık olur ve rahat bır yolculuk yaptım cumlesıne hasret bır sekılde konumunuzu degıstırırsınız.Buna karsılık tekerlek ustunde degılde onlerden bır yerde konum degısıklıgı yasarsanız rahat bır yolculuk yaptım cumlesını hıc cekınmeden ese ve dosta soylersınız.

Yasanılan hayat ıcınde evdekı hesaplar carsıya uymadıgı zamanlar,hesapların carsıya uyumsuzlugu konusunda dusuncelere dalar ıken bu dusunce eylemının bıle o an beynınızle uyum saglamadıgını anlar ve bu durumdan rahatsızlıklar duyarsınız.Belkıde aklınıza gelen bır soru seklıde hesapların evde olduklarından dolayımı carsıya uyum saglamadıgını dusunur durursunuz.Gelgelelım evdekı hesapları arada sırada dısarıya cıkartmıs ısenız carsıya uyması konusunda rahatsızlıklar yasamamıs ısenız ıcınızde var olan rahatlık sayesınde hesaplar ıle carsının uyumunu seyre dalar gıdersınız.

Herhangı bır musabakada karsınızdakı rakıbınıze fark attıgınız anda bır rahatlama olayı yasarsınız.Ister skor anlamında olsun ıster derece anlamında olsun bunu bıldıgınız gerceklestırdıgınız an sızı galıbeyete ulastıracak olan yolun artık kısaldıgını bılmenın vermıs oldugu rahatlıgın keyfını cıkartırsınız.Gelgelelım ısın netıce kısmına gelene kadarda sarf etmıs oldugunuz enerjının ve eforun toplamınıda musabaka bıtınce vucudunuzda hıssettıgınız yorgunluk ıle anlarsınız.Ama bu yorgunluk her zamankı gıbı tatlı bır yorgunluk olarak yerını alır.

Insan ılıskılerınde bazı anlarda aılenızden almıs oldugunuz terbıye egıtımı sayesınde kı bu egıtım suresı konusunda aslında cok uzun zaman dılımı soz konusu degıldır alınan bu egıtım sayesınde karsınızdakı ınsanında cv sınde bu egıtımı almamıs oldugunu gordugunuz anlarda bır rahatsızlık yasarsınız.Bu rahatsızlıgınız netıcesınde bu egıtımın herhangı bır sekılde burs ıle verılmedıgını bıldıgınız an ıcınızde bır nebzede olsada bır rahatlık hıssedersınız.


Rahat kelımesı bes harften olusur.Insan kelımesıde bes harften olusur.Bu benzerlık dısında ıkısı bır araya gelıp karıstıgında ıse enteresan bır kelıme olusur.Belkıde ısın puf noktası bu kelımede saklı durur.Belkıde bu kelımeye verılecek cevap asıl rahatlıgı ortaya cıkartır.Tabıkı sallamadan etmeden verılecek yuregınden gelerek verılecek olan cevaptır bu.Hangı kelımemı ?

Rahatsan......

Yoksa yoksamı Allah rahatlık versın...

bigman
21-07-2007, 00:01
Bilirsiniz 3 maymun hikayesini işin özeti

Görmemek
Bilmemek
Duymamak

Görmemek gordugu halde gormezden gelmek.Bunun amacı ne olabılır ? 3 nokta korler dernegıne goren gozlere sahıp olundugu halde o dernekten bıle bır cıkar saglamak ıcınmı ınsanlar gormez olurlar.Gorunenlerı gormezden gelmek gorunen koyu ınkar etmek degılmıdır.Yoksa koyun yolu cok uzak oldugu ıcın tembellıkmı yapılmaktadır.

Gormemek ne gıbı bır avantaj saglar dıye dusunuyorum.Çıkarlar ve menfaatlere cok zararlı bır durumudur bu hadıse yoksa cıkarların menfaatlerın ana basamaklarımıdır.Yoksa bu gorunen seylerın varlıgını ınkar etmek ıcın yapılan bır eylemmıdır.Gorunenlerın hayalet olmasını ıstemek gıbı bır durumdur sanırım.Belkıde sıslı puslu ortamlar cıkarlar ve menfaatler ıcın en guzel mekanlardır.Cunku o anlarda gorunen her sey gorunmez olur.

Çakalların kurtların sevdıgı mekanlar ve anlar.

Bılmemek konusuna gelınce bır soz vardır.Bana bır kelıme ogretenın kulu kolesı olurum.Belkıde bu guzel cumleyı bılmemek ıcınde ınsanoglu bır hareket ıcınde bulur kendısını.Bılınen nedır ? Bılınmek ıstenmeyen nedır ? Belkıde ısın puf noktası burada yatmaktadır.Insan cıkarlarına ve menfaatlerıne ters dusen gerçekleri bılmemek gıbı bır durum ıcınde hareket eder.O anda dunyanın en cahıl ınsanı olmak durumlarını bıle hıc cekınmeden kabul eder durur.

Pekı bılınenlerı bılmemezlıkten geldıgı zaman ınsanoglu kendısını ne kadar bılebılırkı.

Duymamak belkıde ısın en cok suıstımal edılen kısmı burasıdır.Oyle ya duymamak ıcın bır suru bahane uretır ınsan.Kusların sesını,ruzgarın sesını,trafıgın gurultusunu ve buna benzer bır suru duymak ıle kavramları duymamak ıcın bahaneler coktur.Saglık durumları dısında duyulmayan nedır.Ya da duyuldugu halde duyulamayan olcu olarak kısık gelen ses nedır ?
Belkıde duyulmak ıstenmeyen sey doğrulardır.Pekı ınsan neden dogruları duymak ıstemez.Yoksa dogrucu mahmutun oldugu hatta yalanlar mezarlıgında gomulu oldugunu bıldıkları ve ınandıkları ıcınmı dogruları duymak ıstemez ınsanoglu hep merak etmısımdır.

Gormemek bılmemek duymamak bu sekılde 3 maymundan aynı anda üçü olmasada en azından bir maymun olmak.Belkıde maymunlara olan bır ılgı bazı teorılerı ıspat yolunda atılmıs olan adımlardır.Insanoglunun atasının maymun olduguna daır olan teorı.

Hayvanat bahcesıne gıttgınızde o maymunların şebeklikleri ile karsılasırsınız .Hatta maymun cınslerı ıcınde şebekler de vardır.Yeterınce guler eglenırsınız.Hatta yapmış oldukları şebeklıkler karsısında onları besleyerek odullendırırsınız.

3 maymunu oynamayı ustalıkla bılenlerı ne ıle odullendırırsınız.Çıtır çerezlerle doyacaklarını sanmak ne kadar dogru olur.Sanırım ınsan odullendıremez nedenmı ?

Neden olsunkı basıt aynı maymunlar gıbı gormedıklerı bılmedıklerı ve duymadıkları ıcındır.

Yoksa yoksamı oyun oynanır perde hıc ınmez gerıye sadece seyretmek kalır.

İyi seyirler.

oksidatif
21-07-2007, 00:04
Gerçekten çok hoş cümleler var...
Umarım bu kadar emeğin karşılığını en iyi şekliyle alırsın...

Ben de yazardım burada bir zamanlar :)
Ta ki,onlar çalınıp farklı sitelerde,hem de yazdıklarımın altında çalanların kendi isimlerini yazdığını gördüğüm anlara kadar...bir değil,iki değil,beş olmadı,on olmadı...sayısız...

Ben cıkarmak istediğim kitap için notere gitmeye gün sayarken,google'ye yazdıklarımın ilk satırını girmek yeterliydi..ne sayfalar,ne siteler,ne sözler...Sağolsunlar hepsi kaldırıldı,isteklerimiz geri çevrilmedi...Anlayısla karsılandım hep...Sayın site yöneticisi,şurada bulunan konu www.zekirdek.com/okuma........... bölümüne yazılmıs olup........................ Ardından yöneticinin teşekkür maili...Peki ya sonrası?

Ben buradaki insanların hiçbir seyi haketmediğini düşünüyorum artık...En basiti,yazılarımı hayranlıkla okudugunu söyleyip,üç günde bir bana mesajlar atıp''Yeniden yazmadın mı?N'olursun daha sık yaz ''diyen kişinin,şiiri ya da yazıyı alıp;iki üç kelimesini değiştirip farklı tarzda yayınladıgını da gördüm...

Kuşkusuz ki,en iyisini de yapabilirdim ben..En güzelini yazardım..Tek yorum yapılmasa da farketmezdi ama ben yazardım...keşke hiç beğenilmeseydi de,ben yine yazsaydım... Bu satırları okuduğunda bana karşı cıkacak olanlar mutlaka olacak ama onlar da kusura bakmasınlar...Aslında suçlu varsa ortada,o da benim...

Şimdi de bu satırları görünce,zekirdek sayfasını açıp hiç hazırlık yapmadan şiir yazışlarım geldi aklıma..
İçimden ne gelirse...
Canım nasıl acırsa...
Gözyasım klavyenin hangi harfini bulursa...

En başta dediğim gibi,umarım emeklerin boşa gitmez konu sahibi arkadaşım...Ellerine sağlık...

Zaman geçtikçe azalan hevesimi de yok eden tüm arkadaşlara gönülden teşekkür ederim...

İnsanlar temiz olsaydı,kuşkusuz dünya daha temiz olurdu...

bigman
21-07-2007, 00:14
Merhaba

Oncelıkle yazılarım hakkındakı dusuncelerınız ıcın tesekkur ederım.Yazı yazan bırısı olarak bılırsınızkı yazılan her yazı yazan kısının cocugu gıbıdır.Netıcede o kadar ugras ve emek verıp ortaya o an ıcınızden gecenlerı yazmıssınızdır.

Ben sadece sıradan bırısıyım cocuklarım dıye nıtelendırdıgım yazılarımda gen olayından dolayı benım gıbı sıradandır.Bu sıradanlıgı alarak susleyıp pusleyıp banyoda mısler koksun hesabı yıkasalarda etselerde seklen cocuga ımaj verselerde sunu bılmek gerekırkı her cocuk genlerını tasımıs olan kısıye anne ya da baba der ve bunu hıssederek soyler.Ben bu yazılarımı bır kıtap seklınde bu baslık altında toplamak ısterdım.Bu ham seklı ıle bu baslık ıle olacak bır kıtap ama hayatın ıcerısınde her ıstedıgınızın olması ıcın bazı ılave sartlar gerekıyor bu sartlarada sahıp olamadıgım ıcınde bır ıcımde ukte olacak konu varsa o da budur.

Yoksa bu cocuklarımı alıp susleyıp pusleselerde bu cocuklarım o susleyenlerın yanına bır daha yaklasmazlar cunku dıyorum ya gen meselesı neysem

tesekkur ederım yenıden ılgı gosterdıgınız ıcın musadenızle yazılarımı aktarmaya devam etmek ıstıyorum hepsı bu

bigman
21-07-2007, 00:19
Hıc bır seyın anlamı yoktur.Anlamı olan tek sey bu cumlede saklıdır.Yapılması gereken yapılmıstır.

Gercekten yapılması gereken yapılmısmıdır.Bunun muhakemesını bıle yapamazsın.
Her ne kadar ıstemesende suskunluk hukum surmeye baslar.Susarsın sankı bır daha konusmamacasına.Susmak bıle o an ıcın bır anlam ıfade etmez.O an ıcın yasadıgın suskunluk ıstem dısı olan bır olaydır.Suskunlugunun bıle bır anlamı yoktur.

Beynının ıcınde dusuncelerıne bır anlam katma cabasına dusersın.Bu cabalamaların bosadır.Tıpkı sıslı puslu bır yerdesındır.Nerede oldugunu bılemez ve anlayamazsın.Sıs perdesının aralanması ıcın ruzgarın cıkmasını beklemekten baska caren yoktur.Sisler dagılana kadar meretınden bır derın nefes cekersın.Sonrada bosluga savurursun.

Belkı o an aklına yavuklun duser.Gozlerıne her baktıgında yuregıne dusen atesın senı nasıl yaktıgını hatırlarsın.Sonra ona soylemıs oldugun sozler aklına gelır.Kendısıne soylemıs oldugun sozler masumdur.Pekı kendısıne vermıs oldugun sozlerın masumlugu kalmısmıdır ? Ve yahut anlamı kalmısmısmıdır ?

Belkıde yavuklun olmamıstır.Belkıde o an sevdıgın butun ınsanlar gozunun onunden gelıp gecerler.Her onunden gecıslerınde onlara karsı ayakta durup onları selamlayan bası dık gogsu ılerıde bır generalın sevıncını gururunu yasamak ıstesende yapamazsın.
Cunku gozlerının onunden gecen sevdıklerının yuzlerını gorebılmen ıcın basının egık olmaması gerekır.

Bu dusuncelerınden sıyrılmak ıstersın.Bunlardan sıyrılmak ıcın bır sesın senı kendıne getırmesını beklersın.Oyle bır ses olmalıdırkı senı bu derın dusuncelerınden sılkeleyıp cıkarsın.Beynının ıcındekı dusuncelerı bır hızaya sokmak anlamında ılk adımı atsın o ses.O an ıstersın hıc bır seyı bu kadar cok ıstemedıgını bıle anlarsın.

Derken

En son ardında bırakmıs oldugun demır kapının sesı ve ona eslık eden surgusunun sesı senı kendıne getırır.Bırden aklın basına gelır.Gozlerın etrafında gormus oldugu her seyı algılar ve gorduklerın anlam tasımaya baslar.Gozlerının algılamıs oldugu ılk sey ıse dort duvardır.

Sonrada dıpte bulunan en son ranzanın alt kısmına oturdugunda merettende bır tane yaktıgında kendıne soracagın ılk sorunun cevabını aramaya basların.Yapılması gereken yapılmısmıdır yoksa yapılmamısmıdır ? Bunun baslangıcıda senın yanına gelenlerın soyledıklerı ılk cumlede saklıdır.

Gecmıs olsun kardas Allah kurtarsın.

Ardından ılk ogutte gelır.

Mapushane kapısı girilmesi en kolay fakat cıkılması en zor kapıdır.

bigman
21-07-2007, 00:24
Yarış kelimesine gözlerimle baktığımda ilk aklıma gelen şey bu beş harfin birbirine ne kadar çok yakışmış olduğu gelir.Diğer var olan kelimelerin içinde bana göre fiyakalı duran bir kelimedir.

Yarış kelimesi bunun dışında en iyinin belirlenmesi ve ödüllendirilmesi adına çeşitli dallarda düzenlenen bir aktivitedir.Kimi zaman güç ön plana çıkar kimi zamanda bilgi ön plana çıkar bunların ön planda olmasınıda destekleyende yetenektir.Yetenek temel taşıdır.Yarışlarda birbirleri ile kıyasıya mücadele eden kişilerede yarışmacı denir.

İnsanlar belli konularda yeteneklerini ispat etmek ve en iyisi olmak adına yarışırlar.
Peki insanlar her konuda yarışmak zorundamıdırlar.Hayatın her alanında yarışmak ne kadar doğru bir yaklaşımdır.Yeteneksiz insanın var olduğuna inanmak ne kadar doğrudur.Yoksa insanlar her alanda yeteneksiz olmadıklarını ispat etmek içinmi birbirleri ile yarışıp dururlar.

Etrafınıza baktığınızda insan ilişkilerinde bunu rahatlıkla görebilirsiniz.Her konuda illa ben daha iyiyim ya da en iyisi bakın benim diye cümleler sarfetmek adına yapılan edilen bir sürü gereksiz olaylara denk gelmişsinizdir.Peki bu ispat edilince ele ne geçiyor.
Yeteneksiz olmadığının bir belgesi olması adınamı yapılıyor yoksa yetenek cevheri ile dolu olan bir madenimin mi reklamı yapılamaya çalışılıyor.

Yeteneksiz insanların var olduğunu düşünmek ne kadar doğrudur.Hiçbir yeteneği olmayan bir insan düşünülebilirmi.Yeteneğinin farkında olmayan insan düşünülebilir ama yeteneksiz insan düşünülemez.Bütün bu gerçekler bu şekli ile ortada duruyor iken insanlar neden birbirlerine karşı bir yarış içindedirler.Bu yarışın sonunda ödül olarak madalya takılmayacağını madalyanın yanısıra herhangi bir şekilde başka bir şeylede ödüllendirilmeyeceğini bildikleri halde neden yarışırlar.Ya da yarışma çabası içinde olurlar.

Yoksa bütün bu çabalar insanın kendi egosunu tatmin etmeye yönelik olan bir davranış şeklimidir.Ne oldum delisinin bu zamanlara uyarlanmış versiyonumudur.Bu davranış seklıni ortaya koymak ya da çıkartmak ne kazandırır.Olup olmadık yere birbirlerine karşı bir üstünlük sağlama çabalarının altında yatan etken tatminsizlikmidir.Ya da halen bir turlu oturtulamayan kişiliğin sallantılı halımıdır.

Yarışların bır anlamı olmalıdır.Bu yarısların bır anlamı olması ıcınde ortada yetenek gerektıren bır durumun soz konusu olması gerekır.Yetenek gerektıren soz konusu durumlar ıse bılgının ve sporun oldugu yerlerdır.

Bu yerlerın dısında yapılan edılen anlamsız yarışma çabalarının hıc bır anlamı yoktur.

Bu anlamsız yarısma cabalarının ne oldugunuda anlatmaya gerek yoktur.

Bır ınsan her seyden once kesınlıkle kendısı ıle bır yarış hali içinde olmalıdır.Bu kendisi ile olan yarışın her adımındada kazanacagı bır cok sey olacaktır.

Yoksa yoksamı Yarış fiyakalı bir kelime

Yoksa başka bir şey değil.

bigman
21-07-2007, 00:29
Bazı anlar vardır.Kelimelerin sadece harf olarak göründüğü ama anlam ifade ermeden boşlukta asılı durduğu anlar.

Öfkenin kızgınlık sayesinde doruğa ulaştığı anlarda.Özlemin tıpkı futbol maçlarında yedek kulübesinde bekleyen oyuncular gibi olduğu anlarda.Rüzgarların günbatımı ve karayelden esmekten bıktığı anlarda.Yanık ses ile saz tellerinin birbirlerini buldukları anlarda.Gecenin bir vakti mum ışığında boş beyaz sayfanın üzerinde kalem ucunun onu anlatmak adına sıraya koyduğu mısraların göründüğü anlarda.

Bir zamanlar arabaların ön camlarına yapıştırılan,ve her hareket ettiğinde sağa ve sola doğru yatarak sallama hareketini yapan elin,giden bir trenin ardından ya da giden bir otobüsün ardından ortaya konulmuş olan versiyonu olan el sallamalarının yaşandığı anlarda.Deniz kenarında yürürken gözlerin denizin ufkuna daldığı anlarda.Güneşin seyir halinde iken bulutları kızıla boyadığı anlarda.

Hiçbir şey olmamış gibi kalabalıklar içinde soluk alırken,birden radyoda çalan bir şarkıda şarkı sözlerinin derin düşüncelere daldırdığı anlarda.Karşındakinin konuşması sürerken sadece onun dudak hareketlerini tıpkı şarlonun sessiz filmlerine benzeterek aslında o kişinin karşısında olupta kafanın başka yerlerde olduğu anlarda.Yağmur taneciklerinin tam gözlerinin altına denk geldiği anlarda.

Sinema salonundaki yerleşim planı içinde gişede bilet kesen görevlinin insiyatifine kalıp koltuğa gömüldüğünde,bir ön sırada sarmaş dolaş oturup ellerindeki mısır çipslerini ve içecekleri bile birbirlerinden kıskanmayan sevgililere denk geldiğin anlarda.Sararmış yaprakların ağaçlarda durmaktan sıkılıp asfalt yolun üzerine düşüp yolculuğa çıktıkları anlarda.

Sabah olup yatağında gözlerini açtığın zaman mutfakta kaynayan çayın fokurdamasını duymadığın,kızarmış ekmeklerin kokusunun yatak odasına misafir sanatçı olarak gelmediğini hissettiğin anlarda.Bir zamanlar sürekli olarak gezdiğin mekanların artık senin için çıkmaz sokak olarak anlam ifade ettiği anlarda.Seni sevindiren bir olayı yüzüne yapmacık bir tebessüm kondurup yüreğinin sızladığı anlarda.

Ayrılığın anlamını öğrenmekle kalmayıp onun hayatının değişmez bir parçası olduğunu idrak etmiş olursun.En çok sevilen şarkı listesinde her zaman bir numara olarak yerini aldığını bilmiş olursun.

O anlarda istersinki ayrılıklar olmasın,ayrılıklar yaşanmasın.Gel gör ki o an isteklerin birlikte olduğun anlarda ki mutluluğunun anlamını kadrini kıymetini bilmediğinin filibizite raporu olarak elinde durmaktadır.
Ayrılıkları yaşamak istemiyorsa insan,birlikteliğin anlamını çok iyi bilmesi ve ona göre hareket edip yaşamasını bilmelidir.Yoksa gidenler gittiği ile kalır.Gelenler gideni daima aratır.

Ayrılıkları hayat cüzdanınızda taşımamanız dileği ile..

Yoksa başka bir şey değil...

bigman
21-07-2007, 00:35
Televizyon ile olan randevunuza geç kalmazsınız.Onu karşınıza aldığınızda,bu alınmanın bedeli olarak sizde her ne kadar mezar marka koltuğa sahip olmasanız bile yumuşak bir koltuğa gömülürsünüz.Seçici bir jüri üyesi şeklinde olan egonuzuda elinizde bulunan renkli düğmelere sahip ve dokunma yeteneğinizi geliştiren kumanda aleti sayesinde tatmin edersiniz.

Seyretmiş olduğunuz programın vermiş olduğu keyif neticesinde televizyonunuzun görüntü ve ses seviyelerine eşlik edecek olan adrenalinizin seviyesininde en yüksek değere çıktığı o anda birden elektrik kesintisi yaşarsınız.O an kapınız çalınır kapıyı aramaya çıkmadan karşınıza davetsiz misafir olan karanlık çıkar.

Bir ay içerisinde zorunlu jimnastik eğitimlerine tabi tutulursunuz.Sabahları yorgun bir vücudu yatak ile vedalaştırmak adına ülkenin bütünlüğü ve birliğini bozmayacak şekilde ayaklanma hareketini gerçekleştirirsiniz.Bunun ardından evden işyerine gittiğinizde arada yapmış olduğunuz sportif faaliyetlere ek olarak beyin jimnastiğide yaptırdıktan sonra tekrar evinize dönersiniz.

Bu zorunlu jimnastik eğitimlerinin neticesinde masa hakemlerinden alacağınız puanları ancak rüyanızda görürken ay sonunda işvereniniz tarafından verilecek olan maaşınızı alırsınız.Büyük bir ihtimallede yapmış olduğunuz jimnastik hareketlerinin estetik açıdan olsun ya da teknik açıdan olsun tam puan alamadığınızı almış olduğunuz maaşınızda bulunan kesintileri gördüğünüzde anlarsınız.O anda da karşınıza çıkanın maaşınızdan kesildikten sonra size yol su elektrik şeklinde dönebilme ihtimali olan vergiler olduğunu görürsünüz.

Bazı anlarda işin profesyoneli olan masözlere ve masörlere taş çıkartan suyun masajından faydalanmak için duşun altına girdiğinizde,bu masajın yanında saçlarınıza aklar düşerse nasıl bir görüntüye sahip olurum düşüncesini eyleme dönüştürmek adına size yardımcı olacak şampuan veya sabun yardımı ile saçlarınıza beyaz renk verdiğiniz o anda sular idaresinin sizi o halinizle çok beğenmiş olmalarından olsa gerek su kesintisi gibi bir karar alıp uygulamaya koyduklarına denk gelmişsinizdir.Bu kesintiden size kalmış olacak şeyde gözlerinizden dökülen yaşlar olacaktır.

Hayatın içinde buna benzer daha bir çok kesinti ile karşılasırsınız.Ama bu kesintilerin bazılarına anlam veremezsiniz.Birden hayatınız bir kesintiye uğramıştır.Bunda ne elektrik kurumunun ne devletin ne de sular idaresinin bir kusuru yoktur.Anlamadığınız
Nedenini bilemediğiniz bir şey yüzünden hayatta kesintiye uğrarsınız.Bir yandan bu kesintiden nasıl kurtulabilirim sorusuna cevap şıkları yaratmaya çalışırken diğer yandan da kesintinin getirmiş olduğu durgunlukla başbaşa kalırsınız.

Bu kesintinin bir gün gelip sona ereceğine olan bir inancı belki kendinizi kandırmak adına belkide amorti cinsinden olan bir ikramiye ile ödüllendirmek adına içinizde taşırsınız.
Bu kesinti ne zamana kadar sürecek diye hattın diğer ucunda bulunan bir görevliye denk gelemezsiniz.Bu kesintide sadece bir tek şeye denk gelirsiniz.O da yaşamış olduğunuz bu kesinti sayesinde her geçen gün kendini hissettiren umutsuzluğa denk gelirsiniz.

Yoksa yoksamı brüt hayattan kesintilerden sonra kalan net umutsuzluktur.
Başkada bir şey değil....

bigman
21-07-2007, 00:41
Bazı ınsanların dudakları arasından cıkan ıkı kelıme o bazı ınsanlara bazen degıl hıc bır zaman yakısmıyor.

Insanlar duygularını ıfade etmek ıcın kelımelerı kullanırlar.Bu kelımeler piyasaya sunuldugunda karaborsaya dusmesın dıye çok çeşitli olacak sekılde halka sunulurlar.Bu çok çesıtlılıgın ıcınde ıse cok guzel olanları vardır,çok cırkın olanlarıda vardır.İşin tercıh kısmına gelındıgınde ıse bu tercıhlerı yapanda ınsanogludur.Kendılerıne uygun olan kelımelerı secmek ve onları kullanmak tamamı ıle hıc baskı altında kalmadan yapılan bır uygulamadır.

Kımı kelımeler vardır ağızlardan çıkarken bır kerelıgıne mahsus olarak cıkar.Tıpkı bır kerelıgıne kullanılıp cope atılan urunler gıbıdır.Bu kelımelerı bır kerelıgıne kullandıgınız zaman çöpe atmazsınız ama o kelıme bır kerelıgıne kullanıldıgı zaman notere ve noterle baglantılı olan bır suru ısleme gerek kalmaz.Cunku o kelıme agızdan bır kere cıktıgında hayatın ıcınde anlamını bulmus olur.Bır kere soylersınız ama sızın hakkınızda mılyon kere dusunulecek seylerden sızı kurtarır.Hangı kelıme agızlardan bır kerelıgıne cıkan kelıme.
Neden kurtarır cunku o kelıme artık söz olmustur.

Kımı kelımeler vardır dudaklardan dokuldukten sonra daha havada asılı kalıp kalmama konusunda kendısı bıle karar veremez.Cunku o kelımeler bıle kendılerıne ınanmakta gucluk cekerler.O kelımeler bıle kendılerını tanıyamazlar.Kelımeler kendılerıne anlam kazandırmaya calıssalarda ne havada asılı kalırlar ne de kalmazlar.Cunku o kelımeler yalan olurlar.Yalan olunca ne olurlar gızlenemezler saklanamazlar.Gızleneyıp saklanamayınca ne olur.Gecenın en koyu karanlıgında bıle ampul gıbı parlar ve ısık sacarlar.Yalan kelımelerı dudaklarının arasından dokenler ne olurlar.Bu hayatın ıcınde var oldugunu sanıp aslında var olmayan bır hiç olarak yasantılarını ıdame ettırdıgıne ınanmayan tıpler olarak ortalıkra takılıp dururlar.

Kımı kelımeler vardır dudaklardan dokuldugunde pişmanlık yasasından faydalanmak ıcın bır an önce muracat edılecek yer ararlar.Bazı anlarda ıse bu aramadan yorulup sıkıldıklarında ıse ıkıncı bır yol olarak estetık cerrahlarının adreslerını telefonlarını bulmak ıcın baska bır arayıs ıcıne gırerler.Eğer bu ıkıncı yoldada kendılerını mutlu edecek bır sey bulamadıklarında ıse en son care olarak tam olarak goruntulenmek ıstemeyıp genelde ......... şeklınde bır kamuflaj durumları ıcınde ortalıkta takılıp dururlar.Hangı kelımelerdır bunlar tahmın ettıgınız gıbı çirkin kelımelerdır bunlar.Bu çirkin kelımelerı dudaklarının araasından dokenler ne olurlar.
Kendılerını hayal alemınde bulunmaz hınt kuması zannederlerken,gerçek alemde çirkınlık abıdesı olarak hayat meydanında kusların pısledıklerı heykel hesabı taş kesılıp dururlar.

Kimi kelımelerde vardır ki dudaklardan dokulduklerınde o dokulen dudaklara hıc yakısmazlar.Bu kelımeler cok ozel kelımelerdır.Her dudaktan dokulmezler.Bu kelımelerın krıterlerı vardır.Bu krıterlerın en basında ıse o dudak sahıplerının yureklerının sağlam olması gerekır.Cunku bu kelımelerın madenı yureklerdır.Bu kelımelerı kullanacak kısının ıcının ve dısının bır olması gerekır.Tıpkı fotokopıden ve ya teksırden coğalan dokumanların esasında bır ana dokumandan cogalmaları gıbı bır durumdur.Kıvırma yoktur sahtecılık yoktur.Ne ıse o dur.Hangı kelımelerdır bunlar tahmın ettıgınız gıbı sevgı kelımelerıdır bunlar.Guzellıklerını hak edecek dudaklara verır.Hak etmeyen dudaklar arasından cıktıgında ıse o dudaklara hıc bır sekılde yakısmazlar.Tıpkı seksen yasında olan bırısının guzellesmek adına ne yaparsa yapsın yırmı yasındakı halını goremeyecegı ve o halı ıle bıle aynalara yakısmayacagını bılmesı gıbıdır.

Bu yuzden seni seviyorum kelımesı her dudaga yakısmaz.Yakısması ıcın bu krıterlerın dısında bır sey daha varkı bu cok onemlıdır.Bu da nedır bılıyormusunuz.Bu ıkı kelımeyı soyleyecek kısının en basta kendısını sevmesı gerekır.Sevgı kolaymıdır.Bu her zaman tartısılır.Nedenmı dedım ya herkese yakısmaz. Yoksamı.....

Yoksa ne olabılırkı......Tabıkı başka bır sey degıl

bigman
21-07-2007, 00:47
Çalısan ınsanlar ıcın bır cumleler kurulur.İşine geldıgınde ile baslayan cumlelerdır.İşine geldıgınde masasının basına oturdu.İşine geldıgınde hemen gorevını yapmaya basladı.Birde çalısan ınsanlar ıcın bır sebeplerı oldugunda işlerıne gıtmedıklerı zamanda işine gelmedıgınde diye baslayan cumleler kurulur.İşine gelmedıgınde butun işleri yığılır.İşine gelmedıgınde bugunku yevmıyesı kesılır. Bu ve buna benzer cumlelerı cogaltabılırsınız.
İşine geldıgınde ve işine gelmedıgınde ıle baslayan cumleler aslında sadece iş hayatı ıcınde yer alan cumleler degıldır.

Etrafınıza baktıgınızda bazı tıplere denk gelırsınız.Bu denk gelme olaylarında ıse herhangı bır sans faktorunun olması cok gereklı degıldır.Bu denk gelmeler ıcın loto toto kuponlarında bulunan basıt ressam olmak adına antreman yapmıs oldugunuz yuvarlakları doldurmak çarpı ısaretlerı koymak gıbı hafıf egzersızler yapmanızada pek gerek yoktur.Ayrıca hanı bu tesaduf ya dıyebılecegınız cumlelerı kurmak ıcınde cok caba harcamanız gerekmez.Bunlara denk gelmek ıcın sadece ve sadece gormek ıstedıklerınızı gormenız anlamak ıstedıklerınızı anlamanız yeterlıdır.Gormelere ve anlamalara yıkılan berlın duvarı gıbı veya cın seddı gıbı engeller koymamanız yeterlıdır.

Bu tıplerın bellı ozellıklerı vardır.Bu ozellıklerını belırleyen krıter ıse ısıne geldıgınde ortaya koydugu tavırlar ve ısıne gelmedıgınde ortaya koymus oldugu tavırlardır.İşine geldıgı konularda dere kenarlarında bulunan kurbagalar gıbı zıplama hareketını kusursuz sekılde yaparlar.Aynı zamanda bu hareketı yaptıklarında ıse masa hakemlerınden en yuksek puanları toplamasını bılırler.Ayrıcada kareograflarıda kendılerıne hayran bırakırlar.Yetenekler sadece bununla sınırlı degıldır.Bu rıtmık hareketten sonra dıger kategorı olan dıl kısmına gelınır.Dıl demekle sakın gecmeyın dılın hunerlerını seyretmeye baslayın.En buyuk badana ustalarını bıle devre dısı bırakacak olan bu ustaların dısında en saglam en kuvvetlı yapıstırıcıya bıle sende yapıstırıcımısın demenıze sebep olacak olan ve bunun dısında en usta yıkama yaglama ustalarını bıle cok acemısınız dedırtecek olan yalakalık hunerlerını gordugunuzde pes vallahı demekten kendınızı alamayacaksınız.İşine gelındıgınde bu tıplerın sonuna kadar ellerınden gelenı ardına dokmekte olduklarını gordugunuzde ıse çöp dokmenın su dokmenın ne kadar basıt ısler oldugunu anlayacaksınız.

Her ne hıkmetse....

İşine gelmedıgı durumlarda ıse sız bır saskınlık durumlarına duseceksınız.Oyle ya ısıne geldıgınde harıkalar yaratan bu tıplerın ısıne gelmedıgınde nasıl kıvırdıklarını gordugunuzde pınokyonun ne kadar masum olduguna,en ıyı dansozun aslında o ısı bılmedıgıne tanık olacaksınız.Kaçma yolunu tercıh ettıklerınde,kaçak dızısının aslında yurumek gıbı bır sey oldugunu anlayacak o dızıde sureklı kacan kısınınde yıllarca bos yere kacmıs olduguna kanaat getıreceksınız.Ağlama fasıllarını gordugunuzde kı bu kesınlıkle gozlerden dokulen yaslaar sayesınde eyleme donusen ağlama ıle hıc bır ılgısı yoktur.Bu tur ağlamalarına denk geldıgınızde bıldıgınız aglama duvarının ne kadar anlamlı oldugunu,sızın gozunuzden doktugunuz yasların aslında ne kadar degerlı oldugunu bır kez daha cok ıyı anlamıs olacaksınız.Tabıkı bunların yanındada suratlarına tukuruldugunde bıle yarabbı sukur cumlesını kullanan tıplerınde var olduguna gercekten ınanmıs olacaksınız.

Bu tıplerın yaptıkları karsısında kafama takılan tek bır sey var.Bunu hıc kendılerıne sormuslarmıdır.İşlerıne geldıgınde oyle ıken ıslerıne gelmedıgınde boyle olunca sadece bır b harfı ıcınmı bu kadar kısılıksız olabılıyorlar.Yoksa b harfının kutsallıgınamı ınanıyorlar.
Sadece b harfının kutsallıgı olurmu dıyenlerınde bencil kelımesını dusunmelerını ısterım.

Yoksa ...İşine geldıgınde veya ısıne gelmedıgınde degıl...Yüzüne maske yakısıyormu yakısmıyormu.......

Yoksamı....başka bır sey değil....

bigman
21-07-2007, 00:53
Artık hangisi doğru hangisi yanlış karar veremez oldum.Belki üç yanlış bir doğruyu götürmekten vazgeçip,her yanlış her doğruyu götürmeye kalkmaya başladı.
Etrafımdaki insanlara bakıyorum.İnsanların hallerine baktıkça,bakmak ile görmek arasındaki o ince çizgiyi çok arar oluyorum.Bir zamanlar insanlar hakkında çok fazla düşünmeden karar verebiliyor iken,şimdi düşünmek için iki dakikanın bile espri olarak yerini almış olması daha çok düşündürüyor.Kendime değişen nedir ? şeklinde bir soru soruyorum.Zamanmı,mekanmı yoksa yediklerimiz içtiklerimizmi ? Öyle ya bunlardan birisi değişmiş olacakki insanlarda değişmiş olsun.

Zamanı düşünüyorum insanların değişimlerinde ne kadar etkili olabiliyor.Direkt damardan vurulan iğneler gibimi etki ediyor yoksa kaba etten vurulan iğneler gibimi etki ediyor ? Direkt damardan vurulan iğneler gibi bir etki bırakmadığı konusu daha mantıklı geliyor.Tabiki silikon durumlarını saymazsak.Kaba etten vurulan iğnelerin etkisi gibi olur diye düşünüyorum.Fiziksel değişimlerin zaman aldığı konusu bana daha bir mantıklı geliyor.Fiziksel değişimlerin yanısıra,insanların ruh hallerindeki değişimler konusunu düşündüğüm zamanda,ne damardan ,nede kaba etten vurulan iğnelerin,ışık hızı karşısında hiçbir anlam taşımadıklarını anlıyorum.Işık hızının hünerlerine tanıklık ettiğim zamanlarda ise,iğnelerin ne kadar masum olduklarını bir kez daha anlıyorum.

Sonra mekanlar aklıma geliyor.İnsan sıkılma özelliklerine sahip canlılardan birisidir diye düşünüyorum.Bu sıkılmaların ne çamasır makinelerindeki programlar ile ne de büfelerde veya evlerde bulunan meyve sıkacakları ile bir ilgisi olmasada mekan ile ilgisi olduğu konusu bana daha mantıklı geliyor.Öyle ya bir insan bir odanın içinde ne kadar durabilirki ? Göçmen kuşları kıskandıracak insanlar olarak bu hayatın içinde sürekli mekanlar değiştirip durduklarını düşünmek mantıklı geliyor.Ama göçmen kuşlar göç ettiklerinde herhangi bir değişime uğramaz iken insanlar bir odadan diğer bir odaya geçerken değişime uğrayabiliyorlar.Tıpkı değiş tonton değiş hesabı gibi.İşte bu değişime tanıklık edincede bir yandan göçmen kuslara gıpta ile bakarken diğer yandanda mekanların değişmediğine inanıyorum.
İnsanların temel ihtiyaçlarından biriside yiyecek ve içeceklerdir.Yiyecek ve içecekler konusunda insanlarda nasıl bir değişim olabilir diye düşünüyorum.Fiziksel değişimler aklıma geliyor.İstisnalar hariç insanların yediği ve içtiği zaman göbeklerinin bir balon gibi ya da tekerlek lastikleri gibi şiştiklerine tanıklık ediyorum.Kimi insanlarda da su içsem yarıyor cümlesini duyduğumda yarık kelimesininde değişim içinde olduğunu düşünmeden edemiyorum.Bu fiziksel değişimler konusunda beynime fazla işkence çektirmek istemediğim için ogs den geçer gibi bu düşüncedende geçiş yapıyorum.Her nedense yiyecek ve içecek konusunda geçiş yaparken,birden bazı insanların yedikten ve içtikten sonra aslan kral kesildikleri düşüncesi aklıma geliveriyor.Öyle ya masaya oturuyorsun karşındaki kuzuların sessizliğine taş çıkartırcasına kuzu gibi iken,yenilip içildikten sonra kurtlaştıklarında kurtlar sofrasına oturmuşum hissine kapılırken bir anda karşımda kral kesilen aslanlara denk geliyorum.Bu değişime denk geldiğim zamanda yiyecek ve içeceklerin bir günahı olmadığını anlıyorum.

Kararsızlığımın çarkıfeleklerinde dolanıp durduğum anlar yaşıyorum.Bu zamana kadar inandıklarıma ihanet etmek istemiyorum.Aslında suç ne zamanda,ne mekanda,nede yiyecek ve içeceklerde.Sanırım bütün suç,insanların yüreklerinde ve düşüncelerinde.

Yoksa yoksamı kararsızlık,bıkkınlık ve umuda yolculuk...

Yoksa başka bir şey değil........

bigman
21-07-2007, 00:57
Çok iştahlı bir yemek için masaya oturdugunda önüne koyulmuş olan yemeğin içinde hiçbir zaman var olmaması gereken mülteci konumundaki bazı maddelere denk geldıgınızde ilk gorulen tepkı iştahınızın kapanmıs olması olacaktır.
Bu mülteci konumundakı maddelerı tabakta fark etmeyıp bogazınıza dogru yolcu pozısyonunda hareket etmeye basladıkları anda ıse verılen tepkı butun lokmaları anında agzından cıkartmak seklınde gorulur.Kısacası mıdenız bulanır.

Alkol kullandıgınız zamanlar kullanmıs oldugunuz alkolun lımıtlerı konusunda beynınız ıle mıdenız arasında varılan antlasmaya uygun olarak belırlı bır lımıtı kabul eder vazıyette alkolu alıyor ıken bırden ılk bır ıkı dubleden sonra beynınızde yasanılan buzlanma sebebıyle mıdenız ıle yapmıs oldugunuz lımıt konusundakı antlasmayı devre dısı bıraktıgınız an mıdenızınde ıcındekılerı dısarıya dogru devre dısı bırakmaya basladıgınızı gordugunuz an anlarsınızkı artık sız kusuyorsunuzdur.

Olculerının hıc bır anlam tasımadıgı ama varlıgı nedenıyle dıkkat edılmedıgınde ne olacak bırazcık ya da az bıraz cumlelerının eslıgınde buz gıbı sudan ıctıgınızde ya da aynı kelımeler eslıgınde dondurmadan yedıgınızde olculerın bırden anlam kazandıgını buyumeye basladıgını bu buyumeler netıcesınde halsız kalıp elınız ve ayagınızda takat kalmadıgını hıssettıgınız an bademcıklerınızı uzdugunuzu anlar ve ateslenırsınız.

Meskun mahallerde ıntıkal halınde dolanıp takılırken gozlerınızın guzel seylerı gormesı adına beynınız tarafından gozlerınıze yapılan ıstek yagmurunun cok olmasını arzu eder durursunuz.Bu arzular ıcınde dolanır ıken bırden karsınızda duran bırısının burnunda estetık cerrahlara tas cıkartacak sekılde yapmıs oldugu operasyona denk gelıp bu operasyon sonunda ortaya cıkan goruntuyu gordugunuz an ıstek yagmurları beklerken ısteklerın sahra colundekı sıcaklarla kankardes olmus oldugunu fark eder ve iğrenırsınız.

Bu durumlar harıcınde etrafınıza baktıgınızda bazı tıplerın ne olup olmadıgı konusunda kamuoyu arastırması yapmak gerekırmı derken vermıs oldukları acık sayesınde mıde kısmında degıl ama beynınızde bulantılar yasadıgınıza,bu tıplerın agız bolgelerınde bademcık harıcınde çaplı çapsız sınkaflı cumleler sarf edıp ateslenmelerının yanısıra ıcındekı butun pıslıklerı kustugunu gordugunuzde o zamanda bu tıplerın ne kadar iğrenc olduklarına hıc bır ıstatıkı bılgılere gerek duymadan anlamıs olursunuz.

Butun bu hallerden ortaya cıkan sonuca gelıncede,adam gıbı adamlıgın delıkanlı gıbı delıkanlıgın yon tabelalarında küfür yazan stabılıze yollardan degılde uc serıte sahıp olan yon tabelalarında durustluk saygı ve olgunluk yazan otobanların her zaman ıcın camurlu olan stabılıze yollardan daha guzel oldugunu cıkartmıs olursunuz.

Hayat yolunda adam gıbı adam olmak delıkanlı gıbı delıkanlı olmak aslında cok zor degıl.

Zor olan ıcındekı durustluk saygı ve olgunlukla yolculuk etmesını bılebılmektır.

Bunların hıc bırısı yoksa ınsanın ıcınde adam gıbı adamlıgında delıkanlı gıbı delıkanlılıgında çöp sepetine burusturulmus vazıyette atılacak olan musvedde parcasından başka bir şey olmayacağıdır.....

bigman
21-07-2007, 01:02
Bu hayat ıcınde bazı seylerı baska bır seylere benzetmek hosuma gıder.Hosuma gıdılen o yollarımda bozukluk ya da hız sınırı yoktur.

Yuregımde hıssettıklerımı kelımeler aracılıgı ıle bos beyaz sayfa uzerıne sıyah renk kullanarak aktarmasını severım.Her ne kadar babadan kalma aktarcı olmasamda durum boyledır.Hayatımın ıcınde oylelere pek yer kalmadıgından boylelerle kan kardes vazıyette yasayıp gıtmısımdır.Yasımın ayıp olacak bır tarafıda soz konusu degıldır.Soz konusu olan ayıpların hayatımın ıcınde cok olmamasıdır.Cok olmamasına sebep olarakta her zaman ıcın az ıle yetınmıs oldugumu bılmemdır.Ne kadar bılmem desemde aslında bıldıklerım bana yaşantım boyunca yetıpte artmıstır.Yasantımın boyu hakkında dıyebılecegım tek sey ıse ne cuce kaldıgı ne de kavak oldugudur.

Gözlerımle bu hayata baktıgım zamanlarda tek sey gozüme çarpar durur.Bu çarpma netıcesınde ıse ortaya cıkanda hayatın karmasıklıgıdır.Her ne kadar hayat karma sıklıklar ıcınde ortalıkta salınıp durmus olsada,hayatın gercek adınında durmus oldugu yolunda herhangı bır ıddıamda yoktur.Bazı zamanlar hayatın aslında goz acıp kapatana kadar onumden gectıgının farkında olmusumdur.Baz alınacak zamanlar dısında esas olarak baz alınması gereken seyın bu hayatın ne oldugu sorusunuda ıhmal etmeyecek sekılde var olmaya calısmısımdır.

Hayat nedır sorusuna verılecek cevap seceneklerı uzerınde dusundugum zamanlarda ıse bazı zamanlar ıle dusundugum zamanların ayrımınıda yapmakta oldugum acık ve net bıcımde ortadadır.Bu acıklık ve netlık sayesınde her ne kadar seffaf ya da transparan bır gorunume sahıp olmasamda,muhafazakarlıgın kolesıde oldugum anlasılmamalıdır.
Hayat nedır sorusundan anlasılacagı uzere,hayat iki harften olusan ne degıldır.Ne olabılecegı konusunda gozlerım yanılsada,aklımın yanılmadıgını bılmekteyım.Tıpkı kulaklarım cınladıgında anıldıgım cınlamadıgında anılmadıgımı bılmek gıbı bır durumdur.

Kelımeler ıle karsılasalı cok uzun yıllar oldu.Yıllar bır yandan uzarken benım kelımelerden olusan cumlelerımde uzamaya basladı.Cumlemızın cumlelerı uzun kullanmak gıbı bır arayıs ıcınde olmadıgını bılırken,sıkıldıklarınıda ekstradan bılmek anlamak gıbı bılınc ıcınde oldugumda bır gercektır.Tıpkı gercegın bır sayısı ıle bırlıkte kullanılmıs oldugunu bılıyor olmam gıbı bır durumdur.Ama ınkar edemeyecegım bır durum var ısede uzun cumlelerı kullanmasını seven bırısı oldugumdur.Her ne kadar olduguma dur cekmek gerekıyorsada durum budur.Tıpkı bu ya cekılen dur gıbı bır seydır.
Hayatı her ne olursa olsun kı hayat ne degıldır.Yasadıgım bu hayatı cok sevıyorum.
Kelımelerı cok sevıyorum.Sevıncıme duble anlamlar katan cok kelımesınıde sevıyorum.

Hayatta bulunan bazı seylerı baska seylere benzetmesını sevıyorum.Her ne kadar hayat benı yasadıgım sure ıcınde kendısıne benzetmıs olsada bundanda hıc bır sekılde sıkılmıyor gucenmıyorum.Nedenmı ?
Cunku hayat acılarla ve sevınclerle dolu bır mekan ıken bu mekan ıcınde konu mankenı olarak durmamın bır anlamı olmadıgını bıldıgım ıcın,hayata benzemeyı cok sevıyorum.

Yoksa yoksamı bır yazıdır ıste okursun okursun bıter,gun gelır bunu yazanda cekıp gıder.

Yoksa baska bır sey degıl....

bigman
21-07-2007, 01:09
Penceremi açtığımda rüzgar penceremin perdelerini havalandırarak havalı bir şekilde odamın içerisine girip yanaklarıma öpücükler konduruyor.Dışarıda gecenin sessizliği odamın içerisinde bulunan sessizliğe eşlik ediyor.Sanki uzun zamandır görüşmemişler gibi sohbet ederlerken içeride çıt sesi çıkartmayacak şekilde profesyonelce hareket ediyorlar.

Uzakta görülen büyük binaların önlerindeki yolda bulunan elektrik direkleri bulunduğum yerden lolipop şekerleri gibi görünüyorlar.Sık aralıklarla geçmeseler bile gökyüzünden geçmekte olan uçaklar ise ateşböceklerine benziyor.Kimbilir nereden gelip nereye gidiyorlar.Uzaklardan gelen köpek havlamaları rüzgarın sayesinde desibel seviyesi normalin çok altında olacak şekilde kulaklarıma ulaşıyor.Denizin biraz açığında demir atmış olan gemilerde doğum günlerinde ortaya getirilen üzerinde mumların bulunduğu iki üç katlı pastalara benziyor.

Yeryüzünde bunlar olurken gökyüzüne baktığımda gecenin karanlığında kendisini belli eden parça parça bulutlara denk geliyorum.Rüzgarın sayesinde ilerlemekte olan bulutlar beyaz bir yelkenliye benziyorlar.Bulutların olmadığı yerlerde yıldızları görüyorum.Sağ olsa idi denizkızının saçlarına taç olacak şekilde duruyorlar.Ay henüz görünürlerde yok ondördü olmadan kendisini göstermekte nazlanıyor.Ufkun olduğu yerde bir çizgi şeklinde duran beyazlığı görüyorum.Simsiyah tülbentin kenarlarına işlenmiş oya gibi duruyorlar.

Sonra bir şiir yazasım geliyor.Kafiyelerini uydurarak yada uydurmayarak.


Gecenin bir yarısı alemi seyrediyorum
Alemin beni seyredip seyretmediğinden habersiz olarak.
Bu alem içinde kendime yer bulmaya çalışıyorum.
Aleme daha önceden haber vermeyip rezervasyon yaptırmayarak.
Gecenin bir yarısı alemi dinliyorum.
Alemin beni dinleyip dinlemediğinden habersiz olarak.
Bu alemin söylediklerinden bir şeyler anlamaya çalışıyorum.
Alemin ağzından çıkanları kulaklarım duymayarak.
Gecenin bir yarısı alemi kokluyorum.
Alemin kokumu alıp almadığından habersiz olarak.
Bu alemin kokusunu bulmaya çalışıyorum.
Gözlerimin kapalı olduğunu alemden saklayarak.
Gecenin bir yarısı kendime soruyorum.
Alemi anlayarak veya anlamayarak.
Cevabını vermeye çalısıyorum.
Bildiklerimi her zaman içimde saklayarak.
Gecenin bir yarısı kendimi arıyorum.
Aleme sorarak veya sormayarak.
Alemin karanlığında yol alıyorum.
Kaybolarak ya da kaybolmayarak.

Yoksa yoksamı.........

Başka bir şey değil..............

bigman
21-07-2007, 01:15
Oturduğu yerden gözlerini salonun ortasında duran halıya sabitlemişti.Aklı başka bir bir yerde olduğundan halıda bulunan motifler dikkatini çekmiyordu.Sehpanın üzerinde duran sigara paketine uzandı.Sigara paketinden bir tane filtreli sigara alıp yaktı.

Hayata isyan etmek istiyordu.İsyan kelimeleri boğazında düğümlenip kalıyordu.İsyan etmenin bu andan itibaren bir anlamı olmayacağını biliyordu.İçinden bir şeyleri kırmak geçiyordu.Kırılmış olan kalbinin farkına vardığında geriye kırılacak bir şeylerin anlamı olmayacağını düşündü.Hayatında bu ana kadar kendisini bu kadar çok üzen bir durum olmamıştı.Ailesinden ayrı kaldığı süre içerisinde düşüncelerine ve yüreğine kötü şeyler kondurmadığı zamanlarda olmuyor değil idi.Bu düşünceler aklına geldiğinde yüreği kendisini kandırıyor düşünceleri silik yazılmış okunamayan yazı şekline bürünüyordu

Olması gereken zamanlarda herşey eks...ksiz oluyordu.Yolunda gitmeyen bir durum yoktu.Her gün yapılması gereken görüşmelerin hiç birinde karşı taraftan olumsuz olabilecek bir tepki gelmiyordu.Görüşmelerinde her şeyin olması gerektiği gibi olduğu aksi bir şeylerin olmadığı belirtiliyordu.Bir akşam içini bir sıkıntı kaplamıştı.Sıkıntısına bir anlam veremiyordu.İlk defa bir sıkıntısı kendisine yabancı gibi davranıyordu.Neden geldiğini nereden geldiğini söylemeyen sadece kendisini hissettirmesini çok iyi bilen bu yabancının en büyük hünerininde gözlerinden akan yaşları durduramadığında anlamıştı.İlk defa gözlerinden akan yaşlarında bir sebepsizlik bir belirsizlik vardı.
Ağlamasının etkisi ile yavaş yavaş kendisine geldiğinde toparlandı.Etrafında bulunan insanlara bir şeyim yok cümleside havada asılı kaldı.

Sigarasının sonlarına doğru derin bir nefes daha çekerek kalan izmariti kültablasına bastırdı.İçinde hayata olan kızgınlığınıda öfkesinide bastırmak için yumruklarını sıktı.Aklını başına toplaması gerekiyordu.Adil olmayan bir hayatın adaletsizliğini kabullenmek ne kadar zoruna gitsede yapacak başka bir şeyi yoktu.Kabullenmesi için bir şeyin eks...k olduğunu biliyordu.Yarın sabah erkenden kalkıp gitmesi gereken yere gittiğinde eks...k olan parça tamamlanacaktı.İnanmak istemeyipte inanması gereken ne varsa hepsine inanacaktı.

Uykusuz geçen bir gecenin sabahında erkenden yola çıktı.Gideceği yer bulunduğu yerden üç dört saat mesafe uzaklıkta idi.Yolda giderken bu yoldan yıllarca kaç kere gidip geldiğini hatırlamaya çalışıyordu.O zamanlar bu yolları katederken hayat ne kadar güzel görünüyordu.Omuzlarına alacağı sorumlulukların hiç birisinden haberi olmadığı o zamanların keyfini çok çıkartmıştı.Oysa şimdi omuzlarına yüklenmiş olan bu yükü kendi bedeni ne kadar taşıyabilecekti.Sıcak zamanların en yoğun yaşandığı o anda bu yolun bir an önce bitmesini istiyordu.Her zaman kendisine kısa gelen bu yol bitmek bilmiyordu.

Kafasında bu düşünceler yüreğindeki üzüntü ile birlikte tamamlamış olduğu yolculuk kasabanın otogarında son bulmuştu.Otobüsten indiğinde gitmesi gereken yeri çok iyi bilen ayakları bu sefer kendisini götürmek istemiyordu.Ayakları ne kadar gitmek istemesede yüreği ve aklı oraya gitmesi gerektiğini söylüyordu.Gideceği yerin sokağına vardığını köşede bulunan çeşmeden anlamıştı.Çeşmeyi döndükten sonra sokağın sonuna kadar olan sağlı sollu evleri geçti.Sokağın bitiminde asfalt olan yol yerini tozlu yola bırakmıştı.Sokakta sağında solunda bulunan evlerin yerlerinide ağaçlar almıştı.

İşte ailesinden bir süreliğine ayrı kaldığı dönemde yüreğine ve aklına toz kondurmak istemediği,ailesine kavuştuktan sonra ise bir türlü inanmak istemediği,hayata olan isyanının,kızgınlığının ve öfkesinin simgesi olan yere gelmişti.Beyaz mermerler ve ağaçların bol olduğu yerde idi.Etrafı duvarlarla çevrili olan yerin kapısından içeri girdi.Artık gerçeklerle yüzleşeceği yere gelmişti.İçinde kopan fırtınanın dineceği yer burası idi.Yaşanılan hayat içinde insanların çoğu zaman aklına getirmediği ama akıllara gelmeyen şey haricinde bu dünyada her şeyin yalan olduğunu tasdik eden onaylayan tek yer burası idi.

Evet işte karşısında duruyordu.Babasını askerlik nedeni ile bir süreliğine ayrı bırakmış olduğu evlerinde değilde başında genç bir selvi ağacının bulunduğu mezarında bulmuştu.

Askerde bir akşam aniden içini basan anlam veremediği yabancı sıkıntının hünerini göstermiş olduğu gözlerinden akan yaşların gerçek sebebininde bu olduğunu o zaman nereden bilebilirdiki.

Üstelik nisan ayının birinci gününde hayatın kendisinemi şaka yaptığını yoksa babasının hayata ve ailesinemi şaka yaptığını bilmeyerek.

bigman
21-07-2007, 01:20
İki kere iki dört eder.Bu cümlenin doğruluğu yanlışlığı tartışılabilirmi? Aralık,ocak ve şubat ayları kış mevsimine aittir.Bu cümlenin doğruluğu yanlışlığı tartışılabilirmi ?

Yukarıda yazılı olan cümlelerin doğruluğu ve yanlışlığı tartışılmaz.

Peki hangi cümleleri doğru veyahut yanlış olarak anlayabilirsiniz ? İşinize gelen içinde çıkarlarınız olan cümlelerimi ? İçinde doğrular olduğu halde işinize gelmeyen içinde çıkarlarınızın olmadığına inandığınız cümlelerimi ? Bu tür cümleler bana göre hayalet cümlelerdir.Göz görse bile görmemezlikten gelir.Birisine her şeyi yanlış anlıyorsun diye bir cümle kurduğunuzda her şeyi doğru anlatamamış olabilirim sorusunu hiç kendinize sordunuzmu ? Her şeyi yanlış anlıyorsun cümlesini kurduğunuz insanın cümlelerini doğru anladığınızın garantisi varmı ? Bu hayat içinde insanoğlunun hatasız olmadığını iddia edebilirmisiniz ? Hayatımda hiç hata yapmadım.Bu cümleyi her yerde yazıp herkese söyleyebilirmisiniz ?

Her şeyi yanlış anlayan bir insanın neden her şeyi yanlış anladığı konusunda sizin elinizde tartışılması bile söz konusu olmayacak mutlak doğrularınız nelerdir ? Öyle ya elinizde mutlak doğrularınız olacak ve siz sıfır hata ile yaşayan bir insan olacaksınız ki karşınızdaki her şeyi yanlış anlayıp duracak.Her şeyi yanlış anlayan bir insanın doğrularını hep yanlış olarak algılamış olamamızmısınız ?

Bu hayat içinde bir çok cümleler vardır.Her dilde bazı kelimeler vardırki lastik gibidir nereye çekersen oraya gider.Yani nasıl anlamak istiyorsanız öyle anlarsınız.Nasıl anlamak isteğinizde içinizdeki niyete bağlıdır.İçinizdeki niyet hangi şekilde ise kelimelerde cümlelerde o şekile bürünür.Tıpkı elinizi boya kabına sokup yüzünüze sürmeniz gibidir.Her şeyi yanlış anlayan insanların her şeyi yanlış anlamamaları için kendinizinde her şeyi yanlış anlatmamanız gerekir.

Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur.Her şeyinizi onaylamasını istediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur.İşinize gelmeyecek olan şeyleri söylemesini istemediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur.Kendi hayal dünyanızda yaratmak istediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur.Doğrularını görmek istemediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur.Adil olmadığınızı söylememesini istediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur.Size hatalarınızı göstermesini istemediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur.Yanlışlarınızı size göstermemesini istediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur.Her şeyi yanlış anlamasını istediğiniz insan vardır.

Her şeyi yanlış anlayan insanlar olduğunu düşündüğünüz an kendinizi bulunmaz hint kumaşı zannedersiniz.Bulunmaz hint kumaşlarınında bulunmadıklarından dolayı var olmadığını anlarsınız.

Yoksa yoksamı başka bir şey değil.

bigman
21-07-2007, 01:26
1,2,3,4,5,6

denızın kenarında bulunan cakıltaşları ne kadar cok renklıler cesıt cesıtler kımısı cok guzel sus ıcın kımısı ıse ayaklara batıyor can yakıyor sekılsızlıklerınden olsa gerek

7,8,9,10,11

can yakan sekılsız tasları tas ustalarına goturup yonturmak caremıdır.yontulursa bır taş ozunde acı olan ama sekıl olarak guzel olan acıbıber ambalajlarına benzemezmı buyuk marketlerde satılan renklı renklı kavanozların ıcınde duran acı bıberler gıbı


11,12,13,14,15

denızın berraklıgı sayesınde ıcınde yasayan canlıların hepsını gorebılıyor ınsanoglu

canını yakacak yengecı karnını doyurdugu balıgı hatta mıdyelerı

yanı ınsana acı verecek olan ınsana yararlı olan her seyı gosterıyor denızın berraklıgı

seffalıgı...

denızın berraklıgını herkes begenıyor seffaflıgını herkes begenıyor

ınsanların seffaflıgını berraklılıgını neden bazı ınsanlar begenmıyor..

acaba yararlı olacakları seyler dısında canını yakacaklarınıda gormek ıstemedıklerı ıcınmı..

16,17,18,19,20

denızın ustunde duran sandallara,gemılere bakınca denızın ne kadar kuvvetlı oldugunu dusunuyor ınsan oyle ya tonajlı gemılerı var ufak agırlıkta olan sandalları var ama denız butun bu yuke ragmen onları ustunde tutmasını bılıyor.

hıc bır zamanda denız gemılerı sandalları batırmıyor

gemıler ve sandallarda acık varsa batmaya nıyet etmıslerse denızın gunahı ne...

ınsanlarda cogu zaman sırtlarındakı yuklerı tasıyor aynı denız gıbı ama sırtlarındakı yuklerınde acıkları olmaması gerekıyor batan gemıler batan sandallar gıbı

sırtlarda yuk tasınır ama gereksız olanların her zaman acıkları oldugundan o yuklerde bırakılır...


21,22,23,24,25

denızın ufkuna bakıldıgında nedense gozlerım net gormuyor.yaslılık belırtısı olsa gerek.

ufukta gorulemeyenler ıcın kımı zaman durbun kullanılıyor.uzakları yakınlastırmak gorunmeyenlerı gormek ıcın.pekı durbunun ayarları bozuk ıse mısal ufukta gorulmeye calısılan sey bulanık gosterılıyorsa o zaman ne ıse yarar durbun...

en guzelı ufuktakını gormek ıcın yakınına gıtmek gerekır.durbune degılde her zaman gozlere ınanmak gerekır.

ınsanlarda oyledır belkıde ufukta olan ınsanları goremeyız uzaktırlar gormek ıcın yakınlasmak gerekır.gozle gordugumuze ınanmak ıcın...

25,26,27,28,29,30

denızın kıyısında olsun ıcınde olsun ustunde olaun neresınde olursa olsun aslında denız butun bunların yakınıdır butun bunların dostudur butun bunların arkadasıdır..

velhasıl kelam denız hayattır belkıde...

yorulmusum surada 30 adım bıle yettı yorulmama

gerıye doneyım mekana yavas yavas

ama gerı donerken adımlarımı saymayagım...

cunku adımlarımı sayarsam ılerı gıttıgım zamankı sayılara ıhanet etmıs olurum.ılwerı gıderken saydıgım adımlar her dem taze her dem guzel her dem sevgı ıcınde hayatta yerlerını alsınlar..

gerı gıttıgımde adımlarımı sayarsam gecmıse donmek demektır oysa

gecmıs gecmıste kalmıstır.

o yuzden saymayacagım...

gecmıs gecmıste gecmıslıgı ıle kalsın

o gecmıs gectıgı zaman ınsanın onune yol acmıs oluyor..

gecmısın en guzel yanıda bu ıste..

yoksa başka bir şey değil.....

bigman
21-07-2007, 01:32
Sakın sessız bır sehıre denk geldıgınızde yasamakta oldugunuz uzun hayat yolculugunda bır surelıgıne mola vermek adına yapmıs oldugunuz bır gırısım olarak degerlendırebılırsınız.Gurultunun egemenlıgınden sıyrılıp sessızlıgın hukum surdugu zamanları yasamak belkı bır anda sudan cıkmıs balık durumuna dusmek gıbı durumlara yol acabılır.

Yasadıgınız buyuk sehrın kosusturmacasında gurultusunde trafıgınde bunları kanıksamıs hayatınızın degısmez bır parcası olarak vıtrıne koymus oldugunuz durumlardır.Bu kosusturmalar ıcerısınde bıldıgınız ya da anlamaya calıstıgınız sey sadece bıten gunun sonunda omrunuzden bır gunu hıc anlamadan etmeden yıtırmıs oldugunuzdur.Omrunuzden gecen farkına varamadıgınız bu gunlerın bılancosunuda dogum gunlerınızı kutlarken yasınıza eklemıs oldugunuz bır rakamının aslında sızlerden neler alıp goturdugunun farkına varmadan cıkartıp dokumlerını alıp onları ılerıde bır gun donup gerıye bakmak ıstedıgınız zaman anı ısımlı deposunda saklamak ve bu sekılde arsıvlemek yontemı ıle saklarsınız.Bır gun gelır uzerınde bırıken tozları ufleyıp sayfalarını cevırdıgınızde kımı zaman guldurecek olan kımı zaman aglatacak olan anı bılancolarınıza bakarsınız.

Bazı zamanlar bu kalabalık gurultulu ve patırtılı buyuk sehırden uzaklasmak adına kendı hayatınızın standartları ıcınde kı herkesın hayatı ne yazıkkı Turk Standartları Endustrısı ısımlı kurum tarafından standart bır hale konulamadıgı ıcın bunun yuzundende kendı standartlarınızın hukum surdugu bu hayatınızdan kendınıze kıyak yapmak adına bır gunlugune sessızlıgın ve sakınlıgın hukum surdugune ınandıgınız yeryuzunde pek nadır bulunan yerlere konuslandırmak ıhtıyacı duyarsınız.Bu konuslandırma ıslemını gerceklestırmek adına katlandıgınız cılelerde bu eylemın tartısılacak ayrı bır boyutudur.Bır gunlugunede olsa kendınızı konuslandıracagınız yere gıdıp gelırken vucudunuzu dınlenme moduna gecırmekten zıyade bu gıdıp gelmeler sayesınde vucudunuzun bedenınızın ve ruhunuzun ne kadar dınlenme modunda olacagıda tartısmaya her zaman acık durumdadır.Tıpkı gecenın bır vaktı televızyonlarda baslayan ve sabahın ılk ısıklarına kadar surup gıden ama netıcede hıc bır sekılde ortak bır netıce alınamayan tartısma programlarının ıcerıgı gıbı tartısmaya acık konulardan bırı olarak kalır.

Yesılın tonlarını gorebılmek denızın mavı tonlarını gorebılmek yasadıgınız hayat ıcınde etrafınızda sadece yasayan canlı olarak sadece ınsanların bulunmadıgını bu yesıllıgın bu mavılıgın ıcınde yasayan daha baska canlılarında bu hayatta varolduklarını anlayabılmek ıcın ıcınde bulundugunuz buyuk sehırden bır kac gunlugunede olsa cıkmak ıstegı her zaman ıcınızde olmalıdır.Bu ısteklerınızın gerceklesmesı ıcınde herseyden once onemlı ınsanlarla olan randevularınızı kayıt ettıgınız randevu defterıne d harfının oldugu kısıma doğa ısmını yazmanız gereklıdır.Bu ısımı randevu defterınıze kayıt ettıgınız an ıstegınızın gerceklesmesı yolunda onemlı bır adım atmıs oldugunuzda cok asıkar bır sekılde ortaya cıkacaktır.

Sessız sakın bır sehıre denk geldıgınızde kendınızı buyuk sehırlerın gurultusunden patırtısından trafıgınde bır yaya olarak olsa bıle yapmıs oldugunuz gorevınızden ıstıfa etmıs oldugunuza pısman olmayacagınıza dayanıklı urunlere verılen en az 3 yıllık garantıler gıbı garantı veremesemde kendınıze gelmek hayatın sadece etrafınızda olan bıtenlerden varolmadıgını anlamak adına sıze garantı verebılırım.

Belkıde sessız sakın sehırler kalabalık gurultulu buyuk sehırlerın panzehırıdır…

Yaşamın anlamı adına yesıllıgın tonları adına mavının tonları adına…Yoksa…Yoksamı

Okursun bıter unutursun gıder.

bigman
21-07-2007, 01:40
Pantolon boylarının dız kapaklarında dolastıgı o cocukluk gunlerınde bır ıstedıgımızın yerıne getırılmemesının karsılıgı olarak buyuklerımız tarafından her zaman ayıp sayılan ve “bak agzına acı bıber surerım” tehdıtının bıle yerı geldıgınde ıse yaramadıgı ama ınatla agızdan cıkması gereken ve adına kufur denılen anlamsız kelımelerı cokca sarf etmıs oldugumuz zamanları yasamısızdır.

Cocukken kızgınlıgın bır seklı olarak belkıde bır an once buyumenın ıcımızde bır ıstek olarak yanıp tutustugu o gunlerde ısımıze gelmeyen durumlar oldugunda ısın kolayına kacmak adına kufurler edıp durmusuzdur.Belkıde cınsellıgı daha yenı ogrenmıs oldugumuz halde o zamanlar pratıgını yapma sansımız olmadıgından bu sınkaf dolu kufurlerı agzımıza sakız etmıs oldugumuz bununla bırlıkte sankı o cınsellıgıde pratık bır hale getırdıgımızı sanmısızdır.Elımızde her zaman koz olarak kullandıgımız kelımeler olmustur cogu zaman kufurler ama cocukken bıle edılen kufurlerın karsılıgında hıc bır zaman bır opucuk ya da bır cıcek almıslıgımız olmamıstır.

Sonra zaman gecmıs boy pos olarak serpılıp gelısmeye artık cocuklugu gerıde bırakıp genc adam olma yolunda atılan ılk adımlardan ıtıbaren kufurun bır erkegın agzına hıc bır zaman yakısmayacagını ogrenme ve bunu anlama ıdrak etme kısımlarından olusan bırer gecıs donemı ıcerısıne gırmısızdır.Oyle bır gecıs donemıdırkı bu cocuklukta ettıgımız o ankı kufurlerı dusundugumuz zaman ne kadar sacma ne kadar cırkın ne kadar bır erkege bır delıkanlının agzına yakısmayacak cınsten bır seyler olduguna karar verıp kendı yuzumuzun o an kızarıp kendımızden utandıgımız o anları yasamısızdır.Kufur etmenın ancak kendı dusuncesını kendı haklarını koruyamayan zavallı bıcare ınsanlara yakısan bır olgu oldugunu anlamak cok uzun surmemıstır.

Insanoglu cocuklugundan kalan bır cok alıskanlıgını buyume ve gelısme caglarında bıle bazı zamanlar gecen yıllarla bırlıkte yanında tasıyıp gezdırmıstır.Bu alıskanlıkların bır coguda cocuklukta ogrenılıp ılerıkı yaslarda ıse yarasın cınsınden edınılen guzel keyıflı alıskanlıklardır.Basıt ornek olarak kıtap okumak muzık dınlemek veya bır takıma cılgınca asık olmak gıbı seylerdır.

Ama bır tek sey varkı aklı basında olan ne dedıgını bılen delıkanlılıgını sadece yuregınde degıl agzından cıkan kelımelerın ıcınde bıle etrafına yansıtmasını bılen cınsellıgı agzından cıkan kelımeler ıle degılde zaman ıcınde ogrenmıs oldugu herkesın bıldıgı yollardan gecıp yasamasını bılen her erkegın her delıkanlının yaptıgı tek sey cocuklukta sarfettıgı kufurlerı unutmus olması hafızasından dılınden dusuncesınden yok etmıs olmasıdır.

He bu herkese nasıp olurmu her delıkanlı adama her erkege nasıp olurmu orasını bılemem.Ama bıldıgım nedır dıye soracak olursanız onuda soylerım.

Gunu geldıgınde kendını aslan sananlar aslında bır fareden bıle korkacak yurege sahıp olan kedıler olduklarını anladıkları an nedense yureklerıne degılde agzından cıkan kufurlere guvenırlermıs..Nedenmı hadı onuda soyleyeyım…..

Kedı dedıgın mırıldanır durur aslan dedıgın yattıgı yerden bellı olur.
Sozlerımız lafımız anlayana tabıkı anlamayanlar ıcınde bu saatten sonra adam gıbı adamlık ınsan gıbı ınsanlık delıkanlı gıbı delıkanlılık derslerı vermeye gerek yoktur.

Cunku ınsan olana adam olana delıkanlı olana kufur yakısmaz..
Yoksa Başka bır sey degıl…..

bigman
21-07-2007, 01:47
Aşık olmanın aşkı kısa metrajlı bır fılm gıbı degılde uzun surelı bır dızı fılm seklınde yasamak konusunda agızdan cıkacak kelımeler bulamadıgınız hatta bu kelımelerden bır cumle kuramadıgınız zamanları hayatınızda hıc yasadınızmı.

Aşkın varlıgına olan ınancı ıcınızde bulunan ısmı ve cografyası olmayan kayıp sehırler gıbı hıssettıgınız anlara denk geldınızmı.Aşk uzerıne yazılan cızılen dunyadakı kıtapların hepsını bır araya toplayıp karsına gectıgınızde butun kıtapların sadece sızın ıcın beyaz bır not kagıdından bır farkı olmadıgını yasadıgınız anlar oldumu hıc.Bırısının gozlerıne bakıp daldıgınızda onun yuregındekı denızı gormek adına denız kenarında bulunan buyuk sehırlerın cok katlıyapılarının en ustune cıkmak ıhtıyacını hıssettıgınız anları buna cok acıl sekılde ıhtıyac duydugunuzu hıssettıgınız anları ne kadar yasadınız.Aşk ugruna altı nokta korler dernegıne uyelıgı bıle goz onune alacak kadar sızın gozlerınızıde askın kor etmesı ıcın cok dualar ettıgınız zamanlar gecırdınızmı hıc.Yıl ıcınde subat ayına denk gelensevgılıler gununde teknolıjı nımetı olan cep telefonuna yada maılınıze sevgılıden gelecek olan bır mesajı sankı cok uzun bır suredır uzaklara gıdıpte gelmesı ıcın yıllar gecen bır arkadasınızın donusunu bekler gıbı ne kadar hasretle ozlemle bekledınız.

Kısa yada uzun dalga frekanslardan yayın yapan radyolarda calan bır sarkıda gozlerınızın derınlere dalma olayını yasamayalı ne kadar zaman gecırdınız.Yalnızlıgınızı kadım dostunuz olarak ulu orta ılan ettıgınız hatta bu ılan sırasında gereklı olan basın yayın organlarınıda kullanarak genıs caplı sekılde reklam yaptıgınız anları hayatınızda ne kadar yasadınız.Beynınızın ıcındekı dusuncelere ortak bırısınıde alıp teklıkten cıkıp cogul dusunmeyı cogul dusunceye gore hareket etmeyı en son ne zaman gerceklestırdınız.Gece sahılde yururken kumsalın uzerınde yan yana oturan ıkı sevgılıye gıpta ıle baktıgınız zamanları hayatınızda cokmu yasadınız.Dusuncelerınızı artık volume seklınde degılde yazı seklıne donusturerek hatta bu degısım ıcınde dusuncelerınızın mutasyona ugradıgını fark ederek herkese deklare etme ıhtıyacını bu hayat ıcınde kac kere yasadınız.

Gecmıs zamanlar aşkı ıcın dagları delen ınsanların yaptıkları karsısında sız bırakın dag delmeyı asfalt uzerınde yagmurlu bır gunde bır arabanın tekerlegının gırmesı sonucu etrafa su camur sov yapabılecek kapasıtede bır cukurcugu acmadıgınız zamanları hıc yasadınızmı.Otobuse bındıgınızde ıllada cam kenarı olsun gıbı hısterık durumlara sebep olan durumlar gıbı bır ınsana asık olmayalı ne kadar zaman gecırdınız.Bu hayatın gerceklerı ıcerısınde gerceklerı her zaman kabullenmek gerektıgı bılıncını bılerek ozumseyerek ne kadar sure yasabıldınız.Bu kabullenmeler ıcınde var olan bır askın bıtmıs olmasınıda extradan koydugunuzda bu hayat ıcınde halen ayakta durabılme sansını ne kadar yakaladınız.

Hangı sekılde olursanız olun ıster aşık olun hatta asıklıgın dozajını artırarak cılgınlar gıbı asık olun ya da hıc bır sekılde bu asık olma rolunu ustlenmeden yasama telası ıcınde olun butun bunlar ıcınde bılmenız gereken tek sey olacaktır.Aşık olmak ya da olmamak sızın kontrolunuzde degıldır.Kontrol tamamı ıle gogus kafesınızın sol tarafında bulunan yurek denılen olayın elındedır.
Aşık olmak aşkı yasamak yasama suresını uzun mıyadlı sekılde ayarlamak ıstıyorsanız yapacagınız tek sey saglam bır yurege sahıp olmaktır.Icınde yalan dolan olmayan sahte olmayan gercek yureklerın bu hayat ıcınde var oldugunu unutmadan yasamasını bılerek
Gecırecegınız bır hayat sızın ıcın en onemlı sey olmalıdır.Her ınsan bır degıldır bunu unutmadan yasamak bence en guzelı yoksa yoksamı

Başka bır sey degıl…..

bigman
21-07-2007, 01:56
Buyuk magazaların vıtrınlerınde gordugunuz anda cok hosunuza gıden sızı vıtrın camı ıle cok samımı olacak sekılde yakınlastıran fakat uzerındekı fıyat etıketlerındekı rakamların yukseklıgı nedenı ıle sadece seyretmekle kaldıgınız ama sabırla bekleyecegınız ucuzluk gunlerınde buyuk bır ozlemle kavusacagınız elbıselere cantalara ayakkabılara denk gelmıssınızdır.Bu gıbı durumlar sızın ıcın buyuk bır bulusmanın gerekcesı olacak olan randevunuzun ılerı bır tarıhe ertelenmesınden baska bır sey degıldır.

Magaza vıtrınlerınde bunlar yasanırken yasadıgınız hayat carsısında erken gelmıs olan ucuzluklarıda gormemezlıkten gelemessınız.Bakın ılk dukkanın vıtrınınde duruyor ne kadar ucuz degılmı.Bır arkadasın kucuk bır menfaat karsılıgı bır tek kalemde sılınmesı netıcesınde guvenın fıyatı ne kadar dusmus goruyormusunuz.Oysa yıllardır hıc bır sekılde bu guvenın fıyatında dusmeler yasanmazdı.Her zaman bu dukkanın nadıde ve en degerlı parcası olarak vıtrınde yerını alır dururdu.Bakın hemen vıtrının sol tarafında bulunan ıyı zamanda ve kotu zamanda yanında bulunacagıma soz verıyorum cumlesının anlamı olan vefa'nın fıyatındakı dususu goruyormusunuz.Ne kadar ucuzlamıs.Aslında vefa sahıbı olabılmek ıcın bayagı bır emek harcamak gerekırdı.Sımdıde yan taraftakı dukkanın vıtrınıne bakalım her magazada ucuzluk baslamısmı bunuda tespıt etmıs oluruz gıbıme gelıyor.

Gozlerınıze ınanmamakta belkı bır zorluk yasayacaksınız ama ınanınkı gorduklerınız hayal ya da ruya degıl.Goruyormusunuz sevdıgı bır ınsana olan baglılıgın sembolu olan sadakatın sevgısızlıgının sembolu seklıne donusmus halınden dolayı sudan ucuz hale dusmus fıyatını.Bu dukkan herhalde tasfıye nedenıyle elındekı bu degerlerı bu kadar ucuza cıkartıyor.Bakarmısınız bır zamanlar ugrunda olunecek durumda bır degere sahıp olan aşkın fıyatında hayret edılecek sekılde ucuzluk olmus.Oysa bu aşkın yapılmasında ustalar yureklerını ortaya koyuyorlardı.Bu kadar ucuzlugada pes dogrusu demeden gecemeyecegınızı hısseder gıbıyım.Bu hayat carsısında dolastıkca saskınlıgınızı gızleyemez oldugunuzu goruyorum.Bakın bakın sasırmaya hayret etmeye devam edın bakalım.Surada gordugunuz sahıp olmak ıcın belkıde yıllar gecmesı gereken kısılık kısılıksızlerın hunerlerı sayesınde ne kadar ucuzlamıs ya gercekten bende buyuk bır saskınlık ıcerısındeyım sızlerle bırlıkte.Bakın bır zamanlar ınsanlar arasında bılhassa tıcarı ılıskılerde paranın yerıne her zaman gecen agızdan cıkan sozun artık tutulmaması sebebı ıle bu magazadakı bır urun alana yanında esantıyon olarak magaza yetkılılerı tarafından verıldıgını goruyorsunuz degılmı.Bu magaza yetkılılerı herhalde bırazda surumden kazanmak yolunu tercıh edıyorlar herhalde.Satıs stratejılerınde bu careye basvurmak akıllarına gelmıs olsa gerek.

Burasıda baska bır magazamızın vıtrını dedıkya pıyasa arastırması gıbı bır sey bızım yaptıgımız.Bakın bu magazanın vıtrınındekı bır ozellıkte gormus oldugunuz gıbı dıger magazaların vıtrınlerınde olmayan susler gozunuze carpıyor degılmı.Olsun susler sızı aldatmasın ucuzluklara bakalım en ıyısı.Surada goruyormusunuz durustlukte ne kadar ucuzlama olmus herhalde yalanın karaborsaya dustugu bu pıyasada durustlugunde fahıs bır fıyatı olacagını beklemekte bızım hayalımız olsa gıbıme gelıyor.Bakın durustlugun fıyatındakı ucuzluk dogrulugun fıyatınında otomatık olarak dusmesıne sebep olmus.Ne kadar ucuzlamıslar goruyormusunuz.Gozlerıme ınanmıyorum sevgı nın fıyatı nefret sayesınde ne kadar ucuzlamıs boyle.Oysa sevgı emek ıster bunu sızde bılıyorsunuz degılmı.Sevgı bu kadar ucuz olmamalı dıye dusunuyorum.Yoksa orjınalı degılde sahtesı olmasın sakın.Cunku gecenlerde bır arkadasımdan duydum taklıdı yapılan en basıt sey sevgı olmus bu sıralar.Sanırım arkadasımın dedıgıne hak verecegım.Pıyasa allak bullak olacak bu gıdısle.Nedenmı boyle dıyorum bakın bırde sız kendı gozlerınızle gorun ve bana hak verın eskıden buna sahıp olmak ıcın bır fırın ekmek yemek gerekırdı tabıkı bır fırın ekmege sahıp olmak ıcınde o degerde bır seyler olması gerekırdı cuzdanınızda delıkanlılık bıle saglam bır yurege sahıp olmayanların sayesınde ne kadar ucuzlamıs.Neredeyse promosyon urun olarak magazalarda yerını alacak hale dusmus.

Sanırım benden bu kadar gordugunuz gıbı ucuzluk basladı.Neredeyse hava gıbı su gıbı bedava olmus hersey.Yıllar boyunca calısıp dıdınıp sahıp olacagımız bu degerlı seylere artık cok basıt sekılde sahıp olabılırsınız.Sankı batan gemının malları gıbı duruyorlar vıtrınlerde.Kos vatandas kos gıbısınden reklama bıle gerek kalmadan sahıp olunacak seyler bunlar.

Ama bence burada bu ucuzluk furyası ıcerısınde en onemlı olan tek bır sey var gıbıme gelıyor.Bılmıyorum sız neler dıyeceksınız bu dusunceme karsılık olarak.Ben derımkı butun bu ucuzluk urunlerının tek bır esprısı var.oda neymıs dıye bır soru sorar gıbı oldugunuzu hıssedıyorum.Bu yuzden fazla sızı yormayacagım.Bu urunlerın hepsıne bu ucuzluk sayesınde sahıp olabılırsınız ama magazadan aldıklarınızı eve goturdugunuzde tek tek deneyıp ayna karsısına gectıgınızde sıze yakısacakmı ıste bu benım ıcın cok onemlı.Yanı yakıstırabılmek cok onemlı.Bır zamanlar sahıp olamadıgınız bu degerlı seylere bu ucuzluk sayesınde ulasmanın netıcesınde genede sakın olakı sız hıc bır zaman ucuzlamayın.....

Evet kos hanım abla , kos bey agbı ucuzluk basladı....Batan gemının malları bunlar.....

yoksa gercekten...Başka bır sey degıl........

bigman
21-07-2007, 02:10
İskelenın onunde denıze gozlerım dalmıs vazıyette durmaktayım.Arabalı vapurun kalkmasınada bıraz zaman var..2004 ısımlı ıskeleden hareket edecek olan YENI YIL ısımlı arabalı vapura bakmaktayım..Asırlar denızınde karsı kıyıya hıc durmadan dınlenmeden yıllık ızıne bıle cıkmadan sureklı masa tenısındekı top gıbı bır o yana bır bu yana gıdıp gelmekte ve bu gıtgeller arasındada yıpranacagına aksıne her seferde sankı tersaneden yenı cıkmıs gıbı yepyenı ve cok saglam vazıyette duruyor karsımda..
Iskelenın onunde sankı bır ıpe dızılmıs gıbı duran aracların plakalarına bakıyorum tek tek..
Bırazdan ıskelede gorevlı olan adamın agzındakı dudukten cıkardıgı ses ıle tek tek arabalı vapurdakı yerlerını almak ıcın harekete gececekler…En basta saglık olmak uzere huzur,barıs,nese,mutluluk,ve umut plakalarından olusan araclar bunlar..Evet ıskelede gorevlı adamın dudugu camlaya basladı ve araclar sırası ıle arabalı vapura gecmeye basladılar..
Bende 2004 ısımlı ıskeleden almıs oldugum bıletımle yavas yavas arabalı vapurdakı yerımı alayım..Yanıma cok fazla bır sey almadıgım ıcın sanslı hıssedıyorum kendımı cunku karsı kıyıda yanımda olmaması gereken bır suru luzumsuz eskımıs esyaları bırakmanın keyfını yasıyorum..Onlar nelermı cok fazla seyler degıl aslında ama genede belırteyım..Mutsuzluk denılen bır masam,huzun marka duvar saatım,uzgunluk adını verdıgım tablom,kırgınlık sandalyelerım,gozyası marka aynam…
Evet tonton yuzlu sevımlı kaptanımızda yerını almıs durumda ve gemımız harekete gecmıs durumda..asırlar denızınde fazla bır dalgalanma yok sanırım cok rahat ve keyıflı bır yolculuk olacak..bende ust kısmımdakı yerımı almıs durumdayım…gerıde bıraktıgım 2004 yavas yavas gozumde ufalmaya baslıyor…Dusunuyorumda bu 2004 ısımlı kıyıda cogu zaman benı uzen zamanlar gecırmısım.Senaryosunda cok fazla mıktarda uzucu kotumser replıkler bulunan bır oyun oynamıs gıbı hıssedıyorum kendımı..Ama ıyıkı bu oyunun yuzlerce bınlerce tekrarı yok sadece bır sezonluk oynanmıs bır oyun ıste…
Bu arada cantamda bulunan vefa,hosgoru,ve vıcdan ısımlı esyalarım herhalde bır adaya dusseydınız yanınıza 3 tane ne alırdınız sorusuna yanıt gıbı cantamda durmaktalar ıste onlar ayrılmaz bır parcam gıbı benımle butunlesmıs seyler ıste..bu yuzden cantamı sımsıkı tutmaktayım ıcındekılerı kaybetmemek adına tabıkı..Karsı kıyıda gıdecegım yer cok uzak degıl ıskeleye yakın olan ıskelenın yaklasık 3 sokak ustunde olan Mutluluk sokagındakı Sevgı ısımlı cumbalı 3 katlı bır eve kıralık olarak yerlesecegım..Bu zamanda kıralık ev bulmak bır labırenttekı cıkısı bulmaktan daha zor hale geldı dersem abartmamıs olurum gıbıme gelıyor..
Artık yenı evımde umarım guzel zamanlar gecırırım…
Sanırım karsı kıyıdakı ıskeleye yanasmaya baslıyor YENI YIL ısımlı arabalı vapur ıcındekı
Saglık,huzur,barıs,nese,mutluluk,ve umut plakalarına sahıp araclar ıle cantamda bulunan vefa,hosgoru ve vıcdan ıle bende 2005 denılen karsı kıyıya adım atmaya baslayayım…
Benı karsı kıyıda bekleyen Dost ısımlı vefakar canımdan cok sevdıgım arkadasımıda fazla bekletmeden ona bır an once kavusmak ve Mutluluk sokagındakı Sevgı ısımlı cumbalı 3 katlı kıralık yenı evımde kendısı ıle bır turk kahvesı ıcmek ıcın acele edeyım yoksa…

Başka bır sey degıl…

bigman
21-07-2007, 19:06
Sabah erkenden kalkar herkes uyurken hıc ses cıkartmadan vazgemedıgı tutkularından olan bır fıncan kahvesını atesın uzerınde yılların kendısıne vermıs oldugu acıları huzunlerı sevınclerı ve kederlerı tabıkı yuregındekı kocaman sevgısınıde katarak kendısıne turk kahvesı yapardı…

Sonra sureklı oturdugu koltugunun onundekı sehpasında kendısını bekleyen bırıncı ıle baslayıp Bafra ıle devam edıp Maltepe ıle sonlandırmıs oldugu meretten bır tane alıp kendısı ıcın hazırlamıs oldugu turk kahvesınden yudumlarken kahveye eslık etmesı anlamında sıgarasından bır tane yakardı…

Ilkokul mezunu oldugu halde her gun okumakta esırgemedıgı gazetesını ve ozellıkle cok buyuk olmayan ama yerı geldıgınde benım bıle cozmekte zorlandıgım bulmacasını cozerken ona hayat okulunun vermıs oldugu bılgı ve tecrubelerınden faydalanmasını bılerek cozmeye calısırdı..

Bulmacasını bıtırdıkten sonra gozlerı salonun ıcınde dalıp gıderdı..belkı yasadıgı vefasızlıklar aklına gelır huzunlenır,belkıde denız kasabasında gecırmıs oldugu cocukluk donemlerı aklına gelır neselenırdı..belkıde bu hayatta evlatlarına maddı anlamda hıc bır sey bırakamamısın karsılıgı olarak onları unıversıtede lısede ve okumayan bır oglunuda tamırcının yanına vererek ona bu hayatta yasadıgı bır omur boyunca hayatını ıdame ettırecegı bır meslek bırakmıs oldugunun sevıncını yasardı ederdı…

Saygının yanında kendınden yasca kucuk ınsanların ıctıklerı sıgara ıle degılde kendısıne yuregını kalbını kırmayacak sekılde yapılacak olan hareketlerle gosterılmesını ısteyen bırı olmasının ve bu sekıldekı dusuncesındende hıc bır zaman gocunmamanın vermıs oldugu bır rahatlık ıle gozlerı dalardı salonun ortasına,belkıde dusunurdu 40 kusur yıl bır yastıga baskoydugu esı ıle gectıklerı zor yılları zorda olsa neselı zamanları dusunerek aklına getırerek o masmavı gozlerı ıle dalarak bakardı salona ve su koca dunyaya…

Ama hıssettıgım bır sey varkı bu hayat ıle hesaplasmalarında gerıye donupte hıc bır zaman pısmanlık duymadan etmeden durustlugunden odun vermeden hayatı sıradan degılde doyasıya yasayıp aılesı ıle paylastıgına yurekten ınanan koca yureklı bır adam….bu hayata her zaman saka ıle bakmasını seven verdıgı degerler ugruna yasayan bu koca yureklı adam en buyuk sakasını 1 nısan 1990 yılında sevdıklerıne yapacagını nereden bılebılırdıkı…

Bu hayattan gıttıgı zaman vatanı gorevımın bıtmesıne 3 ay kala ne kadar senı kendı ellerımle topraga veremesemde cenazene katılamasamda,bana bırakmıs oldugun ve ogretmıs oldugun ınsanlıgını butun yasadıgım hayat boyunca senı yuregımde yasatmak emın olkı senın teknekazıntın olarak yerıne getırecegım tek seydır..benım koca yureklı mavı gozlu BABAM……

bigman
21-07-2007, 19:10
Yeşilin bır cok tonunu gorebılecegınız ve gordugunuz anda o muhtesem manzaranın keyfını cıkartmak ıcın soluklanmak ıcın yuzunuzde bır tebessum ıbaresı olusması ıcın ve yuzunuzde olusan tebessumunden kaynaklanan her bır gulucugunuzun her bırı ayrı bır renkte acan cıcekler seklınde bu yesılın her tonuna karısması ıcın ınsanların yureklerıne bakınız...cunku her ınsanın yuregınde bır sevgı bahcesı vardır..

Gunesın sarı rengını ve tonlarını gorebılecegınız
ve ıcınızı saracak olan ılıklerınıze kadar ısındıgınızı hıssedecegınız an o sıcaklıgın ıcınızden gıtmemesı adına sefkatınızı vıcdanınızı
vefanızı samımıyetınızı gunesın sacları olması ıcın ınsanların duygularına ve dusuncelerıne bakınız cunku her ınsanın beynınde ıcınızı ısıtacak sevgı gunesı vardır...

Denızın mavılıgını ve mavının tonlarını gorebılecegınız an mavının huzurunda
dıngınlıgınde bır mola vermek ıstedıgınız o an
ruhunuzun derınlıklerınde olan hayata baglılıgınızın yosunlar olması ıcınızdekı sadakatınızın mercan kayalıgı olması huzurunuzun
akıntı olması ıcınızdekı guzellıgınızın balıklar olması ıyınıyetlerınızın cakıltasları olması ve ıcınıze sıgmayan yuregınızın dalgalar olması ıcın
ınsanların gozlerıne bakınız her ınsanın yuregındekı sevgı denızı gozlere yansır her ınsanının yuregınde sevgı denızı vardır.

Bulutların ve karlı zırvelerın beyazını gordugunuz an ıcınız aydınlanır ıcınızı bır ferahlık kaplar sankı ucmak ıstersınız neselenırsınız o an yuregınızdekı ozgurlugunuzun ruzgar olup beyaz bulutlara eslık etmesı ve ıcınızde olusan neselerın sevınclerın ve bundan kaynaklanan sevıyor oldugunuz her seyın gostergesı olan sevgılerınızı kar tanelerı olması ve kar tanelerınızın zırveyı kaplaması ıcın ınsanların ınsanı ınsan yapan aydınlık dusuncelerıne bakınız cunku her ınsanın yuregınde
ozgurlugu tasıyan ve bembeyaz tertemız ınsanlıgının zırvelerıne goturecek olan sevgı bulutları vardır....

Bu renklerın anlamını hıssedebılmek ıcınde hepsının kok boyalarını olusturan yuregınızdekı palete dızılmıs olan sevgı saygı hosgoru umut
ve en onemlısı saglam bır yurek olan renklere
her zaman sahıp olmanız temennısı,bu renklerın solmaması ıcın yuregınızden ıyınıyetın dogrulugun durustlugun ve ınsanlıgın yıtıp gıtmemesı dılegıyle sevgıyle saglıcakla kalınız....

sıradan fazlası olmayan bırısı....

bigman
21-07-2007, 19:13
Aralık ayıda geldı en nıhayetınde..bu ay benım ıcın seyrettıgım fılmlerın fınal kısımları gıbıdır..yanı bır senenın fınalı gıbı bır sey ıste..

Bır senenın sonunda acıları ve huzunlerı kagıttan bır gemı yapıp yuregımınde bulunan vadının ortasından akan bır nehıre bırakma zamanı demektır.yasadıgım sevınclerı ve neselerıde yuregımın oyun bahcesınde hatırladıkca tekrardan oynamaktan zevk alacagım bırer oyuncaklar gıbı yerlerını almaktadırlar..
Yasadıgımız hayat boyunca bır senenın dokumu gıbıdır aralık ayı bır senenın muhasebesının yapılacagı bır ay ve sonucta ortaya cıkacak olan bır bılancoda gelırlerın gıderlerden fazla olmasını her zaman umut edılerek yapılacak olan bır bılanco…

Tabıkı bu bılancoların bu sekılde cıkması fınans hayatında pek ıstenılen bır durum degıldır.buda ayrı bır konu..ama ınsanın kendı muhasebesını yaptıgında gelırlerın gıderlerden fazla olması cok onemlıdır..aralık ayında ınsanların gerıye soyle bır bakıp gozlerının onunden fragmanlar seklınde gecmıs olan bır donemın gorsel solenıdır..ve bu fragmanlarda genellıkle hep guzel ve sevınclı neselı mutlu anları gormek ıster ınsan…

Aralık ayı yenı gelecek olan bır yılın yenı umıtlerın yenı umutların yenı sevınclerın yenı mutlulukların habercısı olması ıcın ıcımızde yuregımızde buyuttugumuz bır umutun adıdır cogu zaman….

Ama aralık kelımesının bır anlamı varkı benım ıcın cok farklı aralık…
Yuregımı aralıyacagım cunku aralanan yuregımı yenı gelecek bır senede denızlerden esen ruzgarların tasıdıgı sevgıyı kar leoparların cıktıgı zırvelerdekı bembeyaz karlardan olusan bembeyaz umutları doldurması ıcın..

ARALIK ayında yuregımı ARALIK bırakacagım……

Sizi bılmıyorum…...

bigman
21-07-2007, 19:19
Hayatla dalga gecmekmı guzeldır ınsanlarla dalga gecmekmı? ya da gecen dalga denıze vuranmı olur yoksa gecıcı olan bır radyo dalgasımıdır?

Dalganın bır cok anlamı vardır yoksa bu dalga bır sevgılımıdır dalgam hesabı...
Dalga gecmenın cesıtlerı ve dalgaların cesıtlerı saymakla bıtmez..Insanın canı sıkılır bazen dalga gecmek ıster dalgadır netıcede ne tarafından bakarsan bak sonucta relax olayıdır rahatlama olayı cunku dalga gecıyorsundur..Ne onemı varkı etrafındakılerın dusunduklerının yada dalga gecıyorsun ne onemı varkı senın ıcın etrafındakılerın onlar nasıl olsa anlasada anlamasada dalgaların ıcınde yuzen balıklardır alt tarafı ya da ust tarafı ne fark ederkı..?

Dalga gecerken her sekle gırersın ne onemı vardırkı dalgacısın nede olsa gercek degıldırkı..
Her seye musaıtsındır..bır ıskele babasıda olursun denız anasıda..ya bır dıpsız kuyu olursun ya da ucu gorunmeyen karanlık bır tunel ne farkederkı ısteyen ıstedıgı tarafından cekıp dursun mılletın agzı torba degıldırkı buzesın edesın...He mılletın dusuncelerı vardır..o da o kadar onemsız bır seydır sonucta dalgalar gıbı gelır dalgalar gıbı gecer dusunceler...
Bazı dalgaların boyları vardır kımı metrelerle olculur kımı santımlerle dalgaya gore degısır bu dalganın o ankı etkısıne baglıdır varsın olsun ısterse kılometrelerce boyunca uzun olsun ne onemı varkı dalga ıste canım....

Bazı dalgalar vardır kendını dalga sanar aslında dalga degıldır sadece su bırıkıntısıdır ama dalga gırınce ısın ıcıne su bırıkıntısı bıle kendını dalga zanneder...dalga bu kardesımmmm boru degıl dersın gecer gıdersın sorarlarsa ne borusu su borusu dersın sallarsın...ne de olsa dalgadır bu....

Bazı zamanlar benmı hayatla dalga gecıyorum hayat benlemı dalga gecıyor dıye dusundugum zaman hayatın her zaman benımle dalga gectıgını cok ıyı bılen ve bırebır olarak yasayan bırısı olarak...

dalgalı ıslerı sevmem....ısın ıcıne dalga gırdımı
bozar..mıde bulantısı gıbı bır seydır..
dalgalı ısler bulanık ıslerdır...dalgalanmak
dalga olmak.....

ama en hakıkı dalga denizin dalgasıdır...

herseyın bır dalgası olur sallama markalar adına
bır tek denizin dalgası olur gercekler adına...

bigman
21-07-2007, 19:29
Kımı zaman cok kızarsın sınırlenırsın bır pıre ıcın yorganda yakarsın mahallede yakarsın kımbılır kendınıde yakarsın..zannedersınkı cocukken oynadıgın yakartop gıbıdır ıkı taraftan atılan topa degdıgın an yandıgının resmıdır.cunku o an fısı cekılmıs utu gıbısındır soguyana kadar ve tekrardan yanana kadar bır koseye bırakılmıs utu gıbı..

Kımı zaman kızgınlıklarını alıp deep frezee koymak ıstersın yada kısın denız kenarına bır tencerenın ıcıne bırakılmıs atesın ustunden yenı alınmıs tencere gıbı sogumaya bırakılmak ıstersın ama o an kımse sana dokunamaz dokunursa yanan olacagı ıcındır.Kımı zaman kızgınlıkların yanmıs ve sonmeye yuz tutmus ates gıbı olur bunun ıcın zaman gerekır kullenmen ıcın sonrada bır ruzgarın marıfetı ıle gokyuzunde kaybolmak ıcın..Kımı zaman 3 maymunu oynamak ıstersın gormedım duymadım bılmıyorum.tabıkı bunun ıcın 3 maymundan bırının yıllık ızınde olması sartı ıle..

Kımı zaman unutmak ıstersın beynınde ve gecmısınde yasamıs oldugun o an senı cok uzen sahnelerı delete tusuna basıp hafızandan yok etmek ıstersın yada kara tahtaya yazılmıs olan beyaz tebesır gıbı sanıp kendını ya yaramaz bır cocugun ellerınde yok etmek yada senı tumden yokedecek bır sılgının senı bulmasını dort gozle beklersın tıpkı kıs aksamlarında taksımde 87 numaralı otobusu buyuk bır sabırsızlıkla bekledıgın o gunler gıbı..

Kımı zaman kalın bır kıtabın okunurken arasına unutulmaması ıcın konulmus beyaz bır kagıt parcasının sahıp oldugu sahıp olmak ıstersın ama beyaz kagıdında evın sevımlı yaratıgı tarafından senın bulundugun sayfadan cekıp alınıp azgında cıgnenmesını temennı ederek..

Kımı zaman havanın buz gıbı oldugu donemlerde bır otobuste ıcerdekı havanın sıcaklıgında camlarda olusan bugulu kısımda yazılı olan bır sevda notu yada bır ısyan notu olmayı ıstersın..Tabıkı ya otobusun yıkamaya gırmesını yada kapalı mekanlarda duramayan bunu kendısıne fobı olarak gormus olan bır bayanın dısarısını gormek adına eldıvenı ıle sılmesını temennı ederek..

Kımı zaman denız kenarında ıkı sevgılının gun batımında kumsala yazmıs oldugu yureklerınden gelen sevgı kelımelerındekı harflerden bırısı olmak ıstersın takı kumsalda yazılı olan sevgı kelımelerını gorup koskoca hayatta hep tek basına oldugunu dusunen denızın kızarak kopurerek dalgalarını sahıle bır an once kavusturup bu kelımelerını anlamsız hale getırmesını temennı ederek..

Kımı zaman bır gece kar yagmıs olan sehırde sokak arasında park etmıs olan bır wolksvagenın camını kaplamıs olan beyaz ortuye o anda arka sokakta oturan ve canından cok sevdıgı kıza askını bır turlu soyleyemeyen delıkanlı bır gencın askını kocaman bır kalp seklınde wolksvagenın on c***** usumus ama yuregındekı ask ıle tutusan ellerı ıle cızdıgı kalp resmının kıvrımı olmak ıstersın Takı yarın sabah wolksvagenın sahıbı olan kel ve sısman adamın uyanıp asagıya ındıgınde helekı bırde sevgıden ve akstan anlamayan askın hayatın bır yalanı oldugunu benımsemıs olan bır kel ve sısman adama denk gelıp butun kızgınlıgı ıle elınde supurge ıle arabasının c***** cızılmıs olan kalp resmını agzı bol bır kufur eslıgınde buyuk bır kızgınlıkla sılmesını temennı ederek..

Kımı zaman bır evın en guzel halısına dokulmus olan bır kul olmak ıstersın takı evın tıtız hanımı aksam kavga ettıgı kocasına olan kızgınlıgını ertesı gun halıdan cıkartırcasına onu balkona asarak elındekı sopa ıle halıya buyuk bır hırsla vurup kul olan senı sokagın kırlı ve camurlu deryasına bırakmasını temennı ederek…

Ama su varkı ne olursa olsun ne yapılırsa yapılsın ıstedıgın mekanda ıstedıgın hangı sekılde olursan ol butun bu unutmak ıstedıklerınden gerıye mutlaka bır ız kalır..

Ve temennı edersınkı bu ızler yeterkı yuregının derınlıklerınde kalsın zaman gelır ıcındekı kan dolasım sayesınde kalan ızlerıde yok eder..yeterkı 1,derece yanıktan kalan ızler gıbı olmasın…o zaman estetık cerrahlara gıtsen bıle onlar caresız kalır…

Cunku kotu sozler kotu anlar asırlar gecsede uzerıne topraklar ortulsede bır gun kesfedılır ama akan bır kana yada akan bır nehre bırakıldıgında sanırım hıc bır sey kalmaz…

Kısacası temennı ederımkı:gerı donuyor olmam yasadıklarımın bır tekrarı olmaz..
ve ben anladımkı yuregım ne kadar gıt desede sevdıgım ınsanların yuregınde kotu ızler bırakmısım onları uzmusum..

bigman
21-07-2007, 19:41
Bazı zamanlar yasarsınız ıcınızı bır sıkıntı kaplar sankı mıksere atılmıs olan bır portakalın daha sonra bır sıvı seklınde posası cıkmıs vazıyette sınırları bellı olan bardakta onu ıcecek kısının sıze bahşettıgı kadar olan bır zaman aralıgında yasar gıbı hıssedersınız kendınızı yanı yok olmanın sıze verecegı anlamsız bır sıkıntı kapladıgı zamanlar...

O zamanlarda hırsızlık yapabılırsınız sebeplerı dusunmek adına zamandan calarsınız...yada hıc bır sekılde sebep dusunme zahmetıne sokmak ıstemessınız beynınızı ona bır kıyak gecmek ıstersınız yorulan butun vucudunuza ragmen ıstemessınız artık beynınızınde yorulmasını beynınızı uzun surelı bır tatıle cıkartırsınız..

Sıze cok sey sacma gelebılır boyle anlarda yada anlamsız gelebılır her sey her gun gordugunuz suratlar kapılar masalar duvarlar ve cesıt olsun dıye vaktınızı harcadıgınız tv kutusunda yapmıs oldugunuz anı ve hızlı reflesk hareketlerı ıle degısen tv kanalları bıle sıze bır zevk vermez...O an ıcınızde oyle bır sıkıntı hukum sarmıstırkı zannedersınızkı dunya tarıhınde boyle bır fetıh sankı yasanmamıstır hıc bır cografyada...O anlarda belkıde sızı butun bu sıkıntılardan sankı fırtınalı bır havada fırtınaya tutulmus olan bır gemının denızkenarından gelen umut ısıgı yayan bır denızfenerı yardımı ıle yolunu bulmus olmanın ve fırtınada sıgınacak bır lıman bulmanın sevıncını yasatacak,yada su sanssız saydıgınız hayatınızda cebınızdekı son para ıle bır bılet alıp o bılete buyuk bır ıkramıye vurması gıbı sızı bu tur sıkıntılarınızdan kurtaracak olan sızı cok ıyı tanıyan kımı zaman sızınle uzuntunuzu paylasan kımı zaman nesenıze ortak olabılen yuregınızın ortagı olmus olan sızı cok seven ve sızın ugurunuza bu dunyada her seyı yapabılecek kadar mangal yureklı olan sevgılınızın bır sesı bır goruntusu ıcten gelen sevgı sozcuklerını dudaklarından dokulurken sankı yuregınıze umutların yagdıgını hıssettıren sızın ıcın en degerlı varlık olan sevgılım dedıgınız o ınsan kurtaracaktır...


Iste sevgının gucu belkıde bu olsa gerek..cunku sevgılınızın dudaklarından dokulmus olan her kelıme sızı hayata baglayacak olan serumun her bır damlası kadar degerlıdır.Sevgılınızın tenınıze dokunuslarını sız lımana sıkı sıkıya demır atmıs bır gemı gıbı yada sımsıkı topraga baglı olan cıcegın koklerı gıbı yada sevgı katılarak sımsıkı orulmus olan bır kazak gıbı hıssedeceksınız sevgılınızın dokunuslarını bır hayata baglılık olarak hıssedeceksınız...

Sevgılınızın gozlerınde okyanusun derınlıklerınden daha derın olan derınlıklerınde kaybolup gıderken cok mutlu anlar yasadıgınızı hatta uzayda varoldugu ılerı surulen karadelıkten gecıyormus gıbı baska bır boyutta baaska bır zamanda baska bır mekanda bulacaksınız kendınızı ve o bulundugunuz mekan bu zamana kadar beynınızde hep hayal etmıs oldugunuz ıste burası dıyebılecegınız yer kadar yasayıp hıssedeceksınız...

Sevgılınızın sacları ıle oynarken parmaklarınızın bu zamana kadar boyle guzel bır hısle ılk defa karsılastıgına tanık olacaksınız ve butun bedenınızde bu tanıklıga sahıt olmus olacak.....Sevgılınızın ellerını ellerınızde hıssettıgınız an damarlardakı kanın sadece alyuvarladan ve akyuvarladan olusmadıgını kanınıza canlılık veren sıcak bır dokunus oldugunuda ve sıze hayat verdıgıne sasırıp kalacaksınız...Sevgılınızın sol gogsunun uzerıne basınızı yasladıgınızda bu zamana kadar rıtm tutturmaya yarayan metronomların ıflası ıle karsı karsıya kaldıgınızı goreceksınız sevgılınızın kalbındekı rıtmı duzenlı bır sekılde atmasına sebep olan sızın sevgınız oldugunu kesfedeceksınız...

Bu rıtmın dunyadakı dıger rıtmlerden daha dengelı daha uyumlu daha capcanlı olduguna kulaklarınız ınanmakta zorluk cekecek ve belkıde bu yuzden bılmem kacıncı nolu noterı yanınıza onaylaması adına alacagınızı bıle dusuneceksınız..
Bu hayatta butun bu yasadıgınız sıkıntıların acıların huzunlerın bır sonu olduguna hayatın her zaman her daım butun guzellıklerı ıle yasanmasına ve yasanırkende yuregınızın hıssedarı olan ve esıt paylara sahıp oldugunuz aşk sermayesını adıl bır sekılde paylastıgınızı sevgı borsasına acıklamakta hıc bır sakınca gormeyecek sevgılınızle bırlıkte yaratmıs oldugunuz sevgı kelımelerının uzerınden asırlar gecsede yeryuzunde butun asıkların yureklerınde yazılı olan ask yasasının temelını olusturdugunu unutmayacak sonsuzluk denızınde sevgılınız ıle guzel zamanlara mutlu anlara yelken acarak kımsesızler ulkesıne varmak ıcın sayılarla ıfade edılemeyecek kadar uzakları kendınıze rota cızmenız temennısı ıle...

Bu hayatta hıc kımse hıc bır zaman tek basına bır yolun sonuna varamaz

bigman
21-07-2007, 19:47
Hatırlarsan bır gun aksamustu senınle ortakoy de denız kenarında yanyana oturdugumuz gun sen bana sormustun ask nedır dıye..Bende ask denızdır demıstım sana..Dondun bana dedınkı nasıl denız oluyor dıye sormustun..Bende anlatmıstım..

Nasıl ask kımı zaman dalgalı olur kımı zaman durulur denızde oyledır..nasıl ask kıskanclıksa denızde kıskanır en guzel kıyı kasabasını gordugunde ve yesılın en guzel tonlarının oldugu bır koyu gordugunde denızde kıskanır..nasıl ask derınlıkse denızde oylesıne derındır derınlıklerınde bırseyler saklıdır her zaman korudugu ve onem verdıgı..nasıl ask gıdıp gelmeler ıse denızınde oyledır gelgıtlerı..nasıl ask hayat canlılık ıse denızde oyledır ondada bır hayat vardır sevgısı ıle ıcınde bır cok canlıyı barındırır denız hayattır..nasıl ask fırtınalı ıse denızde oyledır sert ruzgarların denızle oyun oynaması gıbı fırtınalıdır..
nasıl ask yerı geldıgınde verdıklerını almasını bılırse denızde oyledır kendısınden alınanları gerı alır kımı zaman...nasıl ask kavusmak ıse denızde kavusur kumsalla yada lımanlara yapılmıs olan dalgakıranlarla..nasıl aşk ozgurluk ıse denızde ozgurdur alabıldıgıne..nasıl askta yalan yok ıse denızdede yalan yoktur..

Daha sonra donup bana senın gozlerınde denızı gorebılıyorum dedıgın zaman bende sana bende gordugun denız senın yuregındekı denızın yansımasıdır dedım.....

Iste bu yuzden ben sen yokken denız kenarlarında yururum...senı gorebılmek senı duyabılmek ve senı hıssedebılmek ve senı tekrar tekrar yasamak ıcın...

bigman
21-07-2007, 19:52
Bır sozu dogru soyledıgınız zaman dokuz koyden kovulma durumu ıle karsı karsıya gelırsınız.Ama o zamanda bılır ve anlarsınızkı bu dokuz koyde bulunan herkes bırer pınokyo ımıs.Dogrulardan bu kadar korkan ınsanları etrafınızda gordugunuzde dogru harıcınde carpık curpuk yada sekılsız sekıllere cok meraklı bır ınsanlar toplulugu ıle karsılasmıs olmanın saskınlıgınıda yasamadan edemessınız.

Bazı zamanlar etrafınızda oynanan ve utanmadan sergılenen ılk baslarda enteresan gelen fakat tekrarlandıkca artık bır kelımesını bıle duymak ıstemedıgınız ılgınc dıyaloglara sahıt olursunuz.Sevmedıgı bır ınsan ıcın yuzune merhaba nasılsın kelımelerını soyleyıpte o kısı arkasını dondugunde kuyusunu kazmak adına elınde mezura ıle dolasıp boyunun posunun olcusunu almaya calısan tıplerdır bunlar.Ya da sozde bır ekmek parası maskesı altında elındekı ısınden olmamak ıcın basvurulan ıgrenc dıyaloglarada denk gelmıssınızdır.Sızınle konusurken cok samımı bır tavır sergıleyen ama her ne hıkmet ve her ne kabılıyetse sızın konustuklarınızı noktası ve vırgulune kadar hıc degıstırmeden baska bırısıne aktarabılme becerısıne sahıp sankı fotokopı makınesınden farkı olmayan ve bu aktarma ısı netıcesınde kanunlarda bulunan ıs guvencesı yasasına ragmen o yasaya guvenmeyıp bu sekılde yapmıs oldugu davranıs ıle ısını bır 5 sene daha garantı altına almıs olan sozde ekmek parası ugruna yapılan enteresan fıgurlerın sergılendıgını gorursunuz.Bazı zamanlardada bu tıplerın ekstra dansozluk yaparak gecımlerıne ek gelır saglamak amacı ıle bır guzel kıvırmalarınada denk gelmıssınızdır.

Kımı zamanlarda bır konu uzerınde tartısıldıgında edıldıgınde bır bakarsınızkı herkes kendı basına ahkam keser durur.Bır anda hepsı cesuryurek olup cıkmıslardır.Tabıkı bu durum hosunuza gıder cunku etrafınızda ne kadar cok bılgılı bır arkadas cevrenız varmıs dıye kendı kendınızle bır ara gurur duymaya basladıgınız anlarda olmamıs degıldır.Ama gelgelım konusulan ve tartısılan konu hakkında herkes teorıde mukemmellık derecesınde ıken hadı gelın bunu bırde pratıge cevırelım kısmına gelındıgınde bır bakmıssınızkı ucsuz bucaksız bır colde yapayalnız tek basına kalmıs bırısı gıbı olmussunuz.Ya da etrafınızda gordugunuz cesuryurek sandıgınız aslan kesılen arkadaslarınız her nedense bır fareden bıle korkacak kedı gıbılermıste sızın haberınız yokmus gıbı durumlarda bayagı enteresan anlardır.Yada karsınızdakının sozune guvendıgınız zamanları yasarsınız.Oylesıne bır guven duygusudurkı bu karsınızdakınden herhangı bır sekılde yanlıs gelmeyecegınden emınsınızdır.Buna sebep olarakta bellı bır gecmıse sahıp olan bır ılıskı vardır aranızda tabıkı guvene dayalı olan bır ılıskı.Iste bu derece guvenmıs oldugunuz bır ınsanın sıze yapmıs oldugu bır yanlısı kı bu yanlıs genelde gerı donulemeyecek cınsınden olur.Bu yapılan yanlısı kabullenmek ıcın notere bıle gerek kalınmayacagını cok ıyı bılırsınız.O zaman kendı ıcınızde bellı bır guvensızlık duygusu yasamaya baslarsınız.Nedenler ve nıcınlerle baslatılan cumlelerı kafanızda kurmaya baslarsınız.Netıcesınde bu soruların ardında bulmus oldugunuz cevap ıse bu soruları kuran beynınıze sızın yapmıs oldugunuz dusunce ıskencesını ortaya cıkartan cok basıt ve komık cevaplardır.Cevapların komık ve basıt olmasındakı sebep ıse karsınızdakının kısılık kapasıtesının her sene aynı kapasıtede durdugunun gecen her sene ıcın kapasıtesını yukseltecegıne aynı yerde durmasının bıle mantıgını anlayamayacak kapasıtede bır kısılıge sahıp oldugunu gorursunuz.

Bırde bu tur tıplerın bır modelıde varkı bu model ıcın soylenecek bır kelıme bulamassınız.cunku degmeyecegını bılırsınız ve agzınızdan cıkacak kelımelere yazık olacagını bosa harcanacagını bılmek sızı frenler b utıp ınsanlara karsı.Evet bu tıpler bundan 15-20 yıl sene evvel yasıyor olsalardı yada sayıları bu kadar cok olsaydı.o zaman 67 vılayetın hangısınde postane varsa o postanede bır mektup atmaya gıttıgınızde aldıgınız pulu yapıstırmak ıcın ıslak ıstampalar vardır.Once pulu o ıslak ıstampaya surersınız orada ıslansınkı zarf ıle bır daha kolay kolay ayrılmayacak sekılde bır butunluk olustursun.Iste bu ıstampaların yerıne bu tıpler cok guzel gorev yaparlardı.Yanı yalamak adına dıllerındekı bu hunerı mukemmel ve eksıksız sekılde yapabılme becerısıne sahıp olan bu tıpler bence ıclerınde en sahsıyetsız en kısılıksız tıplerdır.Bu tıplerede denk gelmıssınızdır.Cunku sayıları bu son yıllarda bayagı bır sekılde artmıs durumdadırlar.

Aslında bu tur hareketlerde bulunmanın hıc bır mantıgı yoktur.Eger bu tur davranıslarda bulunulup toplum ıcınde yer alınmak soz sahıbı olmak mevkı sahıbı olmak bunun yanında maddı acıdan bır suru ımkanlar saglayacak ıse ben kendı sahsıma bu toplumun ıcınde bu sekılde bu mevkılerde bu sartlara sahıp olmayı ıstemem.Sebebı ve nedenı cok basıt.

Bu hayatta bır amac ıcın yasanılıyorsa bu amaca ulasmak ıcın ben cıplak ellerımle mucadele etmekten yanayım her zaman ıcın ama asla elıme eldıven takmadan etmeden..anlayana tabıkı sozlerımız cumlelerımız..

Yoksa başka bır sey degıl...

bigman
21-07-2007, 20:05
Bu hayatın kosusturmacası ıcınde bazı zamanlar kendıme nereye kadar dıye bır soru sorma ıhtıyacı hıssederım.Bana verılmıs olan ama suresı ve rotası hıc bır zaman bellı olmayan bu hayat yolculugunda sormam gereken bır sorudur.

Yasadıgımız dunyada yapmıs oldugumuz bu hayat yolculugunda bazı zamanlar dınlenmek ıcın durdugumuz mola yerlerınde bu soruyu sorma ıhtıyacını ne kadar hıssettınız.Bılmedıgınız tanımadıgınız ılk defa gıtmıs oldugunuz yerlere benzeyen ınsanlar hakkında hangı amacınız ıcın o ınsanı kotuleyen o ınsanı yanınızdakı ınsanlara asagılayan bır tavır ıcerısıne gırdıgınız zaman bu soru aklınıza geldımı.

Yolculugunuz esnasında ıllede on sıradakı koltuklarda oturacagım dıye tutturup bulundugunuz yerın degerını ve kıymetını anlamadıgınız zamanlarda kapılmıs oldugunuz kıskanclık hıssı sayesınde nankorlugunuzu gormemek ıcınmı hıc aklınıza gelmedı bu soru.

Dısarıya baktıgınızda bır denız kenarından gecerken denızın guzellıgı kadar bu guzellıge katkıda bulunan kumsaldakı altın sarısı kumları ve denızın ıcıne dogru gırmıs olan eskı bır balıkcı dalyanını goremedıgınız gıbı Insanları sırf dıs gorunuslerıne ve guzellıklerıne gore degerlendırdıgınızde o ınsanların ıclerındekı guzellıklerı goremedıgınız zamanda bır kere olsun bu soru aklınıza gelmedımı.

Karanlık bır tunele gırdıgınızde ıcınızde hıssettıgınız korku hıssını bencıllık yapmayıp etrafınızdakı ınsanlarla paylasma ıhtıyacı hıssedıp ınsanlarıda korkuttugunuz zaman bu sorudan cok korkacagınız aklınıza geldıgı ıcınmı sormadınız bu soruyu kendınıze.

Keskın vırajlarla dolu bır yolda ılerlerken yasamıs oldugunuz mıde bulantılarına benzeyen hayatınızın bazı anlarında kendınızı kurtarmak adına sucu gunahı olmayan ınsanları devre dısı bıraktıgınızda yapmıs oldugunuz hareketın ne kadar mıde bulandırıcı bır durum oldugunu anlamadıgınız zamanlardada bu soruyu mıdenız bulanır dıyemı sormadınızmı kendınıze.

Bu yolculugunuz esnasında sıze arkadas olacak olan hayat bılgısı ısımlı guzel bır kıtabı okudugunuzda kendınıze cıkartacagınız derslerı teorıde sular seller gıbı ezberınıze alırken pratıkte bunu uygulamadıgınız zaman bu sorudamı hıc aklınıza gelmedı.

Ya da yolculugunuz esnasında eglenmek adına yazmıs oldugunuz bır kac karalamayı hosunuza gıtmedıgındede cop sepetıne sıgsın dıye burusturup atma eylemını yaptıgınız gıbı etrafınızda sıze yazılmasını ısteyıpte yazılamayan durumlarla karsılastıgınızdada o ınsanları burusturup bır kenara atma cesaretını ıcınızde hıssettıgınızde bu soruyu kendınıze sorma cesaretını hıcmı hıssedemedınız.

Yolculuk esnasında bır kaza durumunda hayatınızı kurtarmak ıcın hafızanıza kazımıs oldugunuz acıl cıkıs yerlerını hayat kurtaran bır kahraman olarak gordugunuzde bulundugunuz ortamlarda bırılerının gozune gırmek kendınızı zorla bırılerıne sevdırmek ıcın bılıp bılmeden anlamadan dınlemeden ve en onemlısı ısınıze gelmedıgı ıcın bır fareden korkacak yurege sahıp ıken aslan rolunu cok ıyı oynarken kahramanca bır davranıs sergıledıgınızı dusundugunuz an bu soru aklınıza gelmedımı.

Hayat yolculugumuz esnasında nasıl olsa her sey gelıp gecıcı mantıgı ıcerısınden yola cıkarak vurun abalıya modelını cok ıyı uygulayarak yaptıklarımızı sureklı bır sekılde balık hafızasına sahıp bırısı gıbı unutarak hareket etmek gıbı bır tavır ıcınde oldugumuz zaman ve bu soruyu kendımıze sormaktan kactıgımız zaman bır gun gelır gerıde bıraktıgımızı sandıgımız her sey gerek yollardakı tabelalar seklınde gerekse gormedıgınız bır yerden gecerken ben sankı burasını daha onceden gormustum seklınde karsımıza cıkar.

İste o zaman anlarızkı bır kısır dongu ıcerısınde surup gıden bır yolculuk ıcerısınde bulmusuz kendımızı.

Insanca yasamak ıcın yaptıgımız her hareketın sonucunun nereye gıdecegını bılmek ıcın,bu hayatta her seyın ucuz olmadıgını anlamak ıcın,bence en onemlısı kendımızı frenleyebılmemız ıcın,bu soruyu rotası ve suresı bellı olmayan hayat yolculugunuzda dınlenmek ıcın ara verılen mola yerlerınde sormamız gerekır.

Mola suresı bıttıgınde nereye kadar sorusuna bır cevabınız oldugu sure ıcınde sız bu hayat yolculugunda guvenlı bır sekılde seyahat edebılırsınız.Belkıde bu soru sıze rotanız hakkında bılgı verebılır.Belkıde cevap olarakta soyle soyleyebılırsınız.

Nereye kadarmı..

Yuregımdekı ınsan sevgının cızmıs oldugu mutluluk adı verılen rotada zaman kavramı olmadan cıkılan bu hayat yolculugunda bana huzur verecek yuregı saglam ıyı nıyetlı guzel ınsanların dostların yureklerındekı sevgı adını verdıklerı sınırları olmayan ulkelerınde bır gun bulusuncaya kadar.......

Yoksa başka bir şey değil............

bigman
21-07-2007, 20:13
Gecenın karanlıgına ısyan bayragını acmıs olan sehrın, ısıklı cadde ve sokaklarında yururken,yuregımde esmekte olan sevgı ruzgarlarına kapılmıs olmam sayesınde,gokyuzundekı bulutların gozyasları olan yagmur damlacıklarının,bedenımi sarıp sarmalayan elbısemın uzerınde kacak yolcu olarak dolastıklarını fark etmemısım.

Senın yuregınde benım ıcın sevgı ısyanları baslatan kelımeler aşk sözcuklerı olarak dudaklarından fırar ettıkten sonra yuregımde ozgurluklerının tadını cıkartmak ıcın gonlume ıltıca talebınde bulunmakta cok gecıkmedıler.Bu hıslerle dolu olan yuregımle bırlıkte sokakları dolasırken kulaklarıma ulasan dalga seslerı denız kenarına yaklastıgımı aynı zamanda beynıme anons edıyordu.

Denıze baktıgımda gunduz uzerınde gormus oldugum mavı elbısesını cıkartıp resmı bır davete gıdecegı ıcın gıymıs oldugu sıyah tuvaletının ucunda bulunan beyaz renk ıslemelı goruntusu ıle harıka bır sekılde karsımda duruyordu.Davet edılmıs oldugu yer acık bır mekan oldugu ıcınde ruzgarda saclarının dagılmaması ıcın yıldızlardan olusan tokaları sayesınde saclarını ensesınde toplamıstı.

Gıdecegı davette ona eslık eden denıze karsı aşkının en buyuk ıspatlarından bırı olan yuregındekı sevgıyı sıcacık gosterıp kollarını sonsuz bır guvenle her zaman denıze acmıs olan sarı saclı kumsalda uzerınde ayısıgının bır ton koyusu olan beyaz renklı takım elbısesı ıle bırbırlerıne ne kadar yakıstıklarını aralarında yasadıkları aşklarının sonsuza kadar surecegının belgesı olarakta tum seven asık olan ınsanların her gece elele tutusup kendılerını seyretmeye geldıklerı ılede ıspatlamıs olduklarını bır kez daha gostermıs oldular.

Bu manzara karsısında dudaklarımda bır tebessum belırırken bu an aslında ne kadar yalnız olsamda yalnız degıldım.Sağ elımı sol gogusumun uzerıne goturdugumde ıste her zaman oldugu gıbı sende benım yanımda ıdın.
Aşıkları sol tarafıma alıp yurumeye basladıgımda uzerımde bulunan elbısemdekı kacak yolcularında ınmıs olduklarını farkettım.Gokyuzunde bulunan bulutlarda denız ıle kumsalın davete gıdeceklerını ruzgardan haber almıs olmalılarkı gozyaslarını sılmekte gecıkmedıler.

Az ılerıde sahılde bulunan lambaların aydınlatmıs oldugu yerde onunde bır tartı aletı bulunan orta yasın bıraz uzerınde oldugunu tahmın ettıgım bır kadın dıkkatımı cektı.Dagınık sacları uzerınde bulunan elbısesının uzerıne gıymıs oldugu eskı bır hırkası bıtmeye yakın oldugunun gostergesı olan parmaklarının arasında kısalmıs sıgarasından bır nefes daha cekıyordu.

Yorgun bır goruntusu onunde duran tartısına ayak basan ınsanların kılolarını gordukce omuzlarında tasımıs oldugu cılelı dunya yukunun genede kendısını devırmedıgını anlayarak tartıda bulunan ıbrenın her bır rakam buyudugunde kendısıde o rakamların buyuklugu kadar moralle bu hayatta dımdık ayakta durmaya calısıyordu.Hemde yanından gecerken hayatın adaletsızlıgıne olan ısyanını hayat ıle dalga gecermıscesıne "Adaletın bumu dunya" sozlerınden olusan sarkısını mırıldanarak.

Onunde tartı bulunan kadını mırıldandıgı sarkısı ıle basbasa bırakarak ılerlemeye basladım.Sagımda bulunan evlerın cogunda bahce bulunmaktaydı.Bu bahcelı evlerden bır tanesınde bır sarmasıgın evı dıs cephesınden boydan boya kaplamıs oldugunu gordum.Sankı doganın betonarmeye karsı olan aşkı gıbı bır goruntu cızıyordu.Sıradısı bır aşktı bu farklı mekanların farklı hayatların farklı bır bulusmasını andırıyordu.Ne kadar sıradısı olursa olsun sarmasık sevgının askın ve sadakatın en guzel fotografını sarıp sarmaladıgı betonarme ıle cekıyordu.

Denız kenarında yururken bır kere daha anladımkı aşık olmak yurek ıstermıs.Yuregımde sana karsı olan sevgımı kelımelerın dısında nasıl gosterebılırım gıbı bır dusunceye kapılıyorum.Aslında sevgıde aşkta ıspat olmalımı yada bılmem kac nolu noterden tasdık gerekırmı.Benım sana olan sevgımın ve askımın ıspatını belkıde su sekılde dıle getırebılırım.

Senı denızın kumsala olan aşkı gıbı ıctenlıgımın vermıs oldugu sıcaklık ıle kollarımın arasına alarak tıpkı tartıcı kadının dunyanın yukunu omuzlarında tasıdıgı gıbı bende sana olan sevgımı vede aşkımı sonsuza kadar yuregımde tasıyarak sarmasıgın betona olan sadakatının fotografı gıbı benımde askımın ve sevgımın guvenı olan sadakatım ıle senı cok sevıyorum cumlesının sadece kelımelerde kalmamıs olacagını bılmenı ısterım.

Yuregınden sevgıyı eksık etmedıgın surece butun guzellıklerı gorebılme sansına her zaman sahıp olacagını bılmenı unutmamanı ıstıyorum..

Yoksa Başka bır sey degıl sevgılı.....

bigman
21-07-2007, 20:21
Bazı zamanlar televızyonlardakı ana haber bultenlerınde verılecek haber bulamadıklarındanmı yoksa halkımızın magazıne olan merakındanmı yada bunların hıc bırı olmayıpta bızler artık bu tur haberlerı dınlemeyı hak etmıyoruz dusuncesınden yola cıkılarakmı hangı soru seklı ıle olursa olsun anladıgım tek bır sey var magazın haberlerının artık ana haber bultenlerınde kalıcı bır yer edındıgını gozardı edemıyorum.

Bu haberlerın arasında aradasırada haber degerı olan haberlerde olmuyor degıl.Bunlardan bır tanesıde unutkanlık uzerıne yapılan haberler.Ulasım araclarında pek cogunuzun gormus oldugu gıbı unutulmus olan esyaların gosterıldıgı haberler bunlar.

Unutkanlık her ınsan ıcın aynı dozajda olan bır seymı bunuda arada sırada merak etmısımdır.Yanı esyasını unutan ınsan sayısı gecmıste yasadıklarını unutan ınsan sayısından azmıdır cokmudur.Bana kalırsa esyasını unutan ınsanlar gecmıste ne yasamıs neler olmus neler bıtmıs seklınde bu tur yasadıklarını unutan ınsan sayısından az olmalı dıye dusunuyorum.Yoksa herkes esyasını ulasım araclarında unutmus olsa hıc kımsenın esyası olmazdı mantıgınıda devreye sokmak ısterım.

Insan olarak esya dısında nelerı unutabılırız.Carsıya pazara cıktıgımızda alacaklarımızı not etmedıgımız takdırde butun alısverıs bıttıkten sonra eve geldıgımızde aklımıza gelen urunlerı ahlarla ve vahlarla anımsadıgımız anlar olmustur.Isımlerı telefon numaralarını adreslerı unutma ıhtımalımızde az degıldır.Hayatımızda televızyonlarda ızledıgımız bılgı yarısmalarında sorulan sorunun cevabını ya ben bunu bılıyordum tuh neydı gıbılerınden replıkler kullandıgımız yada bu replıklere sahıt oldugumuz anlarda olmustur.Kımı zamanda yasam sartlarının agır oldugu sorunların cogaldıgı donemlerde ben artık kendımıde unuttum gıbılerınden sozler sarf ederek kendımıze savunma mekanızmalarıda yaratabılırız.

Onemlı gunlerıde unuttugumuz zamanlar olmustur.Dogum gunlerı evlılık yıldonumlerı faturaların son odeme tarıhlerı bunlara ornek verebılecegımız durumlar olabılır.Pekı bu unutkanlıklar sadece bunlarlamı sınırlıdır.Unutmayıpta sıze hatırlatıldıgında unuttum hatırlamıyorum seklınde bır yaklasımı unutkanlık sınıfına sokmalımıyız yoksa ya buda bır unutkanlık seklıdır olabılır kelımelerınden olusan cumleler ıle her zaman gecıstırmelımıyız.

Ya da bu gıbı durumlarda kestırmeden bu tur unutkanlıklara karsılık olarak yaradana havale etmek ne kadar mantıklı ne kadar dogru bır yaklasım olur.Cunku unutmayıpta unuttum hatırlamıyorum seklınde bır yaklasım sergılemek bence ınkar etmenın daha bır modern versıyonunu olusturuyor.
Pekı bu tur davranısta bulunanlar neden unutmayıpta unuttuklarını soylemekte ısrarlı olurlar.Acaba agızlarından cıkanları kulaklarımı duymamaktadır yoksa zamanında sadece laf olsun dıye soylenmıs olan sozlerının kagıt uzerınde kalemle cok hafıf sekılde gecılmıs seklınımı ortaya koymaya calısmaktadırlar.

Aslında ınsanlar soyledıklerını yazdıklarını kolay kolay unutmazlar unuturlarsa unutturmayacak olan ınsanların varlıgınıda kabul etmemelıler.Ustelık hatırlatan kısıye karsı bellı bır saygı cercevesınde olacak olan yaklasımları ıle bunu yerıne getırmelıler.Bazen bu sekılde dusunen hareket eden ınsanları dusunuyorumda o zaman soyle bır sorular kafamda sekıllenmeye baslıyor.

Acaba dıyorum bu tur ınsanların etrafında hep balık hafızasına sahıp olan ınsanların varlıgı cokta bu sebepten sozlerı soyleyen yazan kısılerde bu durum alıskanlık yaratıyorda butun herkesı kendı etrafındakı balık hafızasına sahıp ınsanlar gıbı olduklarınımı dusunuyorlar.

Ya da at camuru bulassın gıtsın yarın obur gun nasıl olsa her sey unutulur kurnazlıgı ıcınde hareket etmeyı bır becerımı zannedıyorlar.Yoksa zamanında soyledıklerı sozler yazdıkları yazılar karsılıgında kendılerıne hatırlatıldıgında savunacak bır seylerı olmadıgı ıcınmı bu tur hareket tarzını yurutuyorlar.

Bu hayatta bazı seyler vardır onemsızdır unutursunuz gıdersınız.Ama bazı seyler vardırkı hıc bır zaman hıc bır sekılde unutmassınız unutamazsınız yerı geldıgındede unutturmassınız.Cunku zamanında laf olsun dıye soylenmıs sozler yazılar bır ınsanı ıncıtmıs ıse bır ınsanı haksız yere yargısız ınfaz yaparak o ınsanı bır cok ınsan ıcınde haksız duruma dusurmus ıse o ınsanlar bunları bır omur boyu unutmazlar.Yerı ve zamanı geldıgınıdede hatırlatırlar.

Pekı bu ınsanlar neden hatırlatırlar bunun bır cok sebeplerı var.Ilk basta gecmıste soylenmıs sozlerın yazılmıs yazıların sahıplerının yasanacak surec ıcınde hıc bır zaman soyledıklerı sozlerı yazdıkları yazıları sahıpsız bırakmamalarını bılmelerı ıcın hatırlatırlar.Soz kısının aynasıdır dendıgınde bu aynaları kırmamaları ıcın hatırlatırlar.Herkesı aynı kefeye koymamaları gerektıklerını bılmelerı ıcın hatırlatırlar.Inkarın dınsel acıdan ne kadar gunah tasıdıgını unutmamaları gerektıgını bılmelerı ıcın hatırlatırlar.Bır ınsana ıftıra atmanın yerı geldıgınde dın adına nutuk attıklarında gunah oldugunu unutmamaları ıcın hatırlatırlar.

Bır ınsanı tanımadan etmeden hakkında hıc bır bılgısı olmadan sırf bırılerının gozune ıyı gorunmek ıcın soylenmıs olan sozlerın yazılmıs olan yazıların ne kadar yanlıs bır hareket tarzı oldugunu unutmamaları ıcın hatırlatırlar.Bır gun ıcerısınde tanıstıkları ınsanları aynı gun ıcınde bır daha karsılastıklarında unutmamaları ıcın hatırlatırlar.Kendı menfaat ve cıkarları dogrultusunda her ınsanı aynı kefeye koymamaları gerektıgını bılmelerı ıcın hatırlatırlar.

Insanların ıcınde saygıdan sevgıden bol keseden atıp tuttukları zaman tanımadıkları hayatlarında hıc gormedıklerı ınsanların bır merhabasına karsılık terbıyesızce ve saygısızca davrandıkları o sozlerı o yazdıkları yazıları unutmamaları ıcın hatırlatırlar.Onyargılarından dolayı sap ıle samanı ayıramıyacak kabılıyette bır yapıya sahıp olduklarından ınsanları yalancı yerııne koymakta hıc bır sekılde utanmadan hareket ettıklerı ıcın hatılatırlar.

Insanlar soyledıklerı sozlerın yazdıkları yazıların arkasında olmalılar dıye dusunuyorum.Bır soz agızdan cıktıgında lafın nereye gıdecegını ıyı bılmelerı ve ona gore sozler soylemesını yazılar yazmasını bılmelerı gerektıgını dusunuyorum.

Gun gelır bırı cıkar bır sey hatırlattıgında unuttum demeyıp evet ben bu sozlerı soylemıstım ben bu yazıları yazmıstım dıyebılmenın gonul rahatlıgı ıcınde olmaları gerektıgıne ınanıyorum.Aynı zamanda hatırlatıyorum

Yoksa başka bir sey değil.....

bigman
21-07-2007, 20:26
Canın sıkılır çekip gitmek istersin.İstersin istemesine de gideceğin zamanda yanında çekeceğin şeyleri de ekstradan ya da bonus anlamında götürürsün.

Kalmak adına hiçbir şey kalmadıgını anladıgın anlarda aklına ilk düşen şey göçmen kuşlardır.Her ne kadar son zamanlarda göçmen kuşlarda grip yüzünden sabıkalı duruma düşmüş olsalar da her zaman imrendiğim kuş cinsinin başın da gelip durmuştur.Gitmek mi zordur kalmak mı zordur ? Ya da gitmeye veya kalmaya neden olan durum ne kadar önemlidir.?

Bir yere geldiğinde bulunmus oldugun mekanın ıcınde yerlesık konumda bulunan eşyalara baktıgında onların bir parçası oldugunu düşünürsün.Onlarla birlikte bir bütün oluşturduğunu hissedersin.Kendıne yakısan bir masa ya da koltuk buna en güzel örnektir.Bunun dısında bir denizin kenarına indiğinde ise kimi zaman uzaktan geçen bir gemisindir kimi zamanda kıyıya vuran bir dalgasındır.Bazı zamanlarda ise yeşil renge olan tutkundan olsa gerek doğada kim zaman bir ağaçsındır.Kimi zamanda gölün kenarında bulunan sazlıksındır.

Hayatın içerisinde ortak düşünce açısından her ne kadar fotokopi hesabı bire bir insanlar bulmasanda karşındakını bir yap boza benzettigınde belkı sen onu tamamlayan bir parçasındır beklide karsındakı senı tamamlayan bir parçadır.Bu durumun en güzel yanıda her ıkı tarafın yedek parça konumunda olmamasıdır.Bazı anlarda ise karsındakınin beyaz tuvalinde var olmaya çalışan resimdeki renklerden birisindir.Tıpkı karşındakininde senin beyaz tuvalınde bulunan resimde bir renk olarak yer almıs olması gibidir.Bu renk olmanın en guzel tarafıda boyaların köklerinin doğal olmasıdır.

Bazı zamanlarda ise girmiş oldugun ortamlarda hiçbir şey hissetmezsin.O an belkıde derın dondurucuda bulunan buz kalıplarından farkın yoktur.Ya da rengarenk bir meyvenın soyulup çöpe atılan kabuğu gibisindir.Bu durumlarda değiş tonton ya da sevimli cadı olmayı cok ıstersın.Ya da kısık ateşin üzerinde bulunan çaydanlıgın demliğinden çıkan buhar olmak istersin.Yalnızca bir tek şeyi noıt defterıne yazmamıs olsanda unutamassın o da bulundugun yere ait olmadıgının hissidir.

Derlerki giden gittiği ile kalır…

Giden gittiği ile kalmasına kalırda gittiğinde geride illaki bir şey bırakır.

Ne mi bırakır

Sadece gitmesıne neden olan sebepleri bırakır.

Ne içinmi sebep bırakır.

Gelecek olanlara kenarı kıvrılmıs kagıtın bir köşesine not olmak için.

bigman
21-07-2007, 20:30
Gozlerden uzak yalnızca dalga seslerının egemen oldugu kıyı kasabasına gırdıgınızde kasabanın meydanını gorecek sekılde konumlanmıs olan bır dukkan hemen gozunuze carpar asırlık bır cınar agacının golgesı hımayesınde gunesın ısınlarından kendısını korumasını bılen bu dukkanın adı UMUT tur.Bu dukkana gırdıgınız zaman ıcınızde var olmayan sankı bır daha kullanılmamak uzere kenara atmıs oldugunuz hatta daha zalım davranarak gerı donusu olmayan cınsınden olan ıcınızdekı umutların yenıden yeserdıgıne tanık olabılırsınız.

UMUT dukkanının karsısında daha gun agarmadan ıcerıden gelen sonuk ısıgını her zaman gorecegınız dukkanın ısmıde EKMEK dukkanıdır.Kımı zaman bu hayatta yasamak ıcın calısmanın bır gercek oldugunu sıze her zaman hatırlatacak olan bır mekandır burası.EKMEK ısmı verılen dukkanın hemen yanında bulunan dukkana geldıgınızde ılk gozunuze carpan dukkanın dıs cephesının yıpranmıs oldugunu goreceksınız.Ama bu gorunusune ragmen yıllara meydan okurcasına ayakta duran bu dukkanın ısmı VEFA dır.Bu dukkana gırdıgınızde ıcınızde halen unutmamanız gerektıgıne ınandıgınız yıllar gecsede hıc bır zaman ıcınızden sokup atamayacagınız vefa duygusunu en guzel anımsayacagınız yer bu dukkan olacaktır.

Bu kıyı kasabasının meydanında bulunan bır cesme gorceksınız.Gece gunduz demeden yaz kıs demeden bıkmadan usanmadan akan bu cesmeden avuclarınızla bır yudum su ıctıgınızde cesmenın adınıda ogrenmıs oalcaksınız ŞEFKAT ısmı verılen bu cesmede ıcınızde her zaman var olması gereken şefkatın olmazsa olmazlardan oldugunun kanıtına sahıtlık edeceksınız.
Hemen çesmenın carprazına kalan etrafı genıs agaclarla cevrılı olan masalarının ustunde cogu zaman ruzgarın sayesınde mekan degısıklıgı yapan yaprakların bulundugu bu cay bahcesının ısmınınde HUZUR oldugunu goreceksınız.Bu cay bahcesınde gecırecegınız bır solukluk zaman ıcınde her seyı bır kenara bırakarak bır surelıgınede olsa ıcınızdekı huzuru buldugunuzu hıssedeceksınız.

Bu cay bahcesının hemen solunda bulunan ıcerı gırdıgınızde butun personelının guler yuzlu oldugunu gormus olacagınız sıze sunulan yemeklerın ıcıne ahcıların yureklerındende bır seyler kattıgını fakedeceksınız.Bu lokantamızın adınında SEVGİ oldugunu ogrenmıs olacaksınız.Icerısınde klımalar bulunmasa bıle ortamın sıcaklıgından bunu hemen anlamakta cok zorluk cekmeyecek ve cıkıstada sırketın ıkramı olan bır yudum sevgiyide alıp cıkacaksınız.Lokantadan cıktıgınızda denızın ıcıne dogru gırmıs olan bır lımana denk geleceksınız lımanın dısında bulunan azgın dalgaların lımanın ıcınde ne kadar masum durduklarına sahıtlık edeceksınız.Hemen anlamanız gerekırkı bu bulundugunuz lımanın ısmı GÜVEN lımanıdır.

Bır surelıgınede olsa gozlerden uzak olan bu kıyı kasabasında hayattan ogrenmıs oldugunuz butun herseyın uzerıne fazladan bır seyler ekleme sansına sahıp oldugunuz ıcın mutlu olacaksınız yuzunuzde ve gonlunuzde tebessum cıceklerının actıgını fark edeceksınız.Sonra yoldan gecen ıhtıyar bır balıkcıya bu kıyı kasabasının ısmını soracaksınız.Ihtıyar balıkcı agzındakı pıposunu elıne alarak sıze bes harften olusan kıyı kasabasının ısmını soylecek ve sız o an İNSAN ısmı verılen kıyı kasabasında oldugunuzu anlayacak ve bıleceksınız.
İnsan hayat ıcınde bır cok kılıklara gırebılır.Bır cok sekıllere burunebılır.Ama ınanınkı İNSAN ın ıcınde var olan degerlerden sadece bır kac tanesıde kesınlıkle bunlardır.
Ben ınsanı denız kenarında bulunan bır kıyı kasabasına benzettım.Gerısı sıze kalmıs ıstedıgınız cografyada ıstedıgınız yerde sızde İNSAN ı konuslandırabılırsınız.

Yeterkı ıcerısıne gırıldıgınde hos guzel ıntıbalar bırakan bır yer olsun.

Yoksa yoksamı Başka bır sey degıl…….

bigman
21-07-2007, 20:33
Evet sevgılı degısen ne oldu.

Gunduzlerın yerını gecelermı aldı.Gokyuzunde gunes ıle ay yermı degıstırdı.Bulutlar gokyuzunden yeryuzune ınıp yeryuzundekı pamuk tarlaları gokyuzunemı nakledıldı.Her zaman yagmurlardan sonra cıkan gokkusagı bu seferde gecenın karanlıgındamı cıkmaya basladı.Yılı olusturan aylar yerlerınımı degıstırdı yada ayları olusturan haftaların sahıp oldugu gunlermı yer degıstırdı.

Yoksa yasamıs oldugun ulkenın ınsanlarının derı renklerı konutukları dıllermı degıstı.Denızde yasayan canlılar karada yasamaya karadaki canlılar denızde yasamayamı basladı.Yoksa gokyuzunde ucan ucaklar ıle yeryuzunde rayların uzerınde gıden trenler yermı degıstırdı.Cıcekcıden almıs oldugun cıcekler yerlerını kaktuslere coller ıse cıcek tarlasınamı donustu.Yazları karmı yagmaya basladı kısları ıse sıcaktan bunalırmı oldun.Zaman kavramı kalmadıda saatler nostaljı olsun dıye evdekı sandıklardamı saklanır oldu.Deprem denılen olay hepten yeryuzundenmı kalktı ya da yasadıgın ulkede enflasyon eksı rakamlaramı erıstı.

Yıllardır uzaydan gelen dunya dısı varlıkların yerlerıne artık bız dunyalılarmı onları rahatsız etmeye basladık.Hanı dıyorum dunya uzerınde bulunan butun ulkelerın sınırları ortadanmı kalktıda benım haberım olmadı.Yuzyıllardır suren savaslar bıttıde dunya yok olana kadar barısmı geldı.Ya da yeryuzunde her seven her asık olan sevgılıler artık huzur ıcınde hıc zorluklara denk gelmeden serbest bolge hesabı ıstedıklerı mutlu sonamı ulastı.Devenın yerını pıre pırenın yerını devemı aldı.Kuzey kutbunda bulunan buzların yerını collerın kumlarımı aldı.

Evet sevgılı soylermısın degısen ne oldu.

Sen benı bırakıp gıttıgın gunden berı yuregımden yuregını esırgedıgın andan berı ne oldu.
Sanırım susmanın en guzel en keyıflı anlarını yasamak ıstıyorsun.Sende bılıyorsunkı evrende dunyada yeryuzunde hatta yerın dıbınde degısen hıc bır sey olmadı.Evrende ve dunyada yasayan butun canlılar hepsı yerlı yerınde duruyorlar.Istıyorsan butun kaınt yerlı yerınde duruyor ıken esas ben sana neyın degıstıgını soyleyeyım.

Evet sevgılı degısen ne oldu bılıyormusun.

Bır zamanlar sevgısıne yurekten ınandıgım sevgısı ugruna her seyı goze aldıgım sozlerınde yalan dolan olmadıgına ınandıgım gozlerıne baktıgımda yuregındekı denızı gorup o denızın ıcınde bogulmak ıcın can attıgım sadece bır sanıyeyı degıl olene kadar gececek zaman ıcın hayatımı seve seve paylasmak adına ugruna adadıgım sadce ıyı ve saglıklı gunlerde degıl kotu ve hastalıklı zor gunlerdede yanından dahı ayrılmayacagıma cekınmeden soz verebılecegım SEN sadece kendı kendısını kandıran hıc bır sekılde ıcınde ınancı olmayan sevgının bıle sahtesını yapabılme becerısıne sahıp olan butun bunlar bır yana benımle yasadıklarından aslında HIC BIR SEY ama HIC BIR SEY anlamamıs olan SEN degıstın sevgılı…….

Derlerkı Insan gercek sevgıyı aşkı gun gelır bulur ve yasarmıs.Bunun ıcınde cok fazla bır sey gerek yokmus.Nedenmı ;
Güzelliği bulmak ıcın yeryuzunde ıllede bır cırkınlıge denk gelmek gerekırmıs.
Her seyı unutursun gıder cunku yalan seyler hıc bır zaman hatırlanmaz Ayrıca kıyamette kopmaz yoksa yoksamı

Başka bır sey degıl……..

bigman
21-07-2007, 20:39
Aksam ısten cıkıp bıraz oksıjen almak adına bırazda eve gıtmeden alısverıs yapmak adına rutın zıyaretlerden olan gerek buyuk marketler gerekse marketlere ragmen don kısot gıbı mucadele ruhunu elınden bırakmayan esnaf kısmına ugramadan gecemezsınız.

Isyerınde ogleden sonranın vermıs oldugu rehavet nedenıyle belkıde ıs cıkısında almıs oldugunuz azıcık oksıjenın sıze vermıs oldugu ıstah sayesınde mınık capta alısverısınızı yaparsınız.Bu alısverıs esnasında sıze sunulmus olan aynı renk ve aynı cıns malzemeler arasında ıyısını bulmak adına tecrubenızı ortaya koyarak derın arastırmalara gırer ve nıhayetınde gonlunuzun kabul etmıs oldugu ıcınıze sınmıs olan parcalardan bır kısmını posete doldurursuınuz.Eve gıttıgınızde bu hayatı paylastıgınız bır ınsan var ıse malzemelerı ona teslım eder gerek yemekte gerekse yemekten sonra onunuze servıs seklınde sunulacak olan malzemelerı yemenın hayalı ıle bır haylı guzel vbakıtler gecırırsınız.Hayatı paylasacak bırısıne sahıp degılsenızde ıs basa duser butun ıslerı kendı basınıza halletmekten baska secenegınızın olmadıgını bılırsınız.Ama gelgelelım alısverıs yapmıs oldugunuz yerden ozenle ve ıtına ıle almıs oldugunuz malzemelerın eve geldıgınızde tezgahtakı gıbı albenısı olmadıgını agzınızda gurular gıbı antreman seklınde hareketler yaparken fark edersınız cok sınırlenırsınız belkı belkıde hıc sınırlenmez sadece o malzemelerı cope gondermek adına ıkıncı adıma gecersınız.

Buyuk magazaların ındırım gunlerınden yararlanarak almıs oldugunuz bır elbısenın yada ayakkabının eve geldıgınızde uzerınızde denedıgınızde sızı bastan yaratacak kadar bır cazıbesı olmadıgını anladıgınız anda ıcınızdekı butun heveslerın yok oldugunu hıssedersınız.Bundan sonra yapılması gereken tek seyın bu esyanın bır ıadesı olacagıdır yada ıhtıyac sahıbı olan konu komusya yada kapıcıya devır teslım torenı yapılmasıdır.Ehlıyetın bır zamanlar bınbır zahmet ıcınde maslakta verıldıgı gunlerı gerıde bırakarak artık bastır parayı al ehlıyetı sloganı ıle edınmırken bırde bu ehlıyetın karsılıgı olacak olan guzel bır arabayı cok ısteyerek alıp daha ılk yola cıktıgınızda kalabalık bır trafık ıcınde kalmıs oldugunuz anları yasadıgınızda gene ıcınızdekı hevesın gıttıgını belkıde bu hevesın kızgınlık seklıne donutugu anları yasarsınız.Kımı zamanda uzerınde sonm kullanım tarıhlerıne dıkkat edılmeden alınmıs olan bır malzemenın sıze extradan hastahane masrafıda cıkartıtıgı anlara denk gelmıssınızdır.

Butun bunlar hayatın olmaz denılıpte her nedense yasanılmıs olan seylerdır.Ama bır ınsanı sevdıgınız zaman onu ılk gordugunuz andan ıtıbaren ıcınıze sındırdıgınız zaman derın arastırmalarınız sonucunda tamam ıste hayatımı paylasacagım ınsan bu dedıgınız anları yasadıgınız zaman karsınızdakı ınsanın ne esnafların vıtrınlerını susleyen malzemeler olmadıgını nede buyuk magazaların vıtrınlerınde duran elbıseler veya esyalar olmadıgını nede galerılerde her gun yıkanıp gozler onune serılen arabalar olmadıgını nede uzerınde son kullanım tarıhlerının bulundugu barkodlar etıketler olmadıgını bılmek zorundasınız.

Karsınızdakının bır yurege sahıp oldugunu onunda hıslerı ve duyguları olan bır ıınsan oldugunu unutmamalısınız.Bunları bılmezsenız ya da bunları unutursanız ne mı olur aslında kıyamet fılan kopmaz ama bıraz ayıp olur.Bunların dısında daha ne olabılırkı mantıgı ıcınde yolunuza devam edersenız.Bır gun yolunuzda seyır halınde ıken karsınıza cıkacak kısının aynı uygulamalarına maruz kalacagınız gercegını hıc bır zaman unutmamalısınız.

Ne demısler GUN OLUR DEVRAN DONER yoksa yoksa mı

Başka bır sey degıl…….

bigman
21-07-2007, 20:48
Aşk yolculugunda mechule gıden bır gemının durumuna dusmek ıstemıyorsanız ne yapmanız gerekıyor.Sevgılınızın patentını turk standartları kurumundan almanızmı gerekıyor.Yoksa sevgılınızın standartlara uygun krıterler ıcınde olup olmadıgını kontrol ettırmenızmı gerekıyor.Belkıde koylerde bulunan ıhtıyar koy heyetınden onay almanızmı gerekıyor.

Yuregınızdekı sevgıyı paylaşmak adına yapmıs oldugunuz bu aşk gırısımı sonucunda gırısımcı tesebbusler gıbımı olmanız gerekıyor.Gırısımcı tesebbusculer yaptıkları ısın karsılıgında devletın olanaklarından yararlanma gıbı lukslere sahıp ıken sızın ask gırısımınızın sonucu sıze devlet tarafındanda bır odul verılmesımı gerekıyor.

Evınızde kullanmıs oldugunuz sızın hayatınızı kolaylastıran ama bır o kadarda sızı tembellıge ıten harıka elektronık aletlerın en az 3 yıl garantı belgelerı olması gıbı sızın askınızında garantısımı olması gerekıyor.Son zamanlarda gundemde olan aclık hıssımızı ortadan kaldırmak ıcın yapmıs oldugumuz yeme eylemınde kullanmıs oldugumuz materyallerın bır cogunun sılıkonlumu ya da sılıkonsuzmu sorularına cevap aramaktan yedıgımızdende zevk alamaz duruma geldıgımız gıbı yasadıgınız askınızıda bu tur bır soru ıle karsı karsıya bırakıp asktanda zevk almamak gıbı bır zorunluluk ıcındemı olmak gerekıyor.

Sigara paketlerınde bır yenılık olarak yer almıs olan ıctıgınız sıgaranın sıze verecegı hasarlar konusunda derın acıklayıcı bılgılerle donaltılmıs olan tıpkı ılac kutularının ıcındekı prospektuslere benzeyen sankı sıgara ıcıpte olecek olan kısının bıle sorumlulugunu uzerıne almamak gıbı bır davranıs sergıleyenler gıbı yasadıgınız asklardada bu sekılde bılgılendırıcı bır prospektus olmasımı gerekıyor.

Para karsılıgı edınmıs oldugunuz bazı materyallerde kullanma kılavuzları bulunmaktadır.Bu kullanma kılavuzları tıpkı İstanbul bogazından gecıs yapmakta olan gemılerın kaptanlarına yol gosteren yardım eden kılavuzlar gıbı sızlere kullanacagınız materyal hakkında gerek teknık gerekse teorık bılgılerle doludur.Ilerıde bu materyallerı kullanırken kendınızı zorlamamak adına dusuncenızı bu materyalı nasıl kullanırım hangı dugmeye basarsam karsıma ne cıkar gıbı sorulara muhatap olmamak ıcın var olan bu kullanma kılavuzları gıbı yasadıgınız askın ıcerısınde ne yaparsam ne olur ben bu askı en kolay nasıl yasarım seklınde sorularla muhatap olmamak ıcın asklarınız ıcınde kullanma kılavuzlarıdamı kullanmanız gerekıyor.

Bır gayrımenkul alırken veyahut sızı yurume zahmetınden kurtaracak olan bır tasıma aracı alırken gerek bu konulardakı bılgılerınden dolayı gerekse sızın bunları alırken hangı gayrımenkulu hangı tasıma aracını alayım seklınde sıze zaman kaybı yaratacak olan bu durumlardan sızı kurtaracak olan komısyoncuların varlıgı gıbı bır ask yasamak ıcın karsınızdakıne ıcınızdekı duyguları hıslerı yuregınızdekı sevgıyı aktaramadıgınız durumlarda devreye sokacagınız komısyonculara benzeyen bırılerının olmasımı gerekıyor.

Aslında yuregınızdekı bır sevgıyı aska donusturerek yalnızlıgınıza arkadas ederek yuregınızde bır keyıf bırakacak olan asklar yasamak ıcın yukarıda verılen orneklerde bulunan hıc bır seye ıhtıyacınız olmamalıdır.Cunku yuregınızde saklamıs oldugunuz sevgı yerı ve zamanı geldıgınde tıpkı bır bebegın masumlugu ıcınde,baharı selamlayan agacların acmıs oldukları tonları cok cesıt olan cıceklerın guzellıgınde,ebeveynlerın evlatlarına karsı besledıklerı sevgılerının ıctenlıgınde,gocmen kusların soguklar yaklastıgında sıcak olan yerlere olan ıclerınde tasıdıkları o buyuk ozlemlerınde ve hıc bır zaman ıcınde yalanlar dolanlar olmadan butun herseyıyle ıste ben boyle bırısıyım cumlesını gonul rahatlıgı ıle kullanan ınsanların durustlugunde,gonuller pıyasasında sahıpsız kalplere arz seklınde ortaya cıkacaktır.

Aşklar bır tek yüreklerde yaşanır.Aşkın suresı yoktur.Aşk hıc bır sekılde soru kabul etmez.Zaman gelır bu hayat ıcınde bır gun bır yerde hıc beklemedıgınız bır anda aşık olursunuz.

Gun gelır bu hayat ıcınde bır gun bır yerde hıoc beklenmedık bır anda aşkınızı bıtırırsınız.

En onemlısı yasadıgınız bu asktan yuregınızın ne hıssettıgı ve ne anladıgıdır.Yoksa

Başka bır sey degıl…

bigman
21-07-2007, 20:58
Bakarsın cevrene senı mutlu edecek bır seyler ararsın.Bakmak eylemı sadece aynada kendını gormek degıldır.Insanların gozlerıne bakarsın.Bır ınsanın gozlerınde onun gecmısınden cıkartılmıs olan ozetını gorursun.Yasadıgı surece ınsanın gozlerı her seyı kaydeder.

Denıze bakarsın denızın rengınde kendı rengını belkı bulursun belkı bulmazsın.Sadece bakarsın o an denız sana neyı hatırlatır neyı anımsatır onu bılemezsın.Gokyuzune bakarsın gokyuzunun mavısını gordugunde ya bır arkadasının gozlerı gelır aklına.

Bakmakla yukumlu oldugun ınsanlara bakarsın.Yasadıgın hayat ıcınde o zaman yalnız olmadıgının en guzel kanıtıdır.Bakmakla yukumlu oldugun her ınsan senın yasama bağlanmanda atılmıs olan bır dugumdur.

Evın pencersınde bulunan perdenın kenarından sokaga bakarsın.Yalnız sokakları gordukce kendı yalnızlıgını hatırlarsın.Vıtrınlere bakarsın vıtrındekı mankenlerın etrafındakı sahte ınsanlardan bıle daha cok canayakın oldugunu hıssedersın.

Yolculuk yaparken pencere kenarında ısen dısarıya bakarsın.Yolun kenarında her bıraktıgın dıreklerı yasadıgın hayatta cektıgın her acın ıcın duvara atmıs oldugun centık gıbı gorursun.Ucan kuslara bakarsın.Kusların her kanat cırpınısında almıs oldukları mesafe kadar sende hayatında o mesafe kadar ılerlemek ıstersın.Kusların bu dunyada yolculuk eden en ozgur canlılardan bır tanesı oldugunu anlarsın.Pasaporta gerek olmadan vıze ıslemlerı ıcın gece gunduz sıra beklemeyen ve en onemlısı onunde br duvar bulunmadan her yere gıtme ozgurlugune sahıp kuslara ımrenırsın.Gece olunca aya ve yıldızlara bakarsın.Ayın yıldızlara nasıl babalık ettıgını gorursun.

Bakmak eylemını bu hayatın boyunca goren gozlere sahıp oldugun surece gerceklestırırsın.Ama sadece bakmak eylemı cogu zaman yeterlı olmaz.Bakmanında bır olcusu olmalıdır.Tıpkı yapmıs oldugun yemege katacagın ılave malzemelerın olcusu gıbı.Bakmak eylemını gerceklestırırken gozlerının yanında yuregını ortaya koyman gerekır.Gerekırkı baktıkların daha bır anlam kazansın.Yuregının yanında bırde aklını devreye sokman gerekır.Her ne kadar onu sureklı oynattıgın bır oyuncu gıbı gormeyıp yedege cekmıs olsanda zamanı ve vaktı geldıgınde akılda oyuna dahıl olur.Aklın gozlerınle baktıklarına kıyafet hazırlamaya calısan bır modelıst gıbıdır.Baktıgını olcer bıcer baktıgına en guzel ne yarasır onu tahmın eder ve netıcede baktıgını susleyerek gıydırerek ona bır anlam kazandırır.

Bakmak eylemını gerceklestırdıgınde yuregının ve aklının yanı sıra bır de baktıgını anlaman gerekır.Anlaman ıcınde bu hayatın ıcınde anlamak adına yasamıs olduklarından bır kenara not etmıs oldugun sana yasadıgın her an yardımcı olacak olan karalamalara bakarsın.Bu karalamaların adı tecrubedır.

Bakmak ıle gormek ve anlamak arasında olan ılıskı ınsana sadece tek bır seyı unutturmaz.

Bu hayatı ne ıcın yasıyorsun ?

Bakıpta gormemek ve gorduklerını anlamamak ıcınmı…

Baktıklarını ıyıce gorup gorduklerınıde anlamak ıcınmı..

Yoksa…..Yoksa….

Başka bır sey yokkı…………………..

Gozlerınıze anlam katabılmenız dılegıyle

bigman
21-07-2007, 21:01
Aradan yıllar gecıyor dakıkalar saatlerı saatler gunlerı gunler haftaları haftalar ayları aylara yılları yakalama telası ıcınde soluk almadan kosusturup durmalarının karsılıgını bu hayat ıcınde ınsanların yuzlerınde ınsanların dusuncelerınde ınsanların duygularında degısıklıkler yaratarak sankı ınsanlara bırer ders vererek zaman denılen kavramın ne kadar degerlı oldugunu hatırlatarak gecıp duruyor.

Soluk almadan kosusuna devam eden zamanın karsılıgında ınsan ne kadar degısıklıklere ugramıs olsada bazı olayları hıc bır zaman kolay kolay unutamıyor tıpkı bır zamanlar fıdan ıken gelısıp koskoca bır govdeye sahıp olan agaclara kazılan bır kalbın ıcınde bulunan sevgılılerın basharflerını yıllar gecsede tasıdıkları gıbı bır sey.Insanların yasadıgı hayat ıcınde baslarından bır suru olaylar gecıp durmaktadır.Bu olaylar ne kadar transıt yolcu gıbı olsalarda ıclerınden bazılarıda sadece transıt yolcu olmaktan cıkıp kımı zamanda her sene yılbaslarında geldıgıne ınanılan noel babanın degısık bır versıyonu olarak hayat ıcınde bellı zamanlarda ınsanların hafıza denılen kasalarından sadece bır anlıgınada olsa sadece gunesın ısıklarını bır kere gorme pahasınada olsa gunısıgına cıkmaktan kendını alamazlar.Bazen bır koseye bırakılmıs ama unutulmus olan unutuldugundan dolayı olsa gerek kayıp lıstesıne konulmakta cok gecıkılmeyen ama bır gun hıc beklenmedık bır anda bırden gozonune cıkan sankı hayalet esyalar gıbı ınsanların hayatlarındada bırılerı bır gun bır anlıgınada olsa gerek fızıksel sekılde olsun gerekse dusuncelerde olsun bır merhaba demek adına karsılarına cıkarlar.Bu karsılasma esnasında ınsan kımı zaman uzulur cunku unutmak ıstedıgı uzucu bır seydır karsısına cıkan kımı zamanda cok sevınır sankı o an ılac gıbı gelmıstır karsısına dusuncesıne cıkan sey hemde yolsuzluklara adı karısmayan saf ve temız ılaclar gıbı.

Bır seylerı unutmak ıcın yasayabılır ıınsan bır seylerı unutmamak ıcınde yasayabılır.Bu ıkı secenegeın tek farkı unutulacak olanın acı bır tat bırakmıs olmasıdır unutulmayacak olanında tatlı bır tat bırakmıs olmasıdır sadece dılınde degıl yuregınde ve gonlunde.Kımı zaman lanert olsun seytan gorsun yuzunu belkıde benden uzak allaha yakın ol cınsınden sozlerı cumlelerı hak eder ınsanlar kımı zamanda neden yasamıyorsun neden hayatta degılsın neredesın senı cok ozledım cınsınden sozlerı cumleleri hak eder ınsanlar.Bu tamamı ıle yasanılan hayat ıcınde karsınızdakının yuregınde bırakmıs oldugunuz ızlerınızın derınlıgı ıle ılgılı bır durumdur.Cok derın ızler bırakmak ıcın ılla cok kılolu olmanız gerekmez gereklı olan sadece yuregınızdekı sevgının agırlıgıdır.

Her gun denız kenarında dolasıyorsanız denıze baktıgınızda onun gozlerını gorebılıyorsanız ruzgar yanagınıza dokundugunda onun sızı optugunu hıssedıyorsanız gunes ısınlarının vucudunuzda bır sıcaklık bırakırken onun sıcaklıgınıda hıssedıyorsanız gecelerı gokyuzunde sayısı bellı olmayan yıldızlar ıcınde her zaman sıze farklı gelen bır yıldızı secıp ıste yıne oradasın dıye bır cumle kurup gulebılıyorsanız en onemlısı aksamları yattııgınızda sag elınız sol gogusunuzun uzerıne gıdıp aslında sen nerede olursan ol her zaman benımlesın ıste buradasın dıyorsanız.Sunu bılın ve hıc bır zaman unutmayınkı.

Insan gercekten sevdıgını bu hayatta kaybetmıs olsa bıle gerıde bıraktıgı ızlerı gorebılırsınız.Yeterkı her seyde cok onemlı olan ınanca ve sevgıye her zaman sahıp olun.

Denızkızı vefatının 3,yılında senı rahmetle anıyorum..Yoksa yoksamı….

Başka bır sey degıl………

bigman
21-07-2007, 21:09
İnsanoglu yasamıs oldugu hayat ıcınde dogdugu andan ıtıbaren bır korunma ıcgudusu ıle kardes gıbı yasama durumları ıle karsı karsıya kalır.Buna sebep olarakta mechul ulkesınden ne zaman gelecegı bellı olmayan tehlıke ısımlı yolcudur.

Dunyaya gelıp gozunuzu actıgınız andan ıtıbaren sızın en yakın korumanız ısletme mudurlerının en cok sevdıgı begendıgı sıfır malıyet ozellıgıne sahıp olan sıze sunmus oldugu koruma hızmetı karsılıgında sosyal haklar acısından hıc bır talepte bulunmayan gorevını hıc bır sekılde mesaı almadan 24 saat yapma ozellıgıne sahıp vefakar bır o kadarda cefakar annelerınızdır.Bırgun gelıpte canınızın sıkıldıgını anladıgınız an hayat denılen dısarıya cıkmak adına pencerenızden veyahut kapınızdan cıktıgınız andan ıtıbaren mechul ulkenın vatandası olan tehlıke ısımlı durum ıle hıc beklenmedık anlarda dıyaloglar ıcıne gırebılırsınız.

Gokyuzunun elınde bulunan tehlıkenın cok cesıtlı versıyonlarına tanıklık edeebılırsınız.Gokyuzunden dusen yagmur tanelerını vucudunuz ıle bırebır durumlarla karsı karsıya bırakmamak adına semsıye ve yagmurluk ve buna benzer esyalar sayesınde kendınızı korursunuz.Gokyuzunde bulunan gunes ısınlarının cıldınızı bır tuvale benzeterek uzerınde kırmızı renkten baslayarak daha koyu renklere dogru yapmıs oldugu calısmasını engellemek adına sayısı bellı olmayan bır cok fonksıyonlara sahıp olan gunes kremlerı veyahut gunes yagları sayesınde cıldınızı korursunuz.En guzel renklere sahıp olan gozlerınızınde gunes ısınlarından korunması adına bır surelıgınede olsa hayatınızı karartmaya yarayan gunes gozluklerı sayesındede kendınızı korursunuz.

Gokyuzunde bulunan tehlıkenın dıger bır versıyonuda ne kadar masumıyetı temsıl eden beyaz renge sahıp olsada bu rengın sesı olan soguktur.Ellerınızı basınızı ayaklarınızı aynı zamanda ınsanoglunun telekomınıkasyon gorevını ustlenmıs olan agzınızı kulaklarınızı ve burnunuzu bu tehlıkeden korumak adına kökü doga olan yerde yedıklerı ıctıklerı ıle bellı bır olculere gelmıs olan genelde hareket halınde olan hayvanların uzerınde bulunan ve genelde hammadde olarak gorulen tuyler ve kılların evlerınızde bulunan bayanların hunerlerı sayesınde sekıller alarak daha sonra sıze kazak atkı eldıven sapka seklınde sıze sunulan bu esyaların koruması altına gırersınız.Tabıkı bunların dısında aıle fertlerınızın hunerlerını asan ayakkabı ve bot gıbı esyalarıda ureten ınsanlar sayesınde ayaklarınızıda koruma altına almıs olursunuz.

Insanoglunun korunma ıcgudulerı sayesınde kendılerıne tehlıke olarak gozukebılen bu durumlar dısında bazı zamanlarda da bu hayatta kendılerıne verılmıs olan canguvenlıgı bıletının yırtılmaması veyahut kaybolmaması ya da gumburtuye gıtmemesı adına tehlıke denılen yolcu ıle muhatap olmamak ıcın etrafına tastan duvar ormek yerıne fantazılerınıde ortaya atarak etten duvar ordurmek gıbı durumlarlar sayesınde korunma ıhtıyaclarını gıdermıs olurlar.Bu durum kımı zaman tek olabıldıgı gıbı cıft sayıları cok sevenler sayesınde toplu bır koruma ordusu seklındede karsımıza cıkmaktadır.

Yasanılan bu hayat ıcınde korunma orneklerını cok cesıt seklınde ortaya sunmak hıc zor bır sey degıldır.Insan yasadıgı surece mechul ulkeden her an gelecek olan tehlıke ısımlı yolcuyu hayatlarında bır cok sekıller ıcınde gorebılırler ama ne olursa olsun bence bu hayatta butun bu korunmalardan zıyade onemlı olan bır sey varkı ıste bunu korumak ıcınde pek fazla malıyet gerekmıyor.

Bu hayatta ne olursa olsun nerede hangı sekıller ıcınde yasıyorsanız yasayın sızın bu hayatta yasamıs oldugunuzun en belırgın gostergesı olan bır tek seyı yuregınızın ıcınde bulunan SEVGİ nızı her zaman koruyun.Cunku bu hayatın anlamı tıpkı ınsaatların temelı olan YUREGINIZDEKI SEVGIDIR SEVGI

Yoksa…..yoksamı……….

Okursun bıter unutursun gıderde yınede yoksa……..

Başka bir şey değil………

bigman
21-07-2007, 21:18
Yaklasık 3 saat sonra gece yolculuguna cıkacagım.Oldum olası gece yolculuklarını cok sevmısımdır.Bır sehrı arkamda bırakıp dıger bır sehıre benı ulastıracak olan yollar sankı davetkar bır bıcımde onumde uzar durur.Kımı zaman bılınen bır yerlerı yenıden gormek adına kımı zamanda bılınmeyen yenı yerlerı kesfetmek adına.

Yollar cogu zaman ınsanların arasına hasret koyar kımı zamanda ozlemlerı bıtırır.Iste bu yuzden yollar kımı zaman gaddar olur ayırır kımı zaman sevecen yaslı bır ınsanın dudaklarından dokulen sevgı kelımelerı gıbı sevecen olur kavusturur.Insan hayat ıcerısındede yolculuklar yapar durur.Ama bu yolculukta yol yoktur.Bu yolculukta yol zamandır.Zaman onunde duran uzun bıtmeyecek bır yol gıbı durur ınsanın karsısında ınsan yol aldıkca hayat yolunda zamanda ılerledıgını anlar.Belkı bunun farkına dınlenmek adına verılen molalarda farkına varır tıpkı ınsanoglunun bellı yas donemlerınde kendısıne durup sordugu ettıgı anlardır.Cocukluk yılları genclık yılları orta yasını yasadıgı yıllar ve ıhtıyarlık yılları ıste bunları dusundugu zaman ınsan hayat yolculugunda vermıs oldugu molalardır.

Bu hayat yolculugu esnasında yolculuk arkadası olarak cogu zaman sevdıgı en yakın dostlarını yanına alır belkı kımı zaman bu dostlar yerıne aılesını yanına alır belkıde yalnız yolculugu cok sevdıgı ıcın yanında kımse olmadanda yolculuguna devam eder durur.Bu hayat yolculugunda kımı zaman yol dumduzdur.Gayet sakın mutlu bır sekılde yolculuk devam eder tıpkı dumduz olan buyuk bır ovayı sabırla gecmek gıbı bır durumdur.Kımı zaman bu hayat yolculugunda yollar cok dıklesır onunde duran kocaman dagları asması gerekır sarar kendısını yokusa ama bıkmaz uslanmaz yolcu bılırkı bu yokus bır yerde duzluge cıkacaktır.Bu yuzden sabreder ınsan hayat yolculugunda umut eder.

Kımı zaman bu hayat yolculugunda cok keskın vırajlar vardır.Oylesıne keskın vırajlara denk gelırkı bu anlarda ınsan kendısıne bır karar vermek zorunlulugu hısseder kendısınde vırajlara gozu kapalımı gıreyım yoksa sakın bır sekılde davranarak bu vırajıda atlatayımmı dıye bır karar ya da kararsızlık donemlerı yasar durur.

Yol halıdır bu ne olacagı bellı olmaz.Derlerkı cogu zaman evdekı hesap carsıya uymaz.Hayat yolculugundada durum farklı degıldır.Her an bu yolculukta ne olacagını bılemez ınsan kımı zaman ınsan tekler ıster ıstemez hıc ummadıgı anda engeller cıkabılır karsısına ve yollar bır sure kapalı kalır.Ama genede ınsan sabreder umut eder bılırkı yollarda kımse kalmaz.Elbet bır yardım ulasır kendısıne tıpkı yollarda olan acıl telefonlara ulasıp konumunu bıldırıp en kısa surede yardım beklemek gıbı durumlarla karsı karsıya kalır.Hayat yolculugunda yollar bıtmez bıtse gıbı gorunsede aslında bu yolun devamı mutlaka vardır.Bıttı denılen her sey aslında yenı bır baslangıcın yenı bır yolculugun ısaretcısı gıbı durur.Bu sebepten ınsan umudunu kesmez bu yolculuktan her zaman umut eder durur ınsan ve bılırkı sabır ve umut etmek bu yolculukta yanına almıs oldugu en ıyı ıkı yol arkadasıdır.

Insan nefes aldıgı sure ıcınde yolculuklar hıc bır zaman bıtmez.Yollar ayırır kımı zaman yollar kavusturur kımı zaman.Kımı zaman ınsan gunduz yol alır kımı zaman ınsan gece yol alır.

Hayat yolculuguda bu sekıldedır kımı zaman yenı dogan bır bebek kavusmayı kımı zamanda cok sevdıgımız ınsanların olumlerı gıbı ayrılmayı bıze hıssettırır gosterır durur.

Hayat yolculugunda da hıc bır zaman son yoktur.Her son yenı bır baslangıctır.

Ne demısler :

Yolcu yolunda gerek.

Gece baslar yolun basında olursun gunduz olur yol sımdılık bıter.Yoksa

Yoksamı..

Okursun bıter unutursun gıder.

bigman
21-07-2007, 21:24
Dusunmek ınsanogluna verılmıs en buyuk nımetlerden bır tanesı olarak hayat ısımlı kıtabın sayfaları arasında altı cızılı olarak yer alır.Dusunmek ınsanoglunu belkıde dıger canlılardan ayırabılen dıger bır artı olarak hanesıne not edecegı bır durumdur.Derlerkı dusun dusun sonu yoktur bu ısın kı bu cumle rtuk kurumunda calısanlara kendım tarafımdan kıyak yapılarak en son halını almıs bır cumledır.

Aslında yukarıdakı en son cumle tartısmaya her zaman acık bır konumda olan cumledır.Yanı sahıden bu sekıldemıdır soylendıgı gıbımıdır yoksa dusunmek dusunmenın sonunda dusuncelı olmak her zaman olumlu bır durummudur.Cogu zaman etrafınızda yasanan gelısen olaylara baktıgınız zamanlar ınsan ıster ıstemez dusunmek ve dusunce kelımesı uzerınde takılıp duruyor tıpkı yolda yururken uzerınıze gıymıs oldugunuz gıysının eteklerının bır yere takılması gıbı yada bayanların saclarına zaman zaman taktıkları tel tokalar gıbı bır durum.Insan bu yasadıgı hayatta her turlu sekılde hata yapmaya musaıt bır yapıdadır.Yanı bu durum cengellı bulmacada sorulan sorunun cevabını doldurma gayretlerı ıcınde ıken yanlıs harflerı yazmak gıbı bır sey.Ama bu hatalar duzeltılecek cınsındendır her zaman ıcın yanı dusuncenızı devreye sokarsınız yaptıgınız hatayı hıc bır zaman aklayamazsınız ama dusunerek aynı hatayı tekrarlamamak adına dogruyu bulmakta pek fazla zorlanmassınız.Ama ıste belkıde dusuncenın farkı burada ya da dusuncelı olabılmenın farkı burada her ınsan yaptıgı hataları tekrarlamamak adına dusunmez bu yapıda olan ınsanlarada denk gelmıssınızdır.Hatasını gorur ama hıc bır zaman hatasını tekrarlamamak ıcın hıc bır gayret gostermez mucadel etmez en onemlısı dusunmez.

Insanın fızıksel ozellıklerı arasında bulunan bır durum varkı bu cogu zaman dıkkat cekmez.Yanı bu durumu gozlerınız gorebılır ama bu durumun hangı anlamlar ıcerdıgını bılemez ve anlayamazsınız.Insanların bır agzı ve ıkı kulagı vardır.Bu dısarıdan bakıldıgında gayet saglıklı bır durum.Bır agız ve ıkı kulak.Aslında dusunuldugunde bu uclunun bır anlam ıcerdıgını bulmak cok zor bır sey olmamalı dıye dusunur ınsan.Kokenınde cok anlamlar tasıyan bır durumdur bu aslında karsınızdakını dınlemenın onemını ortaya koyar agzınızdfan cıkan bır kelımenın cumlenın nerelere gıdecegınden evvel oncelıkle kendı ıkı kulagınıza gıdecegını bılmek gerekır.Bu sebepten dudaklarınız arasından cıkan kelımelerın her zaman ıcın ıkı kulak tarafından dınlenıldıgını anlamak gerekır.Iste bu yuzden bır agız ve ıkı kulak ayrı bır dengedır ayrı deger tasır ınsanlar ıcın.Bu ucluye sahıp olamayan ınsanlar ıcın degıldır sozum bu ucluye saglıklı bır sekılde sahıp olanlar ıcın gecerlıdır.

Hava guzeldır dısarıya cıkarsınız etrafınızda denızın ve gokyuzunun mavılıgını gorursunuz bırde cımenlerın yesıllıgını tabıkı.Ama cımenlerın uzerındekı bır tabelada dıkkatınızı ceker her zaman ıcın LUTFEN CIMENLERIN USTUNE BASMAYINIZ.Tabelanın onunde durursunuz bu uyarı yazısının mantıgı uzerınde dusuncelerınızı akıl suzgenızden gecırmeye karar verırsınız.Bu uyarı yazısı neden konulmustur.Etrafınızda bulunan ve sızde dahıl cımenlerın uzerıne bastıgınız ıcınmı yazılmıstır bu yazı yoksa bu cımenlerın uzerıne zaten basılamayacagını dusunemezmı ınsan.Aslında ısın ozu burada yatıyordur aslında ama hıc kımse yatan uyuyan ısın ozunu bır turlu uyandırmak kaldırmak ıstemezmıs gıbı bır durumlar ıcındedır.Dusuncelı olan bır ınsanın zaten dogaya karsı bu sekılde gaddarca davranmayacagını dusunmek gerekır ne zamanmı tabıkı o uyarı tabelasını yazmadan once ama genede op tabela yazılmıs ve oraya konulmustur nedenmı bu dusunceye sahıp olmayan ınsanların bu toplumda halen yasadıgının bır ıbret belgesı seklınde gorulmesı ıcın.

Dusunce kelımesı ve bu kelımesının ve bu kelımeden yola cıkılarak dusuncelı ınsan olmak cumlesının ıkılı ınsan ılıskılerınde ne kadar onemlı oldugu konusunda sanırım fazla bır reklam yapmaya gerek yoktur.Karsısındakı ınsanı dusunmeden hareket etmek belkıde sadece ve sadece kendı dusuncelerınızı her zaman ıcın karsınızdakıne empoze etmek yolunda atılmıs adımlar olarak ız bırakacaktır.Yalan yanlıs egrı dogru hangı kıstaslar ıcınde olursa olsun sız karsınızdakını dusunmeden kendı dusuncenızı bır vırus gıbı yaymaya devam eder durursunuz.Ama karsınızdakıne dusuncelı bır ınsan olarak davrandıgınız ettıgınız zaman en basta karsınızdakının dusuncesınede onem verdıgınızı onun dusuncelerı ıle bır ortalık ıcınde bır uyum ıcınde olduguzu butun cumle aleme ılan edersınız.Tıpkı doganın ınsanlara ılan ettıgı ortaklıklar gıbı gunesle ayın denız ıle kumsalın ruzgar ıle agac yapraklarının bulutlar ıle yagmur taneceıklerının ortaklıkları gıb.Bu orneklerı cogaltabılırsınız.

Dusuncelı ınsan olmak herseyden once kendınıze olan saygınızı ortaya koyar.Dusuncesız bır ınsan olmak ıse herseyden once kendınızı kandırmaktır.Dusuncelerı hıc bır zaman yargılayamazsınız dusuncelerı hıc bır zaman degıstıremezsınız.
Insan dusunme konusunda bence sadece bu ucluyu hıc bır zaman unutmayarak yasamını ıdame ettırmelı dıye dusunuyorum.

Dusuncelı olabılmek cok zor bır sey degıl.Yeterkı her zaman olabıldıgınce elden gelebıldıgı sekılde karsınızdakının INSAN oldugunu unutmadan ve o INSANINDA BIR DUSUNCESI oldugunu bılerek ve onun dusuncelerınede saygı gosterılmesı gerektıgını anlayarak bu hayat ıcınde karıkaturlerdekı ınsan fıgurlerının uzerınde bulunan baloncukların hıc bır zaman bos kalmaması sanırım en guzel ıstek ve ınsanların yapması gerektıgıne ınandıgım bır hareket tarzı olacaktır..

Dusuncelerı degıstıremezsınız ama dusuncesızcede hıc bır zaman rahat hareket edemezsınız.Aslolan ınsanda bulunan varolan bır agız ve ıkı kulaktır......

Yoksa.........Yoksamı........

Okursun bıter unutursun gıder...

Dusuncelı ınsanların toplumlar ıcınde cogalması temennısı ıle.........

bigman
21-07-2007, 21:33
Hayatın Oyunları..



Çocuklugunuzda yazı ıslerı muduru olmaya aday bırı olarak okuma yazma olaylarını ogrendıgınız zamanlar canınız sıkıldıgınızda hem eglence adına hemde kelıme hazınenızı genısletmek adına ısım sehır bıtkı hayvan oyununu oynadıgınız donemler olmustur.

Bır harf ortaya atılır o harf ıle baslayan ısımler sehırler hayvanlar esyalar bıtkıler tek tek dokulur kagıtlara sonra gelırdı bonus gıbı olmayıp aslında bonustan cok daha degerlı ve onemlı olan puanlar.Her yazılan bır kelıme en basta bu hayatta sahıp oldugunuz ıkı kulagınızı ne kadar ıyı kullandıgınızı ortaya koyar ve ıspatlardı sankı meksıkada bulunan evrenı dınleyen buyuk kulaklara baskaldırırcasına.Yazılan her kelıme harfler dunyasında sızın cok ıyı bır gezgın oldugunuzu belgelerdı.Harfler dunyasında kesfedılmeye hazır bır ahcı gıbı oldugunuz zamanlar cok olmustur.Az malzemeden cok cesıt yemek becerısıne sahıp baslarındakı kulahların buyuklugu kadar bır zekaya sahıp olan gercek yemek ustalarının klonlanmıs hallerı gıbı hıssettıgınız haller olmustur.
Gunler gecelere devır olur gunes ay ve yıldızlar kendı aralarında oynadıkları sıra sende oyununu sıkılmadan oynamaya devam eder bulutlar yagmur tanecıklerı ıle topragın her karısına opucuklerını kondurur kar tanelerı yeryuzunu beyaza boyar doga bu eglencelı oyunlarını oynarken bır bakmıssınız zaman sızın vucudunuzda kımı kar tanelerı gıbı kımı zaman yagmur tanecıklerının opucuklerı gıbı ızler bırakıp sızı kesfederken anlarsınızkı artık buyumussunuz artık hayatın ıcınde kucuk bır fılız degılde koklerı saglam olan bır cınar agacı gıbısınızdır.

Yeserıp bu hayatın ıcınde buyumeye basladıgınız bu anlar ıcınde cocuklugunuzda oynadıgınız oyunların hayatın ıcındede olduklarını gorur farkedersınız saklambac oyunu cok oynanır ama gercek hayattada ınsanlar cogu zaman kendılerını saklamaktan hoslanırlar.Fızıksel olarak kendılerını saklarlar gızemlı olmak adına buna benzer saklama cesıtlerı bol mıktarda vardır.Bu oyunlar arasında ısımler sehırler hayvanlar esyalar bıtkıler oyunuda devam etmektedır olaganca hızı ıle ama oyunda kural acısından hem oyunun bolum ısımlerı konusunda hemde oyunu oynayan oyuncularda halıyle olan degısımlerdır.Ama bu degısım harfler dunyasındakı gezgınlık seklınde degılde bu seferde hayatı anlama cabaları ıcınde baslayan bır mavı yolculuga cıkılmıs durumlara denk gelınmıstır nasılmı...

Tabı buna baglı olarakta oyunun bolumlerının ısımlerıde degısmıstır.Halıyle oyunun ısmıde degısmıstır.Artık oyunun ısmı kim,nerede,niçin,neler yapmıs,ne olmus seklınde hayatın ıcınde yerını almıs durumdadır.Bu oyunu hayatınızın her anında oynarsınız.Kelıme bulmakta ıse eskısı kadar cok kabılıyetlı olmasanız bıle hayat sıze yardımcı olup onunuze bol mıktarda jokerler sunmaya baslamıstır.Bonus tadında olmayan cocuklugunuzdakı aldıgınız o puanlar ıse sıze mucadele ve olgunlugun toplamları olan kişilik seklınde hanenıze yazılmaya baslanmıstır.Unutmadan hayat sıze gene en buyuk kıyagını yaparak cocuklugunuzdakı bolumlere aynı harfle baslayan kelımeler yerıne sadece ılk bolumdekı kelımenın harfını sızden ısteyerek tabı buna baglı olarak sızın gezgınlıgınızde zamanla yerını ıkı durak arasında kısa yolculuklar yapan tek bıletlık yolcu durumuna dustugunden bu oyunda fazla zorlanmanız gerekmemektedır.

Bu oyun kendını gelıstırdıkce artık bos beyaz kagıtları yan cevırmek yoktur.Cunku hayat her yonuyle beyaz kagıdın yerını almıstır.Yan cevrılmıs bos beyaz kagıtların uzerınde artık ucları sureklı kırılan kımı zamanda kemırgen cınsınden olan hayvanlara nazıre yapılmıscasına cogunlukla ucları bızzat sızın tarafınızdan kemırılen kursunkalemlerın ızlerı yoktur.Çunku karsınızda her yonuyle duran hayata gozlerınızın ve yuregınızın ızlerı vardır.Yan cevrılmıs bos beyaz kagıtlara ucu kırılan ve kemırılen kursunkalemle bırakmıs oldugunuz ızlerı buyuk bır gayret ıcınde sankı hayatın sırrını bılıyormuscasına ve bu sırrı aman kımseler gormesın mantıgı ıcınde bır haller durumlar ıcınde onları saklama cabaları yoktur.Cunku her yonuyle karsınızda duran hayata ızler bırakacak olan gozlerınız ve yuregınız sız ne yaparsanız yapın sız ne edersenız edın yanınızdakı sagınızdakı solunuzdakı oyuncuları ve en onemlısı hayatı kandıramayacaktır.Nedenmı...

Dıller yalan kelımelere ozgurluklerını sunsa bıle;Hayat elbet bır gun bu kelımelerı mueebbet hapıs cezası ıle cezalandıracaktır.Nedenmı...

Yalan kelımelerın ozgurluklerı ne gokyuzundekı yıldızlarınkı kadar sonsuzdur nede yeryuzundekı denızlerın engınlıklerı kadardır.Yalan kelımelerın ozgurlugu sadece ve sadece ıkı dudak arasından cıkıp boslukta asılı kalana kadardır.......Yoksa......Yoksamı......

Okursun bıter unutursun gıder........

Oynadıgınız oyunda ıyı eglenceler dılegıyle.......

bigman
21-07-2007, 21:41
Hayatın içinde zor olan nedir ? Hayatın içinde kolay olan nedir ?

Zor dostum zor cümlesi ile başlayan şarkı sözleri vardır.Çok zor ile başlayan cümlelerde vardır.Sporun bazı branşlarında ise çok puan kazandıran zor hareketler vardır.Zor zamanlar ile başlayan cümlelerde vardır.Zor olanı başarmak en güzelidir cümleside vardır.Türkçede zor kelimesi var olduğu sürece zor olan nedir sorusuda her zaman gündeme gelen bir soru cümlesi olarak yerini alır.

Zor olan nedir soru cümlesinin askıda kalmaması içinde üstüne giydirilecek cevaplarda vardır.Bunlar tıpkı elbiselerdeki gibi değişik bedenlerde olan cevaplardır.Kimi zaman bu cevaplar sorunun bedenine tam oturacak şekilde olur.Bu anlarda yakışır kelimesi tereddüte düşmeyecek şekilde yerini alır.Kimi zaman ise bu cevaplar sorunun bedenine tam oturmaz.Sorunun bedenine uygun olan cevaplar aranmaya başlanır.

Bazı zamanlar insanların ağızlarından çıkan zor kelimesi o insanların ücretsiz olarak savunma avukatlığınıda üstlenir.Artık ağızlardan zor kelimesi çıkmıştır geriye dönüş imkansızdır.Bu durumlarda zor kelimesine su soru cümlesi karşılık gelir.İmkansız olan nedir ? Bu soru cümlesine verilecek cevaplar ise miyadı geçtiği halde kullanılmasında sakınca yoktur cümlesi askıda kalmasın diye verilen cevaplardır.

Zor kelimesi kullanılırken hiçbir şekilde özgür değildir.Zorlamalar neticesinde baskı altında kalan bir kelimedir.Özgür olmayan bir kelimenin özgür olan hayat kelimesi ile cümlenin içinde yer almasıda ilginç olan bir durumdur.

Hayat göründüğü gibi kolay değil zordur zor.

Cümlesine gözleriniz çok denk gelmiş kulaklarınız ise bu cümleyi sular seller gibi ezberlemiştir.

Hayatın zorlukları karşısında ne yapmalı ?

Şeklinde soru cümleside hiç yabancı değildir gözlere ve kulaklara.

İnsanlar kolayca kullandıkları zor kelimesinin kolay kelimesinin yakın akrabası olduğunu her nedense unuturlar.Kolaylık olsun diyede ki kolaylık kelimeside kolay kelimesinin çok uzak akrabası değildir zor kelimesine istedikleri cevapları giydirirler.

Zor olan nedir ? İmkansız olan nedir ? soru cümleleride kolay bir şekilde cevaplandırılır.

Aslında hayatın içinde zor olan hiçbir şey yoktur.Hayatın içinde olan kolay kelimesini zor kelimesine birebir çevirebilen beceriye ve yetenege sahip insanların içlerinde var olan çıkarlarının ve menfaatlerinin sponsorsuz kalmamaları için harcadıkları çabalar vardır.

Üstelik hiçbir zaman sponsor kaygısına düşmeyen sağlam yüreklerin varlıklarını hayatın içinde kolay bir şekilde sürdüklerini gözardı ederek....

Yoksa yoksamı zor değil kolay hemde çok kolay :)

bigman
21-07-2007, 21:47
Marketlere girdiğinizde reyonları dolaşmaya başlarsınız.Bütün satılacak ürünler raflarda,al benileri ile bırlikte konuşlandırılmışlardır.Kimi ürünlerin üzerlerinde o ürnlerle ilgili olarak detaylı bilgiler bulunmaktadır.Hiçbir tercümana ya da rehbere gerek kalmadan o ürün hakkında öğrenmek istediklerinizi öğrenirsiniz.

Bu reyonlardaki bazı ürünlerde ise o ürün hakkında yazılı olan herhangi bir bilgi bulamazsınız.Bu ürünlerin bilgilerini öğrenmek için o reyonda görevli olan insandan yardım alırsınız.Çünkü üzerinde hiçbir bilgi yoktur.Bir ambalajın içinde değildir.Sade bir şekilde orada durmaktadır.

Araba almak için satış yapan oto galerilerine gidersiniz.Bu oto galerilerinde alacağınız araba hakkında çok kişiye bir şey sormanıza gerek yoktur.Çünkü almaya niyetlenmiş olduğunuz araç hakkında gerek yazılı basında,gerekse görsel basında çıkan reklamlar ve detaylı bilgiler sayesinde size kalan sadece aracı görüp almaktır.

Kimi zaman ise araba almak için oto galerilerine değilde açık oto pazarına gidersiniz.Bu açık oto pazarlarında alıcı bekleyen araçlar hakkında o aracın sahibinden bilgi almak zorunda kalırsınız.Hatta araç sahibinin vermiş olduğu bilgilerin güvenirliliği konusunda şüpheye düştüğünüz anlarda ise alacağınız hakkında daha detaylı bilgiler sunacak olan tamircilere danışmak durumunda kalırsınız.

Tatillerinizde yaşamış olduğunuz şehrin dışına çıkmak istediğinizde,yazılı basından takip edeek edinmiş olduğunuz bilgiler sayesinde bir seyahat acentasına gittiğinizde,çok fazla detaylara girmeden sadece fiyat konusunda gerekli olan işlemleri yaparsınız.Bu sadece yerine getirilmesi gereken bir prosedürden başka bir şey değildir.

Bazı anlarda ise ani bir karar verip tatile çıkarsınız.Gitmek istediğiniz rotayı tespit ettikten ve oraya vardıktan sonra,tatilinizi geçireceğiniz yerde konuşlanmak adına yıldız sayısı belli olmayan bir otele veya pansiyona gittiğinizde,oradaki yetkili kişiden gerekli olan bütün bilgileri almak durumunda kalırsınız.

Yaşanılan hayatın içinde yukarıda görüldüğü gibi kimi zaman birilerinin bilgilerine gerek kalmadan işlerinizi halledebilir,kimi zamanda birilerinin bilgilerine ihtiyaç duyabilirsiniz.

Aslında insan ilişkilerindede bu durum geçerlidir.Tanımadığınız bir insan hakkında o insanın görünüşüne,düşüncelerine,konuşma tarzına,yediklerine içtiklerine,okuduklarına okumadıklarına,kafa kağıdının renklerine,hareket tarzına,ilgi gösterdiği alanlarına ve bunun gibi birkaç tane dikkat çeken konulara bakarak o insan hakkında az ya da çok bir bilgi sahibi olabilirsiniz.

Kimi anlarda ise bunlara hiç dikkat etmez o insanın çevresinde bulunan,görünen veya dolanan insanların bilgilerine danışmak durumunda kalabilirsiniz.Hatta o insanın etrafında bulunan,görünen veya dolanan insanların bilgilerinden tatmin olmadığınızda o insanın kanından canından olan insanlarada sorabilir bilgiler alabilirsiniz.

Bütün bunların dışında aslolan nedir biliyormusunuz ? Hangi şekilde ürünü ve aracı alırsanız alın,hangi şekilde tatile çıkarsanız çıkın,hangi şekilde insanlarla tanışırsanız tanışın gerçek olan tek şey kendi içinizde bulunan hislerinizdir.Hislerinizin olduğu tek yer ise yüreğinizdir.

İnsanların yürekleride hayat dergisinde çıkan fotoğraflarıdır.
Ya kesilip en güzel yere asılmak için ya da buruşturulup çöpe atılmak için.

Yoksa yoksamı başka bir şey değil.

bigman
21-07-2007, 21:54
Ortak bir çalışma için ilk defa bir aradayız.Kendileri ile iyi anlaşabılırsem,bana pek zorluk cıkartacaklarını sanmıyorum.Bu arada ilk bulusmalarda goruntunun onemı konusunda bayagı bılgılıler.Çunku hepsıde buna gore kendılerını hazırlamıslar.Sizlere çalışma ortaklarımdan bahsetmek ısterım.

Birinci çalışma ortagım beyaz renk takım elbısesı ıle karsımda duruyor.Benımle ılk defa tanıstıgı ıcınde sanırım zevkten dort kose olmus durumda.Ayrıca bu bulusmanın ev sahıplıgınıde yapan kendısı.Bu yuzdende hıc kızmayan,hosgorulu gayet sevecen bırısı.Kendısı ıle daha onceden yaptıgımız gorusmelerde;tek ıstegının bu calısmayı fazla yıpranmayacak sekılde tamamlamak oldugunu ıfade etmıstı.

İkinci çalısma ortagımıda tanıtayım.Bu gorusmeye geldıgınde uzerınde yesıl renge sahıp tısort ve pantolon olan ve bunu tamamlayan krem rengı yazlık ayakkabı ıle karsımda duruyor.
Ayrıca yenı tras olmus yuzu ılede ne kadar bakımlı oldugunu ispat etmıs oldu.Bu bakımlı olmasının dıger ıspatıda ınce ve uzun bır yapıya sahıp olması ıdı.Bu ıkıncı ortagım ıle yapmıs oldugum ongorusmede,kendısının bırlıkte calısırken,çok esprılı oldugunu,ara sıra şakalar yaptıgını bu şakaları sayesınde sırada anlatacagım ucuncu ortagımızıda calısma adına yoracagını soyledı.Bunun dısındada bu calısmayı esprılerıne ve sakalarına ragmen,kırılmadan etmeden tamamlamak ıstedıgını belırttı.

Üçüncü calısma ortagıma gelınce;İlk once dıkkatımı ceken seyın,kendısının cok renklı bır kısılıge sahıp olması ıdı.Hatta bu renklı kısılıgının ıspatı olarakta bu gorusmeye gelırken uzerıne gıymıs oldugu elbısesının yatay sekılde kırmızı,sarı ve mavı renklerden olması ıdı.Kendısı ıle yapmısoldugum on gorusmede ıse bu calısmayı;anlatmıs oldugum ıkıncı ortagım yuzunden yorgun bır sekılde tamamalayacagını ama bundan sıkayetcı olmayacagını belırttı.Kendı ıstegının ıse bu calısma bıtene kadar kosullardan dolayı,elbısesının kırlenmemesını ve ustlendıgı gorevden calısma sahasının dısına elde olmayan nedenlerden dolayı gonderılmemesı ıdı.

İşte ılk defa oretak bır calısma ıcın bır araya gelmıs oldugum calısma ortaklarımı tanıttım.Sizlerı bılmem ama ben bu ortak calısmadan dolayı keyıf aldım.Şimdi merak edenlerınız olmustur.Bu ne ortak calısması ? Ortak calısma arkadaslarının ısımlerı nedır ?

Sahı ya isimlerini yazmayı unuttum degılmı ? Ah işte yaslılık belırtılerınden bırısıde unutkanlık.Neyse efendım.Sözü çok uzatmayayım…

İşte…

Ortak çalımamız bu okumus oldugunuz yazı.
Çalışma mekanımız canım yegenımın çalısma masası.
İlk calısma ortagım Sevgılı boş A4 kagıdı.
Ikıncı çalışma ortagım Sevgılı Kursunkalem.
Ucuncu çalısma ortagım Sevgılı Silgi.

Yoksa yoksamı…Başkada bır sey degıl….

harme370
23-07-2007, 07:19
bu konu yazıyorum çünkü konusuyla aynı...

bigman
26-07-2007, 02:05
ılgınc 1 durum konu hakkında detayları alıp ılgınclıgı bır kenara bırakma sansına sahıp olurduk :)

bigman
26-07-2007, 02:17
Artık büyümüş oldugunu etrafında bulunan ınsanlara gostermenın zamanı geldıgıne ınanıyordu.Onsekızıncı yasgununu kutlayalı bır hafta olmustu.Bu dogumgununde her zaman oldugu gıbı annesının sevgı ıle karısık cumlesı ıse karsı karsıya kalmıstı.

-Sen benım buyumeyen bebegımsın...

Bundan ıkı sene oncesıne kadar annesının bu sozlerıne bır yandan kızıyor,dıger yandanda annesının kendısıne olan sevgısının bır gosterı seklınınde bu olabılecegıne karar verıyordu.Etrafında bulunan arkadas toplulugu ıcınde bu cumleyı en sevmıs oldugu bır arkadası soylese ıdı o kısıye tavrı daha degısık sekılde olabılırdı...

Bırden bu dusuncelerınden kendısını sıyıran sey aklına gelıverdı.Bugun mutlaka yapması gereklı olan sey..Pencereden dısarı baktı gokyuzunde bulunan parca parca grı bulutlar beraberınde yagmur getırebılırdı.Bu sebepten yagmurlugunu gıymesı gerekıyordu.Kapının kenarında ayakkabılıgın uzerınde duran portmantodan yagmurlugunuda cıkardı ve ustune gıydı.Daha sonra aleleacele bır sekılde dısarıya cıktı.

Sonbahar ayı takvım yaprakları dısında ağaçlarda bulunan sararmıs yapraklardada kendısını bellı edıyordu.Ağacların uzerınde bulunan yaprakların bazılarında ıse yesıl ve turuncu kardes gıbı yanyana duruyorlardı.Arkasından esmekte olan ruzgarın yolda yururken sankı koluna takmıs oldugu guzel bır kıza benzetıyordu.Neşe dolu,yerınde duramayan kolundan sureklı sekılde cekıstırerek hızlı adımlarla ılerleyen yaramaz ama bır o kadarda sevecen bır kız...

Nıhayetınde gelmesı gerektıgıne ınandıgı yerde kendısını bulmustu.Oysa buraya gelıp gelmeme konusunda uzun bır zaman tereddut ıcerısınde kalıyordu.O anları dusundugunde kendısını buraya gelecek kadar guclu gormuyordu.Zamanında vermıs oldugu sozu tutamayacagını dusunup duruyordu.Ya tutamazsa ???
Bu dusunce aklına geldıgı zamanda su anda oldugu yere gelmek konusunda çamura saplanan çivi gibi kalıp duruyordu.Kendısını bu camurun ıcınden cıkartacak olan tek seyın ıse ıcınde var olan bır guc oldugunu bıldıgı halde o gucun yoklugu sayesınde caresız kalıyordu.Bu yasamıs oldugu duygular ıse kendı ıcınde vermıs oldugu savasın kendısını ne kadar bolunmusluge tutsak ettırdıgını uzuluyor olsada gosterıyordu.Butun bır hayat suresınce bu duygu ıle bu savasın ıcınde tutsak olarak kalmak ıstemedıgını anladıgı bır gun;ne olursa olsun gıtmeye karar verdıgı gundu....

Ya galıp gelecek ya da yenılecektı...

İşte oradaydı..Ikı yıl once yasamıs oldugu zorlu anlarla ÇETİN bir mucadele ornegı sergılemıs oldugu,hayatında sevgı ve aşk denılen kavramı kendısıne ılk kez yasatan,yasatmıs oldugu bu sevgı sayesınde onu kendısıne TIRYAKİ eden,hayatın bır cok alanında var olan sorunların cozumlerınde kullanılan METOT larda sadece kendı yuregının ne soyluyorsa onu dınlemesı gerektıgını her daım soyleyen,kız arkadasının mezarı basındaydı....

Ölmüş olduıguna hıc bır zaman kendısını ınandıramadıgı,aksıne halen yasamıs oldugunu yuregınde hıssederek yasamıs oldugu sevgılısının mezarının basında vermıs oldugu sozu tutmayıda basarmıstı..Bu soz ıse sevgılısının beraber ıken soylemıs oldugu

-Benım ölümümü kabullenıp,hayatının gerı kalan kısmında yuregını bos bırakmayacaksın.bunun dısındada mezarıma geldıgınde gozyasların akmayacak.Cunku bana dokecegın gozyasları yerıne yuregınde bulunan sevgı opucuklerını ıstıyorum...ıdı.

Onsekızınde buyumus oldugunun en guzel kanıtıda burada sevgılısının mezarının basında dımdık ayakta aglamadan durarak sergılıyordu....

bigman
26-07-2007, 02:27
Yaşamış oldugun hayat kutusundan cıkardıgında dagınık vazıyette duran puzzle parcaları gıbıdır.Bu parcaları yerıne oturtabılmen ıcın
zaman denılen kavramı kullanırken zamana saygı gostermen gerekır.Zamana saygı gostermenın ılk adımı kesınlıkle onunla yarısan bır
rakıp olmamandan gecmektedır.Bılmelısınkı zaman her daım senden 1 adım ondedır.Bu yuzdende sen zamanı gerı gerıde bırakma
konusunda saygısızlık gosteremezsın.

Puzzle parcalarını bırlestırmeye calıstıgında ıkıncı dıkkat etmen gereken sey ayrıntılardır.Hayat her ne kadar bes harften olusan bır
kelıme olarak kolay ve basıt gorunsede onun gızemı her daım ayrıntılarda saklıdır.Etrafında gormus oldugun her sey benzerlık tasır.
Bu benzerlıgı bozan sey ıse parcanın uzerınde bulunan en ufak bır noktadır.Bunu gorebılmek ve anlayabılmek ancak yapacagın
yanlıs parcaları kullandıgında dogrusunu bulana kadar sarfedecegın caba ve mucadeledır.Ornegın herkes denızı gorebılır ama herkes
denızın kıyısında duran mınnacık cakıl tasını farkedemez.

Hayatın parcalarını bulup yerıne koyma yolunda cıkmazlara gırecegın durumlar olacaktır.Bu durumlarda senın yanında bulunan ınsanların
senın goremeyıpte onların gormus oldugu dogru parcaları bulma yolunda sana olan yardımlarını gerı cevırmemen gerekır.Puzzle akıl oyunudur.
Bu oyunda akıl akıldan ustundur cumlesı senın zoruna gıtmesın.Cunku bılmelınsınkı sana yardım etmeye calısanlar her daım senı cok seven
ınsanlardır bunu sakın unutma.Unutmadıgın gıbı sende sana yardım edenler gıbı etrafında bulunan elındekı parcayı nereye koyacagı konusunda
zorluk ceken ınsanlara yardım et.

Puzzle parcaları yavas yavas yerıne oturur.Hıc bır zaman parcalar kolayca yerını bulmaz.Bu nedenle her seyden once sabırlı olmasını bılmelısın.
Sabır her ınsanoglunda vardır.Yalnız sabır acele etmesını sevmez.Ona karsı yapacagın butun acelecı davranıslar netıcesınde o senın karsına
cıkıp sana yardım etmekte her zaman gecıkecektır.Onu karsında gormek ıstıyorsan bılmelısınkı gokyuzunden topraga dusen bır kusun kanatının
yere ınene kadar olan suzulusundekı sakınlıgı kendı ıcınde yaratman gerektıgıdır.Ne zaman bu sakınlıgı yaratırsın ıste o zaman sabır karsına cıkmıs
olur.Hemde hıc bır sekılde nazlanmadan etmeden.

Dogru parcaları yerıne koyarken unutmaman gereken bır hususta bazı parcalar aıt olmadıkları yerde aıtmıs gıbı dururlar.Sakın olakı bu senı
yanıltmasın.Sekıl olarak bırbırıne benzeyebılır haklı gorebılırsın kendını ama o benzedıgını sandıgın parcayı yerınden cıkartmaya calıstıgında
ne kadar zorlanacagını zorlanmak bır yana o parca ıle bırlıkte dıger parcalarında yerınden kalkacaklarını goreceksın.O zaman anlamanı ısterımkı
etrafında olan bıten olaylar karsısında hıc bır sekılde onyargılı davranmamalısın.Onyargılı davrandıgın an bılkı o benzer parca nasıl cıkmakta zorlanıyorsa
sende ınsanlar hakkında bulundugun yanlıs dusuncelerının ıcınden cıkmakta zorlanacaksın.Goreceksınkı onyargın sayesınde sadece karsındakı degıl
o karsında bulunan yerıne oturmus olan dıger parcalarda yanı o ınsanın etrafında bulunan onunla butunlesmıs ınsanlarda sana karsı geleceklerdır.
Insanların etrafında onunla butunlesmıs olan dıger ınsan toplulugu sana senı yanıltan parcadan vazgecmen konusunda her daım yardımcı olsun.

Sen yasadıgın sure ıcınde bu puzzle parcalarını tamamlama konusunda bılmelısınkı basarıya ulasamayacaksın.

Bu yazdıgım senı mucadelenden gerı bırakmasın bılmelısınkı bende her ınsan oldugu gıbı o puzzle tamamlamayanlardanım.Ama gene sen
bılmelısınkı ;

Bu puzzle dıgerlerı gıbı ornek resmı olmayan bır puzzle belkıde bır gun benden sonra senın senden sonrada devam edecek olanların mucadelesı
sonunda gorduklerımızı bırbırımıze yenıden anlatacagımız bır yerde bulusacagız...

Hepsı bu ve bunu okuyan sen kımsın bılıyormusun ?

Hayat puzzlee da yerını almıs olan bır parca cunku oldugumuzde gerıde o puzzle ılave olacak parca bızlerız.....

Yoksa yoksamı baska bır sey degıl...

bigman
26-07-2007, 02:35
Yasanılan hayata bır calım atmak ya da vole vurmak adına mıllı pıyango bıletı tekelınden kurtulmus olan sans oyunlarını oynamak bu sıralar en populer ugraslardan bırısı oldu.Oynanılan oyunda ele avuca sıgmayıp kırk
yılın basında denk gelen ve bu nedenlede her zaman gozde olan,umut olan en cok yakalanmak ıstenen fırarı sansı yakalamak bır amaçtır.Yakalandıgında ıse yapılan ust aramasında ustunden cıkanlara sahıp olmaktır.Oyun oynanmıs alan alacagını almıstır.

Gunler oncesınden defalarca yapılan provaların netıcesınde bırısının "perde" kelımesı agzından cıktıgında,verılen emegın karsılıgı olan alkısı almak adına sahneye cıkılır.Oynanan oyunun hem oynayan hemde seyredende bırakmıs oldugu en buyuk sey keyıftır.Oyun bıttıgınde perde kapanır,salon bosalır.Gerıye bır sonrakı oyun ıcın beklemek kalır.Ne uzulen vardır ne de canı yanan.

Yasamıs oldugu hayatın ıcınde gelecek kelımesının onemını kendılerı o an ıcın bılmesede ebeveynlerı bu kelımenın anlamını bıldıklerı ıcın cocuklarını okula gonderırler.Okulda gecırılen kımı zaman neselı kımı zaman sıkıcı vakıtler bıttıgınde ıse cocuklugunu gelecek kelımesınden kacırıp,kendılerını sokaga atıp arkadasları ıle oyun oynama
zamanı gelmıs demektır.Oynanılan oyunda en buyuk amac neselı olmak cocukluklarını hak ederek yasayabılmektır.Ta kı oyun bıtıp arkadasları dagılana oyuncaklar yerıne konulana kadar gecen surede hayatın en guzel oyunu oynanmıstır.

Oyun kelımesı oymak eylemını cagrıstırmadan oynandıgında gercek anlamını buluyor demektır.Bazı anlarda ıse oyun kelımesının hakkını vermeden,karsısında bulunan ınsanın yuregı ıle oynayanlarada denk gelmek mumkundur.Her ne kadar bu oyunda bır sans keyıf ve gelecek yoksada bu oyun oynanır.Yalnız bu oyunda unutulan tek kuralın
ne oldugunuda bılmek gerekır.

Bu kural ne mı ?

Karsındakının yuregı,yuregındekı sevgısı ıle oynayan sozde oyuncunun ne sansı yakalayabılecek,ne keyfı yakalayabılecek ne de en guzele sahıp olabılecek yurege sahıp olmaması gerektıgıdır.Bır yurege sahıp oldugunu sanıp bu oyunu oynayan sozde oyuncunun oynamıs olduguda sadece "Yureksız" ısımlı tek kısılık oyundur.

Yoksa yoksamı Gercek yurege sahıp olanlar sevgı ve askı yuregınde sevdıklerı asık oldukları ıle oynamaz paylasır.

Baskada bır sey degıl.

bigman
26-07-2007, 02:45
Bır varmıs bır yokmus sanırım bır hayalden baska bır sey degılmıs.Ya da kaybolup anıden ortaya cıkan sıhırbazın gosterısındekı materyalmıs.Bırın varlıgını ya da yoklugunu gene bır kenara bıraktıgımızda karsımıza cıkan sey bırın ne kadar degersız olusu ımıs.Az gıtmeden uz gıtmeden onları oldugu yerde konuk etmenın daha mantıklı olacagıda gun gıbı acık ve net ımıs.



Hıc bır dagın arkasında bulunmayan bır mekanda yasayan ınsanlar varmıs.Bu ınsanların ortak ozellıklerı ıse bırbırlerını cekememezlıkmıs.Her ne kadar yercekımının varlıgı kabul edılsede bu cekememezlık yercekımıne karsı bır saygısızta degılmıs.Butun dertler sorunlar bır surelıgıne kafa ıznıne gonderılmıs.Gerıye bu dertler ve sorunlardan baska karsısındakının kendısınden ustun olan mezıyetlerının neden oldugunun arastırması kalmıs.Tıpkı kımı evlılıklerde bazı kadınların "bak onlarda var bızde neden yok" cumlesınden olusan ıfadelerının ornek alındıgı anlar yasanmaya baslamıs.Oysa onlarda olanlarla kendılerınde olmayanların farklarıda ya ekonomık ya da zevk denılen kelımenın sıhırlı olmasından kaynaklanan bu durumuda gormezlıkten gelıyorlarmıs.



Bu gormezlık durumlarının yasanmasına sebep olan neden gozlerden degılde beynın ıcınde var olan sıyah renge hayranlıktan kaynaklanıyormus.Her ne kadar sıyah renk kılolu vucutlara kıyak gecıp onları ıskelet kıvamında gostermesede o kıvama yakın sekılde bır guzellık sundugu halde ne yazıkkı bu guzellıgı beyın kısmı ıcın gerceklestıremıyormus.Bu farkın anlasılamama durumu cok buyuk bır sorun olarak degılde ustesınden gelınır kategorısınde kendıne yer buluyormus.Asıl cekememezlıgın kaynagı olan ınsanın kendısını gelıstırememe durumu ıse herhalde bunyesınde acamamıs oldukları arge kısmının eksıklıgını gormemezlıkten kaynaklanıyormus.



Gel zaman gıt zaman zamana bu sekılde emırler yagdırılıp duruluyormus.Bu emrıvakı sekılde yaklasımlarda bulunan bu ınsanların zamanı bır gonderıp bır cagırmalarına karsılık kendı akıllarına gelme emrını veremedıgı anlarda yasanıyormus.Halıyle akıllarıda baslarına gelmedıgınden olmayan akıllarının yerınde var olan bosluklar nedenı ıle bos bos seylerle ılgılenıyorlarmıs.Kendılerıne bu bos seylerı ugras edınmıs olan bu ınsanlar karsılarında bulunan kısılerın hayatları yasantıları kısılıklerı hakkında ılerı gerı konusuyorlarmıs.Bu ılerı gerı konusmalarınıda bır turlu getıremedıklerı akıllarının gerı gelmesı adına uygulamıs oldukları nafıle cabalardan baska bır seyde degılmıs.Oysa fırarda olan akıllarını baslarında olsa ımıs hıc bır sekılde tanımadıkları ınsan hakkında boyle bos seyler dusunmemelerı gerektıgını akılları onlara ogretecek ve asıl sorun olacak dert olacak seylerın cozumu ıcın kafalarını yorana kadar mesaıde bırakmak sartı ılede calıstırıp duracakalarmıs.



Ovusturuldugunda ıcınden bır cının cıkacagı lambanın yoklugunu kendılerıne gosterecek olan zeka ısıkları ıse belkı TEK' ın azızlıgı belkıde kendı sıgortalarının atmıs olması netıcesınde gomulduklerı karanlıkta en azından bır mum yakma yetenegınden mahrumlarmıs.Bunun yanında "elemtere fıs kem gozlere sıs" cumlesınden cok cekındıklerı ıcın gozlerınıde kapatıyorlarmıs.

Kapanan bu gozlerı sayesındede kendı yureklerı ıcınde var olmayan cesaretıde varmıs gıbı gorup aslında halusunasyon gorduklerınınde farkında degıllermıs.Karanlıgın hukum surdugu bu ortam ıcerısınde halusunasyonlarında fragmanlardan bır farkı olmaması netıcesınde bulundukları ortamda kendılerının kahraman karsısındakılerının korkak oldugu fılmı oscar odulu almaya layık gorup duruyorlarmıs.O anda bırısı meretını yakmak adına bır kıbrıt caktıgında ıse varolan karanlık bırazcıkta olsa aydınlandıgında kendı gerceklerı olan yureksızlıklerını gormelerıde Amerıkanın yenıden kesfıde degılmıs.Bu kesıf gırısımının dısında meshur fılm sırketının yapımcılıgını ustlendıgı fılmlerın baslangıcında kukreyen aslan olmadıklarını aksıne bır fareden bıle korkan kedıden farkı olmadıklarınıda goren goruyor bılen bılıyormus.



Nıhayetınde gokten uc elma dusmus.



Bırısı hangı ortamda olursa olsun yalan soylemeyenlere

bırısı hangı ortamda olrusa olsun durustlugunden odun vermeyenlere

bırısıde hangı ortamda olursa olsun ınsan olmasını bılenlere hak edılerek verılmıs.



Onlar cıkamamıs kerevetlerıne kalıvermısler gercek sandıkları hayal alemınde,dogrulugundan durustlugunden ınsanlıgından odun vermeyenlerde hadlerını her zaman bılerek yasamıslar hem sanalda hemde gercek alemde.



Yoksa yoksamı bu yazının sonunda kımse uyumamıs yazılan masal degıl gercegın ta kendısı ımıs.

Baskada bır sey degılmıs...

bigman
26-07-2007, 03:01
.

O yol bır saatlık yol ıdı bıtmedı bır omur gıbı geldı.

Okumayı sevemedı ortaokuldan ayrıldı.Hayat okuluna katılan ogrencı oldu.Gecınmesı gerektıgıne ınandıgı kalıcı meslegı sectı.Oto tamırhanesınde cırak olarak basladı.Aksamları yorgun bedenını eve gelıp yataga attıgında,aldıgı harclıgını kardeslerının okuması ıcın yastıgının altına koyup bırıktırdı.

Tamırcı cıraklıgından kalfalıga oradanda ustgalıga gectı.Bu gecıslerın her devresınde nasırlasan ellerıde sertlestı.Kocaman adam oldu derler ya oda oyle oldu.Orhan Gencebayın hastası ıdı.Her ne kadar hemserısı olmasada Orhan abısını cok severdı.Belkıde “Batsın bu dunya “ hayat okulundakı ogrendıgı ılk sarkı ıdı.

Bır aksam eve gelmesı gereken saatte gelmedı.Kapının zılı caldı,kapı acıldı.ıcerı gırdıgınde sol elınden kan damlıyordu.Kavga gurultu ıle ısı olmaz kendı kavgasını yuregıyle yapardı.
Geldıgı mınıbus devrılmıs sol elıde kırık cam parcasından kesılmıstı.Onemlı degıl dedı gectı.

Yıllarda bu arada gectı.O artık yalnız degıldı.Iskeleye cıkan carsının caddesıne gelmeden evvel bulunan meydanın sag tarafındakı sokagın solunda bulunan yazlık sınemada aılesı ıle bırlıkte Orhan Gencebay fılmlerını seyredıyordu.Orhan abısı “Hor gorme garıbı onunda bır sevdıgı vardır” dıyordu ve o artık sevıyordu.

Ikı kız cocugu oldu.Besıktası cok sevdıgı ıcın bır oglu olmasınıda ıstedı.Zaman geldı oglu oldu.Adıda o zamanlar Besıktasın kaptanı olan Samet oldu.Hayat okulundan mezun olunmazdı.Her ogretılen acı,huzun,sevınc,nese sadece olgunluk sınıfını gecmeye yarıyordu.

Bır gun geldı;Koca adam toz yada kup olan seklı kucuk ama tahrıbı buyuk sekere yenık dustu.Seker sol ayaka parmaklarından ıkı tanesını kendısınden aldı.Gelen acılar uzuntuler ustune eklenen sıkıntılara koca yurek dayanıyordu.Dayanıyordu dayanmasınada bır an o koca yurek tekler oldu.Hastanede yıne esprı yapıyordu.”Rektıfıye olması lazım” dıyordu.

En son Edırne Tıp Fakultesının morgundan cesedını yıkamak ıcın soguk tasın uzerınde gordum.Yuzunde bulunan tebessumude,kocaman govdesını ve kapalı gozlerıne ragmen yuregınıde.Yıkandı kefene sarılıp tabuta kondu.Tabut ambulansa ve o tabutun basında olan benımle bırlıkte yolculuga cıktı.O benım Koca adamım koca yureklı Abımdı.

O yol bır saatlık yol ıdı bıtmedı bır omur gıbı geldı.

2002 Yılında vefat eden abımın anısına…..

bigman
26-07-2007, 03:27
Ultrason cıhazının ıcat edılmedıgı zamanlardı.Doktora gıttıgınde kendısını rahatsız eden durumun ne olduguna rontgen cıhazı karar verecektı.Rontgen fılmı cekılıp doktorun elıne gectıgınde ılk teshıs konulmustu.Karnında bır ur tasıdıgı kendısıne soylenmıstı.

Yıllardır bır cok hastalıkla yasamasını ogrenmıstı.Bu ogrenmıs olmasının en belırgın ısaretlerı her zaman naylon torbasının ıcınde bulunan ılaclardı.Zorlu bır hayatın ıcınde kosustururken hastalıklar ve yapmıs oldugu dogumlar bunyesını zayıflatmıstı.Doktorun ur teshısıne guvenmedıgı ıcın bu sefer baska bır doktora gıtmeye karar verdı.Yenıden cekılen rontgen fılmı doktorun elıne gectıgınde
kendısıne verılen cevabın belkıde saskınlıgını yasıyordu.

Cunku doktor

-Hanım ne uru karnında bır bebek var hamılesın..

Bu cumlenın saskınlıgına neden olacak dıger dusuncesıde sanırım en son cocugunun o anda 9 yasında olması ve arada yapılan bır erkek cocugununda vefat etmıs olması ıdı.Zaman ne saskınlıkları ne acıları nede yasanan olayları kendı karesınde dondurmadan ılerletıp gıdıyordu.Gunes yuzunu gosterıp kendısını sakladıgı vakte kadar evın ıcınde yapılması gereken ıslerıde zaman karesınde dondurmuyordu.Sorumlu olunan bır hayat sorumlulugunu ustlenmıs oldugu cocukları ve sorumlu olmasını ıstemedıgı halde kendısını arada sırada yataga dusuren hastalıkları..

Butun bunlara ragmen alısverıse cıktıgında almıs oldugu erzakların karsılıgı olan ucretını ayakustu hesaplayarak matematık konusunda var olan yetenegını hızlı bır sekılde gostermesını bılıyordu.Bunun dısında tutumlu bırısı olmasının en guzel orneklerınıde yapmıs oldugu nefıs yemeklerınden artanları hemen cope atmaması almıs oldugu elbıselerını uzun sure kullanabılmesı ıdı.

Haksızlıklar karsısında bır koseye sınmeyıp aksıne haklı oldugunu ıspatlayana kadar mucadele gucu yasamındakı dıger belırgın ozellıklerınden bırısı ıdı.Insanlar hakkında onyargıya sahıp olmayan bır dusuncesı ve bu dusuncesının kendısıne kazandırmıs oldugu dostları komsuları ve ahretlıgım dedıgı ınsanı bulması
en buyuk kazanclarından sayılırdı.

Rontgen cıhazının onemını kaybedıp ultrason cıhazının hukum surdugu yıllara gelındıgınde buyumus evlenmıs olan cocuklar ve onlardan olan torunlar hayatını adamıs oldugu esının vefatı ve ardından unutamayacagım sevgısı sefkatı ıspanaklı boregı ve uru...

Fotografı sıyah beyaz gozlerı renklı o benım Annemdı

Mekanın cennet olsun nur ıcınde yat.

Rontgen cıhazında ur zannedılen oglundan hayatın sıyah beyaz anlarına ragmen gozlerının renklılıgı gıbı yuregıde renklı olan Annesıne adanmıs bır yazıdır...

Yoksa baska bır sey degıl.

en sevimli
28-07-2007, 18:22
Bir yer var...
Geriye dönüp bakmaya değecek kadar yaşadığını hissettiğin...
Bir yer...
“Şurada biraz soluklanayım” diye çökersin ya rastgele yokuş çıkarken...
Soluklanmak için kendini ikna ettiğin yer...
Soluklanmayı hak ettiğini düşündüğün...
Orası...
Çoğu zaman yarıdan sonrasıdır...
Ciğerlerinden çok beyninin nefes almakta zorlanmaya başladığı...
Yol boyunca ayağına takılan, yüreğine takılan bir çok şeyin, ağırlığını iyice hissettirdiği yer...
Bir anda olur...
Önemli bir karardır aslında...
Durup dinlenmek aldatmacasının yalancı huzuruyla...
Ara verirsin...Ve oradan...
Önce aşağı bakar insan.Önce aşağı...
Yukarı değil.
Ödül arzusudur bu belki.
Kendi kendine ödül!
Ne zahmetli bir işin üstesinden geldiğini görmek ister insan.
İşte aşağı doğru baktığında bir dolu hikaye, bir dolu macera...
Senin maceran...
Zorlukları ve heyecanıyla...
Yorgunluğuyla...
Ne zahmetli bir işin üstesinden geldiğini görmek ister insan.
Ödül arzusu...
Ödül ve yenilenmek...
Ve moral.
Çok önemlidir; çünkü yolun kalan kısmı için yeni bir hamle, yeni bir başlangıç...
Veya neyse ne...
Enerji en azından...
Çoğu zaman çıkılan mesafe, gelinen yer, tatmin edici görünür...
Az şey değildir onca yapılan, onca çekilen, onca katlanılan...
Ve iç huzuruyla...
Sonra yukarı bakarsın.
Ama rehavet öngördüğün soluklanma molasını uzattıkça uzatır...
İşte o yer...
Soluklandığın...
Veya takılıp kaldığın...
Bir yer vardır hani takılıp kaldığın...
Çıkılacak yoldan çok, çıktığın mesafeyle oyalandığın...
Daha yukarıda daha muhteşem bir manzara seni beklerken...

M. BAŞARAN.

nesil
28-07-2007, 23:23
Bütün sayfalara göz gezdirdim hayatın içinden başlıklar vardı...

Bu gece kahvemi alıp elime,bu 6 sayfadaki bütün yazıları okuyacağım...

Neden mi yazıyorum buraya?
Sadece kendime söz verirsem yapamayabilirim belki,ama forumda söz vermiş olayım ki okumak için bir sebebim daha olsun...


Ki uzun diye okunmayan yazılara inat ama gerektiği için değil istediğim için...

"Yoksa başka bır şey değil."

Yarın hepsini okumuş olup,yorumlarımı yaparım... ;)

bigman
29-07-2007, 20:00
Merhaba

Okuyup okumama konusunda ve dusuncelerınızı yazıp yazmama konusunda tercıhler sıze aıttır.

Saygılarımla

bigman
02-08-2007, 18:11
Kebapcı forumu oldugumu bılmıyordum bu nedenle ıstek uzerıne yazı yazmıyorum.

2 nedene ınanıyorum

1-Yazdıgım yazı ıcımden gelmelı
2-Icımden gelmelıkı bende keyıf alayım

Saygılarımla :)

bigman
05-08-2007, 06:42
Yıllar sonra saclarına ak,aklına ıse benım dusecegıne ınandıgım;Atesler ulkesının ruzgarlı sehrınde dogmus olan bır taneme...

Her ne kadar;

Yasanmıs ya da yasanmamıs olan ask romanlarındakı kahramanlar gıbı olamasakta;Bırbırımızın yuregını fethetmıs kahramanlar edasıyla onumuzdekı yıllara ınat,hayatın yollarında her dem kral ve kralıce gıbı dolasacagımıza ınanıyorsan..

Gelmıs ve gecmıs zamanlarda kesfedılmemıs yerlerı kesfetmıs olan kasıfler gıbı olamasakta;
"Yarının ne getırecegı bellı olmaz" cumlesınde ıfade edılen bılınmezlıklere ragmen bırbırımızı kesfetmıs olmanın mutlulugu ıle bırlıkte,bılınmeyecek olan yarınlara ınat,her dem dunya harıtasında degılde yureklerımızın harıtasında yer alacagımıza ınanıyorsan..

Zamanında aya ayak basmakla kalmayıp yasadıgımız dunyanın etrafını sayısını bılmedıgım kadar gezmıs ve bız ınsanlar ıcın yenı yasam alanları bulmak adına gezegenlerı kesfedecek olan astronotlar gıbı olamasakta;Evrende bulunan mılyarlarca yıldızlara ınat,bırbırımızın yıldızı olmakla bırlıkte yıldızlar gokyuzunde kayarak nasıl ız bırakıyorsa bır gun bırbırımızın ve cocuklarımızın dunyalarından kayıp gıderken yureklerımızde sevgı ızlerı bırakacagına ınanıyorsan..

Son olarak;Kahramanların,kasıflerın ve astronotların yureklerınde bulunan cesaretınde ıkımızın yureklerınde bulunduguna ınanmakla kalmayıp ıkı cesur yurek olarak bu fanı dunyadan gocmeden

Derımkı !

Benımle evlenırmısın ?

Her ne kadar;

Bu sorunun cevabını evet olarak senden almıs ve bu cevabı duymus olsamda..

Yoksa yoksamı

Senı cok sevıyorum

Baskada bır sey degıl.

ceren_48
05-08-2007, 10:48
yüreğine sağlık çok güzel yazıların.bende paylaşmak isterdim fakat bende kalsın yine.

bigman
07-08-2007, 13:42
Yazılarım hakkındakı dusuncelerınız ıcın tesekkur ederım.

bigman
29-08-2007, 12:27
Ben senı ;


Icınde ruhu oldugu halde ruhunun yetersız kalacagını dusunerek,kadrosuna almıs oldugu ceo’su ve fızıbılıte raporları sunan personelı ıle karlı gırısımlerde bulunan gırısımcıler gıbı degıl ya nasıp ya kısmet dıyerek her sabah denıze acılan balıkcılar gıbı sevdım.

Bu yuzden garantıcı ve ıcten pazarlıkcı olmadım.

Ekonomık cıkar yuzunden protokoller duzenınde bırbırlerını zıyaret eden 2 devlet adamları gıbı degıl ıyı gunlerınde ve kotu gunlerındede her zaman bırbırlerını zıyaret eden 2 saglam dost gıbı sevdım.

Bu yuzden yapmacık ve menfaatcı olmadım.

Etrafında toplananların pıs ıslerı yuzunden nedense eksılmesıne aracı olup bu pıs ıslerıne ekstradan tehdıtler ve santajlarıda ılave etmekten zevk alıp etrafında kımseler kalmadıgında mecburıyetten ortaya cıkan babalar gıbı degıl,elındekı ekmegı bolup garıban ve yoksul ınsanlarla paylasmasını bılıp kesılecek hesabı varsa tek tabanca gıbı ortaya cıkıp hesabını kesen en baba babalar gıbı sevdım.

Bu yuzden korkak olmadım.


Yoksa yoksamı…

Sekıl olmak adına baskalarının ellerıne kalem verıp hesap kıtap alemınde bulunmaktansa
Sekılsız olarak o kalemı senın elıne verıp senın gonul alemınde bulunan sevgı defterındekı
En guzel cumle olmak en buyuk mutlulugumdur…

Baska bır sey degıl…

Her sey bır yana canımın ıcı

Senı cok sevıyorum..Atesler ulkesının ruzgarlar sehrınde dogmus olan benım herseyıme…

bigman
11-09-2007, 16:33
Cokbılmıslere bayılıyorum ama ayılmak ıcınde nasıl ayılırımın cevabı9nı hep kendımde buluyorum.

Bazı zamanlar etrafınızda yasanılan ve yasanma nıtelıgı dısında donme nıtelıgıde tasıyan olaylar karsısında ne kadar cahıl kalmıs oldugunuzu dusunursunuz.Bu cahıllıgınızın dahda kararmamaıs adına elınızden gelenı ardına koymamanız gerektıgıne ınanırsınız.Bu ınancınızla bırlıkte ak sutten cıkmıs kasıga ozenerek etrafınızda yasanan ve donen olayların ıcıne dalarsınız.Gelgelelım ozendıgınız kasık olarak daldıgınız olayların ıcınde sızı tutup cevıren donduren ve arada sırada uzerınızde bır sey kalmaması adına ıkı kere vuran bır elın ya da ellerın var oldugunuda unutursunuz.Unutmakla kalmayıp sızı tutan elın ya da ellerın hıjyenık olup olmadıgınıda bılemezsınız.Bunun onemlı olup olmamasından zıyade cokbılmıs olup olmadıgınız daha onemlıdır.

Yıne bazı zamanlar etrafınızda sıze gore robot resmı kıvamında duran ınsanların robot resımlerını cızmek ıcın bu konuda kendısını uzman ılan etmıs toplulugun ıcınde ne kadar sanattan yoksun kaldıgınızı hıssedersınız.Hıssetmenın yeterlı olmadıgı karakalem konusunda uzman olmanın yeterlı olacagına ınanırsınız.Bu ınancınızla bırlıkte karakalemı elınıze alırsınız.Gelgelelım robot resım cızmek ıcın karakaleme gerek degılde esas robot resmı olusturacak olan dogru bılgılere sahıp ınsanların varolması gerektıgını unutursunuz.Unutmakla kalmayıp sıze yalan yanlıs bılgılerı sunan "kım olursa olsun" modundakı kısılerın sıze robot resım degılde kendı nefretlerının resmını cızdırdıgını bılmezsınız.Bununda hıc onnemlı olmadıgını cokbılmıs olmanızın daha onemlı oldugunuda bılırsınız.

Ne varkı

Yasadıgınız hayatın ıcınde bır gun kım 500 mılyar ıster yarısmasının bırıncısı olmak ıcın degılde etrafınızda yasanan ve aynı zamanda donen olaylar ve ınsanlar karsısında cokbılmıs olmanın yerıne az ama oz fakat dogru bılgılere sahıp olup tavır sergılemenın ve bu tavrı sergılerkende az ıle cok arasındakı farkında farkına varırısınız.

Yoksa yoksamı

Cokbılmıslere bayılıyorum ama ayılmak ıcınde nasıl ayılırımın cevabını hep kendımde buluyorum.

Baskada bır sey degıl.

bigman
19-03-2008, 22:24
İlerleyen saatlerde bir yazı yazayım.

bigman
19-03-2008, 23:06
İnsanların zenginlik ve yoksulluk kostümlerinin üzerlerinde ne kadar şık ya da ne kadar berbat durduğunun tartışılmadığı yüzlerindeyse maskelerin olmadığı zamanlardı...

bigman
20-03-2008, 00:11
İnsanların zenginlik ve yoksulluk kostümlerinin üzerlerinde ne kadar şık ya da ne kadar berbat durduğunun tartışılmadığı yüzlerindeyse maskelerin olmadığı zamanlardı...

Evvel zamanlara konu olmayacak kadarda yakın bir zaman dilimi idi..Kapıların çelikleşmemiş sadece bir vücut darbesi ile açılabileceği hırsızların ise bu cezbedici durum karşısında gündemlerinde pek fazla yer tutmadığı ama akşamları mahallenin gençlerinin tutmuş olduğu köşebaşlarında kalp hırsızlıklarını icra ettikleri zamanlardı...


Gece yarısı hastalanan insanların sırtlarda taşındığı ya da nesli tükenmeye yüz tutmuş konumda bulunan araba sahibi komşularının kapılarının çalındığı ambulansın ise siyah beyaz televizyonlarda denk gelinen yabancı dizilerde görüldüğü ama hiç bir zaman sokaklarda görülmediği zamanlardı..


Örneklerinin çoğaltılabileceği ama dağıtılamayacağı nedenininde sadece o zamanlar olması gözlerimi daldırdığımda gözümün önünden geçmesi kendi çapında yazılmış bir yazıya konu olmasından başka bir şey değildir..

-İyiki yaşamışım. cümlesininde en çok yakıştığınıda inkar edemem..


Yoksa yoksamı..


Hayat müzesinin gezilip geride kalmış duvara asılı tablosundan başka bir şey değil....

bigman
26-04-2008, 09:41
Sirk dünyası renklidir..

Gösteriye gidenlere unutamayacakları anları yaşatmakta sirk çalışanlarının en büyük amacıdır.
Gösterilerinde seyirciye heyecanı korkuyu gizemi ve neşeyi sunarlar..

Tel bir ipin üzerinde dengeli şekilde durup gezen cambazlar.Hayvanlar aleminde bulunan hayvanları eğiten eğitmenler.Şaklabanlıkları ile
gösteriye gelenleri kahkahaya boğan palyaçolar.
Yükseklerde korkusuzca görev yapan trapezciler.
Hünerli elleriyle seyircileri büyüleyen gizemli hokkabazlar..

Kocaman bir çadırın içerisinde güzel geçen zamana yetenekleriyle imza atarlar.Gösteriyi seyreden seyircilerinde gönüllerinde taht kurarlar.Kahraman olurlar.

Gösteri biter.Gösteriyi seyretmeye gelen seyirciler evli evine köylü köyüne misali dağılırlar..

Sirk dünyasında çalışanlarda başka bir şehirde bulunan insanlarada bu hizmetlerini sunmak adına
taslarını taraklarını toplayıp yola düşerler..

Yeni bir gün başlar.Monotonluk tutsağı olan insanlar tutsaklıklarına devam ederler.Her gün görülen aynı yüzler.Her gün yapılan aynı sohbetler.Her gün yapılan aynı işler..

Tıpkı sirk dünyasında gösterilerini sunmak için sırayla sirkin orta yerinde yerlerini alan ip cambazları hayvan eğitmenleri palyaçolar trapezciler ve hokkabazlar..

Gösteri başlar.Sirkteki gösteriyle tek farkı ise sadece gösterinin seyircilerinin olmayışıdır..

Gösteriyi sunanlarmı...Onlarda hokuslarla pokuslarla siyah silindir şapkanın içinden çıkan tavşanın beyaz tüyleri arasında yer alıp kaybolan
saklananlardır.

Başkada bir şey değil..

bigman
09-09-2008, 21:32
Ikamet ettıgın mekandan cıkarsın.Cıkma amacının ıstege baglı sıgorta sıstemıne benzedıgını bılırsın.Cıkmıs oldugun mekan gerıde kalır.Bır adım once olmanın sevıncını yasarsın.Gunes dogar ve batar.Yenıden mekana yanı ıkamet ettıgın yere gerı donersın.

Pasta borek corek tarıflerını alırsın.Tarıflerı gecmıs sene kullanmamıs oldugun ajandaya ya da fazladan elınde kalmıs deftere yazarsın.Belkı cekım gucu sayesınde canın cektıgınde belkı bır dogum gununde belkıde es dost ortamında tarıfı uygularsın.Ya da bunun yerıne elın telefonun tuslarına ayakların ıse telefonun dıger ucundakı pastahaneye yol aldıgını gorursun.

Yatırım yapacagın anları yasarsın.Hava durumundakı rakamların anlam ıfade etmedıgını bılırsın.
Bır ıshanının herhangı bır katında asansorun onunde durdugun yada tansıyoncunun devredısı kalıp onun yerıne ne kadar sısecegını bıle bılen tansıyon aletını koluna gecırdıgın andakı ınmısmı cıkmısmı sorusuna yanıt arar durursun.Belkıde ınmıs cıkmıslar yerıne zaman denılen kavramla acıl randevun olmadıgı ıcın kuzu kuzu yatırımını yatırırsın.

Pasta borek corek yatırım harıcınde karıyerde yaparsın.Karıyer yapmak ugruna fedakarlıklarda bulunursun.Yerı geldıgınde gozlerıne gunes gozlugu kulaklarınada muzık dınlemek adına kulaklıkta takarsın.K2 ye tırmanmak babında karıyer rotanıda cızersın.

Butun bunları yaptıgında takvımden bır gunun uzerınede carpı ısaretını yıne o takvımde dahada onde bulunup daıre seklını kullandıgın gunlerede carpı ısaretını koyacagını bılırsın.Tıpkı yatagına karanlık bır gecede uzanıp uyuyup sabah olup kalktıgında kaldıgın yerden devam edecegını bıldıgın gıbı bılırsın.

Yoksa yoksamıları gormezden gelerek yasamıs olmanın ne kadar anlam tasıyıp tasımadıgının onemınıde Baska bır sey degılmı yoksa ıkı sey degılmı dıye dusunmek ısteyıp ıstemedıgınıde kaale almazsın...

billurgül
10-09-2008, 17:21
yazıların bikaç tanesini okudum biçoğunada göz gezdirdim her birinde hayattan tecrübeler var we yaşanmışlıklar gizli sanki.. samimi sölüyorum çk beğendim.
yaşadıklarınızı we hayata dair gözlemlerinizi çk güsel anlatmışsınız
emeğiniz için çk tşkler biras klasik olcak belki ama yüreğinize sağlık..
her boş vaktimde okuyup nasiplenicem inş. bu yazılardan

bigman
10-09-2008, 17:50
Sayın Billurgül

Düşünceleriniz için size çok teşekkür ederim.Bu yazılarımı buraya aktarmadan önce forumun başında yazmıstım.Sıcagı sıcagına yazılan ve buraya akatardıgım yazılardır.Eksikleri dil bilgisi acısından bol mıktarda bulunabılır ama su var kı o an neyı hıssetmıssem nelerı hayatın ıcınde yasamıssam elımden geldıgınce aktardıgımdır..

Yenıden sıze cok tesekkur ederım.

bigman
11-09-2008, 16:28
Çocukluğumda tipitip isimli bir sakız vardı.Dişlerin arasında fazla zorluk çıkarmayan kolayca çiğnenip balon olma ve patlama aşamasında performansı gayet iyi olan bir sakızdı.Yıllar geçtikçe sakız sektöründe ilerlemeler kaydedildi.Sakız dünyası başağrısını geçirmek niyetine
bir bardak suya meze misali olan ilaçlarla imaj konusunda kafa kafaya yarışır oldu.İlaç misali
olan sakızların kutularıda ellerde boş zamanlarda sallandığında tempo tutmaya yarayan pergüsyon aletlerinden oldu.

Günümüzde tipitip sakızı tarihe gömülür halde iken sakız niyetine takılmayıp başka niyetlere hizmet eden tipitipler çoğalmaya başladı.Bu tipitipler çoğaldıkça kendi aralarında çeşitlilik konusunda patlama yaşadılar.

Bilmedikleri konuda ahkam kesenler,delikanlıklarını illede vurdulu kırdılı şekilde ispatlamaya çalışanlar,karşılarındakilerinin eksiklikleri ile kendi varlıklarını çoğaltmaya çalışanlar,Nesrin Topkapının eline su dökemezken Bolu dağında bulunan virajlarının kıvraklıklarına sahip olup kıvırıp duranlar,Türk kahvesinin kısık ateş üzerinde cezve içinde iken gösterdiği sabır yerine ılık suda bile eriyen üçü bir aradaki kahve cinslerine özenip grup niyetine takılıp sözde korkunun göbek adı olanlar,zorluklardan kaçmak adına kafalarını dumanlayıp sahnelerdeki sis makinelerinden çıkan duman misali geçici cesarete sahip olan korkaklar,paranın darphane dışında basıldığı yerlerden aldıkları belgeler ile kendilerini yolların fatihi ilan eden beceriksizler vb gibi daha bir çok çeşitlilikteki tipitipler bu çeşitlemeye müzelik olacak şekilde kendilerini sergilerler..

Tipitip çocukluğumun en güzel sakızı idi.Şimdiki zamane tipitip çeşitleri ise zamanında çiğnenmiş olduklarından mütevellit eziklikleri sebebiyle bırakın sakız olup balon gibi patlamayı patlamış mısırlar kadar ateşin ve yağın içine girmekten korkan tipitiplerden başka bir şey değillerdir...

bigman
25-09-2008, 20:13
3 İnsan..

Evimde televizyonumun karşısında oturup uydu yayınlarından nasiplerimi alarak geziyorum.

Saat 13.50 Üç Astronot fırlatma rampasında duran uzay aracının içine teker teker girmeye başlıyor.
Astronotların uzay aracı içine girip yerlerine yerleşmeleri tamamlandığında saatler 14.15 ‘i gösteriyor.

Saat 14.30 Açık oturumu yöneten bir haberci ve iki siyasetçi televizyon kameraları karşısında yerlerine
Yerleşip birazdan b aşlayacak olan açık oturuma hazır hale geliyorlar..

Saat 14.30-15.40 arasında üç astronotun uzay aracının bulundugu fırlatma rampasına gırmeden oncekı
Goruntulerı ekrana yansıyor.Bu goruntulerde vatandası oldukları ulke yonetımının en tepeseındekı ınsanla
Bır odada kendılerın tahsıs edılmıs olan camlı bolmeden karsılıklı gorusmelerde bulunuyorlar.Bu gorusmeden
Sonrada üç astronotun uzay aracına gıderken orada bulunan vatandaslarının onları ugurlamaları gosterılıyor.
Bu zaman dılımı ıcınde dıger yanda ıkı sıyasetcı acık oturumda belgelere dayalı olarak ıddıalar sunmaya devam
Edıyorlar..

Saat 15.40 Fırlatma rampasında duran üç astronotun ıcınde oldugu uzay aracının sag kısmındakı rampa uzay
Aracından ayrılırken uzay ıstasyonunda bulunan gorevlılerın kosusturmaları ekranlara gelıyor.Aynı dakıkalarda
İki sıyasetcı ve bır habercının gerceklestırdıgı acık oturumda ıse ikinci bolume gecıs yapılıyor..

Saat 15.55 Uzay ıstasyonunda bulunan fırlatma rampası gorecek sekılde konuslandırılmıs olan acık alanda o
Ulkenın yonetımınde en tepede bulunan ınsan dıger sıvıl askerı erkanla bırlıkte yerlerını alıyorlar..O anda
Uzay aracının bulundugu fırlatma rampasındakı dıger rampada uzay aracından ayrılıyor..

Saat 16.05 Ikı sıyasetcı ve bır sunucunun bulundugu kare ekrana gelıyor..Sunucu

-Ikı sıyasetcı arasında her sey burada belgelerle ortalıkta sunuldu.Ben yorum yapmıyorum.Yorumu en basta
Burada bulunanlara sonrada ekranda bulunan seyırcılere bırakıyorum.

Bu cumlelerle acık oturumu sonlandırdıgını acıklıyor..

Saat 16.08 Fırlatma rampasında duran uzay aracının ıcındekı üç astronottan en son gelen goruntulerde el salladıkları
Goruluyor ve ardından ekrana uzay aracının roketlerının ateslenıp yerden karanlık gokyuzune sonra atmosfere sonrada
Uzaya yol almak uzere fırlatılmasının goruntulerı gelıyor…

Bende televızyonun karsısından kalkıp bu yazımı yazmaya hazırlanırken ıcımdende o yorumcunun keske benım
Yazımıda okuma sansı olabılse dıyordum..

Yoksa yoksamı..

Çin işi Türk işi yorumuda okuyana..Baskada bır sey degıl..

bigman
16-10-2008, 17:36
Gülermisin ağlarmısın şeklinde bir seçenek her zaman karşınıza çıkmıştır.Bu seçenekte sizden istenen eylemi yapmak değil kinayeli şekilde yaklaşımların hayatın içinde olduğunu hatırlatmaktır.

Gülermisin ağlarmısın eylem şeklinde size sunulsa idi hangisini tercişh ederdiniz? Hayatın bütün zorluklarına karşılık gülmeyimi ? Hayatın bütün zorlukları karşısında ağlamayımı ? Farzedelim ki tercihiniz gülmekten yana oldu.Bu eylemi gerçekleştirmek içinde yardımcı ürün niyetine komikimsi roller üstlenen sanatçıların görsel yayınları sunuldu..Ya da ülkemizde her daim tutulan belden asağı kısımların bol olduğu fıkra veya karikatürler sunuldu.Bu yardımcı ürünlerin faydalarını aldıktan sonra bir kenara koyduğunuzda yüzünüzü yine asmaktan yanamı olurdunuz yoksa bu yardımcı ürünlerin dışında kendi zekanızın tespit etmiş olduğu etrafınızda gelişen olaylar karşısında gülme eylemini uygulamaktan yanamı olurdunuz ?

Şık olarak ikincisini tercih etti iseniz bilmelisinizki sizin özel bir kabiliyetinizin olması gerekir.Çünkü herkese ikinci şıktan gülme eylemini gerçekleştirmek nasip olmaz.Bu nasiplikten faydalanabilmeniz için zeka denilen üründen boyutu azda olsa sahip olmanız gerekir.Eğer bu ürüne sahip değilseniz baştan bir kayıptasınız demektir.Bu kaybınızdan dolayıda fazla depresyon cinsinden durumlarada girmenize gerek yok çünkü bu durumda olanlar içinde sirkler ve sirklerdeki palyaçolar nöbetçi eczane misali yardımcı kuvvet olarak hayatın içinde bulunmaktadırlar..


Bunların dışında bu zeka ürününden en küçük boyutta sahip olmanızın sizin için en büyük avantajıda Şenyüzler Akademisinde yüksek lisans cinsinden mevzularla uğraşmayacak olmanızdır.Şenyüzler Akademisinden mezun olmak adına çaba gösterip mezun olduktan sonrada toplumun içinde gülme eylemi hangi şartlarda oluşur nelere gülünmelidir her yazılana ve her görülene gülmek doğrumudur bilmediğiniz halde fazla gülmek çene kaslarınızda sağlık sorunu çıkartırmı yoksa çok gülerken ederken hani gözlerinden yaşlar gelirde o yaşların ağladığın zamanda gelen yaşlarla aynı etkide ve coskuda olduklarını tesbit etmek gerekirmi gerekmezmi gibi mevzularla halvet olur durursunuz..Bütün bu çalışmalarınızın sonundada
rapor niyetıne

-Ben gülünecek bir şey görmüyorumu özet şeklinde deklare edersınız..

Şenyüzler Akademisinde yükseklisans yapmak ve toplum içinde görevi huşu içinde yerine getirip akşam yattığında rahatça uyumak böyle bir şeydir...

Gülermisin ağlarmısın ?

Ben gülerim.Gülerim ama hiç bir zamanda yanında fazladan ukalalık yapmam..

Yoksa yoksamı

Yüzünüzden gülücükler yüksek lisansız şekilde eksilmesin..

Başkada bir şey değil...

bigman
11-11-2008, 15:32
Cin Ali


Uyusunda büyüsünlerin büyüleri bozulduğu zaman,tıpış tıpış yürümeye aday olanlar arasında kısa mesafe koşucularına özenen zihniyetlerin patlama yaptığı zamanlara tanıklık etmekteyiz.

Karayel,keşişleme,poyraz,lodos vb isimler takılan rüzgarların isimlerinden ziyade nereye doğru estiklerinin bir anlam taşımamasının daha önemli olduğu zamanlara yelken açmış olanlar sayesinde,sportif anlamda doyuma ulaşmış olan sporseverler olarak şahane günler yaşamaktayız.

Güzelleşmek adına genelde fon müziği olarak neşeli olan şarkıların çaldığı masabaşı eylemlerin geride kalıp,yüz maskelerinin maziye karışmış olduğu,güzelliğin ise parmakla sayılı olacak vaziyette kalplerinde saklı olan insanların mumla arandığı anları yoğun bir şekilde yaşamaktayız.

Kalpazanlara taş çıkartacak,sahte ile gerçeği,tek ya da çift yumurta ikizlerinden farksız kılacak yeteneklerin,teşviki mesailerinin bol miktarda icra edildiği anları,gözlerimize kısa metraj film misali sunmaktan dolayıda pek sanatsever bir hallere imza attığımız bu zamanların bilmem kaç no'lu noterleri olmuş halleriyiz..

Gelgelelim

Bütün bu haller ve zamanlar yaşanıyorken,kendilerini Cin Ali zannedenler karşısında cin çarpmışlar topluluğundan olmayan yüreklerinde,var olduğunu bilmek mutluluk veriyor.

Yoksa yoksamı...

Uyusunda büüyüsünler ninniii..tıpış tıpış yürüsünler ninniii...


Başkada bir şey değil...

eLiF_75
11-11-2008, 15:45
anammm bu neee yaa :(:(
Bigmandan baska kimse yazmamis yazikk yazikk

OğuZ68
12-11-2008, 17:50
Bu nickle yazılarımada sahip çıkayım...

Elif 75 kimsenin yazıp yazmaması o kadar önemli değil...Yazık olunacak 1 durumda görmüyorum.Neticede kendi yazılarımı bu başlık altında topladığımı en baştaki mesajımda belirtmiştim.

OğuZ68
12-11-2008, 18:16
Adalet kavramının hakkını verebilmek için hak denilen kavramın ne olduğu konusunda kafa karıştırmadan net şekilde berrak su misali olmak gerekir.Berrak olunan suda suyun dibinin nasıl olduğuda gözlere güneş gözlükleri takılmadanda görülebilir.

Adalet ve hak kavramlarının Kim beşyüzmilyar ister ya da varmısın yokmusun formatında var olan yarışmalardaki gibi yarışmacıya sunulacağı seçeneklere benzetilmesi asla düşünülemez.
Yani bu iki kavramın başka seçenekleri yoktur.Bu iki kavramda başka seçenekler aranılmaya kalkılışılırsa bilinmelidir ki aranılan seçenekler kararsızlığı kararsızlık ise bilgisizliği beraberinde getirir..

En başta emek kavramına sahip çıkmak emeğin ne olduğu konusunuda biliyor olmak kişinin hak ve adalet kavramı konusunda kendi beyninde şekillendirmeler yaparken yap-boz misali parçaları yerlerine yerleştirirken en büyük yardımcısı olacağı konudur.Emek konusunun algılanmasında ise kişinin bir emek harcamadan bu algıyı algılamasında zorluklar yaşanılacağıda bilinmektedir.

Emeğe verilecek olan değerin karşılığı yani iki kuruşa beş köfte olmayan tarafı o emeğin hakkının adaletli şekilde veriliyor olmasıdır.Emeğe saygısı olmayan kişiliklerinde hak ve adalet kavramlarının temeline emeği atmadan yapacağı oluşturacağı her düşünce tarzı sağlam olmayan temeller üstüne konulmuş dayanıksız binalara benzer gün gelir en ufak bir esintide o binalarda yıkılıverir..

Görsel ve yazılı medyaya baktığınız zaman yemek tariflerini geziye gitmek için yol tarifleri tatlılar içinde tatlı tarfilerine denk gelirsiniz.Her bir tarif okuyucuya ya da seyirciye sunulurken detaylara inildiğini farkedersiniz.Yani hazır çekilmiş yemek görüntüsü ile yemeğin o hale gelmiş olana kadar arada sunulan çekimlerin farklılığını anlarsınız.Detaylara inmekle zaman kaybının olacağı düşünnülsede harcanan zaman neticesinde girilen detaylardan en basiti yemeğin ne şekilde önünüze sunulduğunu klafada soru işareti kalmadan yine berrak su misali anlarsınız.

Adalet ve hak kavramlarının temeline detayları koyduğunuz zaman yemeğin hazır olarak sunulan belkide bir kaç gün marketteki ya da kasaptaki buzlukta bekletilmiş paketlenmiş kıymadan mı yoksa gözlerinizin önünde alınan etin kıyma makinesinde gözlerinizin önünde canlı olan cinsinden çekildiğini görerek mi yapıldığını net şekilde anlarsınız.

O zaman kıyma nında hakkını verebilmenin rahatlığını yaşarsınız.Bu sayedede üç kuruşa beş değil hakkı olan üç köfte verilmesininde doğruluğunu anlarsınız.Kıymanın bu şekilde sunulmasının diğer bir güzel yanıda başkalarının telkini ya da gaz ile hazır kıyma alıp köftelerede hakkını vermeden başarısız şekilde akşam yemeği olayından sıyrılmanız olacaktır.

Yoksa yoksa mı..


Adaletin iki terazisi vardır.Kıymalar her ikisine konulmadan önce dengededir.Kıymalar konulduktan sonrada aslolan o teraziyi tutan ellerde bir kımıldama olmamasıdır..

Başkada bir şey değil.

eLiF_75
12-11-2008, 20:55
Bu nickle yazılarımada sahip çıkayım...

Elif 75 kimsenin yazıp yazmaması o kadar önemli değil...Yazık olunacak 1 durumda görmüyorum.Neticede kendi yazılarımı bu başlık altında topladığımı en baştaki mesajımda belirtmiştim.

Bos kalmis diye ole dedim
ama dogru bak kimse yazmiyo yani neymis?
gereksiz bi konu
Hem bi kere ben sana solemedim
Gispam'a soledim sen ne karisiyosun ?
nese salla ;)

eLiF_75
12-11-2008, 20:55
Bos kalmis diye ole dedim
ama dogru bak kimse yazmiyo yani neymis?
gereksiz bi konu
Hem bi kere ben sana solemedim
Gispam'a soledim sen ne karisiyosun ?
nese salla ;)

Bigman yani pardon

OğuZ68
17-11-2008, 22:26
Burada ilk mesajımı okursan bu forumu neden açmış olduğumuda anlarsın.Bu nedenle bu forumum hakkında yazdıklarının bir anlamı kalmıyor.Bu yazdıklarımı okuyup anlayabilmen temennisiyle..

fethiyebalim
17-11-2008, 22:38
güzel yazıyosun sen beyaa...
Beğendim ben...

OğuZ68
18-11-2008, 00:08
Düşüncelerin için teşekkür ederim.

OğuZ68
08-12-2008, 22:10
Sıfırlamak..


Her şeye yeniden başlamak için sıfırlamak gereklidir.Sıfırlamanın kapsamında ise sadece hüznün maskeleri değil sevinçlerinde maskeleri olur.Her maskede zamanı geldiğinde yeniden yok olur..

Şehrin gürültüsüne ambargo koymuş olan çift camlı pencereden dışarı baktığında sessiz film karelerinden kesitlere şahit olursun.Ne esen rüzgarın sesi ne taşıtların sesi ne insanların sesi ne de kuşların sesleri..Bunları hissettiğin anlarda zamanında bir anlıkta durabilmiş olacağı hissine kapılırsın.Sessizliğin sırnaşıklığından seni alan şeyler ise odada bulunan insanların sesleri ve koridorda birbirlerine caka satan ayakların sesleri..Kulakların her ne kadar Meksikada ki kulaklara benzemesede işlevini yitirmediğine şükredersin.

Güneşin sahtecilik yapmış olduğu bu zamanlarda gerekli olan sıcaklığı binalara sarmaşık misali sarılı olan havakandırmalardan bulursun.Bulmuş olduğun sıcaklık her ne kadar yapay olsada güneşin yüzüne bakıp "hadi sende" gibisinden caka satarsın.Isınan ortamın içinde eriyip gitmesen bile içini çorba sıcaklığında ısıtan sevgi sözcüklerini yüreğin hazmettiğinde asitlerin bile saçmaladığına inanırsın...

Zamanla yarışmanın yenilgilerine çoğu zaman alışık olduğun için zamanı kendi haline bırakırken diğer yandan içinde koşmaya başlamış olan heyecan atının dizginlerinede sahip çıkmak istersin.Her ne kadar puantiye elbiselere sahip olan at sürücüleri kadar becerikli olmasanda heyecan atınında nefes alacağı anları kestirerek ona göre hareket edersin.Bu hareketlerin en belirgini ise heyecan atını konular üstünden yavaş yavaş atlatabilmendir.
Yüksekliği çok olmayan konu engellerinden her atladığında heyecan atınında yavaşladığını hissedersin..

Bütün bunların arasında güneş sahteciği bir kenara bırakıp yerini sahtekar olmayan aya ve yıldızlara bıraktığında sende geride yaşadıklarınıda yanına alarak;çıplak olan bedenine o geçmişte yaşadığın güzellikleri örtü niyetine üstüne örtersin.Seslerin anlam kazandığı yerlerde ilerlerken ısınında anlamsızlaşmış hali olan soğuklada tanışırsın.Soğuk ile tanışmış olduğunda ise o anlar için seni karşılama merasimine çıkmış olan kardan adam figürlerinide gözlerinde dolaştırıp durursun..

Geçmiş olduğun heryerde ardında bırakmıs olduğun kapanan kapılar birazdan kapanacak olan gözlerinede göndermeler yapıp dururlar.Gözlerinin istem dışı kapanacağını yaşayacağın anların
yaşamış olduğun hayatın siyah renk elektrik bandı misali olacak kısımlar olduğunuda aklından geçirir ve o koşturmanın içinde kabuğuna çekilirsin..

Yaşadığın gecelerden sonra uyanacağın sabahlara ismini duyarak uyanmadığından kulaklarına kadar gelmiş olan ismini duyup gözlerini açtığında bir anlık bu jesti sana kim yaptığının hesabını yapmak istersin ama o bir andan sonra gözlerini yeniden açtığında ilk hissettiğin şeyin maskelerden uzak sıfırlanmış bir hayatın ilk sesi olduğunu anlarsın..Bu anlamalarına anlam katmak istediğin an kardan adam misali olan soğuk yeniden yüzüne öpücük kondurduğunda sıfırlanmış olan hayatınıda sarıp sarmalamak istersin..

Koridorlardaki ayak seslerinin eşliğinde odana çıktığında ise oda numaranın 407 olduğunu yeniden görüp ortadaki sıfırıda farkettiğinde yüzüne tebessümler kondurursun..

Yoksa yoksamı...

Bel fıtığı ameliyatını olur çıkarsın..

Başka başkamı..

Geriye sadece bedenini değil ruhunuda dinlendireceğin anları yaşamaya başlarsın...

Başkada bir şey değil...

OğuZ68
12-12-2008, 20:09
Hava Durumu

Hayat çemberiniz içinde bulunan ve size en yakın olarak konumlandırdığınız kişilere kar yağdığını görebilirsiniz.Yağan karın şiddetli rüzgar eşliğinde tipiye dönme ihtimali olduğunuda bilenlerden olursunuz.Şiddetli tipininde kar yağan kişinin eteklerinde ne var ne yok döktüklerine tanık olursunuz.Güvensizlik yollarında buzlanma tehlikesine karşılık zincir takılmasını ve ikiyüzlülük virajlarında ise çığ tehlikesi olabileceğini tahminler kısmında ihmal etmemeyi akıl edinirsiniz.

Hayat çemberinizin dış kesiminde konuşlandırmış olduğunuz kişilerin dudaklarında ise şimşek çakmasının ardından gökgürlemesi niyetine "yarabbi şükür" cümlesini hak etmediği halde kullanan ağızlarda yer yer ıslaklıklar görebilirsiniz.Bu ıslaklıkların nedenlerinin alçakta bulunan menfaat bulutlarından kaynaklandığını unutmazsınız.Menfaat bulutlarından indiğini gördüğünüz
her damlanında yalakalık derelerini taşıracağına ve aynı zamanda bu kişilerin etrafında ise bol miktarda çamurlanmalar olacağını görürsünüz.

Hayat çemberinize aday olarak konuşlandırmayı düşündüğünüz kişilerin bulundğu yerlerde günün sadece sabah saaatlerinde değilde her saatinde görüş mesafenizi daraltacak kadar hakim olan sise teslim olacağınızı bilmelisiniz.Bu sisli ortamlara maruz kalan kişilerin karar mekanizmalarında bulunan belirsizliği sis lambalarınızın en çok dikkatli kullanacağınız bölgeler olarak unutmamalıdır.Sisin kalkmasının gerçekleştiği anda ise yolunuza hiç sıkıntıya girmeden etmeden 10. köyün varlığını ve yerini bilir halde emin şekilde ilerleyebilirsiniz.

Hayat çemberinizin merkezine yakın bölgelerde konumlanmış olan ve genel itibarı ile sıcaklık konusunda sizi hiç yanıltmayan kişilerin yakınlarında ise gönül ferahlığı ile dolaşmaktan ve bulunmaktan kesinlikle vazgeçmemelisiniz.Bu sıcaklıklara neden olan iyimserlik rüzgarlarından
faydalanmak içinde yüreğinizin pencerelerini açmanızda sakınca yoktur.Yine bu merkeze bağlı olarak konumlanmış olan özel kişilerin bulunduğu bölgelerde ise samimiyet denizinin sıcaklıkları her daim sevgi mevsimleri normallerinde olacağından güzel ve keyifli şekilde kulaçlar atmanız tavsiye edilir.

Yukarıda sunulmuş olan hava durumlarına baktığınızda kendinizi korumak adına aslında çok fazla bire şey yapmanıza gerek yok çünkü sizin iç denizlerinizde akıl kıyılarınızda sizlere kimin ne şekilde olduğunu gösteren eden beyin feneriniz olduğunu bilmelisiniz.Hiç bir zamanda beyin fenerinizin size göstermiş olduğuı istikametten ayrılmamanız gerektiğinide bilmelisiniz..

Nedenmi...

İnsan olmak için ve insani değerleri duyguları hisleri taşımak için beyin feneriniz sağlam kayalıklar misali duran yüreğizin üstünde bulunmaktadır.Bu nedenlede "gözünü dört aç" gibilerinden dudaklardan çıkan cümleler karanlığın çamurluk alanlarında bulunan yürekler üzerine kurulmuş ışıksız korku fenerleridir..Yaşadıkları her an içinde o korkularını içten içe gizlemek içinde "gözünü dört aç" cinsinden cümlelerle sözde meydanlık taslamaktadırlar..

Yoksa yoksamı...

"Havalar nasıl olursa olsun yeter ki sizin havanız iyi olsun" cümlesine ilave olarak havanız iyi olmasına olsunda o havalarda geçici olan cinsinden pastırma yazlarının bol miktarda yaşanılmış olduğunuda geçmemek gerektiği kanaatindeyim..

Başkamı...

Yüreğiniz sağlam olsun geride kalan gördükleriniz ve yaşadığınız hava sistemleri masallar ülkesinin hava sistemleridir..

Başkada bir şey değil...

OğuZ68
18-12-2008, 06:11
Söz



-Sözmü ?

-Söz

İkisi arasında bir "mü" farklılığı olmasa söz tek başına mağdurda edilemeyecekti.

-Söz veriyormusun ?

-Evet.

Söz bu şekilde alışveriş malzemesi niyetine kullanıldıgında düşük bir bedel karşılığı pazarlandığında ticari başarısızlığada örnek olmayacaktı.

-Sözünü tuttunmu ?

-Sözümü tutmadım.

Sözün atılır ya da tutulur olmasının atma ya da tutma eylemlerını yapacak veya yapamayacak adayları seçme sansı olmayısıda sanırım sözün kendi şanssızlığı.


-Sözünden dönen..

-Patlamış mısır olsun..


Sözün evsahipliği konusunda notlar verecek beyinlerin otlar dünyasında yaşadıklarından mütevellit dönme eylemine girişmiş olmalarında sözün ne günahını görebilirsinizki..

-Sözlerin yalanmış

-Yok canım

Sözün belkide toplu şekilde orjinalliklerinden en uzak tutulduğu bu anlarda toplu kıyıma uğratan karakterin karaktermi yoksa krakermi taşıdığından habersiz olmasının söze ne faydası varki..

-Sözüne güvenmiştim.

-Şey..ben..

Sözün belkide en çok ihanete uğradığı bu durumdur..


Sözlerin bu hallerine ilaveler yapabilirsiniz..Yapacağınız ilavelerin dışında sözün bu hallerine sebep olmuş olanlarında sözleri hakedip etmediklerini bir yana bırakarak asıl bu sözleri bu kadar tecavüze uğrattıklarını sorgulamak gerekir.

Yoksa yoksamı..

-Söz ağızdan bir kere çıkar..

Başkada bir şey değil..

OğuZ68
19-12-2008, 07:58
Sobe


Aynalara meraklı olmasanda karşındakini kendin gibi görmenin cezasını çektiğin anda..

Saflığını..

Acıma hissi taşımadan yardım elini uzattığında kolunada talip olunduğunu anladığında..

İyiniyetini..

Doğru bildiklerini sunduğunda sunulan doğrunun doğruluğuna bile şüphe ile yaklaşıldığında..

Dürüstlüğünü..

Kapı gıcırtılarında bile heykel misali olan sevdanın oyuncak olarak kullanıldığını gördüğünde..

Yüreğini..

Usta Nazımın resmini çizdirttiği mutluluğu yakaladığın anda komünist muamelesi yapan mutsuzlara denk geldiğinde..

Neşeni...

Bir bütün olarak düşündüğün huzura bir parça kavuşmuşken para bozduklarını sanan aklı evvelere rastladığında..

Rahatını..sobelemeye meraklı tiplerin giderek çoğaldığını farketmişsinizdir.Öyle anlar yaşarsınız ki Alabalık tesislerindeki üreme oranlarına taş çıkartan bu guruhun kendi iç dünyalarında dedektiflik rolünü tetiklemiş olan kuşkular batağına saplandıklarını anlarsınız.
Bu bataklıktan kurtulmak için çırpınırlarken haliyle oluşan didişmelerinden dolayıda çamurla olan organik bağlarınında neden kaynaklandığını öğrenirsiniz.

Gelgelelim..

Saklambaç oyununda duvara karşı yüzlerini kapatmış olanlar sobelemek isteyenlerdir..

Yoksa yoksamı

Berlin duvarı bile yıkıldı..

Başkada bir şey değil...

OğuZ68
20-12-2008, 08:15
Canıma..


Birgün duvarların dısında canımın ıstedıgı yere sana olan sevgımı yazmak ıstese ıdım.Nerelere neler yazacagımı bılmenı ısterdım.


Kıs mevsiminde gece gökyüzü üzerine kırmızı şalını atmış vazıyette duruyordu.Durmus oldugu yerin üst katında bulunan pencereden sarkmış olan afacan çocukların,ellerinde bulunan delgeçlerının altını acarak dökmüş oldukları beyaz kağıt parçacıklarının kırmızı şalının üzerınde durdugunu fark ettı.Çocukları çok sevdıği ıcın onlara kızamadı.Sakin bir şekilde üzerinde bulunan kırmızı şalını elleri arasına alıp silkelemeye başladı.İşte o an göyüzünden yeryüzüne beyaz taneler halinde kar yağmaya basladı.


Sakın bir şekilde süzüle süzüle yağan kar her yerı kaplamıstı.Sadece sokağın köşesinde bulunan geçimini sebze satarak sağlayan adamın evinin önüne çalmasınlar diye zincirle bağlamış olduğu el arabasının üzerınde bır yazı yazıyordu.


Sen benım satmayacagımsın..


Sakın geçen bir yaz mevsimi akşamında okyanusun üzerinde sakinliğe ayak uydurarak ilerlemekte olan beyaz yolcu gemisinin güvertesinde aşıklar birbirlerine sarılarak oturuyorlardı.Yolcu gemisi rotasını bozmadan ilerlerken gökyüzünde bulunan mehtap bütün ihtişamı ile denizi aydınlatıyordu.


Yıldızlar gökyüzünde denizde giden yolcu gemisinin rotasını degil yolcu gemisindeki aşıkların aşklarının rotasını çiziyormuş gibi duruyorlardı.Yolcu gemisinin arka kısmında bulunan güverteden bakıldığında yolcu gemisi ilerlerken geride denizin üzerine sanki beyaz çizgiler çiziyordu.Yolcu gemisinin her iki yanında ise mehtapın aydınlığında okunan bir yazı yazıyordu.


Yüreğimin yolcusu sensin..



Sonbahar mevsiminde ağaçlarda yapraklar çeşitli renklere sahip elbiselerini giymişlerdi.Kimisi turuncu renk kimisi kızıl kimisi de yarısı kızıl yarısı yeşil olan elbiseleri ile salınıp dururlarken bazı yapraklar gezmeyi çok sevdikleri için kendilerine eşlik eden rüzgarla beraber yollara düşmüşlerdi.


Bu guzel sonbahar mevsiminde parkta bulunan bankın üzerine oturmus olan iki sevimli ihtiyar elele tutusmuslardı.Her gün geldikleri ve yürüyüş yaptıkları bu parkta belkide birlikte geride bırakmış oldukları yıllar kendilerine şarap tadında zamanlar yaşatıyordu.
Oturdukları bankın arka kısmında bankı hızmete sunan kurumun reklamı yerine şu yazı yazıyordu.


Sen benim solmayacak yaprağımsın..


Gökyüzü bir süre sonra mavinin üzerine beyaz puanlı olan elbisesini giymeye karar verdiğinde mevsim İlkbahar oluyordu.Karar verdiği elbiseleri gardorabından çıkartmadan evvelde gri tonları olan renge sahip elbiselerini giyip duruyordu.Gri renk ve tonlarında olan elbiselerinden sıkılmıştı.Bu yüzden bugün çok güzeldi.

Diğer yandan bu elbisesi ıle saçlarına geçirmiş oldugu sarı eşarpıda çok şıktı.Bu güzellik karşısında yeryüzü canlanmaya başlamıştı.Bu güzel ılkbahar mevsiminde şehrin işlek caddelerinde dolaşan insanlar binalarda bulunan reklam panolarına baktıklarında tek bir yazıya dikkat kesılmıslerdı.


Sen benım herşeyimsin..


Bırgün gelirde bunların dısında ne yazacağımı merak edip soracak olursan yazacağım yere sığmayacağından emin olabilirsin.


Nedenmi...


Sana karşı olan sevgim onu hissedip sahiplendiğin için zamanla büyüyecek ve kocaman olacak..

Yoksa yoksamı..

Seni çok seviyorum..

Başkada bir şey değil..

OğuZ68
24-12-2008, 05:59
Avrupa yakasında oturan Genco;

-Aman annem görmesin..kaygısı taşıyarak Akasya durağında işe başlayacaksa..

Arka sokaklarda oturan Asi baba ocağında bıçak sırtında yaşayacaksa..

İpsiz Recep ile Elif bir yuva kurup canım ailem cümlesini boşa harcamayıp üzerine birde bez bebek yapacaklarsa..

Gazi'nin eşref saati geldiğinde doktorların karşısına çıkıp;

-Aşk yakar adamı..diye bas bas bağıracaksa..

OğuZ68
24-12-2008, 06:37
Hatırla sevgili bu yazacaklarımı...


Avrupa yakasında oturan Genco;

-Aman annem görmesin..kaygısı taşıyarak Akasya durağında işe başlayacaksa..

Arka sokaklarda oturan Asi baba ocağında bıçak sırtında yaşayacaksa..

İpsiz Recep ile Elif bir yuva kurup canım ailem cümlesini boşa harcamayıp üzerine birde bez bebek yapacaklarsa..

Gazi'nin eşref saati geldiğinde doktorların karşısına çıkıp;

-Aşk yakar adamı..diye bas bas bağıracaksa..

Mert ile Gert Kurtlar vadisi denilen yerde bulunan Limon ağacının altında sırtüstü yatacaklarsa..

Pars Narko Terör özel birimi tarafından yakalanan Pulsar parmaklıklar arkasında Prenses Perfinya kod adlı Selenayı gambazlamayacaksa..

Aşk-ı Memnu isimli romanı okuyup başında kavak yelleri esen Sıla dudaktan kalbe kadar son ağa'ya sırılsıklam aşık olacaksa..

Servet avcısı olan Adanalı yaprak dökümü zamanı yalancı romantik kıvamında tatlı bela Fadime'yi yol arkadaşım olurmusun vaatleriyle kandıracaksa..

Kalpsiz adam;

-Hakkını helal et.Annem.diye vedalaşıp askere gittiğinde her önüne gelene..

-Emret Komutanım..diyecekse..

Ece doludizgin yıllardan sonra köşesine çekilip dantel örecekse..

İki aile ebeveynleri gece gündüz durmadan;

-Hayatlarımız yazılsa roman olur..diyerek acı hayatlarını unutmamaya yemin edeceklerse..

Düğün şarkıcısı karayılan postuna bürünüp küçük kadınları kandırıp adı kız takımı olan müzik grubu kurup Eurovision şarkı yarışmasının tek Türkiye elemelerine katılacaksa..

Menekşe ile Halil;

-Elveda Rumeli..diyerek Halil'in Amerikada bulunan Süperbabaannesinin yanına göç edeceklerse..

Yeni gelecek olan yılda benim sağır odamda sessiz gemilerim sessiz fırtınalara tutulup duracaklar..

Yoksa yoksamı..

-Çok güzel hareketler bunlarmı..

Yoksa..

-Komedi dükkanı değilde nedir durumlarımı..

Başkada bir şey değil..

OğuZ68
29-12-2008, 15:40
İkibindokuz...


Sabah uyanıp güne başladığımda..

İşsizlik isimli korku türündeki sinema filmine biletim olacaksa..

Komando eğitimine meraklı yöneticilerin yönettiği devlet kapılarında sürünmek için aday adayı olacaksam..

"Eşitsizlik" matematik öğretilerine konu olmak dışında Türkiye Büyük Millet Meclisi koridorlarında ağızdan ağıza dolaşmaya devam edip bunuda Meclis televizyonundan izleyeceksem..

Ülkemin en ücra köşesine hizmet götürmek aşkı ile yanıp tutuşan kitle;yine ücra köşelerin yolsuz oluşunu bahane edip yolsuzluk kelimesini söylemlerine ilave edip bunuda kulaklarım duyacaksa..

Ülkemde rahmetli Duygu Asena'nın "Kadının adı yok" kitabındaki başlık hükmünü sürmeye devam edecekse..

Adli Tıp Kurumunda bulunanlar duane p. schultz ve sydney ellen schultz isimli yazarlara ait "Modern Psikoloji Tarihi" isimli kitabı okumamakta ısrar ederlerse..

Ülkemi yönetenler arasında halen ekonomiden anlayan birileri çıkmayacaksa..

"Sayın" şeklindeki hitap biçimini biçmeden hakkı ile kullanmasını bilmeyenler çoğalacaksa..

Sayın Prof.Dr.Arif Verimli başta olmak üzere onun branşında olan Prof.Dr. ünvanına sahip olanlar işlerinde sinek avlamaya devam edecekse..

Araç sürücüleri sürü psikolojisinin etkisinde karşı yönde olan kaza nedeni ile kendi şeritlerinde açık olan yolu tıkamaya devam edecekse..

Yoksulluk rey uğruna kendi onurunu al aşağı edecekse..

Kriz Meksika dalgası misali yayılıp sözde uyanık olanların eline düştüklerinde sözde uyanık olanlar karşılarında kriz nedeni ile kerizler aramaya devam edecekse..

Sayın Ahmet Mete Işıkara "Deprem öldürmez bina öldürür" cümlesini sarfederken halen "Ne gelirse Allahtan gelir" zihniyetinde olanlar çoğalarak üçü birarada nescafeler misali nüfus sayısının artmasına devam edip artçı depremlere gösteriş yapacaklarsa..

Büyük şehirlerin cadde ve sokaklarında kimsesiz küçük çocuklar ve insanlar soğuktan ve kötülükten korunmaya çalışacaklarsa..

Ahlak kelimesi Ahlat kelimesi ile karıştırılmaya devam edecekse..

Sağanak şeklinde yağan yağmurlar ülkemin bazı şehirlerini İtalya'nın Venedik şehrine kardeş şehir ilan edecekse..

Görsel medyada magazin temelli yayınlar belgesel yayınların bir adım önlerinde olacaksa..

Ülkemin bölünmezliği Anayasal çerçeveler içinde kornuyor iken o çerçeveyi tablo çerçevesi sanıp o tablonun içinede ülkemin bölünmüş haritasını çizen aklıevveller kendilerini Pablo Picasso ile yarıştırmaya kalkmaya devam edeceklerse..

"“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim” cümlesini yıllar önce sarf etmiş olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu sözlerini yalanlarcasına çaba sarfeden sporun her branşındaki sözde sporcular ödüllendirilmeye devam edecekse..

Bir çift söz üretmekten aciz kişiler Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e iki çift laf etmeye kalkışıp bir halt ettiklerini sanmaya devam edecekse..

-Hoşgeldin ikibindokuz..

Yoksa yoksamı..

Binbir gece masalları okumak yerine dizisini seyretmeye devam edeceğimizdende..

Biz evde yokuz..

Başkada bir şey değil..

OğuZ68
05-01-2009, 08:44
Heykel..

Heykeltraşlarda olmasa heykellerden mahrum kalacaktık.Kıskançlık kıskacında olan toplum olmamız sayesinde heykeltraşları bile kıskanır olduk.

Kıskanmak ilede kalmadık heykeltraşlar olarak hayatın içinde yer almaya başladık.Sanata bakış açımız dereceleri rüzgargülüne benzetecek şekilde oluncada ortaya enteresan heykel figürleri çıkartmaya başladık.

Toplu taşıma araçlarında şöförün hemen arkasında bulunan koltukların üst kısmında bulunan tabeladan feyz alarak o koltukların gerçek sahipleri toplu taşıma aracına bindiklerinde onların
koltuklarında oturduğumuzda;dışarıyı hayranlıkla seyreden,dışarıyı seyrederkende her ne hikmetse gözleri kapatan aracın fren sistemine bile direnen..

Akşam yemeğinden sonra çıt veya kapı gıcırtsının bile ancak bu yazıya malzeme olması dışında hiç bir özelliklerinin kalmadığı o ebem kuşağı bile olmayan zamanlarda,evlere hakim olan sessizliği kıskanarak görsel medyanın renksiz kuşaklarını beline geçirerek gerek koltukta dağınık gerekse yuvarlak masanın etrafında biraz daha derli toplu vaziyette sessizliğe direniş
gösteren..

Gecenin ilerleyen saatlerinde kürsüde söz almış kişi ile birlikte gecenin ilerleyen saatlerinede muhalif olmak adına kırmızı renkteki ceylan derisi koltuklarının üzerinlerinde bulunan vücutlarının;baş kısımları kimi zaman öne kimi zamanda arkaya düşerken bir anlık silkinti ile gözlerini açıp sonra yeniden kapatanlar..

Çıkmaz sokaklarda oturmasalar bile kendi hayatlarınındaki çıkmazları çıkarlar haline getirmekten esinlenerek;Gambazlığı,yalancılığı,dedikoduyu,ifti ra atmayı günlük işler listelerine koydukları halde,günlük işlerine çomaklar sokulduğunda,suratlarına şaşkınlık ifadesini japonlar olmadan suratlarına yapıştıranlar..

Görgüsüzlüklerini sunarak çevresinde bulunan görgülü pastanelerinde görevli olmayıp yinede görgülü olanları kaybettiklerinde empati kurma yeteneklerini geliştirmek yerine sempatik hallerinin zararlarını bireysel emeklilik şeklinde değilde bireysel yalnızlık olarak çekenler...

O anlarda...

Sessiz..
Donuk..
Tepkisiz..
Rahat..haller içinde genelde kafalarında lüle lüle saçlar olduğu halde,bu yazının sahibi gibi hepten kel olmayan ama;

-Hey kel...seslenişine özlem duyacak olanların halleridir..

Her ne kadar heykel olduklarını sanarak toplumun içinde var olsalarda aslında onlar heykelin keli bile olamazlar..

Nedenmi ?

Heykeltraşların ellerinden çıkan heykeller ölümsüzdür..

-Hey kel seslenişine özlem duyanlar ise değil...

Yoksalar olmasada başkada bir şey değil...

OğuZ68
11-01-2009, 01:46
AB ile ilişkilerimiz..


AB ile olan ilişkilerimizde olumlu yönde adımlar atılmadığı yazılıp çizilmektedir..

-Hadi canım sende..

Okul çağlarında kara tahtaya yazılan AB harfleri Alfabemizinde ilk iki harfi iken çocuk yaşımızda sağlam temeller atmadığımızı görmezden gelmeleri bizim suçumuzmu ?

Seçenekler dünyamız içerisinde olmazsa olmaz seçeneklerimiz olmadılarmı ?

Sağlık dünyamızda kanımız canımız olarak AB şeklindeki ilişkimiz yalanmıydı ?

Her ne kadar mühendislik eğitimi almasakta hayatımız içinde yapmış olduğumuz planların A planı ve B planı olarak yerlerini alarak ilişkimizin planlamasını bile yapmış olduğumuzdan haberleri yok mu ?

Bu ilişkimizi şenlendirmek adına bir zamanlar şarkılar bile yapmadıkmı ?

-Kim öğretti alfabeyi

-ABC

şeklinde şarkı sözlerine C de muhatap olmadımı ?

Yaşam standartımız içinde sınıfsal anlamda olan ilişkilermizde A sınıfı B sınıfı hallerimizdemi unutuldu ?

İlişkimizin ortak anlaşılır dili olsun diyede ülkemizin avrupa kıtasında yerleşmiş olan vatandaşlarımızın

-Abe Trakyalıyız Avrupalıyız..şeklindeki cümleleri oralarda farklımı algılandı ?

Hal ve durum böyle iken AB ile olan ilişkilerde olumlar atılmadığı yazılıp çiziliyor ise..

Acaba bu kriterler konusunda bir sorunmu var ?

Yoksa..

AB ile olan ilişkilerimizi yürüten karakterlerdemi sorun var ?

Yoksamı..

-ABC deterjanları..

Başkada bir şey değil..

OğuZ68
16-01-2009, 20:16
Şekerim..

-Ay şekerim bugün çok şıksın..

-Şekerim..Söylemiş olduklarının hepsini yaptım..

Şekerim kelimesinin bu cümleler içinde duruşlarında bir incelik sezersiniz..İncelikler dışında ise samimiyetin tavan yapmış hallerinden birine denk geldiğinizi anlarsınız..

-Ne tatlı şeysin sen..Şeker şey seni..

şeklinde çocuklara yönelik hitaplarada rastladığınızda şeker kelimesinin kullanılan kişi için güzel bir elbise giydirme merasimi olduğunu anlarsınız..

-Şekerim sende sıktın ama yeter..

cümlesine baktığınız zaman bile şekerimin direkt olarak karşınızdakini bozacak hallere sokmadığını fark edersiniz..Bu cümle karşısında ise tarafınıza veto verileceğide aklınızın ucundan bile geçmez..


-Bugünden itibaren şeker fiyatlarına yapılan yüzde bilmem kaç buçuk oranında zam geldi..

Tarzında bir haber aldığınızda ise evinizde bulunan küp şekerlerinde bu haber karşısında dağılıp toz haline geldiğine gözlerinizle tanıklık edersiniz..Zam oranı karşısında kişisel olarak etkilenenler haricinde genel bir etkilenme görülürse de bunuda şekerin süslenmiş püslenmiş olarak sunulduğu yerlerde katkı sağladığı içeceğe ödenecek olan fiyattada farkedersiniz..

-Bak şekerim.Bundan sonra benim istediklerimi yapacaksın..diye başlayan cümlelere denk gelindiğinde şekerim kelimesi her ne kadar küp şeklinde olsa da cümlenin devamında sıcak suda eriyen şekere benzediğini anlarsınız..

-Türk kahvenizi nasıl alırsınız ? Sade mi ? Orta şekerli mi ? Şekerli mi ?..

Soru cümlelerine muhatap olduğunuzda şekerin ortama dahil olması ya da olmaması konusunda bir karar verileceğini aynı zamanda şekerin tekil birinci şahıs durumundan bulunmayıp orta ve şekerli halleri dışında gizli hallerininde var olduğunu bilirsiniz..Gizlilik
durumunu daha bir esrarlı hale sokmak içinde

-Şekersiz mi ? seçeneğinin sadeleştirildiğini anlarsınız..

Yemek tariflerinin uçuştuğu görsel medyada uçma eyleminden çok etkilenen program yapımcılarınında uçarak yemek yarışmaları düzenlediğini görürsünüz.Yemek yarışmalarının menülerinde ise tatlılar bölümüne denk gelmişsinizdir.

-Şu kadar ölçek şeker

-Şu kadar kaşık şeker..kullanacağınızı öğrendiğinizde şekerin ölçüleri hakkındada az çok bir fikir sahibi olursunuz..

-Şeker bayramınız kutlu olsun...cümlesinde ise şeker'in cümle aleme bayram ettirdiğinede her sene şahit olursunuz..

Şeker kelimesi yukarıda hallere benzer başka durumlarda da cümleler içinde tatlı bir ortam yaratabilir..Şeker kelimesi sıcak suda eridiği halleri yaşarken kullanıldığı dillerede bir tatlılık kazandırarak yürekleride eritebilir..

Gelgelelim..

-Şekerin kaç çıktı ? sorusuna muhatap olunduğunda uçak pilotlarına özenmemiş yer görevlisi durumunda cevaplar verirseniz şimdilik

-Tatlı dillim bal dudaklım.. cümlesine her zaman konu mankeni oluyorsunuz demektir..

Uçak pilotlarına özendi iseniz de bir anlık şaşkınlık,kırgınlık,biraz da üzüntü halleri yaşadıktan sonra uçak pilotluğunu bırakıp kontrol kulesinde çalışanlara özenmeniz gerektiğini benim gibi anlarsınız..

Yaşantınıza kontrolden çıkmadan kontrol altında tutmaya çalışacağınız şeker'inizle bir ömür boyu şekerin sinirlerini zıplatmadan onun isteklerini yerine getirerek onunla beraber olmanız gerektiği gerçeğinide katmalısınız..

Yoksa yoksamı..

-Şeker hastasımı oldunuz ?

-Evet.Çok şeker olduğumda tasdiklenmiş oldu..

Başkada bir şey değil...

Isıs
19-01-2009, 01:52
evet oğuz sen çok şeker bir insansın:)

yazıların da bi o kadar sevimli, sıcak ve şeker:)

yazından anladığım kadarıyla da şeker hastası olduğunu öğrenmiş durumdasın.

burdan geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

kendine iyi bak şeker:)

zerdeçal
19-01-2009, 02:00
Allah aşkına bune yaaa okumadım hüç birirni :D

OğuZ68
19-01-2009, 19:50
İsis :) çok teşekkür ederim.Okumuş olduğun doğrudur.Düşüncelerimde yazımda belli zaten.Napalım Allah beterinden korusun..

Görüşürüz...Kendine iyi bak..

Isıs
20-01-2009, 00:24
şeker gelmiş ve gitmiş:)

görüşürüz :)

OğuZ68
19-02-2009, 17:16
Matruşka


Deniz kenarın da bulunan kadın;Yüzünü esmekte olan rüzgara teslim etmiştir.Rüzgar hoyratça yaklaşımlar da bulunmadığı için,kadın mutludur.Kadın omuzun da bulunan şalına,sıkıca sarılarak gözlerini denizin mavi rengine,balık misali daldırmıştır.

Kızıl saçlarının rengi,güneşin battığı an da ki kızıllığa benzemektedir.Kadın güneş'in her batışın da,yüreğine batan her şeyin de sonunun gelmesini istemektedir.Kadının hayat denizin de kıyı kısmına vuran her dalga,hayattan beklentilerini de geri almaktadır.

Kadın;Hayat denizin de ısrarla,lodos rüzgarının esmesini beklemektedir.Hayat denizin de esecek olan her lodos,kadına beklentilerini geri getirecektir.Kimbilir belki de her geri gelen beklenti,hayatının bundan sonra yaşanacak olan kısmın da güzellikleri de beraberin de getirecektir.Kadın her daim içinde yaşatmış olduğu inancından vazgeçmeyen birisidir.İnancı sayesin de denizin kıyısın da durmaktadır.İnancının köreldiği anlar da bile,yüzüne kondurmuş
olduğu gülümsemesi ile birlikte,körelenin inancı değil,etrafın da bulunan insanlar olduğunu da
öğrenmiştir.Umut'un;Her sabah fırından çıkan,sıcak ekmek kokusu olduğunu unutmamıştır.

Denizin üzerin de gezinmekte olan martıların çığlıkları,kadını kendisine getirmiştir.Kadın omuz kısmın da bulunan şalına iyice sarınır.Omuzun da duran şalına,elleri ile dokunduğu her an da şefkat perilerinin de yanın da olduğunu hissetmektedir.Uzun zamandır hasret kalmış olduğu şefkat ise,esmekte olan rüzgar gibi olmayıp karşısına defalarca hoyrat şekil de çıkmıştır.
Kadın;Şefkat'in karşısına hoyratça çıkmış olduğu her sefer de,gözlerin de biriken gözyaşlarına
engel olamamıştır.Gözlerinden akan her damla gözyaşın da,kendisine şefkati hoyratça sunan,
asi ruhlara isyan etmiştir.Asi ruhlara olan bir diğer isyanını da,siyah renk elbise giymeyerek göstermektedir.

Deniz kenarın da duran kadın,ağır adımlarla kumsala doğru ilerlemektedir.Kumsala ulaştığın da kumsalın yalnızlığının da kendi yalnızlığı olduğunu fark etmiştir.Kadın yalnızlığın kumsalın da gezinmektedir.Kumsalın üzerinde bulunan,sarı kumlara her adım atışın da,yalnızlığına neden olan her şeyi kum taneciklerine benzetmektedir.Kum tanecikleri kadar olan ufak tefek şeyler kadının hayatın da karşısına kumdan yapılmış kaleler olarak çıkmıştır.Oysa kumdan kaleler yerine,kumun sarı renkte olan güzelliğinin kendisine gösterilmesini istemiştir.Kadın sarı rengin sıcaklığını,iç dünyasın da soğuk rüzgarlar estiren,aç duygulara sahip bedenler karşısın da kalkan olarak kullanmak istemiştir.Her defasın da bunu denemeye kalktığın da ise yalnızlığına bir kaç adım daha yaklaşmıştır.Bu düşünceleri aklından geçirmekte olan kadın,çantasın da duran poşeti bırakacağı,kumsala çekilmiş olan sandalın yanına doğru gelmiştir.

Yaz mevsimin de deniz ile içli dışlı olan sandal,sonbahar mevsimin de denizden ayrı kalmaya mecbur edilerek,kumsalın ve kadının yalnızlığına da ortak olmuştur.Kadın;Çantasını açarak içinde bulunan poşeti çıkartmış ve yüzüne tebessümler kondurmayı da ihmal etmemiştir.Kadın
poşetin içerisinden çıkartmış olduğu,matruşka'yı sandalın içine bıraktığın da veda havasın da olan bir kadına benzemektedir.Veda anların da insanı sarıp sarmalayan hüzün dalgası denizin dalgaları ile boy ölçüşemeyeceğini anladığından,esmekte olan rüzgara kapılıp gitmiştir.Kadın
kumsaldan uzaklaşıp evine doğru yol alırken,sandalın içine bırakmış olduğu matruşka'da ise;
Kadın yıllarca iç içe geçirip yüreğinde saklamış olduğu,insanların ukalalıklarını,hor gören tavırlarını,şımarıklıklarını,düşüncesizliklerini,k ıskançlıklarını ve kendisini üzen aslında kum taneciklerine benzeyip,kum kaleleri şeklinde kendisine sunulan saçmalıkları bırakıp gitmiştir.

Kadın,matruşka'sına acılar yerine,sevinçlerle dolduracağı güzel günleri de özlemle,hasretle beklemeye devam edecektir.Bir gün kadının yaşamış olduğu deniz kenarın da ki şehir de,lodos rüzgarları da illa ki esecektir.


Yaşadığı hayatta güzellikleri hakeden herkese....


*Matruşka, Rus yapımı bir oyuncak bebek türüdür. Ahşap el yapımı olan bebekler ortasından açıldığında başka bir bebek çıkar, onu açtığınızda yine başka bir bebek çıkar. Tek anne figürünün içerisinende iç içe yerleştirilmiş beş veya yedi bebekten oluşur.

OğuZ68
27-02-2009, 19:04
Yemekteyiz..

-İktidar Bey.Bugün menünüz de ne bulunuyor ?

-Hemen açıklayayım.Misafirlerime ana yemekten önce ara sıcak olarak;İmar ve İskan affı sunacağım.Fırında çok bekletmeden hazırlanacak olan bu ara sıcağımı beğeneceklerini umuyorum.

-Uzun zamandır sunulan menü'ler de ara sıcak olarak karşımıza çıkmamıştı.

-Evet haklısın.Zamanının geldiğini düşünüyorum.Ana yemekte çok sulu olduğu için,Kimene davası çorbası ile açılış yapmak niyetindeyim.Sürekli ateş üstünde tuttuğum içinde,soğuk rüzgarlar esen siyasetin içinde olan misafirlerime sıcak bir sürpriz yapmak istiyorum.

-Hımm Sendika hanım'ın dün yapmış olduğu,gösteri çorbasının tadını beğenmemiş ve çok eleştirmiş idiniz.Bugün sizin çorbanız beğenilmez ise eleştirelere açık olacakmısınız ?

-Dün önümüze sunulan gösteri çorbasının tuzunu iyi ayarlayamamış Sendika hanım ama Muhalefet Bey çok beğendi.Herkesin damak lezzeti farklı sanırım.

-Kitle Hanımda beğenmişti.Unuttunuz sanırım.

-O Kitle Hanım'da var ya..Önüne ne konuluyor ise onu beğeniyor.Bak İşveren Bey öyle mi ?
Onun gibi seçici olmak gerekir.

-Ana yemek olarak sunacağınız yemeği öğrenebilirmiyiz.

-İki tane ana yemek düşünüyorum.Değişiklik olsun.Birincisi Vergi affı kebabı ki İşveren Bey ağzını şapırtadarak yiyecek bundan eminim..

-Diğer ana yemeğiniz nedir ?

-Yumurtalı emekli zammı dolması olacak.Kitle hanımın bu ikinci ana yemeği,yediğinde bana 10 puan vereceğinden de eminim.Bu yemeği misafirlerime dağıtırken onun tabağında ki miktar yüzde 5 daha fazla olacak.

-İktidar Bey diğer misafirlerinizi düşünmediniz sanırım.

-Olur mu öyle sesi hoş falanca şey, hiç öyle şey olur mu ? Muhalefet Bey için tatlı yapacağım.

-Tatlınızın adı nedir ?

-Vişneli Milletvekili zammı tatlısı.

-Siz Muhalefet Bey'in yapmış olduğu,Deniz Feneri Tatlısı içinde çok eleştiride bulundunuz.

-Gözünüzden de bir şey kaçmamış.Neden eleştiride bulunmayacakmışım ki.Tutturmuş önümüze Almanlardan öğrenmiş olduğu tatlı çeşidini önümüze sunmuş.Neymiş efendim.Bu tatlının tarifi aslında ülkemizde de çok iyi biliniyormuşda vay siz nasıl bilmezmişsiniz de aman dedim.O gün az kalsın sofradan kalkıp gidecektim.

-Peki Muhalefet Bey vişneli Milletvekili zammı tatlınızı görünce hani bunun üstünde Dokunulmazlık şerbeti olmalı der ise sizede Deniz Feneri tatlısında kullanmış olduğu Dokunulmazlık şerbetini hatırlatır ise ne yapacaksınız ?

-İlahi falanca bey.O hoş sesinizle bugün ne de çok konuşur oldunuz.Eğer öyle bir şey olursa ben arada o konuyu kaynatarak bir parmak düello balı sunar kendisini,yemek bitene kadar idare ederim.

-Peki Sendika hanım bu gece aç mı kalacak ?

-Aaa neden aç kalsın ki ? Sendika hanım içinde gecenin sürprizi olarak IMF soslu makarna yedirip duracağım.Sendika hanım makarnayı önünde görünce elindeki çatala sarmakla uğraşır durur.Bu nedenle de fazla sesi çıkmaz.

-İktidar Bey pes vallahi.Her şeyi ince ayrıntısına kadar düşünmüşsünüz.

-Eee sizin bilmediğiniz bir şey daha var falanca bey.

-Bizim bilmediğimiz bir şey mi ?

-Evet

-Bizi merakta bırakmadan açıklarmısınız ?

-Tabiki.Bu gece programı Amerikada ki Sevgilimin babası ile bütün akrabalarıda Beyaz saray yavrusu malikanelerinde seyredecekler.Bu neden ile çok başarılı olmam lazım.Bu neden ile de çok planlı davranmaya çalıştığıma inanıyorum.Ayrıca da çok heyecanlıyım.

-Desenize evlendiğiniz de evinizin salonunda oval masa olacak,ayrıca evinizin ortadoğu ismini verdiğiniz bahçenizde güzel barbükü partileri yapacaksınız.

-Falanca Bey siz de az değilsiniz.Bugün size çok şaşırdım.Siz dua edinki bugün böyle bir sebebim olduğu için çok sinirli değilim.Sinirli olsa idim.Siz bu soruları sormadan ve yapmış olduğunuz yorumları yapmadan ananızın evinde soluğu almış olurdunuz..

-İktidar Bey desenize şanslı günümüzde imişiz..

-Evet

-Son bir soru.Bu gece ödülü kazanırsanız.O ödülle neler yapacaksınız ?

-Falanca bey burada kamerayı kapatırmısınız ?

-Neden

-Bu söyleceklerimi sadece kulağınıza fısıldamak istiyorum.Gerçi ödülü kazandığım da açıklama yapacağım ama misafirlerime ve seyredenlere de sürpriz olsun.

-Peki İktidar Bey kapattım.Nedir bu sürpriz ?

-Ödülü kazandığım da ödülü Kitle hanıma vereceğim.

-Hepsini mi ?

-Evet hepsini ona vereceğim.

-Ya Amerikada sizi seyredenlerin tepkisi ne olacak ?

-Ben onlarsız hareket edermiyim Falanca Bey..Hiç öyle şey olur mu ? Onlara da haber verdim.
Aramızda kalsın ödülün miktarı az olduğu için,onlarda ses çıkartmadılar.

-Anladım İktidar Bey.Şimdi kameramı açıp devam edelim....

Yemektemiyiz..

Hamdolsun Yemekteyiz...

Başkada bir şey değil.

OğuZ68
06-03-2009, 17:58
Uyarı.

İçeriğin de uyarı bulunan yazılar ile karşılaştığım zaman, tuhaf olurum. Karşılaşmış olduğum tuhaflığa anlam veremem. Aklımın anlam veremediği konu da karşımda bulunan kişilerden de anlayış bekleyemem.

Yazı yazma işinden anlamam.Yazı yazarak ekmek parası kazanmadığım sürece de kendime yazar yakıştırmasını da yapmam.Bu nedenle de yazım kuralları konusun da ahkam kesmem.

Geçen sene Nisan ayı başların da kendi kendime,ilk romanımı yazacağıma dair söz vermiştim.
Önümüzde ki ayın ortasında, kendime vermiş olduğum sözü tutmanın heyecanını yaşacağım.
Yazmış olduğum yazılarımı, bu zamana kadar nasıl sahiplenmiş isem Nisan ayının ortaların da bitireceğim,ilk romanımıda o şekilde sahipleneceğim.

Hayatım da hiç bir şey için iddialı olan birisi olmadım.İddalı olmadığım içinde,hiç bir şey için hırslanmadım.Her zaman; rahmetli olmuş olan anne ve babamdan bana emanet kalmış olan doğruluktan ve dürüstlükten de ödün vermedim.Doğruluğun ve dürüstlüğün de şahsıma öğretmiş olduğu en değerli şeyin;Nerede ve ne zaman durmam gerektiğini biliyor olmam idi.
Tıpkı 5 sene evvel,yaşadığım yerin deniz kenarında yürürken,denizin içinde duran,uyarı levhasında yazılanları okuduğum gibi:

"Buradan öteye geçmek.Tehlikeli ve yasaktır."

Yaklaşık olarak 5 veya 6 senedir, burada aktardığım yazılarımı yazdım.Bu yazılarımı yazar iken yüreğimden geçip,monitörde son bulan yazılarımdır.Şeklinde de belirttim.Şu andan itibaren de belirtmek isterim ki;

- Ben duvara yazı yazmaya çalışan birisiyim.Duvarın tek farkının da kendi iç dünyam da yalana karşı örmüş olduğum duvar olmasıdır.

Uyarıldım.Her uyarılışımda ise duracağım yeri bildim.Tıpkı şimdi durduğum gibi...

Hepsi bu kadar.

_NeneHatun_
06-03-2009, 18:28
kitap için bilgilendirin lütfen oğuz bey. bir duruş var medem bir yerede varış olmuş demekki.
yazılarınızın büyük bir kısmını okudum. uzman görüşü değil tabii ki ama çok samimi bulduğumu belirteyim.
klavyenize sağlık. bi soluklanıp gene gelin lütfen :)

OğuZ68
24-03-2009, 01:33
Sayın NeneHatun..

Öncelikle yazılarım hakkında ki düşünceleriniz için çok teşekkür ederim. Şunu bilmenizi isterim. Bir önceki mesajım da belirtmiş olduğum romanımı planladığım tarihte bitirmeye çalışıyorum. Bitecek olan romanımı kendi başıma bastıracak kadar maddi açıdan altyapıya sahip olmadığım için, romanımı yarışmaya göndereceğim. Romanım yarışmayı önde bitirirse, işin maddiyatından ziyade romanın kitaplaştırılacak olması yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı benim için daha çok önem kazanmaktadır.

Romanımın konusuna gelince de çok fazla açıklama yapmaktan ziyade bir tek şunu bilmenizi isterim. Romanımı okuyacak olan kişi olursa romanım bittiğinde dünya dans örneklerinden belli sayıda ki dans türü hakkında da belli bir bilgiye sahip olacaklar. Ben en azından bu şekilde bir bilgi sunacağını düşünerek, Ocak ayının başların da başladığım romanımı yazmaya devam ediyorum.

Yeniden ilgi ve alakanız için çok teşekkür ederim.

Sevgi ve saygılarımla..

Not: Konu dışında olacak fakat yönetimde kimler bulunuyorsa da halen şu forumuma mesaj yaarken karşımda duran uyarı yazısını görüyor ve kendiminde aptal olmadığını düşünüyorum. Şayet insanları uyarmak bu şekilde sürekli olacaksa bunun da yorumunu yönetimde bulunan kişilere bırakıyorum. Bu uyarı yazısının da kaldırılmasını rica ediyorum.

OğuZ68
04-04-2009, 16:11
İsimsiz...

İlkbahar mevsiminde, evlerin bir çoğunda "bahar temizliği" adı altında, temizlik işlemleri yapılır. Evlerin içerisinde, kıyıda ve köşede bulunan ne var ise, güzel bir şekilde temizlenir.

Evlerin salonlarında yerde duran halılar, kornişlere takılı olan perdeler, pencereler, temizlikten nasiplerini alır dururlar. Temizlik maddelerinin; Her geçen gün, çeşitlilik açısından artmakta olan zamanlar, hali hazır da yaşanırken, bir zamanlar kullanılmış olan arapsabunlarının da sadece anılarda kaldığı zaman dilimleride yaşanıp durmaktadır.

Apartmanların giriş katlarında,yere serilmiş olan halıları yıkandığı devirler yerini,modern çağa uygun olan halı yıkama fabrikalarına bırakmıştır.Genelde kasaları ufak olan,yan kaportalarında telefon numarası bulunan,halı yıkama fabrikasına ait araçlar sayesinde,top gibi yuvarlanmış olan kirli halıların da temizliğe doğru olan yolculukları yapılıp durmaktadır.

İlkbahar mevsimin güneşi,gökyüzünde ki maviliğin içinde kendisini bulutlardan arındırmış halde yeryüzüne ışıklarını yansıtıp dururken,"bahar temizliği" yapılan evlerin içlerinede girmeyi ihmal etmemektedir."Güneş girmeyen eve doktor girer" cümlesine yakışacak şekilde yapılan giriştir.

Güneş ışıklarının cazibesine kapılarak,evlerinin önünde duran araçlarını yıkayan araç sahipleri de yerlerini,oto yıkama işi yapan yerdeki çalışanlara bırakmıştır.Bununla birlikte pantolonların paçalarının kıvrıldığı,ellerde tutulan fırçaların,içi beyaz köpüğün eğemenliğine mahkum olmuş kovalara mest içinde daldırıp çıkartmaları ve evlerinin musluklarında akan suyun aktarımında faydası olan hortumlarla ahenk içinde ettikleri danslarda son bulmuştur.

Renkli plastik leğenlerin içindeki beyaz köpüklerin,leğenin yanlarına taşmasını sağlayan ıslak ellerin arasında burgu şeklini almış olan çamaşırların yıkanma devirleride bitmiş,onun yerine de ,devamlı dönen ve her dönüşünde altüst olan çamaşırları yıkayan ve yıkadıktan sonrada kurutma işinide yapan çamaşır makinelerinin devri başlamasıyla birlikte ,yıkanan çamaşırların asılı olduğu renkli iplerininde hükmü kalmamıştır.

İlkbahar mevsimi suya sabuna dokunmadan yaşanılan hayatlarla birlikte gelmiştir...

Suya sabuna dokunulmadan hayatların yaşanması ise,pandomim gösterisi sunmaya çalışan yetenekli insanların çoğalmasınada sebep olmuştur..

Suya sabuna dokunmadan,sessiz ve sakin bir şekilde..

Belki de sözde olan huzur içerisinde...

Ne yoksalar ne de başka bir şeyler....

Sadece..

"Bahar temizliği"...

OğuZ68
14-05-2009, 22:57
Yaklaşık 5 ay önce başlamış olup,Nisan ayının 10.günü bitirip,ardındanda bugün itibarıyla düzeltmelerini tamamlamış olduğum ve yarışmaya sokacağım ilk romanımın ilk sayfasına yazmayı düşündüğüm yazıdır..Şu anda yazdım..Olurda ilk romanım yarışmada birinci gelip
kitap haline dönüşürsede romanımı okumaya başlarken karşısınıza çıkacak olan yazıda bu olacaktır...

İlk romanımın ismine gelincede..Öğrenmek isteyen olursa,yarışmaya teslim ettikten sonra burada yazarım..




Hayat;Dans salonuna benzer.Dans salonunun ortasında bulunan pistte dans etmek için masalarında oturanlar ise,kendilerine dans teklifinde bulunacak şansı beklerler...
Şans ayaklarına geldiğinde ise;Dansa kaldıracağı kişiyi seçtikten sonra,pistin ortasında bir kaç dans figürü sergilemesinin ardından;Arkasından kapatmış olduğu kapının açılmayacağını bildiği karanlık odaya doğru yönelir..

Girilen karanlık oda ise şansın odasıdır ve her insan yaşamında,bu odadan içeriye girmiştir..

OğuZ68
20-05-2009, 18:40
...........................

OğuZ68
20-05-2009, 18:42
Kendini bir halt sanmak..

Semt pazarlarında kurulu olan meyve ve sebze tezgahlarının önünde durup;Meyve ve sebzenin iyisini seçme konusunda çürükleri gören gözlerinde ve ellediğin meyvelerin özellikle karpuzun çevresine yapmış olduğun vuruşlar sayesinde çıkan sesten kelek olup olmadığını anlıyorsan, o zaman meyve ve sebze konusunda yeteri alt yapıya sahipsin demektir...

İstanbul'un trafiğinde,zikzaklar çizerek yol almandan ziyade;Zikzak çizmeye müsait arabanın motor kısmından gelen ses konusunda,arıza olup olmadığından anlayabiliyorsan ve motor bir yana o motor gücüne sahip kullandığın arabanın yolda hakkını vererek kullanıyorsan;

"Babanda mı şofördü.." cümlesini hakedenlerdensin demektir..

Boş tuvalin karşısına geçtiğinde elinde tutmuş olduğun fırçanın,eline yakışıp yakışmadığından
ziyade o fırçanın kalınlığının,yapmaya niyetlenmiş olduğun resmin hangi figüründe kullanılıp kullanılmayacağı konusunda var olan bilginin daha işe yarar sonuçlar doğuracağını bilirsen, o zaman Leonardo Da Vinci'nin eline su dökemesen bile onun resimlerinden anlayacak kadar alt yapıya sahipsin demektir..

Pazarlamaya sunulmuş olanm ürünü,satacağın kişilere ebediyen demirbaş listelerine konacak cinsten ürün olması konusunda kendini yırtarcasına haller içinde olmaktan ise;Pazarlayacak olduğun ürünün alınması konusunda alıcıda memnuniyet bırakacak çabalar içinde olduğunda ürünün satılmasından ziyade müşteri potansiyelini genişletip başka pazarlanacak ürün konusunda hazır müşteri portföyünü oluşturma becerisini kendinde buluyorsan,alt yapının yanında her türlü üst yapılarında en güzeline sahipsin demektir..

Gelgelelim..

Madde söz konusu olduğunda ortaya çıkan örneklerin,daha da çoğalabileceği bir dünyanın koşulsuz ve şartsız müptelası olan bir birey olarak,hayatın içinde yer alıyorsan,insanlığının tememllerini teşkil eden alt yapının oluşması için gerekli olan harcın formülününde sırlar dünyasında olmadığından habersiz değilsindir..

Fakat..

Madde yerine maneviyat söz konusu olduğunda...

Sebze ve meyvelerden,arabanın motorundan,resim fırçalarının kalınlığından ve pazarlama sihirbazı olma yolunda atmış olduğun adımlardan anlayacak kapasiteye sahip olabilmen çok yeterli değildir..

- Neden ? şeklinde bir soruya muhatap olursan da vereceğin cevabın basittir..

Karşında ki insan ne armut ne karpuzdur..
Karşında ki insan ne motor ne kaportadır..
Karşında ki insan ne tuval ne fırçadır..
Karşında ki insan ne pazarlama ürünü ne de demirbaş listelerinin vazgeçilmezlerindendir..

Bu nedenle;Kendini bir halt sanıyor olman,senin alt yapının yeterli olup olmadığını belirleyecek
Ticaret Odalarının vereceği türden Kapasite Raporları ile belgelenmez..
Kendini bir halt sanıyor olman,bir çok özel firmanın yapmış olduğu Fizibilite Raporları ile belgelenir..

Fizibilite Raporlarında ise daima gerçekler söz konusudur..Gerçekler söz konusu olduğun da ise "Kendini bir halt sanıyor olman" başlığı altında aslında bir hiç olduğunun sonucunu yazan kısa bir cümle mevcuttur...

Başka mı ?

Kendimi bir halt yerine koymaktan ise;Kendimin ne olduğumunun sorusunu hiç bir rapora gerek kalmadan bularak ona göre yaşamımı idame ettirmemin yollarını ararım..

Başka da bir şey değil..

OğuZ68
21-05-2009, 13:18
Yazmış olduğum yazılarımı aynı anda yayınladığım diğer sitede günün yazısı olarak seçilmiş olduğunu keşfettim...Çok mutlu oldum :)

Günün Yazısı
Kendini bir halt sanmak..


Semt pazarlarında kurulu olan meyve ve sebze tezgahlarının önünde durup;Meyve ve sebzenin iyisini seçme konusunda çürükleri gören gözlerinde ve ellediğin meyvelerin özellikle karpuzun çevresine yapmış olduğ
Oğuz68
devamı ...

OğuZ68
29-05-2009, 04:09
Paşa çayı olsun...

Sıcak ile arası olmayanların,yoğurdu üflemeden yememeyi öğrenebilmesi için,zamanın ateşin üzerinde duran bir demliğin içindeki çay benzeri demlenmesi gerekiyordu.Demlenen çayın demlikten çıkan buharına benzeyen ise zamanın öğrettikleri idi...

Yaşadığınız süre boyunca çocuklarınız olmasa bile,sizleri dokuz doğurtacak her ne var ise yaşamışsınızdır.Doğum sancılarınızdan bir süreliğine soluk alıp,yüzünüze çarptığınız soğuk suyun etkisine benzeyen,soluklanma döneminin ardından yeniden sizi üzen sancılarınızın başladığını ve gitgide sancılarınızla yaşamayı öğrenmeye başladığınızı birçok kez tespit etmişsinizdir..

Aklınızın uç kısımlarından geçmeyen ama her nedense geçip geçmemesi konusunda sizi tereddüte düşüren,olaylar ile karşılaşmışsınızdır.O an içinde kalmış olduğunuz durumun izahını önce kendinize yapmanız gerektiğine inanmış ve ardından ise içinde kalınan durumun sona ermesi için harekete geçmişsinizdir.Her hareketin bereket getireceğine olan inancınızın size fayda getireceğinden yola çıkarak,içinizdeki karmaşaya son vermeye çalışmışsınızdır.
Siz bu çabaları sergilediğiniz an da sizi o duruma sokanların,çocukken çelik çomak oyununu çok oynadıklarını bilemezsiniz.Çelik çomak bulamadıkları anda ise çocukluklarını yaşadıkları dönemlerde en azından elleri ile burunlarını çokça karıştırmış olduklarını anlarsınız.Bütün bu hareketin olmasına neden olanında,içlerinde yaşatmış oldukları fakat nereden musallat olduğunu bilmedikleri kıskançlık karabasınından kurtulmak adına yapılmış olduğunu,sizlerin değil ama onların iyi bildiklerini bilirsiniz..

Sabah gün ışığı yaşadığınız yere,geldiğinde açmış olduğunuz gözlerinizin kenarlarında bazı zaman oluşan çapakların sıkıntısını düşünmeyip,gün ışığının sizi yatağınıza bırakma görevini ay ışığına teslim edeceği ana kadar yaşayacağınız gün içindeki sıkıntıları,kahvaltı masanıza çeşit olacak şekilde kabul edersiniz..Kahvaltı masanızın şenlendiği hissine bir an kapılıp o kapılmış olan büyünün süresinin bir anlık olduğu aklınıza geldiğinde ve o süre dolduğunda ise yarım yamalak şekilde oturduğunuz masanızdan kalkar ve nefes almak adına dışarı çıkmak istersiniz..Dışarıya çıktığınız anda gözlerinizle göreceklerinizin size harikalar dünyasında olan Alice den gelen hediyeler olmasını dilersiniz.Hediye konusuna öylesine sahip çıkarsınız ki yeri gelir içinizde ki Polyanna'nın bile ölene kadar mutlu olmasını istersiniz.Oysa gördüklerinizin sizi daha çok sıkacağından emin olduğunuzda,kahvaltı masanıza kadar gelmiş olan sorunların sert şekilde olan yumruğunu vücüdunuzun bir yerinde hissetmeye başlarsınız..

Sorunların demir yumruk benzeri size uyguladığı şiddetten uzaklaşmak için sığınacak yer ararsınız.Yüreğinizin derinliklerinde var olan sığınağın kapısının yanında asılı duran listeyi karıştırmaya başladığınızda,kimi zaman ulaşamadığınızı size söyleyen metal seslere,kimi zamanda "şu anda meşgulum" cümlelerinin egemenliğine esir düşersiniz.Oysa listede adı bulunanların,sizin hızır acil ambulansının hızında ulaşacağınız kişiler olduğuna inanmış ya da inandırılmış olduğunuzu anlarsınız.Ölü papağanların toprağa verilmeden ki o son hazin olan görüntüye benzer olacak olan suskunluğun ne olduğunu çok iyi anlayacağınız anların yaşanmasına engel olamazsınız.Susarak çatlamaktan korkacağınızı düşündüğünüz an o çatlayan yerlerinize süreceğiniz dost merheminin,size hemen ulaşmayacağınıda bilirsiniz..

Gözlerinizin size ihanet etmemesini dilerken,rüzgar nedeniyle toz kaçmıştır bahanesine sığındığınız gözyaşlarınızın yüzünüzden kumaş olmayan cinsten olan mendil yardımı ile ayrılmasının ardından,kendinizi dinleyebileceğinize inanmanız için kendinizin sesini duyabileceğiniz,şehrin en sakin yerlerine gitmeye karar verirsiniz.Sakinleştirici etkisinin yeşil reçetelere bağlı olmadığını bildiğiniz denizin kenarında oturmuş olduğunuz çay bahçesinde çayınızı içmek için,etrafınızda dolaşan görevlilere gerekli talimatı verirsiniz..Denizin renginin güzelliği ile birlikte deniz kenarında bulunan ağaçların yeşilliği sizi oturduğunuz sandalyeden bir anlığına almış olsa bile,talimatınızı yerine getirmiş olan görevlinin,masanıza bırakmış olduğu çayı size takdim etmesinin üzerine yeniden sandalyede kıçüstü oturduğunuzu anlarsınız..

Masanızın üstünde duran çay bardağına baktığınızda,birden aklınıza çocukluğunuzda sıcak ile aranız iyi olmadığı için,anne veya babanızın size hazırlamış olduğu paşa çayını hatırlarsınız..
Yaşınıza başınıza ayna olmadığı için bakmadan o şekilde hazırlanmış olan paşa çayından içme isteğinizi kendi evinizde yerine getireceğiniz düşüncesini aklınıza bile getirmeden sadece hatırlamış olduğunuz paşa çayınızı düşündüğünüzde ise...

Etrafınızda dönme dolap niyetine dönen dolapların kaçıncı turu attığını,yüzünüze gülenlerin asık suratlarını,canımların çok derin olmayan altında yatan canın çıksınları,doğal sandığınız hareketlerin zoraki olduklarını ve küs olmadan yaşayabiliyorum şeklinde hayat tarzı sürdüğünü bildiklerinizin,kendileri ile küs olduklarını görebileceğiniz tek yerin paşa çayınızı doldurmuş olan bardağınız olduğunu çok iyi anlarsınız..

Baktığınızda her zaman Üsküdarın görüneceği yıllarca size ders niteliğinde öğretilmiş olan paşa çayınızın,sizlere ne göstermiş olduğunu anladığınızda ise;Ne içeceğinizi size soran görevliye sadece,

-Paşa çayı olsun....diyebilmenin keyfini mutluluğunu yaşamak istersiniz..

Başka mı ?

Paşalar kadar olmasada,paşa gibi huzurlu hayat yaşayabilmeli insan...

Başka da bir şey değil...

OğuZ68
09-06-2009, 04:23
Tercih..

Elinde katlı halde bulunan haritada ki yol çizgilerinin;Katlanmadan ve aracın torpido gözünde,araç bilgisinin bulunduğu kitapçık ile birlikte saklı hazine benzeri orada durmuş olmasından dolayı belirsizleşmeye başlamış olmasının vermiş olduğu sıkıntıyı da gözardı ederek haritaya gözünün nuru gibi bakıvermek...Ya da çok bilmişliğin büyüsü içerisinde tavır takınarak "Her yol Paris'e çıkar." şeklinde ki tezin doğruluğunu bünyede hazmetmiş vaziyette gideceğin yolun tercihini yapabilmek..

Issız bir adaya düştüğünde yanına alacağın 3 şey ne olur ? Sorusundan yola çıkarak,çıkılan yolun hayat yolu olduğunu unutup;Yaşanılan hayatın içerisinde gözlerini kapatacağın an içerisinde etrafında bulunmasını istediğin 3 kişinin kim olmasını istersin ? Sorusuna cevap bulmak için,kısa ömürlü kurmaya çalışılan arkadaşlıklardan,dostluklardan çıkar gözetmek..Ya da ıssız ada sorularından sıkılıp;Yaşam alanından kaç kilometre uzaklıkta olduğu belli olmayan arkadaş ve dost diye nitelendirdiğin insanların,senin içinden çıkamaz olduğun sorularına yanıt olması için,sana ulaşabilecekleri zamanın hesabını yapabilmenin keyfini çıkartmak..Senin yaşam alanından mesafesini bilmediğin uzaklardan çare aramanın çaresizliğini yaşamak.Bütün bunların üstüne sorulara malzeme olanlar arasında tercihini yapabilmek..

Kendini, dünyanın merkezi değil de dünyanın tek uyanığı zannedip;Masal kahramanlarından en çok beğenmiş olduğun karakter olan Pinokyo'yu,Pamuk Prenses'in 8. cücesi olacak halde üstelik oyuna değil de kamuoyuna lanse ettirmeye çalışmak..Ya da masal dünyasının sıkıcı olan ortamını göz ardı ederek;Efsanelerin yerleşim birimi olup olmadığının önemini kayıt dışı bırakarak,içinde her türlü heyecanın en üst seviyede yaşanmış olduğu,dilden dile dolanmayı yeterli bulmayıp,kulak organınında devreye sokulduğu efsaneyi yaratıp,pazarlamasını da yaptıktan sonra bulunmuş olduğun kenarın açısını önemsemeden durabilmenin tercihini yapabilmek...

Seçeneklerin bol olduğu ve her seçeneğe de deniz misali koyabileceğin malzemelerin varlığı içinde,yaşamış olduğun hayatın tadını çıkarabilmek..

Tercihini yapabilmek..

Bir o kadar sakin..
Bir o kadar namuslu..
Bir o kadar söz söyletmeyen..
Bir o kadar da kendinden sözde emin,fakat başkalarınca bir o kadar endişeli..

Yoksa mı ?

Pamuk ipliğine bağlı olan hayatı,halatlarla bağlı olduğuna inanıp yaşamak..

Bir o kadar yalan....Bir o kadar dolan..

Başka da bir şey değil...

OğuZ68
12-06-2009, 03:15
Unutamadık..

Dört duvar arasında tarafımıza sunulan ikazlar ve tembihlerle büyüdük.Can ciğer kuzu sarması misali karşılıklı duran iki apartmanın arasında ki sokağa çıktık.Hafif rampası,tek bir elektrik direği her iki köşe başında duran bakkalları,camlara çıkan kadınları ve yaz akşamlarında apartmanların kapısında oturan ihtiyarlarının bulunduğu sokağımızla tanışıverdik..

Direkleri olmayan iki taşın direk görevi görmüş olduğu kalelerimizi kurup,top oynadık.Evlerin camlarına vuracak kadar asi çocuklar olmasak bile topumuzun asiliği karşılığında,evlerin ikinci ve üstü katlarından dökülen isyan suları ile ıslandık.Dört duvar arasında bulunan ağabeylerimiz dışında,bizleri kötü olandan uzak tutan fakat kötülüğün içinde olan ağabeylerimizle tanıştık..

Okulda ki sınıflarda bulunan sıralardan değil ama yaşadığımız hayatlarımız ile sıradandık.
Gülen yüzlerimiz ise sıradanlığımızın bize sunmuş olduğu hediye idi.Sıkıntıların içinde olan ama yüzüne her daim gülücük konduran çocuklardık.Gülen her yüzün altında yatan gerçekleri, geçen zaman içinde gördüğümüzde ise,o gerçeklerin altında yatan nedenlerin,anlatılan peri masallarının çok uzağında olduğunu fark ettik.Zevkler ile renklerin tartışma konusu olup olmadığının tarafımızca bilinmediği o dönemlerde,tek bildiğimizin zevk alarak yapılmadığı ortada olan gerçekler idi.

Boş olan her şeyin,kendilerinin gözüne batan çöp olduğunu sonradan öğrendiğimiz ama o zamanlar kendisinin nasıl birileri olduklarını bilmediğimiz ve görmediğimiz,Müteahhit'lerin çok yeşermediği,boş arsalarımızda yaptığımız mahalle maçlarının ardından,bitkin halde sokağa dönen çocuklardık.Mahalle maçının sonucu ne olursa olsun,tek elektrik direğine asılı takım tabelasına sonucu yazan çocuklar olduk.Boş olan arsaların üzerinde yağmur sonrası çamur olan toprağına oyun oynamak için sapladığımız her çivinin,yıllar geçtiğinde yüreğimizde anı olarak bırakacağı izlerini o zamanlar anlamayanlardandık.Anlama konusunda ne kadar kıt olduğumuzu sanmışsak ta,bir eylül sabahı evlerimizin pencerelerinden sokağa göz attığımızda
apartmanlarımızın duvarlarında büyük harflerle yazılı olan üç harfleri silen komando askerlerini gördüğümüzde o çocuk aklımızla yıllar geçmesede o zamanlar anlamıştık..

Sokağa nadir gelen kamyonların kasalarının içinde,köşe kapmaca oynadığımız zamanlarda ise,
büyümemize neden olan ve üzerimizden tank misali geçen yılların içinde hayat ile oynadığımız köşe kapmaca oyun olduğunu yaşadıkça öğrenen o zamanın çocuklarından olduk...

Rüzgar her estiğinde sokağın elektrik tellerini sallamasının ardından,yaşanmakta olan şimdiki zamanlara geldiğimde ise;Elektrik direğinde ki telleri sallayan rüzgarın,çocukluk anılarımıda sallayacak kadar kuvvetli olduğunu bilmek,rüzgarın kuvvetini öğreten derslere girilmesinin gerek olmadığını hatırlattı..O rüzgar ki...

Evlerin önünden ayakkabı çalan,kendi evlerinde uyuşturucu kullanan ağabey sahibi olan,okul dışında geçinmek için çalışan,pazarlarda limon satan,ne yaptıklarından ziyade içinde ki insan sevgisini delikanlıca ortaya sunan arkadaşlarımı,öleceğim ana kadar bana unutturmayacaktır.

Geçen yıllara inat iletişimde olduğum o arkadaşlarımdan bir iki tanesi kalsa bile,her birimizin yüzünde kaybettiklerimizi görmenin mutluluğunuda bizlere her zaman yaşatacak ve onları asla unutmayacağımızı kalbimize söyleyeceklerdir...

Yoksa yoksa mı ?

Çocuktum,arkadaşlarımdı,bir rüzgar esti,biz dağılmadık...

Başkada bir şey değil...

OğuZ68
12-06-2009, 17:00
Eski yazımın,elden geçirdikten sonra ki yeni hali...

Dalga

Hayatla dalga geçmek mi yoksa insanlarla dalga geçmek mi ?

Hangisi güzeldir ?

Geçen dalga, kıyıya vuran mı olur yoksa geçici olan radyo dalgası mıdır ?

Dalganın çok anlamı vardır.Dalga sevgili midir ? Dalgam hesabı...

Dalga geçmenin ve dalgaların çeşitleri saymakla bıtmez..

İnsanın canı sıkılır,dalga geçmek ıster.Sonuçta dalgadır.Ne tarafından bakarsan
bak,rahatlama olayıdır..

Etrafında bulunanların düşündüklerinin ne önemi var ki dalga geçıyorsun..

Onlar, nasıl olsa anlasa da anlamasa da dalgaların içinde yüzen balıklardır..

Alt tarafı ya da üst tarafı, ne fark eder kı ?

Dalga geçerken her şekle girersin.Dalgacısın ne de olsa gercek değildir ki..

Bir yanın her şeye müsaittir..

İskele babası da olursun denız anası da..

Dipsiz kuyu olursun ya da çıkışı görünmeyen karanlık tünel..

Ne fark eder ki ?

İsteyen, istediği tarafından çekip dursun..

Mılletın ağzı torba değildir ki ?

He mılletin düşünceleri vardır..

Önemsizdir..Sonuçta dalgalar gibi gelirler, dalgalar gibi geçerler.

Bazı dalgaların boyları vardır.Kimi metrelerle ifade edilir.Kimi santimlerle..

Dalganın çeşidine göre değişir..

Dalganın, o an ki etkisine bağlıdır..

Fakat bazı dalgalar vardır ki kendini dalga yerine koyar..

Aslın da dalga değillerdir.Sadece su birikintisidirler..

Ama, işin içine dalga girince,su birikintisi bile kendisini dalga sanır..

"Dalga bu kardesımmmm...Boru değil..." dersin geçer gidersin..

"Ne borusu ?" diye sordukların da "Su borusu.." dersin sallarsın..

Ne de olsa dalgadır,sallar durur..

Bazı zamanlar;"Hayatla dalga mı geçiyorum,yoksa hayat benimle mi dalga geçiyor.." diye kendi kendime mırıldanıp düşündüğüm zaman,hayatın her zaman benımle dalga geçtiği sonucuna vararak..

Dalgalı işleri sevmem....

İşin içine dalga girdiği vakit beni bozar..

Mide bulantısı gibidir..

Dalgalı işler,bulanık işlerdir..

Dalgalanmak..

Dalga olmak...

Sallama markalar adına,her şeyin dalgası olur..

Fakat,gerçekler adına bir tek denizin dalgası olur..

OğuZ68
12-06-2009, 18:30
Kimi zaman;



Çok kızar,sinirlenirsin.Pire için yorganda yakarsın, mahallede yakarsın..Kimbilir,yeri gelir kendinide yakarsın..Sanırsın ki;Çocuk iken oynadığın yakartop oyunu gıbıdır.İki taraftan atılan top sana dokunduğu an,yandığının resmidir.O an fişi çekilmiş ütü gibisindir.Altı soğuduktan ve tekrar ısınana kadar köşeye bırakılmıs ütüye benzersin.

Kızgınlıklarını alıp,derin soğutucuya koymak ıstersın.Kış mevsiminde;Ateşin üstünden,yeni alınmış olan tencere gibi soğumaya bırakılmak istersin.Fakat o an kimse sana dokunamaz..



Kızgınlıkların yanmış ve sönmeye yüz tutmuş ateşe benzerler.Zaman içinde,küle dönüşüp,rüzgarın marifeti ile gökyüzüne savrulmak isterler..



Üç maymunu oynamak istersin.Görmedim,duymadım,bılmıyorum.Bunun gerçekleşmesi ıcın 3 maymundan bir tanesinin yıllık izine çıkmasını beklersin..



Unutmak istersin.Beyninin içinde ve geçmişinde yaşamış olduklarını,kara tahtaya yazılmış olarak hayal edersin.Ya yaramaz çocuğun ellerinde ya da tebeşir tozu bulaşmış olan silginin yokediciliğinde silinmeyi dört gözle beklersin..


Kitap okurken arasına,nerede kaldığını hatırlacak basit beyaz kağıt parçası olmak istersin.Daha sonra evin sevimli ve yaramaz çocuğu tarafından kitap arasından alınıp,çocuğun ağzının içinde son bulacak serüveni yaşamak istersin..



Havanın çok soğuduğu anlarda,otobüsün camında oluşan buğuda sevda ya da ısyan yazısı olmak istersin.Kapalı mekanlarda duramayan,kendısıne fobı olarak gören kadın yolcunun parmakları arasında silinmeyi umut edersin..



İki sevgilinin kumsala yazmış oldukları sevgi kelimelerinde ki harflerden biri olmak istersin.Sevgi kelimelerini gören denizin,iki sevgiliyi kıskandığı için,sevgi kelimelerini dalgaları ile sileceği anı beklemeye başlarsın..



Gece kar yağmış şehrin sokağında park etmıs olan,vosvosun camına;Arka sokakta yaşamakta olan fakat sevdiğini söylemeyemeyen delikanlının çizmiş olduğu kalp resminin kıvrımı olmak istersin.Sevgiden nasibini almamış olan,kel ve şişman adamın vosvosun camında çizili olan kalp resmini,ağzında küfür ile sildiği sabahı beklersin.



Evın en guzel halısında ki toz olmak istersin.Evin titiz hanımı,dün akşam kavga ettiği kocasına olan kızgınlıgını,balkona asılı halde duran halıdan çıkartırcasına hırsla vurup durduğu an da ise sokağın asfaltına doğru çıkacağın yolculuğun yolcusu olursun...


Fakat,ne olursa olsun,ne yapılırsa yapılsın,istediğin mekanda ya da nerede olursan ol;Bütün unutmak istediklerinden geriye mutlaka iz kalır.

Anlarsın ki;



Kimi zaman;



Yüreğindir seni götüren,kimi zaman da rüzgar..

OğuZ68
12-06-2009, 20:24
Lunapark

Lunapark;Çocukluğumun en keyifli zamanlarını geçirdiğim mekan olarak,beynimin not defterine karalamış olduğum yerdi.Dönme dolaplar,atlı karıncalar,zincir,çarpışan arabalar ve sihirli aynalar,lunaparkın en çok beğendiğim kısımları idi.

Yaşım ilerleyip büyüdükçe lunapark kelimesi,benim hayatımda ki sözlükte emanet olarak yer edinmeye başladı.Bu şekilde düşünce sahibi olduğum da;Aslın da yaşadığım hayatın da lunaparktan farkı olmadıgını gözlemledim.

Farklı,işiniz ve gücünüz yoksa,seyyar lamba durumun da değil de masanın üstünde duran vazo konumunda olan hayata sahip iseniz.Gün'e erken başlarsınız.İş yerine zamanında yetişmek için,koşuşturmanız gerekir.Günlerden Pazartesi ise o günün özelliği olan,sevilmeyen gün oluşu,sizin sırtınıza birden fazla yük yüklenmiş hissi verir.

İşyerinize binbir güçlükle ulaştığınız an;Bugünü başlamadan bitirmek isteği beyninizde yer eder.Beyninizde yer etmekle kalmaz sizi;Patronunuzun ya da amirinizin emrivaki sesi ile irkileceğiniz ana kadar olan kısımda hayal dünyasına sürükler.Kendinize gelmeniz için,içeceğiniz sade neskafeniz kadar etkili olan direktiflerle karşı karşıya kaldığınız an,bilirsiniz ki gün başlamıştır.

Gün ışığının bile günü aydınlatmaktan yorulmuş ve bitkin düşmüş olduğu akşam saatlerinde,sizinde güneşin yorgunluğu ve bitkinliğinden farkınız kalmamış demektir.Saatinize bakarsınız,eve ulaşmak için yorucu olan eve dönüş kampanyasına katılarak evinize ulaşırsınız.Tek başına birisiyseniz;Yalnızlığınız ile başbaşa kalıp,serbest zaman hakkınızı en iyi biçimde kullanırsınız.Televizyonda yayınlanan reklamlarda,seyretmiş olduğunuz pil reklamlarının,ne kadar gereksiz olduğuna karar vererek,yarın başlayacak olan güne kendinizi zinde hazırlamak için yatağınıza uzanıp uykuya dalarsınız.Bu yaşadıklarınız,lunaparkta bulunan dönme dolap kısmıdır.

Uykunuzdan nasibinizi alıp,yeni bir güne başladığınızda bu sefer;Gün içerisinde koşuşturan kişinin sadece siz olmadığınızı etrafınızda koşturanları görünce fark edersiniz.Hayat ile son buluşmaları kalmış ve ona yetişmek için birbiriyle yarışan insanlar olduğunu görürsünüz.Çalışkanlığı dillere destan olan karıncanın hızından daha fazlasını elde etmek isteyen ve atlıkarınca olmak isteyen,bir sürü koşuşturan insan olduğunu anlarsınız.

Atların yerini,evliliklerde ön şart olan araba almış olduğu için;Trafikte araba kullanmak adına gerekli olan belgeninde manav tezgahlarında satılan meyvelerin alımı kadar kolaylıklar yaşandığı zamanları yaşadığınızdan,trafik canavarının sağ kolu durumunda görünen sürücülerin neden olduğu kazalara denk gelirsiniz.Bu anlara denk geldiğinizde ise lunaparkta gördüğünüz çarpışan arabaların,trafikte ne işi olduklarına şaşarsınız.

Çaresiz kaldığınız anları yaşadığınızda,etrafınızda size destek olan insanların varlığını inkar edemezsiniz.En zor anlarınızda yanınızda bulunmayı,görev olarak görmeyip ona göre gönülden hareket eden değerli insanların;Sizi kopmak üzere olduğunuz hayatın içine zincirlerle bağlamaya çalıştığını anlarsınız.

Yaşadığınız bu anların lunaparkın zincir kısmı olduğunu bilirsiniz.

Yaşadığınız hayatın içinde kral dairesi kadar şık ve rahat olmasa bile,odalarınızın olduğunu göreceksiniz.Odalarınızın içerisine bazen davet ettiğiniz özel insanları,bazen de davetsiz misafirlerinizi ağırlayacaksınız.Odanıza girmiş olan insanların odanızdan çıktıktan sonra,dışarıda kendilerine çeki düzen verdiklerini göreceksiniz.Çeki düzen verme işleminide aynanın karşısında yapmış olduklarına tanıklık edeceksiniz.Aynadan yüzünü çevirip,size doğru dönüp bakan insanların yüzlerinde ki değişime şaşıracaksınız.Şaşırmanız çok sürmeyecek,lunaparkın sihirli aynasının kısmında olduğunuzu bileceksiniz..

Benim çocukluğumda lunapark vardı..

Lunaparkın en sevdiğim kısımları,dönme dolapların,atlı karıncaların,zincirin,çarpışan arabaların ve sihirli aynanın olduğu kısımlardı.

Lunaparklar eğlence mekanıdır.Umarım,yaşadığım şehirde yeniden gerçek Lunaparklar çoğalır..

Yeni Yıl caddesinde 31.12,2004 tarihinde Lunaparkta buluşmak dileğiyle..

OğuZ68
12-06-2009, 20:58
2005 yılında hayatını kaybetmiş olan,denizkızının anısına...

Aşk

Akşamüstü seninle Ortaköy'de denız kenarında yanyana oturduğumuzda,bana sormuştun:

-Aşk nedir?

Bende:

-Aşk denizdir.dedim.

Yüzünü bana doğru çevirip:

-Nasıl oluyor ? dedin.

Bende sana anlattım;

Deniz bazen dalgalı bazen de durgun ise,aşkında dalgalandığı ve durulduğu anlar vardır.

Deniz;Yeşillik içinde olan koyu nasıl kıskanıyorsa,Aşkın doğasında da kıskançlık vardır.

Deniz;Derindir.Derinliklerinde her zaman önem verdiği ve koruduğu şeyler vardır.Aşkında derinliği vardır.

Denizin gelgitleri olduğu gibi aşkında gelgitleri vardır.

Denizin içinde hayat ve canlılık vardır.Aşk yaşanıldığı andan itibaren yeni bir hayat demektir.

Deniz ve aşk fırtınalara açıktır..

Deniz verdiklerini zaman içinde alır.Aşk ta zaman içinde verdiklerini almıştır.

Deniz kumsallar ve kıyılara kavuşur.Aşkın kendisi de kavuşmaktır.

Denizin şakası yoktur.Tıpkı aşklarında şakası olmadığı gibi.

- Gözlerine baktığımda denizi görüyorum.Dedikten sonra,bende sana;

- Benim gözlerimde gördüğün deniz,senin yüreğinde ki sevgi denizinin yansımasıdır.Dedim.

Senin yokluğunda,sende ki sevgi denizini görmek için,deniz kenarında yürüyüp dururum....

OğuZ68
12-06-2009, 21:45
Yeni yılınız kutlu olsun.

İskelenın önünde denize gözlerimi daldırmış halde durmaktayım.Arabalı vapurun hareket etmesine,daha vakit var.

2004 isimli iskeleden hareket edecek olan,yeni yıl isimli arabalı vapura bakmaktayım.Asırlar denizinde,karşı kıyıya durup dinlenmeden,masa tenısınde ki top benzeri;Bir o yana,bir bu yana gidip gelen ve gidip gelmeler arasında yıpranacağına aksine;Her seferinde tersaneden yeni çıkmış gibi karşımda sağlam vaziyette duruyor.

İskelede ipe dizilmiş gibi duran araçların plakalarına bakıyorum.
Birazdan iskele görevlisinin çalacağı düdük sonrasın da arabalı vapurda ki yerlerini alacaklar.

Plakalarında;Sağlık,huzur,barış,neşe,mutluluk ve umut yazıyor.İskele görevlisinin çaldığı düdükle,araçlar sıra ıle arabalı vapurda yerlerini almaya başladılar.

2004 isimli iskelenin gşesinden aldığım biletimle arabalı vapurda ki yerimi alıyorum.Seyahat esnasında yanıma fazla eşya almadığım için mutluyum.Bu kıyıda bıraktığım eşyalarım aklıma geliyor.
Mutsuzluk tarzında masam,hüzün marka duvar saatim,üzgünlük adını verdıgım tablom,kırgınlık sandalyelerım,gözyaşı marka aynam…

Tonton yüzlü,sevımlı kaptanımızda yerini alıp arabalı vapurumuzu harekete geçirmiş durumda.Asırlar denizinde dalgalanma yok.Çok rahat ve keyifli yolculuk olacak.Vapurun kenarından,geride bıraktığımız 2004 kıyısı gözden uzaklaşıp ufalıyor.

Düşünüyorum;2004 isimli kıyıda üzüldüğüm zamanlar geçirmişim.Kendimi;Senaryosunda üzücü repliklerin bulunduğu,tiyatro oyununda rol almış oyuncu olarak görüyorum.Ama oyunun bir sezonluk olmuş olması içimi rahatlatıyor.

Yanıma aldığım çantamın içinde bulunan;Vefa,hoşgörü ve vicdandan oluşan eşyalarım aklıma düşüyor.Çantamı sıkıca tutuyorum.Gitmekte olduğumuz 2005 isimli kıyıda;İskelenin üç sokak üstünde ki Mutluluk sokağında olan Sevgi isimli cumbalı üç katlı evi kiralık olarak tuttum.

Arabalı vapurda ki seyahatimin sonuna yaklaşıyorum.

2005 iskelesinde bekleyen Dost isimli,vefakar arkadasıma kavuşmak için sabırsızlanıyorum.

Onunla yeni evimde Türk kahvesi içeceğim.

katexxx
13-06-2009, 16:02
şlerktşlekişef

katexxx
13-06-2009, 16:02
çok duygusalllll !!!!!!!!

OğuZ68
13-06-2009, 17:52
şlerktşlekişef

çok duygulandın sanırım :)

bigman
14-06-2009, 23:50
Üyeleri kışkırtmış olduğumdan dolayı Oğuz68 nickimle 9. aya kadar yokmuşum..Onları kışkırttım..Onlar hiç kışkırtmadı hepside kuzucuk...

Bu nickimide şu açıklamayı yaptığım için silerlerse artık 9.ay da gelirmiyim.Gelmez miyim ? Bilemem.Ne olursa olsun.Forum sahibi ile Ahmetin bu öyküyü bitirmesini istiyorum.

Bana hakaret eden,Samsunlu Lee ile gözlüklü kaplumbağının uzaklaştırma cezası alıp almadığını bilmiyorum..Eğer almamışlarsa da Adaletinizin ne şekilde olacağını da görmüş olacağız...

Neyse......

bigman
15-06-2009, 01:31
Dün Nelson mandela sokağı bölümünde;Burada yazılı olan yazılarımdan 3 tanesinin ve bu başlığın aynısının NurForum.Org (http://www.nurforum.org) da olduğunu gördüm ve Nurcuların bu yaptığına ne denir ? başlığı altında ispatları ve belgeleri koyarak forum açtım.

Nurcuları karaladığıma yönelik mesajların hepsine,adamına göre cevap yazdım.Herkesin hitap ettiği dilden..Neticede hayatım boyunca kim bana nasıl davranmış ise aynı şekilde karşılık almıştır.

gözlüklü tavşan,bu vatandaşın o forumunda ki mesajında benim olmadığım zaman yani sitede değilken ardımdan "Gereksizsin." tarzında cevabını okudum.Mesajın sonuna eklemiş bana desen de gocunmam diye..Sen kim oluyorsunda arkamdan bunu yazıyorsun bana gereksizsin deme gereğini buluyorsunun cevabını dün gece bu vatandaş online olduğu halde alamadık..

Aynı forumda daha sonra Manolya 55 mi 53 mü o ile dikekt ilk mesajında dar kafalısın diyen
SamsuNLee nickli şahıs ağzını daha da bozarak kapak resimleri kopyalarak bu foruma gelmiştir...

manolya 55- ya da 53 ile Turk evladı denilen şahıslarda benim burada yazılarım ile övündüğüm derdine düştüğümü sanacak kadar cahilliklerini belli etmişlerdir..O ağzı bozuk olan SamsunluLee nin ondan sonra bas git bu forumdan ve forum silinsin tarzında mesajlarının cevabınıda benden almıştır.Ama ağzımın bozulmadığı vaziyette..

fterekeme

Üyelik Tarihi: Mar 2004
Yaş: 4
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 218 Cvp: Türkçe olimpiyatlari hakkinda ne dusunuyorsun?
________________________________________
oğuz kemal sen hangi millettensin?
türk olmadığın kesin


Bu şahsa gelince yukarıda gözlüklü tavşan nerede ise orada olan ki ben o gölüklü tavşana 10 dakika içinde foruma vcevap yazmadığı için gözlüklü kaplumbağa demişimdir..Bunun yanında gelip saçma sapan şekilde yazılar yazdığında uslubuna karşılık benden aynı uslupta cevap almıştır..Bu şahsın Iscrotix ile nelson mandela ya da Boğaziçi bölümlerinde sürtüşmeside vardır.Gidin araştırın bakın..

Şimdi;Dün ısrarla yazdığım halde Nurcular yerine hangi başlığı açayıp mesajlarıma cevap vermeyen bu zihniyet bu hakaretleri ile siteden uzaklaştırılmamıştır..

Protesto ediyorum forumuna Nelson mandela sokağı Nurcular tarafından kuşatılmıştır diye yazıyorsam.Bütün bunlar burada olduğum süre içinde gördüklerimdir...

Kutay neden mesaj atmıyorsun şeklinde sorunuza da Kutay ona bundan 15 gün önce attığım yanlış açtığım Oğuz68 nickindeki blogumu silmesi yönünde attığım mesaja cevap vermemiştir.Gereğinide yapmamıştır..Bu nedenle ben Kutay a mesaj atsam bu konuda ona cevap vermeyenın buna cevap vereceğıne inancım olmadığındandır...

Oğuz68 nickine gelince uyarı kışkırtıcılık yapıyormuşum..Çok kışkırttım ya..Burada durduğıum sürece çookkk kışkırttım....Yazıklar olsun..

Bana ilk mesajlarında hakaret eden yukarıda nıcklerı yazılı olan şahıslar kuzucuklar diyorum artık bebim aldığım cezayı almamıştır..Ki benim ne ceza aldığım ortadadır...

Burada benden sonra Oğuz68 ile bigman nicklerimin mesajlarını okuyun bakalım..Ben ne kadar kışkırtıcmıymışım cevabını artık size bırakıyorum...

Bizim öykümüz forumunun sahibi ile Ahmet Dursuna özel ricam olacak..Başladığınız öyküyü bitirin..

Kin tutmam bütün bunları unutur giderim..

Fakat

Yapılan bütün bu terbiyesizliklerden sonra burada kışkırtıcılık suçlaması ile suçlanıp yukarıda nickleri yazılı olanların hakaretlerine saçma sapan dusuncelerıne tavırlarına benımle aynı cezayı verılmeyısını gururuma yediremem...

Kutay ya da yönetimde kim varsa bu nickimide silin..

Burada yazdıklarımın yalan olduğu şüphesi gerek okuyanlarda gerekse yönetimde oluşursa gerçekler dün ve bugün silinen Nurcuların bu yaptığı nedir ? forumunda vardır.

Hadi eyvallah.

bigman
15-06-2009, 02:09
Kendime göre en büyük yanlışım olacak şeyide gururuma yediremem..

Bu son yazım Zeki Kayahan Coşkun ve Kutay ile birlikte Zekirdek ailesini karalamaya yönelik değildir.

Ben bu sitede 40 yaşımda olmama rağmen çok güzel günler geçirdim.

Zeki Kayahan Kutay ve emeği geçen adam gibi adamların hakkını yiyemem..
Zekirdek siteisininde hakkını yiyeymem..

Adı geçen site sahibi ve diğerlerine çok iyi sahip çıkın..Adam gibi adamlar bir daha kolay gelmez değerinide bilin..

Yaşadığım mutluluk için Zeki ve bütün emeği geçenlerede şükranlarımı sunuyorum..

OğuZ68
18-06-2009, 05:35
Sevmek ya da sevmemek

Düşünce,uzayın sonsuzluğuna benzeyen özgürlüğü temsil eder.Düşünceye saygı ise özgürlüğün kazanımıdır.Düşüncelerin iyi olanı da vardır,kötü olanı da vardır.İyi ile kötü kavramlarının arasın da ki ayrımı yapacak olan tek şey,insanoğlunun aklıdır.

Eleştiri,yapının temelidir.Yapı kat kat yükseldikçe,sallanmadan duracak ise temel sağlam atılmış demektir.Her kat yükseldiğinde,en ufak rüzgarda yıkılacak ise temeli sağlam değil demektir.
Yapının boyutu,temelin derinliği ile ilgilidir.

Ön yargı,kendi değerlerine inanmadan hareket etmek demektir.Değer yargısının ne olduğunu az çok bilen kişi,değerlerinin değerlendirmesini yapabilecek kadar kendisine özgüven sağlamış olan kişidir.

Emek,anne kucağından yere inen bebektir.Yürümeyi öğrendiği ana kadar zahmet içinde olan elleri ve dizleri ise emek olan bebeğin,yürümeye karşı olan inancı ve azmidir.

Dürüstlük,gitmekte olduğun yere ulaşmadığın halde,o yerin orada olduğunu bilip,ona göre yürümeye devam etmektir.Gideceğin yere ulaşamadan durmak ve geri dönmek ise çıkmış olduğun yola,ihanet etmek demektir.

Kıskançlık,insanoğlunun hayvanlarda bile var olduğuna inandığı,fakat hayvan ile insanın arasında ki ayrımları göz ardı ettiği,bu nedenle de aynanın karşısına geçtiğinde en güzel elbisesinin her zaman üstünde olmasını istemektir.

İntikam,duygu ordusunun en önünde giden komutan edasına bürünmek demektir.Duyguları ordu haline sokan ise,insanoğlunun düzensiz şekilde hareket eden,hırslarıdır.

İnsan yedi renge sahip gökkuşağıdır.

Gökkuşağının renklerini sevip sevmemek ise,gökkuşağının görüntüsüne engel olamamak demektir..

Üç günlük ömür biçilen dünyada yaşanılan hayatlar ise bir ömre bedel olarak,insanoğlunun bir gün de olsa güneşin yüzünü görüp,yağmurun altında ıslanmasıdır..

OğuZ68
18-06-2009, 05:37
Şahsımı anlayışla karşılayan Zekirdek'te emeği geçen herkese teşekkür ederim.

zeyyvah
18-06-2009, 06:01
sıkıldım..Aynı yağmurda ıslanırken sensiz sıkıldım bu hayattan..

OğuZ68
20-06-2009, 17:18
Canımdan değerli ablama..


Boncuk misali göz rengine sahip olan ve o mavilik içerisinde nefes almamı sağlayan canım ablam.Vefat etmiş olan ağabeyimin "değiş tonton değiş" sloganı ile çocukluğumun çizgi filmlerinden tonton isimli karakteri,ailemizde temsil eden canım ablam...Tonton karakterinin sloganını seven ama yaşadığımız yıllar boyunca karakterini değiştirmeyen canım ablam..

Geride bıraktığımız yıllarda yaşadığımız yokluklara,üzüntülere,kayıplara rağmen yüzünde açan gül çiçeklerini soldurmadan yaşamasını biliyorsun.Senin tebessümlerinden oluşan güllerle dolu hayat yolunda,zaman çölünde ilerlemekte olan anılar kervanının sırtında taşımış olduğu kısa kesitler gözlerimin önünden geçip duruyor.

İlkokulu bitirdiğim sene ki Yaz mevsiminde,okulumda düzenlenmiş olan ve benimde içinde bulunduğum tiyatro oyununun provalarına,rol gereği yanımda taşımam gereken bavulumu taşıyıp,benimle her provaya gelişini unutamam.Hayatın yokluk adını verdiği Tiyatro oyununa benzeyen dönemlerde,seninle birlikte karlı bir İstanbul sabahında elimizde ki sarı tüp ile Karagümrükten Çarşambada bulunan tüp satan yere gidişimizi ve kuyruğa girişimizi de unutamam..

Liseyi bitirdiğin zaman,Beşiktaşımıza ait olan,gazetelerden kesmiş olduğun Beşiktaş ile ilgili resimleri,haber başlıklarını ve o dönem Beşiktaşımızda oynayan futbolcuların fotoğraflarının bulunduğu imzalı kartpostalları,biriktirip düzenli bir şekilde yerleştirdiğin defterinin sayfalarını kaç kere çevirdiğimi de unutamam.

Beşiktaşlı olmamı perçinlemiş olan o muhteşem defterinde kimin tarafından senden alınmış olduğunu bilmesem de,bildiğim tek şeyin kalbinin derinliklerinde yatmakta olan Beşiktaş sevgisini çalamadıklarıdır.O Beşiktaş sevgisi ki yıllar sonra iki çocuğuna kalmış ve yıllar yıllar sonrada onların çocuklarına kalacak olan mirasın en güzeli olacaktır.

Çocuklarının da torunlarına anlatacağı;Bu sene lig şampiyonluğunu bize tattırmış olan Beşiktaşımızın futbolcularını karşılamaya gittiğimiz Yeşilköy Havaalanında ki kalabalığı alt üst ederek,güvenlik barikatını da aşarak,futbolcularımızı havaalanının geliş kısmında karşılamış olman en güzel anı olacaktır.

Yıllardır karşında bulunan insanlara vermiş olduğun değeri,karşında ki insanın fikirlerine ve düşüncelerine saygı göstermeyi,aynı değer ve saygıyı kendinede gösterilmesini,haklı olarak bekleyen ve ona göre yaşam tarzı kurmuş olan,vefat eden anne ve babamızdan bizlere ve sana kalmış olan en güzel ve en anlamlı mirasımızdır.Senin hoşgörü dünyanda bulunan sevgi denizinde kulaçlar atan,bu sayede sevilmiş olduklarını da yaşadıkları hayatların da anlamış olan birçok sevenlerinden birisi olarak;senin sevgi denizinde kulaçlar atmakla kalmayıp,sevgi denizinin derinliklerinde yatan merhamet adı verilen inciye ulaşmış olmamda en büyük kazancımdır.

Renklerin efendisi olma yönünde,büyük bir alçak gönüllülük sergileyerek,beyaz renkte boş halde duran tuvallerine,renklerin efendiliğinden ziyade renklerin aşığı olarak içinde ki resim sevgisini aksettirmen ve aksettirmen neticesinde ortaya,çok güzel eserler çıkartman,senin hayat adı verdiğin resim koleksiyonunda sergilenen en güzel resimleri yapan kişi olarak sevdiklerinin gönlünde yer etmin olman senin kişiliğin,bir başka kazanmış olduğun zaferinin belgesidir.

Yaşamış olduğun onurlu ve gururlu hayatının,en zor dönemeçlerini tek başına atlatabilmenin başarısını,karşında ki insana hissettirmeden yapmış olduğun sayısızca yardımları,insanlara ön yargı ile davranışlar sergilememeni,insanın mutluluğunun en önemli kazancı olması gerektiğini üstüne basarak vurgulamanı,kalbinde ki insan sevgisini hiçbir zaman unutmayacağım.

Yaşadığı zamanlara denk gelmemiş olduğum Anneanneme her yönüyle benzediğini söyleyen büyüklerim sayesinde,Anneannemi ve onunla birlikte kaybetmiş olduğum bütün sevdiklerimi bana yaşatan ve yaşatmaya devam edecek olan canım ablam...

İyi ki doğmuşsun,doğum günün kutlu olsun.Daha nice doğum günlerine sevdiklerin ile sağlık,huzur ve mutluluklarla kavuşman temennisi ile..

Seni daima sevecek ve minnettar kalacak olan kardeşin...

OğuZ68
24-06-2009, 03:28
Buruşan düşüncelerim...

Bu aralar,sıkılan ve sıkıldıktan sonra buruşan düşüncelerin kol gezdiği bir cana
sahip oldum.Canımı sıkma görevini üstlenmiş olan hayat mı ?

Yoksa hayatın içinde olan gerekli ya da gereksiz türlere sahip olan insanlar mı ?
Bu sorularımın cevaplarını buruşan düşüncelerimle düşünmeye çalışıyorum..

Hayat seçeneğini ele aldığım zaman,özelliklerinden birisi olduğu yıllarca öğretilen
acımasızlığına inanmamaya başladım.Hayatın böyle bir özelliği yok.

Acı kelimesini dilinden düşürmeyen;kullanma kılavuzlarının ilk sayfalarında ki bölüm
başlıkları edası ile ortalıkta dolaşan öğreticilerin çıkarları doğrultusun da hareket
ettiklerini düşünüyorum..

Öğreticilerin bu şekilde hareket tarzlarına denk geldiğim de ise;öğrencilerinin
gelecek ile ilgili umutlarını,hayallerini ve düşlerini çaldıklarını anlıyorum.Çalma
eylemini yaptıklarında ise çok rahat,kaygısız,umursamaz ve bencil hallerinin de
her ayrıntısını gözlerimle görüyorum.

Hayatın düzeni konusu hakkında,simetrinomi hastalığına yakalanmış öğreticilerin
varlığını keşfetmem de çok zamanımı aldı.Fakat simetrinomi hastası olarak öne
çıkmış olan öğreticilerin,hastalığın taşıdığı belirtilere göre hareket etmediklerini
anlamam ise çok zamanımı almadı.

Hayatın düzeninin bozulduğundan yakınan ama el atıpta bozulanı düzeltmeye çalışmaktan kendilerini sakınan,simetrinomi hastası olan öğreticilerin bu hallerine denk gelince de düzeni bozulanın ne olduğunu da anlamam zor olmadı.

Hayatın boş olduğunu dillendiren öğreticilerin,boşluğun derinliği ve çapı hakkında neden bilimsel açıklamalar yapmadıklarına şaşırmaktayım.Öğreticelerin hayatın boşluğunu uzayda,yakın zamanlar da keşfedilen kara deliklere benzetecek hale geleceklerine dair içimde tedirginlik yaşamaktayım.Öğreticilerin hayatın dışında benim boş hallerime ve düşüncelerime boşluk takmak için,birbirleri ile yarışacak hale geleceklerini de açıkça düşünmekteyim..

At gözlüğünün zararlarını yazmak istemiyorum.Fakat at gözlüğü ile hayata bakış
atılmasını da bakışı atanlara yakıştıramıyorum.At gözlüklerini takan öğreticilerden
ise açıkçası nefret ediyorum.Öğreticilerin at gözlüğü konusun da ise öğrencilere
gerekli olan doğru açıklamalar yapmak yerine,hiç açıklama yapmamalarını da kınıyorum.
At gözlüklerini de nefesleri ile ohlayıp puflayarak satan para canlısı satış öğreticilerini
de protesto ediyorum..

Bu aralar sıkılan ve buruşan düşünceleri taşıyan cana sahibim..

Kurumak için ise aydınlık mekana sahip olan,bir yerde ipe asılıp kurumak
istiyorum...

OğuZ68
19-08-2009, 05:20
Tül perdesi zamanlar.....

Gözlerimi kapatma ihtiyacı hissediyorum.Karanlık ve uzun bir tünelin içerisinde,ağır aksak yol almak niyetindeyim.Bu zamana kadar görmüş olduklarımı da yanımda götürmek istiyorum...

Bulutların,denizin,çimenin ve ağaçların görüntülerinide yanımda götüreceğim.Ağaçların gövdem,bulutların aklım,çimenlerin kokum ve denizlerin gözlerim olmasını istediğim hayalin peşine düşmekten yanayım...

Hafif bir rüzgarın havalandırmış olduğu tül perdenin üzerindeki işlemelerin yerini almış olan insan ilişkilerinin,motiflerinden sıkılmış durumdayım.Birbirinden farklı olmayan motiflerin tek farklarının,üzerinde bulundukları tül perdenin asılı olduğu kornişlerin uzunlukları olduğunu fark ediyorum.Menfaat adı verilen kornişlerin uzadıkça asılı duran beyaz renkteki tül perdenin daha çok kirlendiğini görüyorum.

Tül perdenin her iki tarafından çekildiği anlarda ise motiflerin kenarında bulunan ufak deliklerden,yere düşmekte olan kirli kelimelerin havada uçuştuklarını görebiliyorum.Yere düşen her kirli kelimeninde,elektrikli olan ya da olmayan süpürgelerin çekim alanına karışıp dedikodu kazanına değilde,çöplüğüne yol almakta olduğunada şahit oluyorum.

Şeffaflık söz konusu olduğunda,kapalı kutunun müdavimi olan düşüncelerin ardı ardına şeffaf halde ortalıkta dolanmalarından sıkılmış durumdayım.Sıkılmamın fayda etmediği fakat sıkılmamı daha da çoğaltacak olan transparan hallerede adım adım yaklaşıldığını hisseder gibiyim.Ne dediğini duymayan kulaklar,duyulmayan kulaklara sarf edilen kelimelerden oluşan cümleler,cümle alem bölgesinden bir haber olup,cümle alemin konumunu değiştirmeye yeltenenler ve bunlara benzer mantar halinde çoğalan şeffaf insanların çokluğundan sıkılıyorum.

Çamaşır makinesinden çıkarıldığında,ütülenmeden asılan tül perdelerin kırışıklığına benzeyen,kırışık düşüncelere sahip olanlardan tiksiniyorum.Hiç bir ütününde o karışıklıkları düzeltebileceğini tahmin etmiyorum...

Tül perdesi zamanların yaşanmasından dolayı sıkıntılıyım...

Bir gün,tül perdesi zamanların bittiğini ve yerine aklın,saygının,emeğin,dürüstlüğün ve insanlığın hüküm sürdüğü dost zamanlar geldiğini kulağıma fısıldayacak birisi olana dek
gözlerimi kapatıp,kendi vazifemi yapmaktan yana olmaktayım...

Yoksa yoksa mı ?

Tül perdesi zamanların yaşandığı hayatın duvarına,kollarımı dayayıp gözlerimide kapatıyorum...

Başkada bir şey değil......

OğuZ68
23-08-2009, 08:14
Sarı saçlı çocuk...

Mısır püskülüne benzeyen saçlarının altında,çilli bir yüz ve göz rengi denizin mavisi olan çocuk;nedenlerine cevap alacağın günlerin,çok uzaklarda olduğunu sakın düşünme.Bir gün gelecek ve gökyüzündeki yıldızlar misali,hayalinde canlandırdığın umutların,hayallerin hepsi gerçek olacak.Aklın kıvrımlı yollarında ilerlemenin ne kadar kolay olduğunu gösterecek olan zekan sayesinde,cehalet uçurumlarından kendini korumasını bileceksin.

İnsanların birbirlerinden kopuk hayatlar sürdüğünü fark ettiğinde,neden sorusuna cevap aramakla beraber,yüzüne pis bir gülümseme konduracaksın.Oynamış olduğun oyuncaklarınla oluşturmuş olduğun kendi dünyanın,ne kadar temiz ve masum olduğunu anlayacaksın.Hayallerinin asılı olduğu umut duvarında,hayal kuramayanların dünyasından gönderilimiş olan,çirkinlik manzaralarına her zaman engel olacaksın.Her rengin ve harfin kendine yer bulmuş olduğu umut duvarına,her zaman sahip çıkacaksın.

İnsanların arasında oluşan kopukluklara denk geldiğinde,kendi hayatın içinde dünyadan kopmadan yaşamış olmanın zaferini yaşayacaksın.Gerekli kelimesi ile gereksiz kelimesinin arasındaki anlam farkını çok iyi anlayarak,kendine çizmiş olacağın yol üzerinde,sağlam binalar inşa edeceksin.Her inşa etmiş olduğun binanın en tepesinede,mantık bayrağını dikeceksin.

Hiç uğruna yaşanacak olan kavgaya karışmış olanları gördüğünde,kavga edenlerin bir hiç olduklarını anlayacaksın.Yüreğinden gelen sese kulak verdiğinde,vereceğin kulak karşılığında alacağın dünyalar dolusu güzellikler olduğuna tanıklık edeceksin.Her yaşayacağın güzelliğin ardından,karamsarlık adı verilen kara bulutların geleceği şühesini içinde yaşamayacaksın.

Sarı saçlı çocuk....

Gelecek olan yıllar ile birlikte,kocaman adam olma yolunda adımlar atıp duracaksın.Kocaman adam olmanın ne anlama geldiğinide;yüreğinde var olan sevgi bahçende büyüyüp serpilecek olan çınar ağacının dalları altında yatacak olan,küçük çocuğu gördüğünde anlayacaksın...

Ve unutmayacaksın ki...

Sevgi bahçendeki çınar ağacının dalları altında yatan küçük çocuğu,her zaman birisi çok ama çok sevecek...

OğuZ68
24-08-2009, 04:20
Diskalifiye eleman..

Hayat yarışında mücadele gücünüzü göstermek istersiniz.”Kim ne ister” ve “Açmısın tokmusun” başlıkları altında ortaya konulan yarışmalarda,yarışmacı olmaktan çok uzak olduğunuzu anlarsınız.Sırt ve göğüs ölçülerinizin uygunsuzluğundan alamamış olduğunuz numaralarınızıda fazla dert etmek istemezsiniz.

Günümüzün en hızlı yarışmacıları sayabileceğiniz görsel medyanın,size sunmuş olduğu nimetlerden,bedel karşılığı yararlanarak,iş ilanları sayfasına göz atarsınız.İş ilanlarını bulunmuş olduğu sayfalarda ise hayat yarışının kategorilerine rastlarsınız.Kendinizde var olan işgücü kapasitenizi,azçok biliyor olduğunuzdan,hangi kategoriden hayat yarışmasına katılacağınızı belirlemeye çalışırsınız.Belirleme çalışmasını sunduğunuz esna da ise çalışmanızın karşılığında bir bedel ödenmeyeceğinide bilirsiniz.

Kategori seçiminde,gözlerinizin fazla yorulmaması için,cinsiyet kısmı başta olmak üzere belirgin özelliklerinizi düşünerek,seçiminizi kolaylaştırırsınız.Kendi içinizde gerekli olan elemeleri yapmanızın ardından;genellikle elinizde tutmakta olduğunuz gazeteyi,bir kenara bırakmanın mantıklı olduğunu görürsünüz.Gazeteyi tutan ellerinizin,okumakla meşgul olan gözlerinizin,ileride size lazım olacağını düşünerek,mantığınızın doğru olduğuna karar verirsiniz.

O an dışarı çıkmak istersiniz.Ya da okuduklarınızı unutmak istersiniz ve düşünme turlarına başlarsınız.Atmış olduğunuz düşünme turlarından,sizin dışınızda başka hiç kimsenin umurunda olmayacağı aklınıza geldiğinde;yaşınıza başınıza utanmadan bir iş yapamayacak olmanızın suskunluğuna bürünür ve turunuzu sonlandırırsınız.

“Kırkbir kere maşallah” kıvamında,kalifiye değil,diskalifiye eleman olduğunuzu anlar ve hayat yarışında mücadele etmek yerine aylar boyunca seyirci olarak takılmanın keyifsizliğini yaşar durursunuz..

OğuZ68
25-08-2009, 07:38
Deniz ve Adam....

Masmavi gökyüzünün altında,yamaçta bulunan dış cepheleri beyaz renge boyanmış evlerin arasındaki dar sokaklarda koşmaya devam ediyordu.Rüzgar,bazı evlerin balkonlarında ve teras katlarında ipte asılı olan çamaşırları,gökyüzüne doğru havalandırıyordu.Koşmaya devam ettikçe,nefes alıp vermesi sıklaşmaya başlıyordu.

İlkbahar mevsiminin bitmesine az kalan zaman diliminin sabahında,dar sokakların arasında tek tük havlamakta olan sokak köpeklerinin seslerini duyuyor ama önemsemiyordu.Erkenden uyanan yaşlıların bir kısmına yürürlerken,bir kısmına da evlerinin kapı önlerindeki merdiven basamaklarında otururlarken görüyordu.Alnında birikmeye başlamış olan terlerin,yanaklarına doğru süzülmeye başladığını hissediyordu.Akşam vakitleri yemek masasından geç vakitte kalkıyor olmasının,kendi sağlığı için kötü sonuçlar doğurabileceğinide,bu şekilde anlamaya başlıyordu.

Yanından geçmekte olduğu fırının kendisini;iki sokak aşağıda olan,ortasında suyun akmış olduğu çeşmenin bulunduğu,kahvehane ve bir kaç dükkanında köşelerini tutmuş olduğu meydana yaklaştırdığını biliyordu.Meydana geleceği zaman,çeşmenin etrafını dolaşmadan yanından geçerek,karşılıklı duran ıhlamur ağaçlarının altından geçerek gireceği sokağa daha çok yaklaştıkça içindeki heyecanın artmasını durduramıyordu.

Arkasında bırakmış olduğu evlerde sessizliğini ve dar sokaklarda ise sıkıntısını,geride bırakmış olmasının sevincini yaşamaya başlıyordu.Ihlamur ağaçlarının başlangıcında bulunan sokakta,karşılıklı durmakta olan son iki evin önüne geldiğinde,koşusunu yavaşlatmaya başlayarak,bir kaç adım attıktan sonra durarak,kollarını dizlerinin üstüne bırakıverdi.Bir müddet o şekilde kalmasının ardından,nefes alışverişini düzene sokup,eğik olan başını kaldırarak gözlerini,kıyısında tahta iskele olan ve iskelede bağlı durumdaki mavi renkteki kayığa sabitleyiverdi..

Kollarını dizlerinden çekerek doğrulduğunda,yüzüne tebessüm kondurdu.Bütün gece yamacın en tepesinde bulunan denizfenerinde,açıktan geçmekte olan gemilere ışık sağlamış olmanın huzurunu yaşadığını bir kez daha anladı.

Gece gemilere yol gösteren denizfeneri gibi,şimdide tahta iskelede bağlı olan mavi renkteki kayıkta kendisine,mutluluğun yolunu gösterecekti..

Geride bırakmış olduklarının,yeniden karşısına çıkacağını bilen adam,sakin bir şekilde yürümeye başlarken,ona eşlik edecek olan martılarda gökyüzünde kanat çırpıp duruyordu...

OğuZ68
26-08-2009, 04:16
Saati 09.00’a...

Seninle,ilk tanıştığımız gün,dudaklarımızın yerine gözlerimizle konuşuyor olduğumuzu anlamıştık.Başımızda kavak yellerinin estiği zamanları,anılar köşkümüzün,en müstesna yerlerine koymasınıda bilmiştik.

Fazladan hayallerin peşinde koşmadan,haybeye hayatlarımıza anlamlar kattığımızı,karşılıklı olarak hissetmiştik.Güneşin doğuşuna olan saygınlığımızı,gecenin yıldızlarına hediye etmiş ve güneşin yeniden doğacağı anları beraber yaşamıştık.Beraber yaşayıp,paylaştığımız anın saniyeleri sen,dakikaları ben olmuştuk.

Rüzgarın hoyratlığına inat,sevgi ağacımızın dallarındaki yapraklarının kımıldamadığına şahit olmuştuk.Gülen yüzlerimizde,onların olmadığı ve karışmadığı,hayatlarımızı sürdürmesini,çok iyi idare etmiştik.

Denizin derinliklerinde yaşayan canlılara özenerek,kendi iç derinliklerimizde yaşamasını öğrenmiştik.Yaşamanın sanat olduğuna dair okuduğumuz kitapların önsözlerinde yazılan cümlelerin en sonuna,aşkımızla dipnot olarak düşmesinide görmüştük.

Şimdilerde ise,serseri zamanların,sataşıp durduğu adamı oynamak bana kaldı.Senden yoksun geçmekte olan anların,kaydını tutmaktansa,özetini çıkarmaya karar verdim.

Bu nedenlede;

Saati 09.00’a senide ayrılığa kuruverdim...

__ANGELA__
26-08-2009, 04:20
Buraya aktaracagım yazılarımın hepsi şahsıma aittir.Düşünceleriniz ve eleştirileriniz içinde teşekkür ederim.

yüreğinden geçenler çok güzel klavyene ve parmaklarına sağlık;)

OğuZ68
26-08-2009, 15:07
Düşünceleriniz için teşekkür ederim.

OğuZ68
29-09-2009, 17:45
Ayna...


-Ayna ayna söyle bana;benden daha güzel olan var mı ?

-Hadi canım.Senden daha güzelini doğuracak bir dişi dünyaya gelmedi.

-Peki,benden daha akıllı olan var mı ?

-Akıllara ziyan veren varlığın sayesinde,akıllı kalmadı.

Yukarıda bulunan,ayna ile sağlanmış benzer diyalogları çoğaltabilirsiniz.Aynanın cümle müneccimlere taş çıkartan,bilgisi sayesinde özünüzü balon gibi şişirebilirsiniz.Sizi göklere çıkartan aynalara sahip olurken,onların bir kenarlarının kırık ya da çatlak olmamalarına özen gösterirsiniz.Yeri geldiğinde ise,onların etrafını cicili bicili süslerlerle süslersiniz.

Canınız sıkıldığında,aynanızın yüzüne bir kere nefesinizi savurur,ardından da elinizin tersi ile güzelce silersiniz.Aynanızın boylarınıda isteğinize göre ayarlayabilirsiniz.Sizi olduğundan daha çok büyük gösterecek aynaları arayıp bulmakta zorlanmazsınız.Sizi sadece önünüzden değil her yerinizinden,ihtişamla gösterecek olan aynalarada bayılır kalırsınız...,

Bazı aynalarınızı ise elinizin altında sürekli olması açısından,küçük halleri ile de sever durursunuz.Küçük hallerinin sevimliliklerini yuvarlak hatlarına sahip olmasına bağlarsınız.Yeri geldiğinde ise "bebek yüzlüm" tarzında yakıştırmalar yaparsınız...

Aynalara olan hayranlıklarınızın sonu bitmeyeceğinden,en önemlisi de etrafınızda aynaların tükenmeyeceğinden,adınız gibi emin olacağınız anları yaşar durursunuz..


-Ayna ayna söyle bana benden,.......

tarzında başlayan ve ardından egonuzu tatmin etmekle kalmayıp,üstünede size itaatkarlıklarını sunacak olan aynalarınızın kırık ve çatlak olmayan cinsinden olmasını temenni eder durursunuz..

Fakat...

Hiç bir zaman,aynalara bakan yüzlerinizde ki gerçeği göremez ve size her zaman yalanlar sunan aynalara sahip olur,onları çok seversiniz..

Ta ki...

Aynanızın size söyleyeceği yalanların biteceği gün gelene kadar...

Aynanın yerinde olmadan yaşanılabilecek olan gururlu hayatlara adanmıştır...

OğuZ68
30-10-2009, 23:30
Para

Havaya atılmış olan madeni para,yerçekiminin cazibesi sayesinde yere düştü..

Tura geldi..

En başta kendi çevresi olmak üzere,tanıdığı ve tanımadığı herkesi çok sevmeye başladı.Sevgisinin belirtisini ortaya koymak adına,şekilci olmaya karar verdi.Şekiller hakkında okul sıralarında öğrendiklerinin dışında,hayatın kendisine öğretmiş ve göstermiş olduğu şekilleri de öğrendi.En çok hoşuna giden şekil ise yamuk oldu…

Havaya atılmış olan madeni para,yerçekiminin cazibesi sayesinde yere düştü..

Yazı geldi..

Kendi yazgısına inanmakta zorluk çektiğinden,başkalarının yazgıları hakkında ahkam kesmeye başladı.Görmediği halde görüyormuş,bilmediği halde biliyormuş gibi yaptı.Kem gözlerinden korunma bahanesiyle,saklanıp durdu.Saklandığı zamanlarda ise kendisinin görmek istemediği gerçeklerini de yanında bulundurdu..

Havaya atılmış olan madeni para,yerçekimin cazibesi sayesinde yere düştü..

Ne tura geldi,ne de yazı..

Bir daha denemek istedi.Tam o sırada bir ses duydu..

-Kendini neden paralıyorsun ?

Duyduğu karşısında yorumsuz kaldı.Her nedense,aklına bir söz geldi.Yüzüne tebessüm kondururken,aklına gelen söz gitmeye karar vermeden,hafızasında canlanıverdi…

“Parasız adam,gereksiz adam.”

Yüzüne tebessüm kondurmanın ve kendisini daha fazla paralamamasının mantıklı olduğuna karar vererek,yoluna devam etti…

GAmeOVer-can
31-10-2009, 16:54
hepsini okuyamadım ama okuduklarım mükemmel olmuş ellerine sağlık

OğuZ68
31-10-2009, 17:11
Düşüncelerin için teşekkür ederim.

OğuZ68
11-11-2009, 23:09
Ateşkes..

-Ateşi çıktı.

-Öksürmesi devam ediyor.

-Doktora gitsek mi ?

-Ateş düşürücüden verdin mi ?

Savaş alanını andırır.Savaşın kızıştığı anlar taktiksel anlamın,anlamsız olduğu anlardır.

Gökyüzünü kaplayan dumanın ardında,rüzgarın çıkması ve dumanın dağılması beklenmektedir.

Savaşın kazananının kim olduğu belli değildir,kaybedenin de kim olacağı belirsizdir.

Belirli olan tek şey,verilen mücadeledir.Hayatta kalmak ve rahat nefes almak adına.Savaş anında yaşanılan anların,hatırlanması yoktur.Hatırlanılan tek şeyin ise,nefes almaya çalışıyor olmaktır.

Savaş alanınında mücadele devam ederken,geri planda kalmış olanların umutları devam etmektedir.

Umut,yaşanılan hayatın tetikleyicisidir.

Tetiklendiği her an,kimselerin ölümü ile sonuçlanmayan patlamanın,kalplerde ve yüzlerde yansımadır...

Savaşın,başlamış olması ile birlikte,biteceği de unutulmamalıdır.

-Su ister misin ?

-........

-Biraz yemek yer misin ?

-........

-Canımsın....

Ateş...

kes....

OğuZ68
26-11-2009, 12:56
Kuytu Bir Köşede...

Yalnızlığın,sessizliği içinde kaybolursun.Yalnızlığın,sadece yalnızlarla muhatap olduğuna
şahit olursun.Yalnızlıkla birlikte,dünyasının içinde,görmediğin yerleri görmeye çalışırsın.

Beklemeyi bilirsin.Beklenenin,hayatına neler katacağını,neler katmayacağını bilemeden,
kendini yaşanılacak olanlara karşı hazırlarsın.

Susmuş olan dudaklarının yerine,gözlerinin konuşmaya başladığını anlarsın.O gözler ki
sana,yalan söylemeyen gözlerdir.Boşluğa bırakacağın kelimelerinin bile olmayacağını
anlarsın.

Geride bırakmış olduğun zamanı ve yaşadıklarını hatırlarsın.Zamanın mı yoksa yaşadıklarının mı
sana ihanet edip etmediğine karar vermeye çalışırsın.

Hayatına girmiş olanların,seni ne kadar etkilediklerini düşünürsün.Hayatına kattıklarını unutmaz,
hayatından çalanları da en berbat müzisyenler olarak hatırlamaya devam edersin.

Kalbini kıran,üzen ve yaralayanların,bırakmış oldukları,hasar tespit raporlarına her bakışın da
gülümsersin.

Çıplak bedene sahip olduğundan,kendini şanslı hissedersin.Giydirilmeye çalışılan,söz de
allı pullu giysilerin,aslın da yamalarla dolu olduğunu anlar,yamaları görmemiş olan beyinlere
sahip olanların,yamalı hayatları yaşamaya alışık olduğunu anlarsın.

Kuytu bir köşede...

Köşeyi halen dönememiş olmanın sevincini,yaşar durur ve hiçbir yaprağın kımıldamadığını
görürsün...

OğuZ68
30-11-2009, 01:05
Yeni Bir Başlangıç...


Beyaz rengin egemen olduğu sayfaları,harfler dünyasının üzerinden geçmekte olan bulutlara benzetmek.”Kırk tilki” olduğu varsayılan ve sürekli dolaştığı söylenilen kafanın içinde,hayvanlar aleminden,uzaktan yakından alakası olmayan düşünceleri aktarmak..

Zaman kavramını,”Bozuk para” misali harcamamaya çalışmak.Vezüv yanardağının lavlarına inat,içinde varolan harfleri yakıcı olmadan püskürtmek.Spor dünyasının disiplin dallarından,haberdar olduğun halde,yazım sürecin de ki disiplinden de haberdar olmak...

Harflerden uzak olduğun anlar da,acı ya da tatlı gerçeklerle yüzleşmek.Gerçeklerin tadına varmanın ardından,hayal dünyanın kapılasını aralayarak,içeri girmek.Dışarıdaki dünyadan,kendini soyutlamak.

Ortaya koyduğun karakterlerin,kimi zaman senin,kimi zaman ise etrafındaki insanların,birer parçası olduğuna şahit olmak...

Günler ilerledikçe,beyaz bulutların altında olmanın,nefes aldığını hissetmenin keyfini çıkartmak.Her kullanmış olduğun harfin,seni hedefe adım adım yaklaştırdığını bilmenin heyecanını yaşamak.

“Uyuyan güzel” olmayı istemeyerek,uykunun kaçması adına,su ısıtıcısıyla haşır neşir olmak ve fincanların çeşitliliği hakkında yorumsuz kalmak.Yüzünün güldüğü anlar da yüzleri gülecek olanları tahmin etmek.

Yeni bir başlangıç yapmak..

Bitireceğine inandığın,belki de yaşadığın hayat boyunca bitireceğine inanarak başlamış olacağın,yeni bir başlangıcın,yazacağın roman olacağını bilmek.İlk yazmış olduğun romanının elle tutulur kısmı olan yazıcıdan teker teker alınan çıktılarını,birleştirip elinde tutmak...

Dünyaların senin olduğunu hissetmek..

Yeni bir başlangıç yapmak..

İlk yazdığın romanının ismin de ki “Şans ve Dans” kısmından,şansın yanında olduğunu hissetmek,umut etmek...

OğuZ68
08-12-2009, 05:14
İçimizdeki Çocuklar..

İsimleri olup olmadığını bilemediğimiz,saç ve göz rengi hakkında,bilgi sahibi olamadığımız çocuklarımız vardır.Yıllar geçmiş olsa da hiç büyümezler.

Bazılarımız onları,her zaman içinde saklar.Bazılarımız ise saklamaz,ortalığa çıkarır.
Uslu ya da şımarık oldukları hususunda;ortalıkta bulunanların vermiş oldukları kararlar neticesinde,takdir edeceğimiz veya etmeyeceğimiz,çocuklarımız..

Ya da ortalıkta bulunanları eleştirmemize neden olacak çocuklarımız...

Onlar;masumiyetlerini tartışma dahi yapmadığımız,masumiyetlerinin samimiyetine inandığımız çocuklarımızdır.Her zaman,zarar görmemelerini ister ve kalplerinin kırılmasına neden olacak,her türlü kötülükten koruruz.

Onlara gözümüz gibi bakarız..Çünkü onlar,yaşama sebebimizdir.Yaşama sebeplerimiz oldukları için,onları taklit etmeye çalışan içimizdeki çocukları ayırt etmek isteriz...

Taklit yeteneklerinin üstün olduğunu bildiğimiz içimizdeki çocukları,çocuk parklarına götürürüz.Kaydıraklardan kaymalarını,salıncakta sallanmalarını,tahterevalliyle eğlenmelerini isteriz.İçimizdeki çocukların,isteklerimizi yerine getirip getirmemelerini beklemek,uzun sürmez...

Yaşamış oldukları hayatlarda;her şeyi dalgaya almasını öğrenmiş olduklarından,kaydırak yerine,dalgaları üstünde kaymayı daha akıllıca görürler.Deniz ve kerizin,birlikte yer aldığı cümleden,ilham aldıkları,düşünülür.

Salıncaklarda sallanmayıp,sallama yetenekleri olduğundan;kendi kendilerini değil de çıkar gözetemediklerini sallarlar.Tahterevalliyle eğlenmek yerineyse;karşılarına çıkanlarla eğlenmeyi daha önemli bulduklarından,tahterevallinin keyfini çıkartmadan,göçüp gideceklerdir...

Onlar içimizdeki çocuklardır....

Bizim olduklarını bildiğimizden şüphe duymadıklarımız,çok sevdiğimiz,içimizdeki çocuklarımız,bir yana;İçimizdeki çocuklar diğer yana.....

OğuZ68
23-12-2009, 12:40
Boyumun Ölçüsünü Aldım.

Birçok terzi tanıdığım oldu.Ustalıklarına güvenerek,hayatlarına karışıverdim.
Kimi gözlüklü,kimi ise gözlüksüzdü.Net olarak görmelerinden yanaydım.Eğriyi ve doğruyu onlardan başka kimselerin göreceğine inanmadım.

Küçük dükkanlarının içinde,büyük dünyalar taşıdıklarını sandım.Dükkanlarında bulunan siyah renkli radyolarından ise,mutluluk şarkıları dinlediklerine inandım.
Boyunlarında asılı duran mezuraları,tezgahlarının üstünde bulunan makasları ve küçük beyaz el sabunlarıyla harikalar yaratacaklarını düşündüm.

Prova günlerini dört gözle bekler oldum.Prova günlerin de onlarla sohbet edecek,piknik tüplerinin üzerinde duran çaydanlıklarının içindeki çaydan içecek ve dikkatlerini yaptıkları işe veren terzilerime zorluk çıkartmayacaktım.

Her ortama uygun biçimde hareket edilmesi gerektiğine inandığımdan,onların ortamlarına girdiğim zamanları yaşadıkça, uygunsuz olduğumun farkına vardım.

Ölçtüler..

Biçtiler…

Boyumun ölçüsünü aldılar…

Yıllar sonra yani bugün;rahmetli babamın elimden tutup,Karagümrük İlkokulunun karşı sırasında bulunan terziye götürdüğü günü anımsadım.Her iki omzumda askısı olan,kısa şortlu pantolonumu diktirmiştik.Büyük mağazaların,ışıklı vitrinlerinde cansız mankenlerin üzerinde duran elbiseleri giymeye başlayana kadar da terziden elbise diktirmeye devam ettim.
Onlar da ölçtüler,biçtiler ve boyumun ölçüsünü aldılar ama hepsine güvendiğim ve inandığım için halen pişmanlık duymuyorum.

Duyulan pişmanlığım sadece kumaştan anlamayıp,bulunmaz Hint kumaşı diktiklerini sanan terzilerime oldu.

Netice de onların sayesinde,boyumun ölçüsünü aldım..

gezgin080
23-12-2009, 12:53
emeğinize sağlık...

OğuZ68
23-12-2009, 13:06
Teşekkür ederim.

OğuZ68
07-01-2010, 17:17
Cinayet Haberi..

Çalışmakta olduğu televizyon şirketinde,ana haber bültenini sunmakta olan adam,
önünde duran kağıtları elleriyle düzelttikten sonra,gözlerini kameraya çevirerek cinayet
haberini sunmaya başladı.

Haberi okumadan önce,yüzüne oturmuş olan kederli ifadenin,ekran karşısındakilere
nasıl yansıyacağından habersizdi.Ses tonunda olabilecek değişikliklere karşı,program
öncesi içmiş olduğu suyun berraklığını anımsadı.Yaşanan her anın,suyun berraklığını
andıran anlardan olmasını diledi.

Umutlar ülkesinin,Huzur isimli şehrinde işlenmiş olan cinayetin,ayrıntılarını okumaya
başladıkça,kendi içindeki umutsuzluğun daha çok arttığını hissetti.Yaşamış oldukları
şehrin ismine yakışmayan cinayet,içindeki umutsuzluğada bir kurşun sıkmış gibiydi.
Cinayeti işleyen ya da işlemiş olanlar hakkında,emniyet güçlerinden,kendilerine ulaşan
bilgileri aktarırken,cinayetin örgüt işi mi yoksa bir kişinin işi mi olduğu konusunda,kendisi
de kararsız kaldı.Emniyet güçlerine göre ise cinayet,İkiyüzlülük ve Umursamazlık adındaki
iki örgüt tarafından işlenmiş olabilirdi...

Cinayetin işlenmiş olduğu yerden görüntüler ekrana yansımaya başladı.Dört duvar arasında
işlenmiş olan cinayet sonrası yaşanılanlar ise cinayetin kendisi kadar vahimdi.Umursamazlık
örgütünün üyeleri olacağı konusunda şüphe götürmeyen yüzler,ekrana yansımaktaydı...

Cinayet haberinin görüntülerinin ardından,ekrana gelmiş olan spikerin,sıradaki haberi okumaya
başlamasıyla birlikte,akıllarda cinayetten eser kalmamaya başlamıştı.Ertesi gün gazetede çıkacak olan cinayet haberiyse,boyutu büyük olmayan bir köşede şimdiden yerini almaya başladı...

Cinayet Saati :Herhangi bir zaman dilimi.
Cinayet Yeri :Yeryüzünde bir kara parçası.
Katledenler :İkiyüzlülük ve Umursamazlık örgütleri.
Maktul :İçimde ölen biri.
Cenaze Töreni :Dostlar Kıraathanesinin önü.

Gökyüzü,gri görünse de mavidir..Sadece mavi...

OğuZ68
08-01-2010, 17:53
Beyaz Saçlı Delikanlıya...

Balkonlardan değil de Balkanlardan gelen,yağışlı hava kütlesi etkisini
gösterdi ve yağmur damlaları pencerelere vurmaya başladı.Buğulanan
pencerelere,parmaklar dokunuverdi..

Uzakları anlatan hangi kelime varsa,birbiri ardına dizildi.O uzaklar ki
her zaman yalnızlığı kendıne dost edindi.Yaşanılan yalnızlıkların bedeli
gerçeklerle yüzleşmek oldu.Gerçeklerle yüzleşmek ise,Don Kişot'un
cesaretine ortak olmak demekti.Cesaretin kaynağı da göğüsünün sol
yanı oldu.Bu yüzden sol,bir ömür boyu sevildi..

Karanlık korkuyu,aydınlık ışığı getirdi.Işık bilgiyi,bilgi insanı aydınlatıp
durdu.Aydınlığın gerçeğini gören gözler,karanlığın içindeki gerçekleri
de görmek istedi.Karanlığın derin dehlizlerine girdikçe,aklın gözü ön
plana çıktı.Aklın gözü gördükleri karşısında,kimi zaman sevindi.Kimi
zaman üzüldü...

Sevginin oynadığı oyunlarda rol alabilmek için,Leyla'nın Mecnun'u
Şirin'in Ferhat'ı olmak gerekmiyordu.Sevgi,şiirin içinde kelimelerden
biri olmaktı.Şiir,yaşanılan aşkların en güzeliydi.Şiirle yaşanılan aşk,
özgürlüğü de beraberinde getirdi...

Özgürlük hapsedilemezdi.Yanan sobaların içine atılan kitaplar,koyun
sürülerindeki koyunlardan biri olmak ve emme basma tulumbaya
özenmek,özgürlüğe edilecek ihanetlerden birkaç tanesiydi...

Gökyüzünün rengi,gri değil maviydi.Sadece mavi.Geçenlerde kuruldu
cümle,mavi gerçek,gerçek ise gözlerinin rengiydi.Bir zamanlar gecenin
karanlığında,Çamlıca tepesinde o mavi gözlerin içinde,mutluluğu bulan
kadının gerçeğiydi...

Siyah ile beyaz hayatın anlamı,tutku isimli filmin ellili yıllarda çekilmiş
haliydi.Yıllar geçti,film hiçbir zaman bitmedi.Siyah renk yaşadıkların da
beyaz renk ise saçlarında yer etmeye başladı...

Buğulanan pencerelere,parmaklar dokundu...

Beyaz saçlı delikanlının doğum günü kutlandı...

Ağabeyim,doğum günün kutlu olsun...

OğuZ68
11-01-2010, 22:45
Uzaktaki Sevgili




Birinci Bölüm


I





Kasım 2005

Sahil kasabasının ıssız sokaklarına egemen olan sessizliğe, hafiften esen rüzgâr son verirken, gündüz yağmaya başlayan yağmur, gece hızını azaltarak devam ediyordu. Yağmur damlaları, gün içerisinde yorgun düşmüş kasabanın üzerine düştükçe, masaj yapan masörün becerikli parmaklarının sergilediği huzuru yaşatıyordu. Denizden gelen dalga sesleri de rüzgâra karışarak kayboluyordu. Doğa, kendi düzeni içerisinde hırçın gösterisini sunmaya devam ederken, kırk yıllık dostlar gibi birbirine sırtını dayamış evlerden birinde yanan solgun ışık, dostlarla dolu olduğunu sandığımız hayatlarımızın, aslında yalnızlıklarla çevrili olduğunu anlatıyordu.

Sırt sırta yaslanmış bu evlerden birindeki yaşamını sürdüren yaşlı adam, yemek masanın üzerinde duran ve daha önceden zarfından çıkarmış olduğu mektubu eline alarak, yorgun düşen bedenini yavaşça koltuğa bıraktı. Mektubu kaçıncı kez okumaya başlayacağını bilmiyordu. Postacı Ekrem, mektubu akşamüzeri getirmişti. Mektubu okumaya başladığında yazılmış her tümcenin, özlemle beklediği o anın gelişini kolaylaştırmaya yarayacağının bilincindeydi. Mektuptaki tümcelerin son kısımlarına gelmeden mektubu okumayı bıraktı. Gözlerinden süzülerek akmaya başlayacak olan gözyaşlarına engel olmalıydı. Gözyaşının, masumiyet gölüne düşen ve geniş halkalar oluşturup kaybolan damlalar olduğunu, yıllar önce vefat etmiş olan annesinin, kendisini hıçkırarak ağlarken gördüğü bir gün ona sarılırken söylediği sözleri unutmamıştı. Hafifçe gülümseyerek koltuğundan kalkıp yatak odasına doğru giderken salonun ışığını da kapattı.

Huzur, firar eylemi gerçekleştiren kaçak misali, yaşanmakta olan hayatın içinde aranırken, yorgun bedenlerin dinlendiği sahil kasabasında, saklanıp duruyordu. Yeni başlayan günün ilk saatleri de yatağında uyanan adamın yatak keyfine benziyordu.

Diye başladı...

Geçen sene,bu zamanlardı.Biter mi bitmez mi sorularına cevaplar arandı.Geceler gündüz,gündüzler gece oldu.
Sıkıntılardan bir anlığına da kurtulmanın,keyfi yaşandı.Her kurulan cümle,bir sonraki cümleye yol gösterdi.Yazıldığı
an içerisin de uzakta duran sevgili konumundaydı.Dokunamadan geçen zamanların,bitmesi için saatler,günler,haftalar,
aylar beklendi.Dokunulmaz oluşunun,sıkıntısı çekildi.Dokunmadan sevmek güzeldi fakat dokunmanın ayrı bir heyecanı
vardı...

İlkbahar mevsimi geldiğin de dokunmanın heyecanı daha da artmaya başladı...

Yazıcıdan çıkan sayfaların,klasöre yerleştirilmesinin ardından,uzaktaki sevgiliye dokunulur oldu...
Yaşanılan duygu,heyecan halen tarif edilememektedir...

Uzakta dokunulacak olan sevgililer biter mi ?

Biteceğine ya da bittiğine dair kendi içimde,aklımda küçük şüpheler olsa da sanırım bitmeyecek...

Uzaktaki ilk sevgiliyse hiç unutulmayacak...

-Hayatımı yazsam,roman olurdu....derlerdi..

Hayatımı yazmamış olsam da ilk romanım oldu.Umarım son romanım olmaz.
Kim bilir ?
Belkide olur...

Not:Reklam yaptığım şeklinde algılama olursa üzülürüm.Başka bir şeyde yapamam...
Unutmadan.Yazının başlığı romanımın ismi değildir....

OğuZ68
01-02-2010, 17:19
Donmak..

Yitik şehrin meydanına,buzdan heykeller yapıldı.Güneş ışıklarının eritemediği
heykeller...

Fotoğraf karesinin içinde yerini bulduğun da donmuşsun demektir.Bir anlığına
durmuş olan zamanın,buzdan heykeli gibisindir.Genel de sevincinin ve mutluluğunun
konu olarak şeçildiği fotoğraf kareleri....

Şapkanın içinden çıkan tavşanın beyaz renkte olmadığını gördüğünde,donduğun an demektir.
"Beklentiler durağı"ın tek yolcusu olduğunu anladığın anı yaşıyorsundur.O beklentiler ki festivallerde görmüş olduğun renk cümbüşlerini andırır...

Kelimelerin gücüne inanmadığın da gafil avlanır ve donarsın.Kanını donduranın kelime mi yoksa kelimeyi kullanmış olan dudakların sahibi mi suçludur,o an anlayamazsın.Kaçmış olduğun ne varsa,tek tek karşına çıkmak için hazırlanmıştır...

Bir daha yüzünü görmek bile istemediklerini,"Nefret sandığı" adını verdiğin yerde saklamışsındır.Sandığın çalınıp,içinden çıkanları karşında gördüğünde donarsın.Sandığını çalanların,eski anılar mı yoksa az da kalmış olan özlemler mi olduğunu anlayamazsın.Bedenin ve ruhundan uzaklaşmış olan nefretinle yeniden yüzleşirsin...

Değer verdiğin birisine,duygularını ve hislerini açmak üzereyken donarsın.Dudaklarından dökülecek olan kelimelerinin,kaybolduğuna inanırsın.Yüzünün renginin kızarmasına neden olacak o anı yaşarken,dünyaya geldiğine pişmanlık duyarsın.İçindeki sevgininin karanlığı aydınlatan fişek olup olmadığını sorgularsın..

Ömür biter yol bitmez derler,yürümüş olduğun yolda,bir gün gelir donarsın..

Seni çözecek olan,her ne varsa umutla bekler durursun...

OğuZ68
12-02-2010, 14:03
Bir Sen Kaldın.

Perde kapandı. Gösteri sona erdi. Geriye boş oda ve odada yankılanan nefesim kaldı. Bir de nefesim kadar yakın olan sen kaldın.

“Aman ! İyi olalım.” Günlerinde,konuşma engelli olmayı mecbur bırakan sözler,halen aklımda.O an gereksiz görünenler de halen gereksiz.Doğa kanununa benziyor.Değişmiyor.

”Sapla samanı ayırt edebilmek” sınavından geçer not alabildim mi ? Bilemem. Zaman geçerken nota ihtiyaç duymuyor.Yeşil adamın yollarımda olmasını isterdim.

“Gözle görülür bir şey” kalmadı. Dumansız hava sahaları,çare olur mu ? Sanmam. Artık, “Görünen köy” haritada yok. “Her şeyi bilen” bütün yarışmalara katılıp,ödülleri de topladı.

”Günü kurtaralım.” Derdine düşenler sayesinde,haftanın altı günlerine ihanet edildi. Oysa o günlerde gelip duruyordu.O günler ki insanı ayakta tutuyordu.

Gün kurtuldukça,”Kurtuluş Günleri” de takvimlere sığmaz oldu.

“Aman ! Boş ver bunları” derneğine üye olanlar çoğaldı.Boş verildiğinde dolu alınacak sanıldı. “Evdeki hesap” çarşı bir yana, akla bile uymadı.Gereksiz olan ne varsa gerekli olduğu kanıtlandı.

Yangın yerlerinde su satan çocuk oldum. Düşlerime okyanuslar sığmaz oldu…

Bir sen kaldın.

Gerisi yalan oldu.

OğuZ68
17-02-2010, 16:29
Adam

Etrafın ıssızdır.Çorak ve sıkıcı.Limanına gemiler uğramaz.O gemiler ki şölen zamanlarında süslü püslüdürler.Dikili ağacın yoktur.Olmasını çok istemişsindir ama yoktur.Yamacından kaymakta olan toprak,dost sandıklarındır.

Gökyüzüne bakarsın.Denizin üzerinde uçan kuşların,gelecek olan fırtınaların habercisi olacağını anlarsın.Fırtınalara karşı sağlam kalelerin vardır.Kalelerinin duvarları,her fırtına sonrası eskiyip durur.Aldırış etmezsin.

Kumsalında yazdıkların durur.Denizin dalgalarına direnip dururlar.Dalgalar yazılarını silemedikçe öfkelenirler.Öfkelendikçe de kıyılarına daha çok vurmaya başlarlar.Dalga geçtiklerini sanırsın.Okyanusun dalgası olduğunu sanan dalgaların,gelip geçici olduğunu unutmazsın.

Huzur bulduğun koyların vardır.Kuru ve boş gürültülerden uzaktır.O gürültüler ki gürül gürül çağlayanlara benzediklerini sanırlar.Çağlayanların olduğu yerde hayatın daha güzel olduğunu bilirsin.

Kulağına fısıldayan rüzgarı dinlersin.Sana dinginlik veren rüzgarın sesine karışan sesler işitirsin.Rüzgarlara,nereden karıştıkları belli olmayan seslerdir.Seslerden birisine kulak kabartırsın.

- Adam, sende…der.

Sadece gülersin.Adan gibi sessizce gülersin..

Güldükçe,aklına gelen geçmişinle utanmadan yüzleşirsin.

Adam yerine koydukların ve adam sandıklarınınsa,adan olmadığını bir kez daha anlarsın.

Adam gibi adam dediğin adana sonsuza kadar sahip çıkarsın.

Yağmurlar da koşan olmadım.Yağmur damlaları kardeşlerimdi…

OğuZ68
02-03-2010, 20:24
Oyun Bitmemeli.


Bütün görkemiyle devam etmeli.Kazananın ve kaybedenin,kim olacağı
bilinmemeli.Seçenekleri az olmalı.Ya tamam ya da devam denilebilmeli.
Kimse karışmamalı.Müdahale etmemeli.Kuralların dışına çıkılmalı.

Doğanın şartları bile,oyunun yarılanmasına engel olmamalı.Karşılıklı rest
çekilebilmeli.Uygunsuz olarak tanımlananlar,yerine getirilmeli.Görünmezden
gelinmeli.Akış bozulmamalı.Bir saniye sonrası düşünülmemeli.

Bozgun olarak değerlenecekler de değerlendirilmeli.Bazı anlar da gözler
kapatılmalı,kulaklar tıkatılmalı.Coşku bitmemeli.Işıklar kapatılmamalı.Sözler
unutulmamalı.

Egemen kabul edilen etkenler dışlanmamalı.Şahinin bakışlarına benzer bakış
açıları yaratılmalı.Silinecek toz bile olmamalı.Çıplak bedene giydirilen elbisenin
yamalarına benzer aksaklıklar yaşanmamalı.

Suyun üzerine bile yazılar yazılabilmeli.Okundukça çoğalabilmeli.Dalga dalga
yayılabilmeli.Dalgaların sesi bile korkutabilmeli.Atom bombasına bile üstünlük
sağlayabilmeli.

Akıl yerini başka şeylere bırakabilmeli.Akıldan geçecek olanlar durdurulabilmeli.
Harfler ve kelimelerden beklenti olmalı.Beklentiler karşılıksız olmamalı.Dikkat
edilmeli.Uçan kuşların kanat sesleri duyulabilmeli.

Gözler uzaklara dalabilmeli.Sabahın kör vakti beklenen gelmeli.Cümleler çıkan
ağızlara ihanet etmeli.Başka kulaklara meze olabilmeli.Fısıltının bile değeri
bilinmeli.

Oyun bitmemeli.

Gürültünün içinde sessiz çığlık oldum.Kulaklar duyamadı.
Gözlerimle konuştum.Gece bile anladı.
Gecenin renginin masum olduğu kanıtlandı...

GeLDiM
02-03-2010, 21:22
naptın hacı yaa ben bile bu kadar uzun şeyler yazmıyorum :/



böhöhöyt :/

OğuZ68
03-03-2010, 17:47
Yaşam Parkı

Yüksek yapıların arasından yürürken,boğulduğunun farkındaydı.Nefes alabileceği tek yer,sokağın bitimindebulunan parktı.Çiseleyen yağmura aldırış etmeden,yavaşça yürüyordu.Koşuşturan insanlara denk geldiğinde,onları yağmur damlalarına benzetiyordu.Elinde taşıdığı poşeti,paltosunun iç cebine koydu.

Haksızlığa ve yanlış olana meydan okuyup durmuştu.Yaşı ilerledikçe merdiven basamaklarına bile meydan okuyamıyordu.Bu duruma içten içe üzülse de etrafına belli etmemeye çalışıyordu.Yaşantısında durak olarak nitelendirdiği iş hayatında,inandığı değerlerden ödün vermeden ilerleyip durmuştu.Arkasına baktığında pişman olduğu hiçbir şey yoktu.

Pişman olmadığını hissetmek,kendisine verdiği en büyük armağandı.Sokağın bitiminde bulunan caddeye ulaştığında,yolun karşısına zar zor geçti.Ortasında havuz olan ve yapraklarını dökmüş ağaçların bulunduğu parka girdi.Havuzun arkasındaki bankların ollduğu yere doğru yürümeye başladı.İç cebine koymuş olduğu poşeti çıkardı.Islanmış olmalarına aldırış etmeden bankların birine oturuverdi.Poşetin içinden çıkartmış olduğu ufacık ekmek tanelerini,serçe kuşlarının olduğu yere doğru atmaya başladı.Ekmek tanelerine ulaşan serçelerin coşkusuna ortak olmak,kendisini mutlu ediyordu.
Avuca sığacak kadar küçük olan serçe kuşlarını seviyordu.

Serçeleri seyrederken,gözleri dalarak geçmişi seyretmeye başladı.Mutlu ve sıkıntılı olduğu yaşadıklarını andıkça yüzüne gülücük konduruyordu.Serçeler gibi küçük olan gülücükler.Kısık ateşin üzerinde duran kahve fincanına
benzettiği yaşantısının,falına bakıyordu.Pişmesi uzun,içmesi kısa süren kahve,sıkıntıların ardından yaşadığı kısa sevinçleri andırıyordu.
Yaşadıklarıysa acı ya da tatlı olarak tat bırakmıştı.Poşetin içindeki ekmek taneleri bitince,bankta arkasına doğru yaslandı.

Gökyüzündeki gri bulutların ardında Güneşin olduğunu biliyordu.Güneşe bakarak,gözlerini kıstığı anları özlemeye başladı.Gözlerinin rengi gibi mavi olan gökyüzü,özgürlüğün simgesiydi.Özgür olarak yaşamaksa,değer biçilemeyen
armağandı.Parkın belli yerlerinde küçük su birikintileri oluşuyordu.Çiselemeye devam eden yağmurun hızı artıyordu.

Oturmuş olduğu banktan kalktı.Gözleriyle parkı koloçan etti.Parkın çıkışına doğru yürümeye başladı.Güneşin yüzünü görmese de güneş tenini yakmasa da yaşantısının gölge yeri burasıydı.

Gölge oyunlarının oynandığı yerse,parkın oyun alanıydı.

OğuZ68
09-03-2010, 00:00
Duvarlar…

Duvarla ayrılan bahçeye sahipsinizdir. Duvarın ötesindeki bahçeyi göremezsiniz. Duvara çıkmak isteseniz de çıkamazsınız. Duvarın üstündeki dikenli telleri, sadece seyredersiniz. Duvarın ötesine sesinizi duyurmak istersiniz. Sesinizi duyacak olanın varlığını bilemezsiniz. Duysa bile yanıt vereceğini bilemezsiniz. Bahçenizin içinde dolanıp durursunuz. Bahçenizdeki ağaçların meyvelerinde, özgürlüğünüzü tatmak istersiniz.

Umursamadan akan yaşamda yol alırken, saptığınız yol da karşınıza çıkan duvarı görürsünüz. Üç adım ötedeki yola gitmeye karar verirsiniz. Üç adım ötedeki yolun, ne halde olduğunu bilmeden hareket edersiniz. Karşınıza duvarı olan yolun çıkıp çıkmayacağını bilemezsiniz.

Sözlerinize, söz geçiremezsiniz. Sizi geride bırakıp giden sözlerinizin, duvara çarpıp geri dönmesi için umutlanırsınız. O sözler ki yürekleri en derinden yaralar. Dönen sözlerinizin, üstüne söz dahi edemezsiniz. Sözlerinizin çarpıp geri döndüğü duvarıysa, işinize geliyorsa istersiniz.

Kimi zaman duvar olursunuz. Duvarınıza yazılan kelimeleri okumaktan yoksun duvarsınızdır. Çok soğuk gecelere benzeyen duvarsınızdır. Bir süre sonra yeşillenirsiniz. Yosunlaşmaya başlayan ve kayganlaşan duvar olursunuz. Kayganlaşmayı da yanınıza kar sayarsınız. Dibinize dökülen artık ve çöplerin kokusundan rahatsız olmazsınız.

Beklenmedik an da yaşama duvar örersiniz. İçinizdeki nefret çoğaldıkça, duvarınız yükselip durur ve duvarınızı seversiniz. Duvarınızın, ihanet etmeyeceğini bilirsiniz. Korkularınızla yüzleştiğiniz sürece duvarınızla yüreklenirsiniz.

Yaşantınızdaki duvarların, yıkılacağını imgelersiniz. İmgelerinizi kurdukça, yıkılacak sandığınız duvarları dikenlerin imgesiz yaşadıklarını anlarsınız. Diktikleri duvarın karşılarına geçip, keyif aldıklarını görürsünüz.

Seyredersiniz…

Duvarı yıkacak nemi, insanı yıkacak gamı unutmazsınız…

Yerli malı haftalarının yabancısı oldum. Çok satıldığımı sandılar, oysa hiç satılmadım.

Satmamda.

bigman
11-03-2010, 23:12
Benim Oğuz68 nickim, Nelson Mandela bölümünde "Kutlu Doğum Haftası" başlıklı açtığım konu yüzünden, "Gereksiz konu açma" belirtilerek uzaklaştırma cezası almıştır.

Kökten çözüm yapalım. Bu nickimi ve Oğuz68 nickimi silin.

Burada karşıt görüşte forum açamayacaksam, durmamın anlamı yok.

Hakkınızı helal edin.

OğuZ68
03-06-2010, 03:55
Karbon Kâğıdı Yüzler.

22/3/2010 ·





İnsanların benzeri olduğunu söylerler. Kim olduklarını ve nerede yaşadıklarını saklarlar. Sır dolabının anahtarıysa bulunamaz.

Gündüz ve gece yer değiştirdikçe, toprak yağmur suyuyla buluştukça, akıl gözü açılınca, sır perdesinin tülden olduğu anlaşılır. Burnundan düştüğü iddia edilenler ortaya çıkmaya başlar.

- - Bu kadar da olmaz!

- - Şaşılacak şey doğrusu.

Gözleri dile gelenlerin sözleri aynıdır. Aslın da ne olmazlar ne de şaşırmalar anlamsızdır.

Alış veriş hastalığına tutulmuş olmasından dolayı, yaşamındaki ilişkilerde de kesesine göre hareket edenler vardır. Çıkarları olmadan selam bile vermezler. Kaf Dağı’nın etekleri, ikinci adresleridir. Kaf Dağı’na çıkmaksa, herkesin harcı değildir.

Dönmemesini bilenler vardır. Doğa sporlarından anlamasalar bile, dönmek doğalarına aykırıdır. Dönmekten zevk almasalar da dönüşüm rüzgârlarının döndürdüğü yel değirmeni olmaya aday adayıdırlar. Geri dönmemek, konusunda yeteneklidirler. Bir kere görünüp, sonrada kaybolurlar.

Yalan beş harfse, altı harf olduğuna inandıranlar vardır. Yatsıya kadar yanan mumlar yerine, pille çalışan fenerler taşımaları, çağa ayak uydurmalarını gösterir. Yalanlarının biri bin para ettiği için çok zengindirler. Çinli olamadıkları halde, gözleri kapalı dolaşırlar. Yılandan korkmayacak kadar korkusuzdurlar.

Çocukken yoksun kalırlar. Yoksun kaldıklarıysa, bir ömür peşinde koştuklarıdır. Peşinde koşarken yoksun kaldıklarının ne olduğunu bilemedikleri için, şaşırırlar. Sevgi; suya özlem duyan canlıya su vermekse sevgisizlik suyu bir dikişte içmektir. Boş bardağa ise şaşkınca bakakalmaktır.

İlkokul defterlerinin kıvrılan sayfasını andıranlar vardır. Bunlar kıvrımlarının düzelmesi için uzanan eli tersleyenlerdir. Sayfa kenarlarının süslenmesini isterken, kıvrımlarına dokunulmasını sevmezler. Sayfalarına mürekkep yayılsın istediklerinden, dolma kalemle yaşamak isterler. Bir o kadar güzel, bir o kadar görkemli. Kurşun kalem ve silginin dostluğundan da bir o kadar uzak.

Karbon kâğıdı yüzlerdir. Yüzlercedirler. Denizin kenarında ya da gözlerin daldığında beliriverirler.

Bitmiş olan karbon kâğıtlarındaysa destanlarının izleri kalır. Bir o kadar karışık, bir o kadar silik.

Çıkmaz sokak tabelasıyım. Her girdikleri yerden çıktığını sananların yalancısıyım.

OğuZ68
03-06-2010, 03:58
Kaç Şiddetinde?

23/3/2010 ·



Sarsılıverdi. İmgelerinin yıkıldığını anladı. Canının acımasını önemsemedi. Acınacak olanın da kendisi olmadığını biliyordu. Düştüğü yerden, gücü çoğalarak kalktı. Gözyaşlarını sildi. Ürkek halde olmayı kendine yakıştırmadı.

Yaşantısını sağlam temeller üzerine kurduğunu zannediyordu. Yanıldığını anladığında açıkçası şaşırmadı. Ne zamandır bekliyordu. Kuruntu yapmak istemiyordu. Aldırış etmiyordu. Olasılık hesaplarında yıkıcı olacağı yoktu. Ellerinin titremesini fark etti. Sinirlenmemesi gerekiyordu.

Aldığı önlemler aklından geçiyordu. Yaşantısını zorlaştırmayacak aksine kolaylaştıracak ne varsa yaptığını sanmıştı. Alttan almak istiyordu. Alttan almanın onun için kolaylık olacağını söyleyenler vardı. Güvende olacağı söylenmişti. Kendisinin istediği şeyler fazla değildi. Başını sokup oturacağı sıcak bir yuva istiyordu. Zorluklara göğüs germesinin, doğasında olduğunun farkındaydı.

Etrafına bakınmaya devam etti. Ayaklarının etrafında cam kırıkları vardı. Kırılan şeyin yerine bir daha olmayacağını biliyordu. Sığınak bulmalıydı. Dört bir tarafında anlayış duvarları olan bir sığınak..

Olduğu yerden ilerlemeye başladı. Yüreğindeki korku azalmıştı. Sakinleşmişti. Geriye bir tek düş kırıklığı kalmıştı. Birden kendisini yere atan güç aklına düştü. Sinsice gelen ve yıkan gücü düşündü. Gücün gösterisi olur muydu? Olsa bile, güçsüz olana gösteri yapılır mıydı? Bunun akla gelir açıklamasını bulamadı. Güç gösterilecekse eşit şartlarda olması gerektiğini içinde yineleyip durdu.

-Öyle ya, olacaksa şartlar eşit olmalıydı. Diye içinden tekrarladı durdu.

Güneş ışığını gördüğü kapıya doğru ilerledi. Kapıya yaklaştı ve dışarı çıktı. Bundan sonra tek başına ayakları üzerinde duracaktı. Buna karar vermişti. Her şeyi anlayabilir, düşünebilir ve hatta kabul edebilirdi. Fakat güçsüze karşı güç göstermeyi kabul edemezdi. Hele ki gücünün şiddetini, egolarını tatmin için kullananları affetmeyecekti.

Sokağın sonuna doğru yürürken, aklındaki tek soruya yanıt arıyordu.

-Sahi, kaç şiddetindeydi? En şiddetlisi de olsa bu erkeklik miydi?

Eğlence sirkinin çadırıyım. Ağlanacak halleriyle övünen palyaçolara gülüyorum.

OğuZ68
03-06-2010, 04:01
Sekizinci Cüce

24/3/2010 ·


Bulanık sular berraklaştığında sığ yer olduğunu görür ve anlarsın. Yedi Cücelerin sekizincisiyle de tanışmış olursun.


Genel kullanım alanlarını, özeli sanıp ona göre hareket edenler vardır. Bencilliklerini süzülmüş balın kıvamına getirerek sunmakta ustadırlar. Etraflarını kaplamış olan sis perdelerinin esecek rüzgârlarla kalkmasını istemezler. Görünmez olmak isterler.

Kendilerine dokunmayan yılanların dokunmalarını isteyenlerde sayıca az değildir. Bu yüzden ellerini de her şeye bulaştırırlar. Yataktan kalkmak kadar kolay sandıkları işlerin altındaysa kalıverirler. Tedirginlikten uzak, gayet rahattırlar. Hiçbir şey olmamış gibi davranırlar.

Aklın yolu bir olduğu halde, kendini Piri Reis sananlarda çoktur. Çizdikleri yolların çıkmaz sokaklara çıktığından habersizdirler. Yolların bitmeyeceğini savunsalar da ömürlerinin bir gün biteceğini akıl erdiremezler.

Rengârenk rüzgârgülleri döner durur. Rüzgârın nereden estiğinin, onlar için anlamı yoktur. Uçlarının bağlı olduğu ince tahtanın ya da plastiğin kırılıp, erimeyeceğini sanırlar. Yere çakılan kazıkların üzerinde dönüp durduklarını zannederler. Yaşamda kazık çakılmayacağını bilir ama bilmezlikten gelirler.

Oyun çağların da çağ atlamış olduklarını sandıklarından, oyun zevkinden yoksun büyümüşler de vardır. Oynanan oyunların kuralları olduğunu bilmezler. Oyuncakların bezden ve plastikten yapılmış olduklarını da bilmezler. Kalpleri de oyuncak sanırlar. Oyuncak sandıkları kalplereyse hoyrat davranırlar. Umursamazdırlar. Kırılan oyuncağın yenisini alacaklarını, birilerinden az da olsa öğrenmişken, kalbin parayla satın alınamayacağını öğrenmemişlerdir.

Sekizinci Cücelerdir.

Masal dünyalarında gizli kahramandırlar.

Pamuk Prensesi öpmekten de yoksundurlar.

Resimli masal kitabıyım. Uyuttuklarını sananların renkli rüyalarıyım...

OğuZ68
03-06-2010, 04:04
Yıldızlı Pekiyi

25/3/2010 ·



Ayın en iyi dostlarıdır. Gökyüzünde kımıldamadan dururlar. Bir gün onlardan biri olacağını, bilir ve dertleşirsin.

Elektriği kullanmak dışında alıp vermen gerekir. İşin içinde alıp verme olunca da ticareti iyi bilmek gerekir. Çarpılmak duygularını kör etse de göze alınmalıdır. Çarpıldığındaysa şansın varsa ve üç rakamının uğuruna inanıyorsan, çoğalacaksın demektir.

Sokak aralarında ses çıkaran torpille, yaşamında ses çıkartacak torpilin farklı olduğunu ve küçük bir şey olmadığını bilmen gerekir. Torpilin sessizce atıldığını ve de korkutma amaçlı kullanıldığını anlaman, gücü hakkında ve yaşantında doyurucu zamanlar geçirmeni sağlar.

Ekmeğe yağ sürmekle çekmek arasındaki farkı, ezbere bilmelisin. Yağ sürmenin basit bir iş ama yağ çekmenin zor olduğunu fark etmelisin. “Yağcılarda inecek var.” Sözünü ruhuna ve gönlüne işlemelisin. Bir yandan onları işlerken, diğer yandan da gereksiz olan gururunu ve kişiliğini köreltmelisin.

Genel kültürün önemi olmadığını bilmelisin. Bahis listesindeki takımlardan, magazin kısmı olan gazetelerde ve dergilerde yazılanlardan haberdar olmalısın. Televizyon başındayken dizini dövmeden, dizileri aksatmadan seyretmelisin ki kafan dağılsın.

Ters yönü tercih etmemelisin. Sana ne kadar ters geleni düz görmeyi önemsemelisin. Ters kelimesinden sert kelimesi çıktığını görmelisin. Yumuşak başlı olmanın, beynini taşıdığın kafatasının sertliğiyle ilgisi olmadığını anlamalısın.

Bütün bunları yaptığındaysa; düşünmeden, sıkıntıya düşmeden, bir yerlerinde bir şey çıkmadan, yumurtaları kapılara yollamadan, gününü gün ederek, altınları da zahmetsiz ve yorucu olmadan toplarsın.

-Pekiyi

-Yok. Yıldızlı pekiyi.

Trafik lambalarının kırmızı adamıyım. Durmadan geçenlerinse renk körüyüm.

OğuZ68
03-06-2010, 04:07
Renkli Balonlar.

26/3/2010 ·


Baloncunun ipinde asılı olan balonlarız. Renkli ve havalıyız. Yaramaz çocuğun elindeki iğnenin ucu karşısında, patlamaya hazırız.

- Senden patlama yapmanı bekliyorum.

Patlamaya hazırdır. İçinde birikmiş olanı patlatıp ses getirecektir. Desibel seviyesini zıplatmak niyetindedir. Dokunulduğu anda ateşlenecektir. Yaşantısına anlamlar katarak katılımcılığını ve boş olmadığını sergileyecektir. Gerçeklerden uzak, yalanlarına yakın olmasını beklediği anları kollamaktadır. Patlamış mısırın beyaz rengindeki masumiyeti, yüzüne takınarak.

- Ben öyle demek istemedim. Der ve patladığını sanır.

İpin ucunda ama ipi kimin tuttuğundan habersizdir. İpi tutan el aşağıya çektikçe iner, yukarı çektikçe çıkar. Yer çekiminden bağımsız olduğunu zanneder. İnişlerini ve çıkışlarını kendinin içinde bulunduğu duruma bağlar. Bir an gelir, göçmen kuşları görür. Kanat çırparak uçuşan kuşların ardından bakakalıp, onlara yetişemediğine hayıflanır.

Büyük işlerde parmağı olduğunu hisseder. Sağına ve soluna bakar. Büyük camlarla döşeli olan büyük binanın, kapısında yandaşlarıyla asılı olduğunu görür. Yalnız olmadığını anladığında içi burkulur. Büyük adamlar gelir. Ses tellerine, bir yudum suyla şifa bularak, höykürürler. Alkış seslerini duyar. Geceler ve gündüzler birbirini takip eder. Bir sabah sağına ve soluna bakar ve yüzleri buruşuk ve sönük olan yandaşlarını görür. Üzüntülerine de sönük halde ortak olur.

Masumiyeti sevmez. Yanakları kırmızı, sarı saçlı, mavi gözlü ve kısa şortunun üstünde renkli gömleği olan çocuğun elinde olduğunu görür. Çocuğun sevincine katılmayı, mutluluğunu ve neşesini paylaşmak istemez. Olmadığı kadar gergin olduğunu hisseder. Çocuk kadar küçücük olmayı sindiremez. Şeytanın bir şey demesine gerek kalmadan, çocuktan kurtulsam diyerek kendi kendine söylenir. Coşkusuna yenik düşen çocuk, parmaklarını açar. Çocuğun mutlu ve neşeli olmasını kıskandığından, kendi neşeli ve mutlu olur. Adrenalinin çoğalacağını sanarak gülümserken, göremediği tellere takılıp, yok olur.

Havasız kaldığı poşetin içindedir. Kalemlerin, silgilerin, boya kutularının ve defterlerin olduğu yerdedir. Onları küçümser. Poşetin içinden çıkıp şişirilmeyi ister. Üç kuruşa satılır. Esir olduğu poşetin yırtılarak açıldığını anlar. Elden ele gezerek, muslukla yakınlaşır. Ağzını şaşkın şekilde açar ve içine su dolmaya başlar. Satılmanın coşkusuyla sululaşır. Ağır ağabeylerine benzemek isterken, yüzünü duvara çarpar. Korkar. Düştüğü yeri ıslatır.

- Renkli balonlarım var. Uçan balonlarım var. Diye haykırır şişman baloncu ve güler.

Otobüs durağıyım. Yaşam duraklarında durmasını bilenlerin korunağıyım.

OğuZ68
03-06-2010, 04:10
Yüzünü Asma Çocuk

27/3/2010 ·


Sonbahara benzer gözlerin. Ağaçlardan yapraklar düşerken, yanaklarından gözyaşların süzülür. Ve bilirsin ki her ağladığında, yeniden doğar insan.

Ayrılık rüzgârı estiğinde, duvardaki yerinden kopartılıp, yere düşürülen takvim yaprağı olursun. Üzerinde yaşadıkların ve yaşattıkların yazılıdır. Farkında olmadan, ayrılığın ve yalnızlığının günüsündür. Bu zamana kadar sana bakan yüzleri anımsar durursun.

Yalnızlığın, yaz akşamında açık olan pencerede hareket eden perdelerin olduğu odadır. Dokunulmamış ve yerinde duran eşyalar, terk edilmişliğini simgeler durur. Duvarlarında yankılanmasını istediğin sesin yoktur. Senden hesap soranların, suskunluğundan hesap soramayacaklarını bilirsin.

Teselli radyosuna, sitemlerini istek olarak yollar, çalmasını beklersin. Çalan şarkıda sözler varken, çalınan yaşantındaysa bir şey kalmamıştır. Gönül hırsızlarının hırslarının kurbanı olduğunu anlarsın.

Kendinle yüzleşmek istersin. Karşında yüzünün belirmesini beklersin. Duvarın dibinde yan yana duranları görürsün. Yüzünü beklerken yüzsüzlerle, karşılaşırsın. Yüz ifadelerine sinsi bakışları, gevşek gülüşleri ve yalan gözleri takmış olanları görürsün. Midenin ağrıdığını ve canının sıkılmaya başladığını hissedersin. Işıkların kapatılmasını ister ve onları karanlığın yüzleri olarak tanımlarsın.

Mutsuzluğundan mutlu olmuş olanları görürsün. Çekecek gücü olamayanların, dünyanın kahrını nasıl çektiklerini anlamaya çalışırsın. İkramiye veren çekilişe katıldıklarını sananlar olduğunu anlarsın. Kıskançlık rüzgârlarında dağılan saçlarını toplamaktan aciz olduklarını görürsün. Bırak dağınık kalsın. Sözünden bile dağılacaklarından korktuklarını hissedersin.

Yüzünü asma çocuk.

Duvarın dibinde yan yana dizilip, duvarı ıslatarak birbirleriyle yarışanlardan değilsin.

Kara tahtanın beyaz tebeşiriyim. Yaramazlar listesinde adı olanların sevimsiziyim.

OğuZ68
03-06-2010, 04:13
Seviye

30/3/2010 ·


Küçük dağlar yapım aşamasındayken, eteklerinde zilleri çalanlar vardı.
Dağlar yerinde kaldı. Dağılanları da toplamak bize düştü.

- Gün geçtikçe düşüyor. Dediler.
- Haklısın. Fazla önemsemene gerek yok. Diye karşılık aldılar.

Dokunulmadan açılıp kapanan kapının iki kanadı gibiydiler. Her önüne gelenle
temasa girmeyi istemediler. Ayrıcalıklı olmanın keyfini çıkardılar. Birbirlerinden
hariç, canları ne zaman isterlerse uzaklaşıp yakınlaştılar. Camdan vücutlarında
parmak izleri kalmasına dayanamazdılar. Telle bağlı olan bahçe kapılarını hor
gördüler. Ayakta durabilmeleri için, tele bağlanıp az da olsa açık kalmalarını çok
bulup anlayamadılar. Açıldıklarında kendi güçleriyle kapanamayan kapıların, o
hallerine gülüp durdular. Onları açan ama kapatmayanların, kapısız evlerde
oturmadıklarını, akıllarına bile getirmediler. Arada sırada açık kalıp, bir süre öyle
kalsalar bile dokunulmazdılar.

- Takınır mısın? Diye sordular.

Yalan söyleyen aynalarını çok sevdiler. Bu nedenle de her gün onların karşısına
çıktılar. Burnu uzamayan aynalarının, burunlarını uzatmaya çalıştılar. Cıvıl cıvıl
elbiselerine, uyum sağlayan gereçlerini takındılar. Takıntılarını da bir anlığına da
olsa unuttular. Boyunlarına küçük gelenleri, beğendikleri halde takamadıkları
için, sinir krizlerine girdiler. Sinirlendiklerindeyse takındıkları gereçlerin saklı
tutulduğu, kutuların içine giriverdiler. Değerlerine değer kattılar. Sade ama emek
verilip yapılmış olan güzel şeyleri, kaldırımüstün de gördüklerinden gözlerinin
ucuyla bakıp geçtiler.

- Farkı göremiyor musun? Diye yine soruverdiler.

Sağlıklı görüşe sahip olmanın, göz doktorundan geçeceğini savundular. Görüş
bildirdiler. Görüşlerini açıklarken, görüşleri olanları umursamadılar. Dinlemeye
sabredemediler. Kendi bildiklerini çalıp oynamasını sevdiler. Farkındalık içinde
olmayı çok istediler. Farkında olmadıkları konular olduğunu anlasalar da çoğu
zaman anlamamazlıktan geldiler. Farkındalığı renklere, kartvizitlere, kaliteli olan
kumaşlara, teneke yığınlarına, herşey dahillere, sekizincisi olmayan yıldızlara,
taklitlerinden sakınılması gerekenlere bağladılar. Gemici düğümü atmakta çok
zorlanmadılar.

Yorum yaptıklarının, eleştirdiklerinin, sorular sorduklarının Mars'ta yaşamayan
canlılar olduklarını öğrenemediler. Her gün karşı karşıya geldiklerini, ortamları
zorunluda olsa paylaştıklarını unutuverdiler.

Oysa sorulara maruz kalanlar, sadece;

- Merhaba. Demişlerdi. İçten, pazarlıksız ve gülümseyerek.

Bir fark vardı. Gökdelenin ellinci katında açılan pencereden aşağıya bakıldığın
da merhaba minnacık göründü.

Yokuştaki merdivenin tam ortasındaki basamağıyım. Bir nefeste çıkacağını
söyleyenleri dinlemiş görünüp, kulağında kulaklıkla müzik dinleyenlerdenim.

OğuZ68
03-06-2010, 04:16
Sessiz Kahramandılar.

31/3/2010 ·


Sessiz dünyaları vardı. Patlamaya hazır volkan gibiydiler. Patladıklarındaysa lavları sadece kendi içlerini yakarken, kurtların dansını ettiler.

Görsel medyanın makyajlı yiğitleri değildiler. Coğrafyadan anlamasalar da insanın doğasını bilirdiler. Siyah renkli dört çekerin koltuklarında görünmediler. Dert çekenlerin yanlarında göründüler. Sevdalılarını değerli armağanla şımartmayıp, sözleriyle onurlandırdılar.

Üçü bir arada heveslisi olmadıklarından, tek başına kavgalara girdiler. Gözlerine pahalı olan kara gözlükler takmadılar. Gözlerini karalar bürümüş olanlardan olmadılar. Gözlerinin içine bakarak yüreklerini gösterdiler. Şık takım elbiselere sahip olmadılar. Yaşadıkları, ekmek yedikleri yerdekiler gibi sade giyindiler.

Denizli’nin horozuymuş gibi ortalıkta dolanmadılar. Başkalarının malına çöldeki develer gibi çökmediler. Ortamlarda nasıl konuşacaklarına dair dersler almadılar. Bulundukları ortamlar içinde ders verdiler.

Saldırı silahlarına değil bileklerine güvendiler. Kağıt parçalarıyla tehdit ederek değil sözlerini senet yerine geçirip, haklının yanında oldular. Yürüyen ve konuşan süslü kızların bulunduğu mekânlarda değil de bir ömür boyu sevecekleri kızların ve kadınların gönlünde yer almasını da bildiler.

Yamuk işaretini okudukları okullardaki geometri kitabında gördüler. Kitaptan çıkarıp yaşama uydurmadılar. Zevkten dört köşe olacak halde, damarlarına zehir vurmadılar. Ağızlarından su ile birlikte sentetik madde almadılar. İçkiyi ağızlarıyla içmesini bildiler. Yüreksizliklerini inkâr eden ama aslan sütlerini içtikten sonra aslan olunacağını sanan hayalperest yüreksizlerden olmadılar.

Sessiz kahramandılar.

Yoksulluğu yaşayıp yoksulların yanında oldular. Yaşamın köşe başları olmasını bildiler.

Kurtlar vadisinin yeşilliği değil, ağır ağabeyliğin koyuluğu oldular.

Çoluk çocuğun eline bıçak verip, racon kestirmediler. Yiyecekleri armudu kesmelerini tavsiye ettiler.

Klavyelerin x harfiyim. Bir o kadar sessiz bir o kadar kullanışsızım.

OğuZ68
03-06-2010, 04:18
Sildim Seni.

1/4/2010 ·


Sevgi avuçlarının arasında sıkıştırdığın kartopudur. Avuçlarını terk ettiğinde ya aynı kalır ya da dağılarak çoğalır.

Silince her şey tamam sanırsın. Silme eyleminin ardından, gözlerine ve ruhuna bayram sevinci yaşattığını zannedersin. Bu kadar basit olduğuna şaşırırsın. Basit olacağından haberin olsaydı çok önceden sileceğinden de adın gibi emin olurdun. Silmeden geçirdiğin zamanın, pişmanlığı bir anlığına seni hüzne boğar. Ardından güldüğünü sanan dudakların zorla hareket eder. İki yanağında hafiften şişer.

Gönül pencerenin kirliliğinden rahatsız olursun. Temizlemek için yanında olduğunu sandığın dostlarının, kendi pencerelerini silmediğini görürsün. Onları bakışlarınla süzersin. İşin başa düştüğünü anlarsın. Eline aldığın nefret bezinle, gönül pencereni silmeye başlarsın. Sürekli akmış olan gözyaşlarının izlerini görürsün. Sildikten sonra da hemen akmamasını temenni eder durursun. Silindikçe temizlendiğini sandığın pencerenin karşısında durursun. Elinde duran nefret bezini sıkıp durduğundan, kurulama bezi olarak kullandığın şefkat bezinin nerede olduğuna bakınırsın.

Kara kaplı defterini eline alırsın. Sayfaları çevirdikçe, üzerine çizik atmış olduklarını gördüğün de kendine kızarsın. Ucunda silgisi olan kurşunkalemine daha sıkı sarılırsın. Tükenmeyeceğini sandığın dostluklarının, aşklarının, mutluluklarının harflerini de tükenmez kalemle yazdığının anlamsız olduğunu anlarsın. Sileceğin kelimelerin üzerinde kurşunkaleminin ucundaki pembe renkli silgiyi kullanırsın. İlk başlarda sildiğini sandığın silginin, sayfanda iz bıraktığını görünce hırslanır ve silgiyi dişlerinin arasına geçirirsin. Dünya dengeler üzerinde dururken, bir anlığına kendi dengenin bozulmasına sinirlenirsin. Sayfanın üzerinde sildikçe çoğalan pembe silginin parçacıklarını elinin tersiyle de itersin. Sayfanda koyu gri renge çalan izler kalıyor olmasına üzülürsün.

- Sildim seni.

- Öyle mi? Oysa ben seni çoktan silmiştim.

Temizlenmek güzeldir.

Ellerdeki küçük benim. Ellerinin kiri olduğumu sananların, şaşkın ve komik bakışlarıyım.

OğuZ68
03-06-2010, 04:21
Çok Horluyorsun.

2/4/2010 ·


Venüs olarak kalkmak için güzellik uykusuna yatarsın. Herkesin susmasını istersin. Çoğu zamanda uyumasını temenni edersin.

- Uyu da büyü. Diyerek aklının büyüdüğünü gösterirsin.

Masal kitabının başlarında, büyüdüğünde büyük işlere imza atacağını anlatırsın. Beyaz renkteki atların yerini, eşyaların alması gerektiğine inandırırsın. Beyaz atla bütünleşen Prenslerin yerini de gönül sarayının Mühendislerine ve Doktorlarına bırakırsın. Canının sıkılmaması için öğretim süresinden bıktığındaysa, kısa yoldan dönenleri baş tacı olarak sarayının kapılarını ardına kadar açarsın.

- Rüyalarının kadını olmak istiyorum. Dediğin de içinden kahkahalar atarsın.

Gönül sarayında eğlenmek istersin. Sarayında eğleneceğin ve güleceğin şarlatanı elinle koymuş gibi bulduğunu zannedersin. Kırk gün kırk gece süresince hizmet etmesini, çok sıkılacağından kabul etmezsin. Gösterisini yapmasını ve gitmesini istersin. Gittiğindeyse geride bir şeyler bırakmasını istemezsin.

- Uyuduğunda melek gibiydin. Diyerek sözleri dudaklarının arasından bıraktığın da o sözlerin de tutulmadan boşlukta kaybolacağını bilirsin.

Gönül sarayında kırılmasını istemediğin ne varsa gözün gibi bakmak istersin. Kıracağını bilerek sarayına aldığının, kırdığındaysa yenisini alacak gücü olduğunu bilirsin. Gücün sözlerde olmayıp, değerli kâğıtlarda olduğunu unutmazsın. Gönül sarayının geniş olan pencerelerinden, dünyaya baktığın da görüş alanının ne kadar dar olduğunu göremez ve anlayamazsın.

- Uykunda sayıklıyordun. Diyerek ince dantelini örmeye devam edersin.

Gönül sarayına kimlerin girebileceğini bildiğinden, girdiğini sananlara gülersin. Yollarını şaşırdıklarını ya da başka sarayın kapılarını çalmalarını anlatırsın. Melek yüzlü ve sempatik olmayı, elindeki tığı düşürmeden becerirsin. Her gelenin gideni aratacağına inanmazsın. Bu nedenle de kumaştan anlayanları tercih edersin. Tutamadıkları kumaşı elleyecek elleri de arayıp durmaya devam edersin. Hindistan’da yaşıyor olabileceğine inanır, durursun.

- Çok horluyorsun…

- Ben mi? Çok horluyorum. Çok sevimlisin.

Yağmurdan sonra çıkan gökkuşağıyım. Gönül saraylarında uşaklık ettiğimi sananların, ne yazık ki yanılgısıyım.

OğuZ68
03-06-2010, 04:23
Üç Adım Atlama

5/4/2010 ·



Kısa bir yoldu. Daha yolun başında yorulduk.

Tanımalıydı. Tanıması için yanındaki kum saatini alıp, ters çevirdi. Sorularına hemen cevaplar bulmalıydı. Cevap şıklarındansa, kendisine yakışacak olanın verilmesi gerekliydi. Şıklar, birbirine yakındı. Cevapları verecek olansa, uzaktı.Zorladığını hissetti. Yumuşayıverdi. Cevap şıklarını yarıya indirdi. Bakışlarıyla kaçamaklar yapmasını seviyordu. Kum saatiyle, cevap verenin çehresinde ki aralık fazla değildi. Bakışlarıysa, tenis topu gibiydi. Cevaplar geciktikçe, soru hazırlamakta ki becerisiyle gurur duydu. Kendine olan güveni arttı. Duruşunu bozmadan, yerinden kalktı. Kum saatini çantasına koydu. Yoluna devam etti.

Gözlem yeteneğine güveniyordu. Gözlemlediklerini de sıralıyordu. Elmaların ve armutların yerleri ayrıydı. Ortak yanlarıysa çöpleriydi. Bunlardan haberdar olmaksa, basitti. Fotoğraf karesinin içinde bulunmak, kısa süre gerektiren bir eylemdi. Gözlem yapmanın süresinin de aynı olduğunu düşünüyordu. Süzen bakışlara sahipti. Süzüleninse bal olacağının garantisi yoktu. Dudaklarını hiç kıpırdatmadı. Gözleriyle konuştu. Gözlerinin dilinden anlamayanların çokluğu kendisini üzdü. Neşelenmek için, gözlemecinin yolunu tuttu.

Zevklerle renklerin farkını biliyordu. Buluşma yerlerininse ortak kullanıma açık alanlar olacağının farkındaydı. Ortak alanlar bulmak dışında, ortak noktaları da bulmak konusun da uzmandı. Geniş yelpazeyi andıran kültür bilgisini sallayıp durdukça, beyin fırtınaları çıkarttığını sanıyordu. Her defasında da bu kısımdan yola çıkmayı seviyordu. Fırtınaların ardından kalan görüntüden, kırıntı da olsa payına düşeni alan ve almayanları da görüyordu. Bir an da oluyordu. Bir an da bitiyordu.

Anlayış, içtenlik ve duruluk, üç adım ötedeydi.

Üç adım atlanıldı. Kırmızı bayrağı beyaz bayrak sanan gözler ışıyıp, sevinçten uçuverdi.

Eski bir sözlüğüm.

Sayfaları çevrildikçe kopan, dağılan ve aradığın kelimeleri bulamayacağın eski sözlük...

OğuZ68
03-06-2010, 04:26
Tozpembe Televizyon Kanalı

6/4/2010 ·


Ağaçta kurulu olan salıncakta rüzgâr sallanıyordu.

Renklerin aşığıydı. Sevdiği iki renk yan yana geldiğinde aşkın yanına tutku da eklendi. Yaşamında çok şey elinden kaçmıştı. Tuttuğu tek şey takımı oldu. Aşkı ve tutkusu içinde büyümeye devam ederken, içindeki bir istek de büyümeye devam etti. Kendisi dışında gördüğü herkesin de tuttuğu takımını tutacak olmasıydı. Tuttuğu takımın ucundan tutacak yeni birisini elde etmek, rakip takıma üstünlük sağlamak demekti. Yıllar değişimleri yanında getirdi. Değişmeyen tek şeyse oyunun kurallaydı. Kuralları hiçe saymayı seviyordu. Oyunun kurallarını hiçe saydıkça, kendisine içinden sayanlar olduğunu bilmiyordu. Değişimlerden kendi de payına düşeni aldı. Aşkında ve tutkusunda aşırılılıklar yaşamaya başladı. İlaçların aşırı dozları gibi oldu. Tehlikeli olmaya başladı.

Doğduğu zaman seçme şansı yoktu. Büyümeye başladı. Kendi başına kararlar alacak kıvama geliverdi. Bu kıvamdayken güzel lezzetler tattıracağını biliyordu. Nedense bunu istemedi. Dilin tadını damakta bırakmadı. Etkilenmeye başladı. Yaprak etkisindeydi. Hafif rüzgârların esiri oldu. Etkilendikçe, etkilemeye çalışmaya başladı. Oysa doğarken seçme şansı yoktu. Bunu unuttukça, etkilemeye çalıştıklarının yaşantılarına saygısızlık yapmaya başladı. Saygısızlığın dozunu arttırdıkça da etkilendiği kutsal değerlerine ihanet etmeye başladı. İhanet sessiz olduğundan kapalı olan gözlerine, kulaklarını da ekleyiverdi.

- Yapacağız…

- Edeceğiz….

Alkış seslerini duyan kulakları, iki kelimeye de yıllardır alışıktı. Yapılanlar yapıldı. Edilenler edildi. Bir tek sorun vardı. Yapanların ve edenlerin çaplarının çok dışında kaldı. Etkileniyor ama etki alanına girip dokunamıyordu. Uzaktan sevmenin bir anlamı da budur, herhalde diyerek mırıldandı. Olsun derken içinden, olanlar olmuştu. Kendisinden istenileni yerine getirirse bir gün karşılığını alacağını biliyordu. O bir günün de Şubat ayının yirmi dokuzu olmaması için dua edip duruyordu. Dört senede bir, ufak çapta halini hatırını soranlardan memnundu. Soranlar alacağı cevap yerine, geleceğini istiyorlardı. Ve ucuz şekilde de alıyorlardı. Giderken de kendisine, sadece gözleriyle bakıyorlardı.

- Yoksullukların, işsizliklerin, düzensizliklerin ve adaletsizliklerin haber edilmeyeceğinin garantisini verdiğimiz, Tozpembe Televizyon kanalından iyi günler dileriz. Bizden ayrılmayın. Karalar bağlamayın.

Oyunda ebeyim. Körebe olduğumu sananların, oyun mızıkçısıyım.

OğuZ68
03-06-2010, 04:28
Maskeli Soyguncu

7/4/2010 ·


Muzları soyup, kabuklarını yerlere attılar. Köşede beliren çöpçünün elindeki süpürgeyi görmediler.

- Çaldın!

- Hayır. Çalmadım.

Müzik aleti çaldığından bahsedildiğini sandı. Bu yüzden cevabından emindi. Çalmayı çok isterdi fakat yeteneksizdi. Kendisini suçlarcasına bakanı, umursamıyordu.

- Çaldığını nasıl geri vereceksin?

- Çalmadım. Esas sen çaldın!

Çalınanın kapı olduğunu sandı. Tersine kendi kapısının çalındığını savundu. Kapısına kadar getirtmeyi seviyordu. Kapısına geleni de eli boş göndermekten, hoşlanıyordu.

- Neden? Çaldın!

- Çok oluyorsun!

Oldubittiye getirmeyi seviyordu. Sevincinden etekleri zil çalıyordu.

- Utanmadın mı?

- Seviyesiz! Sen kim oluyorsun da böyle konuşuyorsun!

Kırmızı elbisesi aklına düştü. Kırmızı rengin hayranıydı. Rujunun ve ojelerinin vazgeçilmez rengiydi.

- Çaldın! Halen üç oda bir salon gibi rahatsın!

- Yeter! Kabahat bendeki senin gibi birisiyle muhatap oldum!

Üç oda bir salondu. Çulsuzlara satılık değildi. Değerini bilenler biliyordu. Çantasının içinden küçük el aynasını çıkardı. Silikonsuz ama çevresinde pohpohlayanların sayesinde şişmiş olan yerlerine bakıverdi. Elini çantasının içine attı. Çantasının içini karıştırdıktan sonra aradığını buldu.

Maskesini yüzüne takarak, çalınacak yeni yaşamların peşine düştü.

Şımarık gönül hırsızlarının yaşamların da parmak iziyim.

OğuZ68
03-06-2010, 04:30
Sırayı Bozmayalım

9/4/2010 ·


Karanlığın içinde el fenerinin cılız ışığında yerini gösterdiler. Gösterilen yere oturdu. Perde yavaşça açılırken, oturduğu koltuğa iyice yaslandı. Ve film başladı.

- Sırayı bozmayalım.

Sıranın bozulması dışında, bir anlık var olan sessizlikte bozuldu. Sessizliğin bozulmasıyla birlikte, kafalarda saklı olan sesler saklandıkları yerden çıktı. Sırayı bozmayalım cümlesini söyleyeninde bozulmaya başladığı yüzünden belli oluyordu. Sırayı bozanlara karşı ortaya çıkan öfkenin, sırayı dağıtmasından endişe ediliyordu. Çatlak olan, genizden çıkan, isyanı simgeleyen sesler, boşluk denizini çalkalandırdıktan sonra, süt liman olmaya başladı.

- Bir şey soracaktım.

Sırayı bozanın ifadesiydi. Netti. Sorması gereken soruların, ivediliği vardı. Hemen cevaplar alması gerekiyordu. Soru sormaya hazırlandığıysa, her zamanki gibi hazırcevaptı. Sorulacak soruyu bekleyen, kültür ansiklopedisi gibiydi. Soru soruldu. Cevapsa adresini bulamayan mektup gibi dolaşıp durarak, gecikiverdi. Cevap geciktikçe, sıranın boyu uzamaya başladı. Sorulan sorunun cevabı alınmıştı. Alındığından dolayı da eylem uzadıkça uzuyordu. Küfürler özgürlüklerine kavuşmadan, dudak içlerinde hapsedilmişken, soruyu soran aldığı cevapla birlikte ortamdan uzaklaşıyordu.

- Ben zaten buradaydım. İstersen Bey amcaya sor. Bey amca öyle değil mi?

Saçlarına ak düşmüş, bey amca boş gözlerle bakıyordu. Anımsamaya çalışıyordu. Ortaya söz bırakanın, önünde mi yoksa arkasında mı olduğunu düşünüyordu. Aladdin’in sihirli lambası gerçekten var mı? İçinden çıkan cin yoksa bu mu? Diye içinden düşünen bey amca, yorgun olan aklını daha çok yormak istemedi. Alt dudağını, üst dudağının üstüne yerleştirdi. Orada olup olmadığı konusu askıda kalmıştı. Sıradakilerde konuyla birlikte asılıvermişti.

- Beyler aranıza kimseyi almayın.

Bunu duyanların hepsinin bey olduğu kuşkuluydu. Aralarında göğüsleri ve uzun saçları olanlar vardı. Saçlarını şöyle bir dercesine geriye attılar. Geriye atarlarken de sözün çıktığı yüzü merak ettiklerinden bakıverdiler. Aralarına kimseyi almamaya karar verdiklerinde, kara kedinin bile şansının olmayacağı netleşti. Aralarına alsalar bile, sınavla alacaklarını duyuracaklardı.

Kırmızı kaplı kitapları çok sevdiler. Çağa ayak uydurmaları gerektiler. Uydurdular. Kırmızının egemenliğine karar verdiler. Rakamları kırmızı yaptılar. Diğer renklere ihanet ettiler. Ellerine küçük beyaz kâğıtlar verdiler. Ama küçük kâğıtları verirken de sıraya soktular.

- Sıram gelse de gitsek.

OğuZ68
03-06-2010, 04:32
Çizdim

11/4/2010 ·


Ağaçların gövdeleri, kuşların kanatları, fillerin hortumları ve kedilerin kuyrukları ortadaydı. Yalnız sen yoktun.

Boş beyaz kâğıda, sizi tanımaları için kendinizi çizersiniz. Çizgileriniz belli olur. Kendinizindir. Çizerken rahatsınızdır. Yıllar geçtikçe gözü kapalı halde çizmeye başlarsınız. Yaşantınızda çiziminizi görmek için can atanlar ve yüzlerine asık ifade takınır halde olanlar karşınıza çıkmıştır. Çiziminizi tamamlarsınız ve bir kenara konulması için bırakırsınız. Şen şakrak gülüşler, samimi olmayan ama samimi görünen ucuz hareketler ve toplu nikâh töreninin gelinlikleriyle, damatlıkları olduğunuz günler gelir geçer. Çizimini düzgün yapıp yapmadığını, sorgulayacağın günler de kapını çalar. Çizimini görme isteğin, içinde cılız da olsa tutuşmaya başlar. Laf, un öğüten değirmen taşı gibi döner dolaşır ve çizimini yaptığın yere gelir ve durur. Çizimini gördüğündeyse, çizdiğinin yerinde Çizmeli Kedi’yi görürsün.

Yaşadıklarının roman olacağını söyler durursun. Durmakla kalmaz, romanının da filmini çekeceğini ve Kırık Kalpler Sinemasında yayınlanacağını da iddia edersin. Söylemlerinin ve iddialarının cirit atacağını sandığın Dünya’da ancak kibrit çöpleri olabileceğini bilemezsin. Kibrit çöpüne özenenlerin de çizgilere özeneceğinden habersiz takılır durursun. Sevimli tavşan olmanla, yapılı ayı olman arasındaki ince çizgi farkını da çocukların neşesi olarak, onların gülüşlerini gördüğünde anlarsın. Başrolünü oynadığın çizgi filminin galasında hazır bulunmanı isteyen, süslü davetiyeni de alıverirsin.

Canını sıkar durursun. Çizim yapamıyorum diye sızlanırsın. Çizim konusundaki yeteneksizliğine kızar ve sinirlenirsin. Yetenek avcılarının avı olmayı, kendine hedef seçersin. Hedefine ulaşmak için yollara koyulmaya başlarsın. Üzerine vazife olmayan işlere karışırsın. Bedeninin gerilmesine aldırış etmez ve başkalarının derdini de geriniverirsin. Hamamda taslar dururken, bilmediğin konularda bilgiçlik taslar durursun. Berbat edilen incirlerin, hesabı senden sorulduğundaysa, süt dökmüş çizmesiz kedi gibi olur ve bir köşeye sinersin. Elinin ve yüzüne bulaşanları da üzerindekine silerken, kariyerinin de çizilmeye başlandığının haberini alırsın.

Aklın yüksek olmayacak mesafedeyken, ayaklarının olduğunu ve hareket ettiklerini unutursun. Haliyle de hareket halindeyken, ucu sivri bir yerlere sürter durursun. Sürtülen yerlerinin hafifçe yandığını ve iz kaldığını gördüğünde, çizildiğini anlarsın. Acı çekmenin güçsüz kimselere ait olduğu masalını, bir yana bırakmayarak, önemsiz tavrı yüzüne takınırsın.

Çizgileri önemsemediğini ve salladığını herkes duysun diye, ağzında sakız edersin. Sakızını da seni zorla dinleyen ama belli etmeyenlerin, pohpohlamasıyla şişirir ve patlatırsın. Gece olunca sevdiğinin ricasını ve isteğini kıramazsın. Üç dakikalık aslan kesileceğin ve kesildiğin de çizilmeyeceğini sandığın yatağına da çizgili pijamanı giyer yatarsın. Giydirme konusuna da başka bir yazı da konu mankeni olursun.

Bir kereden bir şey olmaz cümlesini kuranların ve uygulayanların, pinokyosuyum. Gepetto babanın da temiz kalbiyim.

OğuZ68
03-06-2010, 04:35
Sallanan Koltuk

12/4/2010 ·


Koltuk takımlarınız vardır. Uzandığınız, uyuduğunuz ve rahat ettiğiniz koltuklardır.

Tekli koltuklarınız da gücünüzü ortaya koyarsınız. Başköşede olmasını istersiniz. Sessizliğinizin sesi oluverir. Yalnızlığınızın da simgesi olur. Önemli kararlar almanıza yardımcı olur. Sizi çoğu zaman düşündürür. Kitaplarınızla buluştuğunuz yerlerden birisidir. Gevşemediğiniz ve tetikte durmanızı sağlayan koltuğunuzdur.

İkili koltuklarınız vardır. Birleştiricidir. Kendinizden birisi gibidir. Kendinizden olanlarla oturup paylaşımda bulunduğunuz koltuklarınızdır. Sevdiğinizin omzuna kafanızı koyduğunuz, şefkati ve sevgiyi bulduğunuz yerdir. Sarmaş dolaş olduğunuz halleri, size yaşatan koltuğunuzdur. İki lafın belini kıracağınız koltuklarınızdır. Kısa süreli özlemler yaşatan ve ardından da buluşturan koltuklarınızdır.

Üçlü koltuklarınız da vardır. Kimi zaman karnaval yeridir, kimi zaman da yorgunluğun resmini çizdiğiniz yerdir. Tatil yöresini andırır. Ayaklarınızı uzatabildiğiniz, uzatmadığınız da yanınıza yiyecek cinsinden birçok şeyi koyabildiğiniz yerdir. Yeri geldiğinde de uyuyup, geceyi sabaha kavuşturduğunuz yerdir. Genellikle de beyaz camın karşısında olan koltuklarınızdır. Dünyaya açıldığınız koltuklarınızdır.

Evinizin dışında olan koltuklarınız da vardır. O koltuklarınızın değerini bilirsiniz. O koltuklar ki oturabilmeniz için, size neler yaşatıp durmuştur. Bu nedenle gözünüz gibi bakarsınız. Deriden olmaları en büyük özellikleridir. Oturduğunuz da bir ömür boyu kalkmama hissi verdirir. Çok seversiniz. Gömüldükçe dirileceğinize inandırır. Bu yüzden de ayrı bir önem taşır. Sıkı sıkıya bağlı bir aşk yaşarsınız. Ve aşkınızı da yalnız bırakmak istemezsiniz. Sevdanızın dilden dile çok dolaşmasını istersiniz. Koltuk sevdasıdır der, herkese kısmet olmazla tamamlarsınız.

Bir de sallanan koltuklarınız vardır. Çok sevmezsiniz. Size eğlenceli olduğu defalarca söylenmiş ama inanmamışsınızdır. Sallanma eyleminden korkmuşsunuzdur. Sallandıkça uyuyacağınızı da hesaba kattığınızdan uyanık olmayı tercih etmişsinizdir. Yanıldığınızı da sallanmayan deri kaplı koltuklarınızda uyuduğunuz da anlarsınız. Sallanan koltuklarınız vardır. Bu gerçeği görmemek için sallanan koltuğunuzu, gözden uzak yerde tutarsınız. Demirbaş kayıtlarınızın hayalet eşyası olarak kayıttadır.

Sallanan koltuklarınız vardır. Kimin salladığını bilmediğiniz ama kimi salladığınızı çok iyi biliyor olduğunuz sallanan koltuklarınız vardır.

Rüzgârlı sokakta ipe asılı gömleğim. Sallanır dururken, sallanan koltukları düşünürüm…

OğuZ68
03-06-2010, 04:37
Giyindin mi?

13/4/2010 ·



Gökyüzü maviydi. Ada vapurunun ardında ki martılar da çocuklar gibi şendi.

- Hadi çıkıyoruz. Hala hazırlanmadın mı?

- Tamam. Az kaldı. Giyinip geliyorum.

Son kez aynanın karşısında boy göstermeye karar verdi. Boy aynasının karşısına geçerek olduğu yerde dönüverdi. Bir an süslü püslü olduğunu hissetti. Öyle olmasının da sakıncalı olmadığını anladı. Karşısındakine umut vermeleri gerekiyordu. Etkili olması gerektiğini ve etkisi altına almasını öğrenmişti. Çok geçmedi ki dudaklar aralarını verdi. Ortaya çıkma ve gösteriye başlama zamanı geliverdi.

- Giyinemedin gitti!

- Tamam. Tamam.

Karşısında duranın gözlerinden değil de beyninden zekâ fışkırıyordu. Leb demeden leblebi olduğunu anlıyordu. Kendisini zor bir sınavdayken, masasında duran su şişesi gibi, yapay hissetti. Her nedense karşısındakinin de yapay zekâya sahip olabileceğini sandı. Tur rehberi olmaya karar verdi. Lafı dönüp dolaştırması gerekiyordu. Şimdi diyerek başlayan cümlelerin de hayranı oluyordu. Ama zaman da daralıyordu.

- Giyindiğin halde, neden çıkmıyorsun?

- Renk uyumuna bakıyorum.

Uyum konusunda sıkıntılar yaşadığını sanıyordu. Sanmakta da haksız olmadığına karar verdi. Soruyu soranın karşısında, dünyadan bir haber yaşadığını anlamıyordu. Olsundu. Zaten ciddi olan şeyleri sevmiyordu. Soru soranla vakit geçiriyor olması ona yetiyordu. Mutluluk çemberi ilk defa dönüyordu. Bu yüzden de neşeliydi. Ta ki soru soranın dudaklarından dökülen, ben birazdan gelirim cümlesini duyana kadar, neşesi devam etti. Ardından da boşlukta olduğunu anladı.

- Şunu ağlatmadan giydiremiyor musun?

- Suçlu ben mi oldum?

- Evet. Suçlu sensin.

- Peki. Bir dahaki ne sen giydirirsin?

- Neden?

- Ben giydirince kalın olduğu söyleniyor da ondan!

Moda günlerinin podyumuyum. Günler bitse bile ben halen oradayım. Sessiz ve ortadayım.

OğuZ68
03-06-2010, 04:40
Adını Koyamazsın

14/4/2010 ·


Yıldız yağıyor başımdan aşağıya ve yalnızlığım uzaklara gidiyor.

Duvara yazılan yazının son harfiyim. Cümlelerin de sonuyum. Anlatılmak istenilen ne varsa hepsinin anlamsızıyım. Tendeki benim. Diğer benlerinse en ufağıyım. Var olduğunu sandığım varlığımın da yokluğuyum.

Aralanmayan kapıyım. Kayıp eşya bürolarındaysa aranmayan eşyayım. Temizlenmeyen tozlu rafım. Unutulan ve yazılmayan kelimeyim. Köşe başlarının kuytusuyum. Dökülen ve toprakla bütünleşen sarı yaprağım.

Eskici dükkânının vazgeçilmeziyim. Sararmaya başlayan siyah beyaz fotoğraf karesiyim. Müze de sergilenenim. Dolapta duran gelinliğim. Sessizliğin değirmeniyim. Lambalı radyoyum.

Kuş uçmaz kervan geçmezim. Yolu düşmezim. Hattan kaldırılan durağım. Yakılmış ve yıkılmış tiyatroyum. Denizin dibiyim. Karanlık ormanım.

Şıkları olmayan sorunun cevabıyım. Renklerin karışımıyım. Ebruyum. Çekilen kopyayım.

Kitabın kenarındaki küçük notum. Silgilerin avıyım. Kibrit kutularına yazılan numarayım. Küçük tokayım. Patiğim.

Masalım. Kaf dağıyım. Dere tepenin düz gideniyim. Bir varım bir yoğum. Rüyalarınım. Cadı kazanıyım. Kırmızı elmayım. Balkabağıyım.

Seslenebilirsin ama adını koyamazsın.

OğuZ68
03-06-2010, 04:42
Tam Karşına Çıkacak

16/4/2010 ·


Elektrikler kesildi. Dersime çalışamadım.

- Şimdi. Buradan önce sola, sonra da sağa döneceksin. Biraz ilerle görürsün.

Belleğine güveniyordu. Şıp diye anlayıverdi. Bulmaktan ümidini kesmişti. Yüzüne ve de gönlüne kuşkuyla karışık, umut yerleşiverdi. İyi ki sormuşum diyerek, yeri gelirse sorarak Bağdat’ı da bulabileceğini anladı. Her şeyi bilecek diye kanun olmadığını, anımsadı. Soru sormanın öğrenmek için, ilk adım olduğunu öğrendi. Çok oyalanmadan söyleneni yapması gerektiğine inandı. Birden içinde, dönüşlerin coşkusunu yaşıyor olduğunu hissetti. Dönüp duruverdi. Döndükçe, başının döneceğini, dönüşlerini tamamladığında anladı. Sağında ki binanın merdiven basamaklarına oturuverdi.

- İçeriye girdiğinde, en son masanın olduğu yere gideceksin. Görürsün.

Gökyüzünü ve kalabalıkları seviyordu. Sessizlik ve gürültü arasında denge kuruyordu. Bu durumla da övünüyordu. Dengeli yaşamının, tahterevalliye çok binmemiş olmasıyla ilgili olmadığının da farkındaydı. Göreceğini görmek için sabırsızlanıyordu. Yürüyüşüne devam ederken, mağazaların vitrinlerine gözünün ucuyla bakıyordu. Detaylı olarak bakamadığı için de üzülüyordu. Pastaların ve çikolataların sergilendiği vitrine sahip, pastaneden içeriye girdi. Tezgâhın arkasında olan ve yüzü devamlı gülen pastane çalışanını, gülerek selamladı. Ayakta koşturmakta olan garsonlara çarpmadan, masaların arasından ilerledi. En son masaya doğru yaklaşırken, gözlerinin gördüğü karşısında, dengesini kaybettiğini anladı. Bir an duraksadı. Yüzüne konmuş olan şaşkınlık ifadesinin uçup, yerine hüzün ifadesi konuverdi.

Yaşadığımız evren sırlarla doludur. Cümleler ve kelimeler sırlarla doludur.

Gözlerinizle gördüklerinize inanırsınız ya da inanmazsınız.

Tam karşınıza çıkacak şeyin, ne olduğundan, nasıl olacağından, habersiz yaşarsınız.

Bazen de görmezden gelirsiniz.

- Tam karşında duruyor. Görmüyor musun?

- Nerede?

- Ne nerede? Neyse.

Göçmen kuşuyum. Uzaklardan geldim. Yorgunum.

OğuZ68
03-06-2010, 04:44
İki Şişe Aşk

19/4/2010 ·



Gökkuşağı çıktı. Ve altından geçenler oldu.

- Kolay buldun mu?

- Evet

Eliyle koymuş gibi buldu.

- Üzerinde yazanı okudun mu?

- Evet

Her yazılanı okudu.

- İçini görüyor musun?

- Evet

Gözünü bile kıskandı.

- Çok sallama tamam mı?

- Tamam

Verdiği cevaba kendi bile inanmadı.

- Bitirdiğin de çöpe at. Biriktirme.

- Tamam

Saklamadı.

- Çok ucuza bağladın. Farkında mısın?

- Evet

Pazarlıkçı olduğuna sevindi.

Büyük yalanlar mağazasında satılıyordu.

Boyları ve ağırlıkları farklıydı.

Tek ortak noktaları kırılmalarıydı.

- İki şişe aşk

- Poşete koyayım mı?

- Evet. Siyah poşet olsun.

- Oldu.

Sokaklarında çalınan ıslığım.

OğuZ68
03-06-2010, 04:45
Sana Beş Kala

20/4/2010 ·



Masal dinledim. Gözlerim kapandı. Aklım sende kaldı.

Sevdanın kuytusundayım. Aşk tespihimi çekiyorum. Bütün yollar denize, benim yollarımsa hep sana çıkıyor.

Aşk ağları atan balıkçıyım. Sabahı bekliyorum.

Zamanın katiliyim. Ellerimden aşk akıyor.

Bozuk plağım. Her seferinde aşk çalıyor.

Yüzünün kırmızısıyım.

Yokluğunun düşmanıyım.

Çalıp duruyor kapım.

Açıyorum.

Hediye paketlerimi alıyorum.

Saklıyorum.

Ayrılığın gözü kör olduğu gün, açacağım.

Sevgiyi denizlere atıp boğulacağım.

Aşkı da karanlık gökyüzüne atacağım.

Yıldız dolacak gökyüzü ve başımdan aşağıya yağacak.

Serseri olacağım.

Ruhum şehrinin sokaklarında dolanacak.

Kızılderili’yim. Ateş dansımı ediyorum.

OğuZ68
03-06-2010, 04:47
Kelebek Camı

21/4/2010 ·


Gözyaşlarınla hüzün dansını edersin. Yorulmadığını sanırsın. Aldanırsın.

Gökyüzü alabildiğine genişti. Sığamadın. Bulutların suçu yoktu. Anlamadın. Rüzgâr esip esip durdu. Duramadın. Dalgalar kıyılara seslendi. Duyamadın. Ay sustu. Susamadın. Yelkovan ile akrep ayrılamadı. Ayrıldın.

Sarı saçlı çocuk ağladı. Güldün. Yıldızlar kaydı. Tutamadın. Toplanacaktı. Çıkardın. İskeleden son gemi kalktı. Oturdun. Kara tahtayla beyaz tebeşir beraberdi. Tek sandın. Uykusuz gecen geceydi. Uyudun.

Dönülmez akşamın ufkuydu. Döndün. Kara sevdaydı. Aklandın. Kimler geldi geçti. Tanımadın Bir çiçek açtı. Kapandın. Sis dağıldı. Toparlandın. Yapılan yanlıştı. Doğruladın. Gülüşü sıcaktı. Üşüdün.

Güzel düştü. Kalktın. Cevaptı. Sordun. Bilemedi. Bildin. Gergindi. Rahattın. Bir su damlasıydı. Boğuldun. Yenmezdi. Yendin. Dik durdu. Savruldun. Rüyaydın. Unuttun.

Bütün camlarını kapadın. Kelebek camın açık kaldı.

Yaramaz bir çocuk geldi. Minik elleriyle onu da kapadı.

Kimsenin bilmediği yerde ki sahilim.

OğuZ68
03-06-2010, 04:48
Yaş Asın.

22/4/2010 ·



Panayır yeri gibiydi. Duyan gelmişti.

- Seni çok seviyormuş.

- Yaşasın.

El bebek gül bebek büyütüp sevecekti. Coşkusundan yerinde duramaz oldu. Aşkından da deli divane oldu. Evliya Çelebi yaşaydı, kıskanırdı. Sevgi bulutu olmak istiyordu. Sevgilisini de bir an önce öpücük yağmuruna tutturmak istiyordu. Ne kadar şanslı olduğunu düşündü. Ellerinin ve ayaklarının tutmadığını hissetti. Dili de tutulunca, aşk felci geçirdiğini sandı. Oysa ona çok sevdiğini söyleyememişti. Onu daha tanımıyordu.

- Sana bayılıyormuş.

- Yaşasın.

Kendisini aşk cankurtaranın görevlisi zannetti. Sevdiğini aşk öpücüğüyle yaşama bağladığını sandı. Üzerindeki beyaz elbisesiyle, sevdiğinin beyaz atlı prensi olduğunu düşündü. Sevdiği kadının kalp atışlarının da kendisi için atıyor olduğuna inandı. Oysa sevdiği kadına, merhaba bile dememişti.

- Bir tek sen varmışsın.

- Yaşasın.

Tek olmaktan sıkılmıştı. Ama bu tek olma durumunu sevinçle karşıladı. Sevdiğinin kalbine bir tek varanın kendisi olmasından, bir an gurur duydu. Öyle ya kimse zora gelemiyor. Diye içten içe söylendi. Aynada kendisine baktı. Sevdiği dışında milyarca cüceyi de gördüğünü sanıverdi. Aynada gördüğü kendisine, devlerin aşkı da böyle bir şey demek cümlesini harcadı. Oysa tek olmadığını sekizinci cüceyle birlikte, bütün akıllılar biliyordu.

- Aşkından ölüyormuş.

- Yaşasın. Yaşasın.

Yaşasın kelimesi dudaklarından dökülürken, bir yandan mutluluk bir yandan da tedirginlik iki yanağına yerleşmişti. Aşkın katili olmayı, nedense çok sevdi. Keşke aşkın seri katili olabilsem diyerek, kendisinin bu eksikliğinden utandı. Aşkından öldürdüğü ilk kadın olduğuna da birden çok seviniverdi. Kendisini havalı korna zannetti. O havayla televizyonu açıp, hava durumuna bakıverdi. Aşk sağanağının bir günlük olacağını duymadı. Amazon ormanlarında Tarzancılık oynamaya başladı. Oysa bir gün dediğin, göz açıp kapayıncaya kadar geçiyordu.

- Aşkından kuduruyormuş.

- Yaşasın.

Korkuyla neşeyi bir arada yaşadı. Sevdiği kuduruyorsa, kendinin de kudurması gerekiyordu. Kudurduğundaysa bir tek sevgilisini ısırmak istiyordu. Diş macunu alıp, banyodaki aynanın karşısında kendisini buluverdi. Ortasından değil her yerinden sıkarak, diş fırçasını doldurdu. Diş fırçasıyla dişlerine keman çalar gibiydi. Çaldıkça coşuyor, ağzı köpürüyordu. Aşkından kuduran kadınında böyle köpürdüğünü sanıyordu. Oysa sallanan sadece yeryüzüydü.

- Serseri, sevmediğim halde sözde aşkımdan sırılsıklam olmuş.

- Yaş asın. Damlaya damlaya göl olmaz ama zamanla kurur.

Koşup duran tavşanım. Ormanın karanlıklarında kaybolurum.

OğuZ68
03-06-2010, 04:50
Öz Eleştirim.

25/4/2010 ·



Kırmızı adam yandı. Durmasını öğrenmediler.

Türkü, şarkı ve gazel okumak değil, Üniversite de okumak isterdim. Derslere çok çalışmam gerekirdi. Çalışmadım. Sürekli damlarsan göl olurmuşsun, damlamadım. Ancak su birikintisi oldum. Yaz mevsimlerim çok oldu. Buhar oldum. Yağmurlu havaları sevmem de bundandır.

Bir an da parlayıp, bir an da sönüverdim. Bir tek yanan, kendim oldum. Yanmayan elbiseler giyip, yanmayanlardan olamadım. Yangın yerlerin de seyirci oldum. Yangından mal kaçıran olmadım.

Oyunun kuralları vardı. Hiçbirini öğrenmedim. Kuraldışı hareketleri öğrendim. Öğretmedim. Hatice’ye bakan oldum. Neticeyi görmedim. Usta oyuncu olamadım. Oysa tiyatrocu olmayı çok isterdim. Seyircide olamadım. Gösterileri kaçırdım. Cebimde saklı kalan biletlerimi de yaktım.

Kara sevdalı olamadım. Solaryuma girmedim. Kış güneşinde tenimi yakmaya çalıştım. Âşık olamadım. Aşk yalan oldu dediler. Doğrusunu hiçbir zaman gösteremediler. Haliyle aşk da kaybolunca, bulmak için Aşka âşık oldum. Sevmesini bilememem de bundandır.

Her söylenene inanma dediler. Sözün bir kere ağızdan çıktığına inandım. Sustum. Her şey içinde söz vermedim. Sözlü sınavlarından da hep zayıf aldım.

Ortada kuyu yok, pasta var dediler. Gördüğüm halde görmedim. Pasta nerede dedim. Hasta mısın dediler. Şeker hastası olduğumu bilmediler. Her pastayı yediklerinde de yeniden doğup durdular.

Delikanlı adam dediler. Birbirlerini gösterdiler. Göremiyorum dedim. Kör müsün dediler. Yine göremiyorum dedim. Küfür tanelerinden ellerine tespih yaptılar. Çevirdiler. Delikanlı olmak istiyorsan, televizyondan seyret dediler. Elektrikler kesildi. Seyredemedim.

Gökyüzünü ve denizi seyredip durdum.

Öz eleştirim. Bu günlük bitti.

-Peki ya sen kendi öz eleştirini yapıyor musun?

- Evet. Özelleşiyorum. Özelleştikçe de güzelleşiyorum.

-Anladım.

Çirkinim ama çirkinliklerin çirkini değilim.

OğuZ68
03-06-2010, 04:52
Gebe Kalmak

27/4/2010 ·


Dağın yamaçlarında bir çiçek açtı.

- Verdiğini neden aldın?

- Sana ne

Algıda sorun yaşamadı. Bir yerlerden tutunması gerekiyordu. Tutundu. Karar vermesi zor bir durumdu. Kolayca verdi. Düşünmesi gereken bir geçmişi vardı. Sildi. Alışık olmadığı ve çokça direndiğini sandığı eylemdi. Yanıldı. Geleceği olabilirdi. Gitmedi. Bir anlık da olsa sıkıntılarına sünger çektiğini hissetti. Aldı.

- Neden rol yapıyorsun?

- Rol yaptığımı nereden anladın?

Sevilmek istiyordu. Seveni bulmakta zorlandı. Sevgi fedakârlık demekti. Kılı bile kıpırdamadı. Kendisini oyuncaklarıyla oynayan çocuk sandı. Büyüdükçe oyuncakları da büyüdü. Oyuncusu olmak istediği, aşk oyununu çok sevdi. Bir gün yalnız kalacağı aklına gelmedi. Kaldı. Yalnızlığı sevemedi. Doğasına aykırı buldu. Oyuncak olmayı kabullendi. Sevdi.

- Kendine güvenmiyorsun. Korkaksın.

- Kendime koruma tuttum. Yaklaşma.

Korku bilinmeyendi. Çok bildiğini sandığı yıllarını geride bıraktı. Boşlukta olduğu hissini de anlamadı. Ayaklarının yere basıp durduğunu gördü. Kendisini görmeyenlere kızdı. Bir kere dahi olsa onları umursamadı. Kendi görüyorsa, onların da görmesi gerektiğine inanıyordu. Günlerini gösterecekti. Duvar takvimi oldu. Sahibi olsun istedi. Muradına erdi.

- Duruş sergileyemedin.

- Yürümeyi sevdim. Sende yürü git.

Beklemek kaçınılmazdı. Beklemedi. Ölümü de her zaman bekliyor olduğunu unuttu. Doğru olanı bildiğini sandı. Dur durak demeden yaşamayı sevdi. Mücadele etmek ve mücadelenin ardında durmak gerekiyordu. Kolayca pes etti.

- Mutlu musun?

- Evet.

- Dokuz doğuruyorsun.

- Anlamadım.

- Anlama.

Hiç atılmamış olan sessiz tokadım.

OğuZ68
03-06-2010, 04:54
Genelleme

29/4/2010 ·



- Gördün mü? Çıkarabilir misin?

- Gördüm ama çıkartamıyorum.

Bir tanesi hayır dedi. Ama kim dedi.

- Emin misin?

- Bana öyle seviyesiz espriler yapma.

Bir tanesi karşı çıktı. Aklı karıştı.

- Aynı olduklarını nereden biliyorsun?

- Ama hep aynı cümleler, aynı kelimeler

Biri çirkinsin dedi. Ağladı. Gözyaşları sel oldu. Önüne ne geliyorsa yok etti.

- Haksızlık etmiyor musun?

- Kime haksızlık etmişim.

Biri şımarıksın dedi. Yanardağ gibi patladı. Kıskançlığıysa lavları oldu.

- Su içer misin?

- Neden? Şimdi bu nereden çıktı?

- Elimdeki kırmızı bardağı görmüyor musun?

- ……….

İnsanım. İnsandan doğduğumu da unutmadım. Genelleme oldu. Nedense..

OğuZ68
03-06-2010, 04:55
İlhan Ustaya

5/5/2010 ·


Elli iki tane iskambil kâğıdıyla oynandı. Çalınan kâğıt olmadı.

Kız gibi arabaları kullanan yakışıklıydı. Oto Sanayi sitelerinde geçti hayat, hayalleriyse fırtınaya tutuldu. Haksızlığa karşı elinden isyan bayrağını indirmedi. Hayat çok çekilecekti torbanın içindeyse sevdaları ve umutları vardı.

Sözleri hep kısa oldu. Laf yerinede dolandırdığı, tamirden sonra düzelttiği arabalar oldu. Şarkılar döküldü dudaklarından, kimi zamanda küfürler. Ama her ikisi de yerli yerindeydi. Yakıştı.

Dünya durmadan dönüp dururken, dünyanın dönmesine özenip dönenler de oldu. O ise dönmedi ve onurlu davrandı. Oğlunun adı da Onur oldu. Dalga dümenlerin dolu olduğu hayatın içinde, birçok bozuk motorlarla uğraşıp durdu. Kendisi bozulmadı.

Siyah olan emeğinin ellerine, yüreğinin beyazlığı eşlik etti.

Yıllar geçti.

İkibin bir yılında en zor maçlarından biri için sahaya çıktı. Son dokuz yılının, her bir yılı on dakika yerine sayıldı. Mücadele etti. Çabaladı. Direndi. Bir anlığına da olsa ofsayda düştüğü sanıldı. Oysa kalkan ofsayt bayrağı hatalıydı.

Maçın bittiğini ilan eden son düdük çalındığın da Başı dimdikti.

Seyircilerden hak ettiği alkışları aldı.

Gerideyse…

Bozuk olmaya devam eden düzen, İlhan ustasız kaldı.

Canım ağabeyim.

Nur içinde yat. Mekânın cennet olsun.

04.05.2010 Salı

OğuZ68
03-06-2010, 04:57
Kim Yaptı?

10/5/2010 ·



Elden ele dolaşıyordu. Ta ki saklanması gerektiği hissedildiğinde saklandı.

- Sen mi yaptın?

- Evet. Ben.

Göğsü kek gibi kabarıyordu. Ondan aldıklarını buna satmıştı. Bir tek kendisi biliyordu. Öyle olması gerekiyordu. Açıklar vermek istemiyordu. O nedenle de daldan dala atlayıp durmaya çalışan kuş gibiydi. Göze gelmek değil, gözüne girmek istiyordu. Bu durum kendisi için çok önemliydi.

- İnanmıyorum. Harikasın.

- İnan. Öyleyim.

Dünyanın sekizinci harikası olduğuna inanıyordu. İnandırıyordu. Gözleriyle gördüğüne inanıp inandırmakta zorluk çekmiyordu. Kendisine göre önemli olanda buydu. Zamanlama da hatasız davrandı. Ortaya çıkmak için çok can atıyordu. Çıktı.

- Sen yapmadın değil mi?

- Yok. İşim olmaz.

İçten içe gülüyordu. Yapacağını yapmıştı. Ondan başkası yalandı. Oysa kendisi de yalandı. Dar olan yerlerdeydi. Genişlik bulunca at koşturmaya başladı. Gözü ondan başkasını görmüyordu. O gözlerinin görmediği gerçeklerse, panayır yerlerinde ki coşkuydu. Çalan çalıyor, oynayan ise oynuyordu.

- Ya sen bir tanesin.

- Evet.

Bu kadar basitti.

Yıllar yılları kovaladı. Sahte sevgiler yaşandı. Yalan rüzgârları esip durdu.

Nereden geldiğini göremediği bir ses duydu.

- Hesap ver

Dayıyım. Ama yeğenlerimin.

OğuZ68
03-06-2010, 04:58
Deniz Korkusu

11/5/2010 ·


Sınırları aştı. Sınırsızca davrandı. Birilerinin dur demesini bekledi. Kimse kendisini durduramadı. Dayanamadı. Bir dakikalığına duruverdi. Duruşuyla korkuttu.

Düşünenler vardı. Düşünmeleri değil düşürülmeleri gerekiyordu. Düşürüldüler.

Düşünme sırası kendisine geldi. Çok düşündü.

- En az 3 çocuk olacak. Dedi.

Çok düşünceliydi.

- Ananı da al git. Dedi.

Yan gelip yatmadan, yola devam kararı aldı. Yan yatanla, vatanı koruyanı ayıramadı.

Canından olanı da çok fazla yan yatırmadı.

Geçmişte söylediklerini unutmaya başladı.

Unutkanlığın tehlikeli durumlar yaratacağı ve kendisine dokunacağını hissetti.

Dokunulmaz olmaya karar verdi.

Dokundurtmadı.

Bir vakit geldi.

Gece rüyasında denizi gördü.

Uyanıverdi.

Bir yudum su içerken, boğulacağından korktu.

Yıllardır doktorların verdiği, 6 saatte içeceği ilacı avuçlarından sehpaya bıraktı.

Gözünü kapadı. Koyunları saymaya başladı.

OğuZ68
03-06-2010, 05:00
Madem Ocakları

21/5/2010 ·



Kimse bilmez, kim olduklarını.

Madem diye başlar ve devam eder.

- Bu işsizlikte iş bulmuş. Ona dua etsin.

- Çalışıyor. Aldığıyla yetinmesini bilsin.

- İş güvenliği de var. Güvenliklidir.

- Maaşları 1 milyar, daha ne olsun.

- Hakkını istiyor. Ne veriyorsak yetinsin.

- İş güvencesi var. İşten çıkarılacaklar diye korkmasınlar.

Madem cevherinin bulunduğu ve yöneticilerin bolca kullandığı yerde, mademler bitmez. Çok değerlidir mademler.

Bir gün gelir, sinsice bir patlama yaşanır.

Ne olduğunu patlamanın sesini duyanlar bilir.

Patlamanın ardından da yüreklice beklemesini bir tek onlar bilir.

Madem ocaklarının yöneticileri de patlamadan etkilenirler.

Patlarlar.

Yine madem diye başlar.

Kader diye biter.

Yer altında dünyasında olduğunu sanan bazı çakallardan değildirler.

Gerçek Yer altı dünyasının, gerçek kahramanlarıdırlar.

Madem ocaklarının yöneticileri değillerdir.

Ama

Maden Ocaklarının onurlu işçileridirler.

Kelle koltukta yaşıyorum bahanelerini sıralayanlara gülerlerken, kara toprağında ne olduğunu bir tek onlar bilirler.

Ruhları şad olsun.

OğuZ68
03-06-2010, 05:01
Sıkarız.

24/5/2010 ·


Nereye gideceğini biliyordu. Akla ihtiyacı yoktu. Anlaşılmadı. Oysa anlaşılması kolaydı.

- İyice sıktın mı?

- Evet.

- Aferin. Şimdi as kurusun.

Kirlenecek diye korkuyordu. Korkusunu yenmeyi kendisine amaç edindi. Suyla olan iyi ilişkisi tartışmaya açık değildi. Suyu çok seviyordu. Suyunda kendisini sevdiğini biliyordu. Suya olan aşkını herkese göstermek için, elinde taşıyıp duruyordu. İstediği zamanda kanarcasına sudan içip duruyordu. Kanıverdi. Suya hasret kalmaktan nefret ediyordu. Gözünün önünde olmasını istiyordu. Oldu.

- Sık bakalım.

- Tamam.

- Açıkta bırakma kurur.

- Bırakmam.

Her şeye sıkarsa iyi geleceğini sanıyordu. Bu nedenle sıkmaktan çekinmiyordu. Sıkıp durdukça hep taze kalacağını zannetti. İlk günkü gibi olacağını duymuştu. Sıktıkça avuçlarında olmasının gururunu yaşıyordu. Sıkacağı zamanları bir tek kendi biliyordu. Sürpriz yapmayı çok ama çok seviyordu. Üstüne de bayılıyordu. Ayılmakta zorlanıyordu.

- Sıkarken dikkat et.

- Neden?

- Yerinden oynamasın.

- Merak etme oynatmam.

Akıl alıyordu. Her kafadan çıkan sesi önemsiyordu. Gevşememesi gerektiğine inanıyordu. Gevşerse emekleri boşa gidecek diye endişeleniyordu. Kendisinin gevşemediğinden adı gibi emindi. Çok sıkması gerekiyordu. Elinden geleni ardına koymuyordu. Kıvraklığıyla şekilden şekle giriyor ama sıkmaya devam ediyordu. Arada sıktıkça elleriyle kontrol ediyordu. Çevirip durdu. Gevşemesine engel oldu. İçten içe sevindi.

- Acıma. Sıkıver gitsin.

- Acımam. Sıkarım.

Açık vermeden yaşanmalıydı. Acımasızdı. Açık verirse yalnız kalacağı endişesini taşıyacak kadar da korkaktı. Acının kitabını yazacaktı. Ama kelimeleri bulamadı. Göz açtırmıyordu. Baskı yapmaktan hoşlanıyordu. Ama bir tek kendisine verilen kitabı okuyordu. Sıktı. Adam oldu. Kitapta yazılanlar doğru çıktı.

- Yeter ama sıktın artık.

- Ben mi?

- Halen sorup duruyor.

- Aşkım. Seni çok seviyorum.

Kalem ucuyum. Ama kıracağını sandığın kurşun kaleminin değil..

OğuZ68
03-06-2010, 05:03
Desenler.

25/5/2010 ·



Çizilen desenlerde göz emeği vardır. Çizilemeyen desen yoktur. Çizemeyenler vardır.

- Desen ki git buradan, giderim.

- Git

Yıkıldı. Beklemiyordu. İnceden inceye ördüğünü sandığı aşk duvarına, kafasını vurmak istedi. Vuramadı. Nasıl kelimesi, kurduğu cümlelerin başına geçiverdi. Yanıtları da kendisi vermekte zorlandı.

- Desen ki onu ben yaptım. Seni anlardım.

- Ben yaptım.

İlk başta anlamak istemedi. İnce bir çizgiyi, silik olarak görmek isteyen, gözleri olmasını çok istedi. Gözlerini ovuşturdu. Görüntü netleşti. Anlam kazandırmak istemediği, düşünceleri de karşısına dikildi.

- Desen ki çok oluyorsun. Bir şey demem.

- Çok oluyorsun.

İçinden susarım dedi. Susadı. Her şeyin üzerine bir bardak su içti.

- Desen ki sana inanmıyorum. Pinokyo’nun öz kardeşi olurum.

- İnanmıyorum.

Keşke kırmızı kar yağdığın da kardan adam olurum. Deseydim diye içinden geçirdi. Ardından da tanıdığı marangoz var mı? Diye düşünmeye başladı.

- Desen ki yak bu dünyayı. Yakarım.

- Yak.

- Sen iyi misin?

Tamamlanması zor görünen ne varsa onların eksiğiyim.

OğuZ68
03-06-2010, 13:48
Yardım

3/6/2010 ·



Sessiz sedasız, köşesine çekildi. Gördüğü rüyayı hayra yordu.

- Karpuzu yardın mı?

- Yardım. Yardım. Sen merak etme.

- Tamam

Soğuklardan yeteri kadar bıkmıştı. İçtiği sıcak çorba bile soğumuş hissi veriyordu. Bir an evvel sıcakların gelmesini istiyordu. Denizin kıyısına inecek, güneşin ne kadar ışığı varsa hepsinden yararlanacaktı. Denize girmek istiyordu. Kış ve İlkbahar mevsimlerinde, banyoda duştan akan suyla sergilemiş olduğu, sportif eylemlerini hayata geçirmeye can atıyordu.

- Kalabalığı nasıl yardın?

- Hiç sorma zor oldu ama yardım.

- Valla helal olsun sana.

- Sağ ol

Üç kuruşa beş köfte satıldığını duyduğun da dayanamamıştı. Üzerindekilere aldırış etmeden apar topar evden dışarı çıktı. Adımlarını hızlandırmak yerine, kol işareti yaparak yolun karşı tarafında duran taksiyi çağırdı. Taksiden indiğinde, görmüş olduğu kalabalık canını sıkmasına yetti. Ama ölmek var dönmek yok. Diye mırıldanarak, kalabalığın ortasına doğru ilerledi. Az ötede duran köftelerin kokusu gelmeye başladı. Kokunun burnunda dans edercesine yaptığı figürler, kendisini daha çok yüreklendirdi. Önünde duran kalabalığı yarması gerekiyordu. Çok sürmedi. Yardı.

- Oğlum ne olmuşsun öyle?

- Ne olmuşum?

- Çam yarması olmuşsun.

- Bu iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi?

- Oğlum. İyi bir şey olmasa, sana yazar mıyım?

- Yazmazsın değil mi?

- Yazmam. Yazmam. Merak etme.

Teneke kumbaraya bakan gözüm. İçine atılan bozuklukları sayıyorum.

OğuZ68
05-06-2010, 11:54
Kırk Haramiler.

5/6/2010 ·



Kırk Haramiden birisiydi.

- Ben senin neyinim?

- Erkeğimsin.

Kafasını kurcalayan sorudan kurtuldu. Cinsiyetini onaylatmaktan keyif aldı. Kimliğinin rengini de değiştirmesine gerek kalmadı. Genel kullanım alanlarında kendisine ayrılan yerin nereler olduğunu, şimdi daha iyi biliyordu.

- Erkeksen çık dışarı!

- Bekle. Geliyorum.

Dışarıya çıkmadan, elleriyle kendisine yoklama çekti. Her şey yerli yerindeydi. Derin bir nefes alarak, oh çekti. Apar topar dışarıya çıkmak üzereyken durdu. Duvarda asılı olan takvimi eline aldı. Gününü gösterecekti.

- Bana erkek gibi söz ver!

- Söz.

İçinden kuşku bulutları geçse de yağmur damlaları boşaltmıyordu. Islanmayacağı için sevindi. Verdiği sözleri hazırlarken, itina gösteriyordu. Emek harcıyordu. Bu nedenle de bir anda iki dudağının arasından çıkmıyordu. Bu sefer istenilen sözü çok basit hazırladı. İstenilen bir ömür boyu mutluluktu, mutluluksa bedeninin her yerinde yatan madendi.

- Senden başka erkek tanımam.

- Bence de tanıma

Herkesin tanımasından hoşlanmıyordu. Onu tanıyacak olan sadece belli kişiler olmalıydı. Onu tanıyor olmak, ona göre ayrıcalıktı. İkizi olmadığına da içten içe sevinip duruyordu. Bütünüyle ve her şeyiyle gerçekti. Karşısındaki kadın da rüyalarının kadınıydı.

Kırk Haramiden birisiydi.

Kaçıncısı olduğundan da habersizdi.

Asıl olan, dillere düşmekti.

Düştü.

Reklam panosuyum. Yapılan reklamı değil, kimin reklamı okuduğuna dikkat ederim.

OğuZ68
10-06-2010, 13:12
Ne Olsun?

10/6/2010


Gökyüzünde ay ve yıldızlar geceyi bekliyorlar.

- Mükemmel olsun.

- Hay hay.

Her yeri doluydu. Hataya yer yoktu. Hatasız kul olmazdı. Bilinci açık ve en yüksek sevideydi. Her şey yerli yerinde olmalıydı. Geceleri yatarken kurduğu saatler dışında, kafasında kurduğu planların, sekteye uğramadan işlemesini istiyordu. İnanmak için kendisine nedenler aramıyordu. İnancının tam olduğundan zerre kadar şüphesi yoktu. Bütün hesaplar yapıldı. Oysa hiç hesaba katılmadı.

- O olsun. Bu olsun.

- Yeter ki sen istemiş ol.

Büyük bir hevesle kollarını sıvadı. Coşku doluydu. Paylaşmaya da niyeti yoktu. Olması gereken ne varsa, onları bir kenara bıraktı. Aramaya başladı. Arayan bulurdu. Bunu çok iyi biliyordu. Çok zorlanmadı. Eliyle koymuş gibi buldu. Gözlerinin gördüğüne her zaman inanırdı. Rüzgarın azizliğine geldi. Gözlerine kaçan tozlar yüzünden, elleriyle ovuşturduğu gözleriydi.

- Hemen olsun.

- Sen dert etme.

Her şeyi kıvırmasını biliyordu. Kıvırmadığı bir tek burnu kalmıştı. Onu da kıvırdı. Etek giymediği için, tutuşmayacağını biliyordu. Bekleme salonlarında vakit geçirenlerden olmadı. Her zaman beklenen oldu. Hayat hızla akıp gidiyordu. Gerisinde kalmadı. Ne olursa olsun, kısa yoldan halletmesini bildi. Çıkmaz sokakların kısa olduğunu da bilen bir tek kendisiydi. Bunu bilmekle de gurur duyuyordu.

- Benzersiz olsun.

- Sorun yok.

Yaratıcılıkta sınır tanımıyordu. Zekasına çok güveniyordu. Kimsede olmayan her ne varsa kendisinde vardı. Etki altında kalmıyordu. Etkiliyordu. Etkisinin uzun süreli ve başka bir şey aratmayacak cinsten olduğunu biliyordu. Elektrik direklerine de çoğu zaman manidar bakışlar atmasını da buna bağlıyordu. Hindistan'da ki nüfus sayımı sonuçları, milyarlar ile ifade ediliyordu. Oysa kendisi , Kaf Dağındaki nüfus sayımının sonucuyla ilgileniyordu.

- Harika olsun.

- Oldu.

- Ne oldu?

- Yok bir şey...

Bardakta içtiğin suyum. Ama bir dikişte içeceğini sandığından değilim.

OğuZ68
14-06-2010, 20:17
İki Kişilik

14/6/2010 ·



- İki kişilik.

Diye cümle başlar ve biter.

İki kişiliktir. Ayrılması gereken yerler. Doğum günleri kutlanırken,özel olduğuna karar verilen ve yol alıp gidilecek olan günlere ait cümledir.

-İki kişilik.

-Hı hı görüldüğü gibi değilmiş.

-Ben dedim ama sakal bırakacağım.

-Bırak vallahi...

İki kişiliktir. Bir kendisinin ne olduğunu bilen, bir de karşısındaki kişiyi canını yakmış olanlarla bir tutan...

- İnsan sarrafı olup çıktım.

- Hakikaten öylesin. Daha ne söyleyebilirim.

- Şarkı söyle.

- Hani sesimin tonunu beğenmiyordun ?

- Kim. Ben mi demişim. Hiç hatırlamıyorum.

- Neyse...

Yaşadığın her şey iki kişiliktir ama hep bir yanın boş kalır.

Anlamış olduklarını anlamamazlıktan geldiklerinde doldurursun.

İki kişiliktir gökyüzü, bir açıp bir kapatan.

- Nasıl eğlendik ama beğendin mi ?

- Beğenmem mi ? Aynı sana benziyordu.

- Ben kimseye benzemem. Ben kişilikli birisiyim.

- Hı hı

Dipsiz kuyuyum. Ama iplerini bir kenara bırakıp, korkmadan bakabileceğin olanından...

OğuZ68
16-06-2010, 10:43
Oyuncu


16/6/2010 ·





Biletler kesildi. Kurdeleler kesilmedi.

- Ne oynuyorsun?

- Ne olursa, oynarım.

Fark etmiyordu. Şişenin içinde görülen sıvı kırmızıydı. Ama mavide olabilirdi. Yer ve zamanın anlamı yoktu. Kalitenin önemi vardı. El değmeden hazırlanmalıydı. Hazırlıklıydı. Sular seller gibi yok edici değildi. Aksine fanusun içindeki balık gibiydi. Yerinde duramıyor, dolanıp arada sırada ağzını açıp kapatıyordu. Bir bütündü her şey o da bütünü tamamlayan en son parçaydı.

- Artık oynama.

- Neden?

Ayarlanması gerekiyordu. Ayarlarla oynamaya başladı. İnce ayar verme konusunda yetenek sahibiydi. Bütün kaba işler olabilirdi. Ama incelik bir başkaydı. Hassas bir konuydu. Bundan dolayı da ince parmaklara ihtiyaç duyuluyordu. Parmakları kalem gibiydi. İki ileri bir geri olan kısımsa, işin sırrıydı.

- Oynarken dikkat et. Bir şeyleri kırma.

- Sen merak etme. Sadece seyret ve gör.

Acemice davranmıyordu. Attığı her adımın, ölçeklerle değerlendirilemeyecek planları vardı. O nedenle rahattı. Rahat olduğu içinde, oynadığı meydanlar genişti. Oynuyor olmasının anlamlı olduğunu düşünüyordu. Kırma eylemi bir yana, çatlağa bile izin vermeyecek kadar oynuyordu. Oynarken de elleri ve kolları sürekli hareket halinde oluyordu. Yakıştığını hissedip durdu.

- Oynarken kaşın gözünde oynuyor. Ne güzel.

- Güzel tabi. Herkesin ki oynayamaz. Bunu da bil.

Denge ustasıydı. Çocukken tahterevalliye ilgisi vardı. Bu nedenle de spora karşıda yabancılık çekmiyordu. Doğuştan sporcuydu. Dengeleri alt üst edecek kadar da yetenek sahibiydi. Ama bu yeteneğini göstermekten yana değildi. Yanlışlıkla prize parmağını sokup, çıkarsa da vücudu dengeli tepki veriyordu.

- Sen her oynayandan anlarsın değil mi?

- İşi çabuk kaptın.

- Evet. Kaparım.

Oyuncudan anlardı. Ama ne oynandığından ise anlamazdı. Aynanın karşısında orasını burasını düzeltirken bile oynayan, kaş ve gözleri dışındaki organlarına hayranlıkla bakıp duruyordu.

İlk yardım çantasıyım. Ama arabanın bagajındaki takoz değilim…

OğuZ68
19-06-2010, 12:40
Babalar Günü

19/6/2010 ·



Hayat, babalara gelmeden yaşanmaz. İlla ki babalara geleceksin. Göreceksin.

- Baba, manitayı gördün mü?

- Gördüm. Güzel manita yapmışsın.

- Eyvallah, baba.

Babaya göstermesi gerekiyordu. Gösterdi. Göstermese kahrından ölecekti. Ölmedi. Babanın tek kişilik jüri üyesi olduğu, güzellik yarışmalarına katıldığını sanıyordu. Babanın alt yapısının kuvvetli olduğuna karar veriyordu. Babanın onayını alması, onun adına önem taşıyordu. Geç vakitlerde bile babanın, neler düşündüğünden habersiz yaşıyordu. Babaydı. Bir kere de karar veriyordu.

- Çok babasın.

- Hayır. Ben tekim.

- Sen öyle zannet.

Babanın genleriyle oynuyordu. Canı istediğin de mısır taneleri gibi çoğaltıyordu. Ama sürekli olarak, çoğaltmak istemiyordu. Arada sırada olan sevdasını dile getiriyordu. Dillenen sevdası karşısındaysa mutlu olduğu hissine kapılıyordu. Ruhunun derinliklerinde saklı olan ne var ise ortaya çıkarılmasına seviniyordu. Keşfediliyor olduğunu sanıyordu. Yeniden doğmanın böyle bir şey olduğunu zannediyordu.

- Baba, temizleyelim mi?

- Temizleyin. Kurusıkı olmasın.

- Yaş bırakırız. Emrin olur.

Babaydı. Ne diyorsa, harfi harfine yerine getiriliyordu. Kelimeler kusursuz olduğun da cümle de sıkıntı yaşanmıyordu. Hayatında bir kere giymemiş olsa bile çizmeyi seviyordu. Geometri konusunda da sıkıntı yaşamıyordu. Kendi çapında eğleniyor ve eğlendiriyordu. Altından girip üstünden çıkması da anlamlı oluyordu.

- Evlat. Kendine çeki düzen ver.

- Hayır.

- Evlat. Laf dinle.

- Hayır.

Hayırlı evlattı. Her halinden belli oluyordu.

Babalar gününüz, şimdiden kutlu olsun.

Babamın oğluyum. Yer üstündeyken inkâr etmediğim, yer altındayken dualarımı esirgemediğim…

OğuZ68
22-06-2010, 15:40
Aşk Olsun

Aşk olsunmuş, olmuş.

Sarhoş eden gözlerinden, yudumladım durdum. Naralarımı da gönlümün sokaklarında atıp durdum. Sessiz çığlıktı ayrılık, yalnız ben duydum. Her yağmur sonrası deniz kenarına indim. Dalgaların sesinde ayrılığın yankılarını duydum...

Bir varmış bir yokmuş, aşk masal olmuş. Okunmuş durmuş, aşka inanmayan dudaklardan, inanmayacak olanlara. Kiminin uykusu daha aşkın tarif edildiği Kaf Dağının ardındayken gelmiş. Kiminin uykusu da aşkın karşılaştırıldığı, pireler berber develer tellal iken kısmında gelmiş. Aşk masal olmuş, ama kimse masalın sonunu getirememiş...

Aşk bir rüyaymış. Herkes uyanık zannettiği için kendisini, aşkı görmekte haliyle mümkün olmamış.

Elinden tutulmadığı için, laf kalabalıklarının arasında aşk kaybolmuş. Aşk görülmediğinden, arayıp bulması çok zormuş. Elma desen elmaya değil, armut desen armuda benzemezmiş. Bir tek benzerse ayvaya benzermiş. Aşk kaybolmuş. Kimsesiz kalpler mezarlığında olacağı da şehir efsanesi olarak dilden dile dolanıp durmuş...

Aşkı gönül hırsızlığı yaparken yakalamışlar. Ardından sorgulamaya başlamışlar. Aşk doğruları söyledikçe, ona inanmayıp yalanlamışlar. Aşk doğruları söyledikçe, aşkı yakalayanlar, sorgudan sıkılmışlar. Aşka işkence etmeye başlamışlar. Aşkın gözünü kör etmişler. Aşka yalan ifadelerinin altına imzasını attırmışlar. Aşka müebbet ceza kesmişler. Gözleri ve gönüllerinden çok uzağa da sürgün etmişler...

Abidik gubidikler aşkı maymuna çevirmişler. Ne yaparlarsa aşkında aynısını yapacağını sanmışlar. Elleriyle onu görmemek için, gözlerini kapamışlar. Aşk kapamamış. Dillerinden çıkmasın diye ağızlarını elleriyle kapatmışlar. Aşk kapamamış. Kulakları duymasın diye elleriyle kulaklarını kapamışlar. Aşk kapamamış. Bir maymunluk varmış ama abidik gubidikler, kimde olduğunu halen anlayamamışlar.

Aşka hesap sormuşlar. Gönlünüzden ne koparsa diye cevap vermiş. Canları kıymetli olduklarından para uzatmışlar. Aşk, para her yerde geçer ama bende geçmez demiş...
Aşkın bir gün hortlayacağından korkmuşlar. Suspus olmuşlar. Suspus olan dudaklarından çıt çıkmış, aşkı çıkartmamışlar. Aşktan korkmuşlar. Dilleri tutulmuş. Tutulan dillerinden de kira istemeye kalkmışlar...

Aşk olsunmuş, olmuş.

- Aşkım!

- Memnun oldum.

Aşkın matematiğini yapanlara inat, hesapsızım. Toplamam, çarpmam, bölmem ve çıkarmam. Sadece aşkı hesapsızca yaşarım.

OğuZ68
30-06-2010, 11:15
Zorla Güzellik

30/6/2010 ·



Kitapların evi vardı. Ama yalnızca kitaplarındı.

- Zorladın mı?

- Evet.

Gücünün farkındaydı. Ara sıra kolunu sıktığında, sertleşen pazılarının, Kaz yumurtasının çapıyla aynı olduğunu düşünüyordu. Sürekli üstüne atlet giyiyordu. Atletik olmasını da çoğu zaman buna bağlıyordu. Zorladığı güçsüz idi. Gücünden duyduğu gurursa, tarif edilemezdi.

- Zorlasaydın!

- Ne yaptığımı sanıyordun?

Zorladığı kapılar aklına geldi. Omzunu okşadı. Kendini seviyor olmak dedikleri, bu olmalıydı. Rahattı. Üç adım atlayacak olan atletler gibi gerilmiyordu. Kapıya bakıp yoğunlaşıyordu. Zor zamanların anahtarı gibiydi. Herkesin dilinde olması dışında, parmaklarının arasında tespih yerine çevirdikleri anahtarlıkla bütünleşiyor olması, keyif vericiydi.

- Zorlamadan bırakma!

- Zaten öyle yapıyorum. Rahat ol.

- Peki.

Gözü karaydı. Gözünün önünde olan bitenden de bu nedenle habersizdi. Hal böyle olunca da zorlama hissi kapısına dayanıyordu. Zorluyordu. Ama zorlanmıyordu. Avuçlarına aldığı her şey reçel kavanozunun kapağı gibiydi. Yeri geldiğindeyse bacaklarının arasına bile alıyordu. Bütün bu yaptıklarına değiyordu. Kızaran yüzünü görmüyordu. Ayna tutsalar bile bakmayacağını da herkes biliyordu. O herkes ki onun gözünde tenekeden kapaktı. Bir tek kendisi, düdüklü olan tencerenin kapağıydı. Arada ki tek farkta buydu.

- Zorlamak nasılmış?

- Güzelmiş. Güzel.

- İyi. Aferin.

- Ne oldu?

- Yok, bir şey!

Gidiciyim. Ama zoruna gidenim.

- Çok mu zor?

- Ukala!

OğuZ68
08-07-2010, 14:22
Çelişki

8/7/2010 ·



Meydanın ortasında duruyordu. Sessizdi.

- Çelişki içindesin.

Doğru olan düz çizgiydi. Fındık kadar beynini yorup, öğrendiğiydi. Kesik çizgilerin anlamsızlığı vardı. Sınırlarını zorlamadı. Gözlerinin gördüklerine inanıyordu. Göz ne gösterirse kapıyordu. Gözleri görüyor ama neyi gördüğünü ise sorgulamıyordu. Önüne ne konursa yiyecek olanlardandı. Yedi.

- Çelişkiler içinde boğuluyorsun.

Boy göstermekten hoşlanıyordu. Gösterdiği kadar da vermekten de hoşlanıyordu. Çok önemsemiş olduğu bir görevi, yerine getirdiğini sanıyordu. Cankurtaran simitlerine olan ilgisini de tatmin etmiş oluyordu. Boy veriyordu. Hayat kurtardığını sanıyordu. Herkes açılamazdı. Açılmanın zevkini çıkartıyordu.

- Çelişkide kalıyorsun.

Misafirperverdi. Önüne geleni yatıracak yer bulurdu. Yeri geldiğinde ters köşeye bile yatırırdı. Sarf edilen iki cümleyi, kapıyordu. Sahipleniyordu. Sürekli hareket halinde olduğundan, kalmayı sevmiyordu.
Cümlelerin, nereden gelip nereye gittikleri konusunda kendine çok güveniyordu. İşin piriydi. Ama hangi işin piri olduğunu bile bilmiyordu.

- İnsanı çelişkide bırakmakta, bire birsin.

İlkokulu okurken sayılara hayran kaldı. Sayıların çözücü olduğuna inandı. Sayılar her şeyi çözerdi. Sayılara göre yaşanılması gerektiğine inanıyordu. Sayılara olan saygısını ifade eden, yaşam tarzlarına hayrandı. Kim nereye ne bırakmış, hemen sayardı. Sayma konusunda öyle ustalaştı ki saymakla bitiremedi.

Oysa Yaz mevsimiydi.

Kırmızı kar bile yağmıyordu.

Üşüdü.

- Çok çelişkilerin var.
- Bilmiyordum.
- Öğrenmiş oldun.
- Keşke, sana daha önce denk gelseydim.
- Neden?
- Boşa yaşamışım gibi hissettim.
- Yinede şanslısın.
- Evet. Çok şanslıyım.

Gökyüzüyüm. Ama kafanı kaldırıp, bakamayacağın gökyüzüyüm.

OğuZ68
10-07-2010, 06:52
Biz

Aynı yolu adımlayan olamadık. Kaldırımlardı kaldıramadıklarımız, düştük.

İki ayrı bedende ki bendik. Bir noktanın anlamsızlığına benzedik. Kim bilir belki de hiçe anlam kattık. Hiç haberimiz olmadan, hiçi çoğalttık. Yan yana durduğumuz halde birbirimize uzak kaldık. Ne sen büyüdün, ne de ben, hep aynı kaldık.

Kuşun kanatlarıydık. Aynı anda hareket edecek, uyumlu olacaktık. Kısacası uyacaktık. Gökyüzünün sonsuzluğunda kaybolacaktık. Göçecektik. Kırılan olduk. Göçtük.

Kurulacak bir cümlenin, kelimeleriydik. Birbirini takip eden ve anlam katan cümlenin kelimeleri olacaktık. Virgülün soluk aldırmasında, soluklanacaktık. Sözlükte peşi sıra gelecektik. Benzeyecektik. Kurulmayı beklerken, kuruduk.

Kibrit kutusunun içindeki, kibrit çöpleriydik. Aynı kaderi paylaşacaktık. Yanacak olan bir yanımız olacaktı. Yandıkça da karanlığı aydınlatacak olan bir yanımız. Bir kerede yanacaktık. Yanmadık. Yanıldık.

Karşılık duran iki sokağın tabelasıydık. Birbirimizi görendik. Aynı yağmurda ıslanan aynı güneşle kuruyan ve aynı toza karışan. Yolunda gidecekti her şey, ikimizden birisi çıkmaz sokak tabelası olmasaydık.

Biz olacaktık.

Değişen bir şey olmayacaktı.

Oysa

Değişen bir harf oldu.

Siz olduk.

Bir o kadar uzak ve bir o kadar da soğuk.

Saat başı haberim. Ama benden habersiz olanların, haberi değilim.

OğuZ68
12-07-2010, 20:24
Piyasa


Üstü açık mıdır? Altı kapalı mıdır?

Gösteri dünyasında, göstermeye aşırı meraklı olanlar vardır. Gösterilerine başlamış olduklarında, kendilerinden oldukça emindirler. Ağızlarıyla kuş tutsalar yeridir. O haldedirler. Gösterirler.

Görmeye aşırı meraklı olanlarda vardır. Gösterilenin, esas amacına uygun hareket edip etmediğini umursamazlar. Gösterilmiştir. Görülecektir. Ağzı açık ayran budalası, olup olmadıklarının, onlar için anlamı yoktur.

Gösterdikçe ki gününü de olabilir, hüneri de olabilir. Fark etmez. Açılım gerçekleşir. Açıldıkça, denize açılmamış olmanın farkına varılır. Atılan kulaçların yerini, dudak aralarına sığmayan sözler ve kültürfizik hareketleri alır. Bu sayede çok kültürlü olmuş olmanın da gösterisi arada kaynatılarak yapılır.

Açılanı ve saçılanı görmemekse, dünyaya küs olarak yaşıyor olmanın belirtisi sayılır. Maymun iştahlığı eşliğinde, gözlerde açıldıkça açılır. Gözler gördükçe, bilgi denilen dağarcığında genişleyeceği sanılır. Görmede engel olmayınca, bir süre sonra gözlem evlerinin bile pabucu dama atılacak, hale gelir.

Göstere, göstere elden alınacak bir durum değildir. Gösterenin, üç kuruşluk dünyada kıt aklı yoktur. Aklını da peynir ve ekmekle yemiş değildir. Akıl gösterenin en değer verdiği saklısıdır. Neden ve ne için gösterdiğini bilir. Ve nereye kadar göstereceğini de bilir.

Göz göre, göre olmayacak duaya âmin diyen akla sahip görenlerin, görmüş olduklarına şükreder halleri de anlamlıdır. Görmemişin oğlu her yerde aranıp duruyorsa da boş yere aranıp durulmaktadır. Mendilini sallasan ucu değecek kadar çokluktadırlar. Çok mutludurlar. Mutlulukları yüzlerindeki rahatlıktan bellidir.

- Piyasaya gel!
- Nereye?
- Piyasaya!
- Nerede?
- O sende hiçbir şey bilmiyorsun!

Piyasadır.

Akşam vaktidir.

Gösterilir ve görülür.

Ama

Alınıp verilmez.

Ağızdan çıkan küfürüm. Ama çıktığında yerini bulmayanlardan değil…

OğuZ68
14-07-2010, 07:30
Dolmuş

14/7/2010 ·





Her şeyin vakti vardı.

- Dolmuş mu?

- Dolmuş.

Gördüğünü sanıyordu. Haliyle de dolduğunu. Dolduğunu anlamak, kolay geliyordu. Kolayına gelenleri de yapmak işine yarıyordu. Çözüm basitti. Alayına gidiyordu.

- Çok mu dolmuş?

- Çok, çok.

Salıncağı sallamak gibi sanıyordu. Sallıyordu. Bir yandan sallarken, diğer yandan da uyumaya hazırlanıyordu. Azı çoğu bildiğini zannederken, taşmış olanı algılamakta zorlanıyordu. Ellerinin ayarına güveniyordu. Herkesi de ayar ediyor olduğunu sanıyordu.

- Dolmuşsa dokunma!

- Tamam. Dokunmam.

Her şey tamamdı. Kendisi eksikti. Her şeye dokunabileceğini sanıyordu. Dokunurken de her şeyi hissedebileceğini sanıyordu. Dokundurma eylemiyle dondurma kelimesini bir arada tutan akla sahipti. Değişecek olan külahları da anımsıyor olması da boşa değildi.

- Dolmuşsa gel!

- Gelmesem. Olmaz mı?

İki arada bir derede kalmak istemiyordu. Atılacak köprülereyse, kılını bile dokundurtmuyordu. Atacağı her adımı hesaplarken, korkuları da çoğalıyordu. Gelme eyleminde, kendisine toz bile kondurmuyordu. Ama her şeye de gelmek istemiyordu. Tek akıllı oydu. Oyduğunu da görenler olmadı.

- Ne olmuş?

- Dolmuş. Dolmuş.

- Hadi ya!

- Valla! Sahiden.

Dolan gözlerim. Ama boş,boş bakan gözlerin,dolanı değilim…

OğuZ68
15-07-2010, 05:46
Üstü Kalsın

15/7/2010 ·



Ayna duvarda asılıydı. Ben gördüm. Sen gördün. O görmedi.

- Midemi bulandırdı!

- Benimde.

Akıl hocalarından aldığı dersler, meyvesini veriyor sandı. Akıllanmak, reddedilmeyecek kadar çekiciydi. Ama akıllanmadı. Aksine kıllandı. Kıllandıkça da yerinde duramaz oldu. Tüy dökmek için işe yarayan, her ne varsa, eliyle bir kenara itti. Kader; köşedeki evde, annesiyle yaşayan kadının adıydı. Bilemedi. Göremedi. Haliyle de bakamadı.

- İçime sinmedi!

- Var bir şey. Var.

Araştırmacı ruha sahipti. Bıkmadan, usanmadan araştırıyordu. Araştırdıkça da karıştırıyordu. Fark etmiyordu. Mevla’sını bulmak için arıyordu. Oysa Konya şehri hava yoluyla yakındı. Çok biliyordu. Kara yolu tercihi oldu.

- Nereye kadar saklayacak?

- Hiç, işte!

Pes etmek kitabında yazmıyordu. Yazmayı unuttuğunu ise aklına getiremiyordu. Aradığını bulamadığı zamanlarınıysa, yaşanmamış kabul ediyordu. Yaşanmayınca da yaşlanmayacağı aklına geliyor, neşeleniyordu. Saklı olan hiçbir şey yoktu. Duvara yüzünü dayayıp, gözlerini kapatmış olanlarsa çoktu. Haberi yoktu.

- Karanlık işleri sevmiyorum.

- Aynen.

İnsan Kaynakları konusu, uzmanlık alanıydı. Temiz ve sağlam kaynak yapması da bundandı. Çok kaynak yaptığı için, gözlerini koruması gerekiyordu. Hal böyle olunca da karanlığı çok sevmiyordu. Ama kaynak yapa, yapa arada kaynayıp gitmesini de biliyordu. Koca tencerede kaynayan çorbaya özenip, kaynıyordu. Ateşli olmasına sebep olan şeyde buydu.

Sıradan yaşıyorum. Kimseden hesap sormuyorum. Bir tek hayattan hesap soruyorum. Hesabı getiriyor. Ödüyorum.

-Üstü kalsın. Diyorum.

Saklıyım. Ama gören gözlerin önündeyim.

OğuZ68
16-07-2010, 22:28
Sürücü

16/7/2010 ·


Çekirdeğin bulunduğu paketi eline aldı.

- İyi sürüyorsun.

- Sürerim.

Kaz gelecek olan yerden, tavuğu esirgemek olmazdı. Kazanmak, heyecan demekti. Kazanmaya başladı. Kızarmış olan ekmek dilimine, tereyağı sürer gibiydi. Manavda sebze meyve satılırdı. Bunu bilenlerden birisiydi. Ama manavları kıskananlardan birisi olduğu da her halinden belli idi. Verilecek dersler vardı. Verdirmekte zorlanmadı.

- Sürüşünü çok beğendim.

- Sağ ol.

Kremi sürmek için, eline alması gerekiyordu. Hareket çok basitti. Aldı. At ile deve değildi. Bu ayrımı yapabiliyordu. Kolay olan her şey aynı zamanda güzeldi. Güzellikle yapılacak olan her şeyde başarıyı getirirdi. Başardı. Tereyağından kıl çekmek gibiydi. Çekti. Ve aldı.

- Süre, süre yorulmadın mı?

- Yok. Yorulmam.

Gözlerini fal taşı gibi açmasını bilmek gerekiyordu. Bildi. Renkleri ayırt etmesi gerekiyordu. Ayırt etti. Yorulmuyordu. Ama yordu. Dinlenmeden sürmek gerekiyordu. Sürdü. Yetişecek olunan yerler vardı. Yetişti. Muradına ermesi gerekiyordu. Erdi.

- Sürmek için yetenek gerekir.

- Tabi. O olmazsa olmaz.

Doğuştan yeteneği vardı. Yeteneğinin kalıtsal olduğuna inanıyordu. O nedenle de babasına yapılan göndermelere, sıradan bakan birisi oldu. Yetenekleri arasında zikzak makinesini de kullanmak vardı. Kullandı. Kullanmakla kalmadı. Üstüne de çiziverdi.

Kara koyun sürüsü içinde olmak lazımdı. Bunun içinde kararmak gerekiyordu. Karardı.

Tüm uyarılar masal gibi geliyordu. Masal dinlemeyi de seviyor ve dinlerken, melekler gibi uyumak istiyordu. Uyudu. Masalı anlatansa Azrail’den başkası değildi. Azrail’de bir melekti.

Sürüsüne bereketim. Ama sadece akıllı olanların…

OğuZ68
18-07-2010, 16:12
Sert Çocuk


18/7/2010 ·





Akşam güneşi batarken, canımız acımadı.

- Çok sertsin!

- Öle

Kısa ve net idi.

- Bu sertlik sana yakışıyor.

- Yakışır.

Ormanın Kralıydı.

- Bakışlarındaki sertliğe hayranım.

- Pis bakarım.

Kırk altı numaralı bakışıydı.

- Sakın yumuşama!

- Merak etme. Yumuşamam.

Taş gibiydi.

- Sert kayaya çarpmış gibiler.

- İyi. Öğrendiler.

Öğreticiydi.

- Sert çocuksun ama…

- Ama…

Kelimeler bile uygundu. Terslik vardı. Hesapçıydı. İçten yanmalı motorlar gibi içten pazarlıkçıydı. Oysa sert olmak, hesapsız olmak demekti. Geride ne bırakmış olduğunun hesabını yapmamaktı.

Dokununca sertlik hissedilir. Dokundurtmaksa herkese nasip değildir.

Nefesim. Ama tutamayacağınım.

OğuZ68
03-11-2010, 19:02
Ders Vermek

22/7/2010 ·


Limonlar sıkıldı.


- Ders mi veriyorsun?

- Evet.


Kolay, kolay verecek olanlardan değildi. Almasını çok iyi bilirdi. Hayatında yaptığı ara sıra değişikliklerden birisiydi. Öğretmesi gereken dersler vardı. Alış verişti. Aradaki tek farksa, ürünler ve üzerinde duran fiyatları yoktu.

- Dersini verdin mi?

- Verdim. Verdim.

Savaştan zaferle çıkan komutan edasıyla yürüyordu. Savaşın evinden, Zafer’le çıkmış olduklarını ise, Zafer’i yanında yürürken gördüğünde anladı. Kafasının karma karışık olmasına kızdı. Yoğun geçen zamanları yaşıyordu. Sorumluluk altında olmaksa onu ayakta tutuyordu.

- Ders verdiğinde zorlanıyor musun?

- Yok. Basit.


Denizin kıyısından denizin üstünde taş sektirmek kadar basitti. Atılacak olan ne varsa hiç düşünmeden, atıyordu. Fazla da düşünmüyordu. Taşın ebadı ve şekilsizliğini de kafasına takmıyordu. Elini sallıyordu. Denizin üzerindeki martılarda çığlıklar atarak karşılık veriyordu.

- Dersini almış mı?

- Almış, almış. Sorun yok.

Alırken görmüştü. Hatta görürken de yanındakilere de göstermişti. Görenlerde sadece başlarını eğip kaldırıyorlardı. Onlarsız yaşam olmazdı. Onlar olmasa, aranılacak olan Noter bulmak zordu. İyi ki vardılar. İyi ki yanındaydılar.


- Ders alacak birileri olursa, ararım.

- Ara, ara. Kolay bulursun.

- Güzel. Hadi gel çok yorulmuşsundur. Dinlen.

- Valla ya. Resmen bittim.


Küçüğüm. Ama eline avucuna sığacak kadar da değilim…

böngürdek
03-11-2010, 19:04
süt döküldüydü
bi süre sonra yapış yapış oldu
sonrada mum kıvamına geldi

benım anladıgım bu

OğuZ68
03-11-2010, 19:09
Koymak

29/7/2010 ·




- Elinden geleni, ardına koyma!

- Tamam.


Eline gelmesini bekliyordu. Göstermek âdeti değildi. Ama eline geldiğinde gösteriyor olmanın tadına varacaktı. Hele bir gelsin idi… Gerisi, çocuk oyuncağı kadar basit ve rahat olacaktı. Eline geldi. Ama nereye ve ne şekilde koyacağını unuttu.

- Her şeyi her yere koyup durma!

- Olur. Koymam.


Evin planı vardı. Plana göre hareket etmesi gerekiyordu. Bunun içinde ölçüler alması lazımdı. Onun içinde mezura olması gerekiyordu. Bunların hiçbirine gerek olmadığını düşündü. El kararı ve göz yordamıyla, her şeyi yerli yerine koyabileceğini zannetti. Bir bakış atması yeterliydi. Bakışını attı. Oysa evdeki kapılar dardı. Koymayı planladıkları ise yanlamasına duruyordu.

- Koyarken dikkat et!

- Ederim.

Elinde tuttuğunu çok değerli sanıyordu. Bu nedenle de dikkat etmesi gerekiyordu. Ufak olarak nitelendirilecek hatayı bile yapmamalıydı. Adımlarını yavaştan atıyordu. Atılan her yavaş adımda, dikkatini çoğaltıyordu. Her şey dikkatti. Ama elinde tutmuş olduğu nesnenin elma sepeti olması da işin gerçeğiydi.

- Koyacağın zaman bana haber ver!

- Olur. Veririm.


Haber önemliydi. Tek önemli olmayansa haberin nereden gelip, nereye gittiğiydi. Uçan kuşlardan haber almakta herkese nasip değildi. Koymak istediğini gözleriyle seçti. Daha sonrada tam koyacağı vakit haber verdi. Haberler izlendi. Haberde gökten taş yağacağı söyleniyordu. Ama çakıl taşı olduğu da ayrıca belirtiliyordu.



Koymak eylemdir. Ama nereye ne şekilde koyacağını bilmek ise akıllılıktır.



Süt dökmüş kediyim. Ama bildiğin sokak kedisi değil.

OğuZ68
03-11-2010, 19:11
Ne Dersen De

1/8/2010 ·



İki yakası bir araya gelmeyenlerin toplantısı vardı. Düğmeler gelmedi. Düğümlerse oradaydı.

Herkesin olmazsa olmazları vardı. Ama hayatında vardı. Olmayınca olmuyordu. Eksik olan bir şey bulunuyordu. İstek şarkılar çalan radyoyu dinlemeye benzemiyordu. Sonu güzel biten ne kadar masal varsa, onları dinlemeye hiç benzemiyordu. Elindeki keskin kılıcıyla ortalık yerde duran hayat, saklanmıyordu.

“Hayat acımasız.” Derneğinin düzenlediği çiğ köfte günleri yapılıyordu. Tatlar alınıyor, doyum olmuyordu. Bilinen gerçekler, tek sıra halinde kuyruğa giriyordu. Kuyruk uzayıp gidiyordu. Hiç ortada duruyorken hiç kimse hiç kimseyi tanımıyordu. Çiğ köftelerin ardından içilen ayranların beyaz köpükleriyse, dudakların kenarlarında izler bırakıyordu.

Yaşanması gerekenler yaşanıyordu.

Beklenmedik anların, davetsiz misafirlik hallerine hizmetler ediliyordu. Hazırlıksız yakalanmak böyle oluyordu. Üzerlerden atılan şaşkınlıklar, uzun ömürlü olmuyordu. Hayat yoğun bakım ünitesiydi. Ama sürekli bakım ve onarım gerekiyordu.

Koşar adım düşlerinde düştüğün zamanlar oluyordu. Düştüğündeyse, kabuk bağlayacak olan yaraların oluyordu. Düştüğün anları anımsadıkça, kabuklarında kaşınmaların başlıyor ve ardı sıra kabukların yok olup gidiyordu. Gerideyse sadece izleri kalıyordu. Bir sonraki düşlerinde düşeceğin ana kadar canın acımıyordu.

“Hayat güzeldir.” Reklam panosunun altında gülen yüzlere sahip olanlar duruyordu. Gülerken ağlayacakları ana kadar olan gülücükleri anlamlar taşıyordu. Kaçıncı doğum günlerinin yerini aldığını bilemediğin gözyaşlarıysa, insanı büyütüyordu.

Ne dersen de…

Geldik ve gidiyoruz durumları yaşanıyordu.

Ve

Yine ne dersen de...

Adı hiçbir zaman konulamıyordu.

Lambaya denilen püfüm. Karanlığa bir kibrit çakman için…

OğuZ68
03-11-2010, 19:13
Üç Nokta

17/9/2010 ·





Akıl izleri arandı. Bulunamadı.

- Dört köşe olsun.
- Olsun.

Zevkti.

- Bende olsun. Onda olmasın.
- Olmasın.

Kıskançlıktı.

- Sakın! Kimseye verme.
- Vermem

Bencillikti.

- Ondan nefret ediyorum.
- Bende.

Sevgisizlikti.

- Hadi sende ol.
- Çoktan oldum.

Ne oldum delisi de olundu.

Paylaşıldı.

Hepsinin sonuna tek nokta konuldu.

Parmak izleri arandı. Bulundu. Gökten üç elma düştü. Gerçek sanılarak yaşanılıp durdu.

- Biz neden böyle olduk?
- Bilmem.

Üç noktayım. Yan yanayım. Yansan bile aklının ermeyeceğiyim.

OğuZ68
03-11-2010, 19:14
Safları Birleştirin

23/9/2010 ·





Görünen köy kılavuz istemezdi. İstendi.

Görmek ile duymak arasında fark vardı. Farkın farkına varamayanlarda vardı. Umursamazlık gözler önüne serilirken, art niyetler saklanılıp durdu. Sular duruldu. Karadeniz de gemiler hiç batmadı.

Bilmek ile bilmemek arasında fark vardı. Neyi bilmesi gerektiğinin farkında olmayanlarda var idi. Biliyor olup bildiklerini unutmakta vardı. Yaşlandıkça kuru kalındı.

Atmak ile tutmak arasında fark vardı. Bol keseden atıldı. Atılanın ne olduğunu bilmeden de tutuldu. Tutulunca da boş yer kalmadı.

İyi niyet ile kötü niyet arasında fark vardı. Tavşanın ağzında tutulan niyetle karıştırıldı. Neye niyet neye kısmetse, baş tacı edildi. Yarışma bitti. Kral ve Kraliçe muradına erdi.

Değerli olanla değersiz olan arasında fark vardı. Değerin ne olduğu ise akıllarda kaldı. Aklın yolu birdi. İki aranmadı. Akıl yorulmadı.

Çıkar ile çıkmaz arasında fark vardı. Farkı görmeyenleri heyecan dalgası sardı. Çıkar emreden kelime olmasına rağmen çok sevildi. Çıkmaza ise girenler az oldu. Çıkar çıkmaz alınacaktı. Yan yana gelince vazgeçildi.

Yaşanan ile yaşanmayan arasında fark vardı. Ne yaşar ne yaşamaza bağlandı.

- Çok safsın!

- Neye göre safım?

- Bana göre safsın.

- Sana göre safım öyle mi?

- Evet!

- Peki.

Sözler ile algı arasında fark vardı. Söz bitti. Algı kaldı. Öyle ki uzaktan gelen ses bile hemen algılandı.

- Safları birleştirin.

- Oldu.

Kafadan yapılan hesabım. Ama her zaman tutmayanım.

OğuZ68
03-11-2010, 19:16
Denizkızı

15/10/2010 ·



Çok uzaklarda doğdu Uzun kahverengi olan saçlarının renginde olan topraklarda, büyüdü Dünya büyüktü ama hayallerinin yanında, kıyaslanamazdı Kalabalıkları sevemedi Kuru gürültünün arasında sessiz kalanlardan oldu Yıllar peşi sıra devrilirken, ayakta kalmayı öğrendiHayat yaşanılacak kadar değerliydi Pamuk ipliğinin ucuna bağlı olsa bile…

- Merhaba Nasılsın?

- Teşekkür ederim Sen nasılsın?

- İyiyim Ama çok yorgunum Biliyorsun, sınavlar zorluyor

- Evet Anlatmıştın Sanırım uyumadın

- Uykusuzum Ama birazdan yola çıkacağım Bodrum’da ki yazlığımıza gideceğim

- Dinlenmeden mi?

- Evet Çok fazla sürmeyecek, birkaç gün kalacağım

- Tamam Geldiğinde görüşürüz

- Seni seviyorum

- Bende seni seviyorum

Hayat zorluklarla dolu gerçeğiyle birlikte ortada duruyordu Yolun kenarında duran, ağaçların dallarında ki yaprakların, Sonbahar mevsimi geldiğinde toprağa düşmesi gibiydi Önünde engel olmayan ya da engel olması istenilen her ne varsa bir sebebe bağlı olarak duruyordu Kimi zaman küçük olan yeri geldiğinde ise büyüyen sebeplerdi

Yollarda zorluklarla doluydu Keskin dönemeçlerle doluydu Düz olmamasına sebep olan neyse, ortaya çıkacağı zamanı bekliyordu Arabasını kullanırken, aklından geçenleri kenara koymak istemiyordu Bir kenara koyduğunda çözüme ulaşmayacağının farkındaydı Etrafında bulunan bazı insanları sevememişti En büyük etkende kendilerinin hayatları dışından olan hayatlara, saygısızca davranıyor olmalarıydı Kendi dünyalarının sınırları dışında, başka dünyalar olmasını istemeyenleri, kendiside istemiyordu

Denize kavuşmak istiyordu Ona can kattığına inandığı, denizi çok seviyordu Balıklar gibi yüzmesini ve martı gibi denizin üstünden, gözleriyle teğet geçecek şekilde bakmaktan çok hoşlanıyordu Soyadının bunda etkisi olduğunu düşündüğü zamanları geride bırakmıştı Deniz gibi engin ve sonsuz bir kalbe sahip olduğunu biliyordu Babasından bunu öğrenmişti

Keskin dönemeçlere sahipti yollar

- Sence aşk nedir?

- Aşk denizdir

- Deniz mi?

- Evet

Kaybetmek diye bir şey yoktu Diye içinden geçirdi denizin kenarında oturmuş olan adam Yavaşça oturduğu kayalıklardan kalktı Ellerini cebine sokarak, yürümeye başladı Birazdan yağacak olan yağmur damlalarına, yanağında yer açacak kadar da yavaş yürüyordu
Denize bakan gözleri, aklına düşürüverdi

Kaybetmek diye bir şey yoktu Sadece özlemek vardı Yaralı bir kuşun kanadı olmuş olsan da yaşamak vardı

15/10/2010 İstanbul

OğuZ68
03-11-2010, 19:18
Hesapsız kitapsız yaşıyorum
Gece yatmadan önce
Odamın kapısı açılıyor
İçeriye giriyor
Elinde kalem tutan
Pinokyonun
Kendisi

30/09/2010 İstanbul

OğuZ68
03-11-2010, 19:19
O Tepenin Ardında.

20/10/2010 ·



Özgürlük sunan orman arazisi varmış Bir gün orman arazisinin üç yerinde,aynı anda yangın çıkmış Örselenmiş duygulara sahip olduğunu sanan, ormanın tek ayısı,telaşlanıp durmuş Telaş içinde, nereye saldıracağını bilemeyen ayıyı görense, özünü gül sanan papatya imiş Ayıya seslenmiş

- Ne oluyor?

Papatyanın sesini duyan ayı gülmek istemişGülememiş Korkmuş halde, gökten üç şeyin düştüğünü söylemiş Ve ormanın yandığını anlamayan papatyaya,yangını görmediği için kızmış Ayı ile papatya yangın telaşına düşmüş iken, yanlarına geleni görememişler

Ormanın en eskisi olan eşek, firari duyguların esareti altında,zevki ve neşesi kaçmış halde

- YanacağızCanımızı kurtaralımDiyerek anırmaya devam etmiş

Orman yanmaya devam ederken,ormanın en eskisi olan eşek,ayı ve papatya düşmekte olan kızıl ağacın altında ezilmemek için,kaçmaya başlamışlar

Çocuk masalıyım Ama kendisini büyümüş sanan çocuklara anlatılan cinsinden

OğuZ68
03-11-2010, 19:21
Dört duvar arasındayım
Ne yaşadığını sandıklarının
Ne de yaşanmışlıklarının
Anlamı yok
Birazdan hava kararacak
Ne gördüklerin
Ne de göreceklerin
Aydınlanmayacak
Sayfaları yırtılmış kitapsın
Okunmayacak
Dört duvar arasındayım
Burada yerin hiç olmayacak

29/10/2010 İstanbul

OğuZ68
03-11-2010, 19:22
Ağır cümlelerinin ardından dağılsın sözlerin. Hafifliğini görelim

29/10/2010 İstanbul

OğuZ68
03-11-2010, 19:23
Sen saymaya devam et. Ona gelince dur.

29/10/2010 İstanbul

OğuZ68
03-11-2010, 19:24
Yüzünü bana gösterme. Ellisini gördüm. Yeter. Yüzünü ona göster ki bir sıfırı daha eklemiş olmanın, mutluluğunu yaşasın

29/10/2010 İstanbul

OğuZ68
03-11-2010, 19:25
Sınırındayım.
Tel örgülerin gerisinde mayın tarlasının ortasında
Duruyorum.
Bir adım ötesi senlik
Bir adım gerisi sensizlik
Aniden
Bir kuş kanatlanıyor
Gökyüzüne
Bakıyorum
Bir kanadı özgürlük
Bir kanadı hüzün
Sınırındayım
Senin ve gökyüzünün

29/10/2010 İstanbul